EKSEN

EKSEN

By Sputnik TürkiyeNewsNews Commentary
Download on the App Store

EKSEN episodes

  • ‘Tamamen Batıcı olmak, Türk jeopolitiğini feda etmeye eşdeğerdir’

    ABD’nin başkenti Washington’da gerçekleştirilirken Kuzey Atlantik İttifakı’nın (NATO) 75’inci yıl zirvesi sona erdi. ABD’nin Demokrat Başkan Joe Biden’ın akli durumuyla ilgili tartışmaların yankılandığı zirveye, Ukrayna çatışmasını sona erdirmek için arabuluculuğa soyunan Macaristan Başbakanı Victor Orban’n girişimleri damga vurdu. Orban zirve biter bitmez Florida’ya giderek Biden’ın Cumhuriyetçi rakibi Donald Trump ile buluştu. Zirvenin hemen akabinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘ŞİÖ’ye tam üyelik’ hedefinden bahsetmesi de dikkat çekti.

    NATO’nun 75’inci yıl zirvesi; Biden’ın ‘ittifak tarihinin en güçlü döneminde’ söylemlerine rağmen çatlakları ortaya sermiş görünüyor.

    Bu koşullarda Ukrayna çatışmasını sürdürme kararlılığı ile Çin Halk Cumhuriyeti’ne Rusya ile ilişkileri nedeniyle ağır ithamların yer aldığı zirve bildirisi ‘muallakta’ kalmış gibi görünüyor.

    NATO zirvesi ve kabul edilen ortak bildiride yer alan unsurları Emekli Tümamiral Cem Güdeniz ile konuştuk.

    Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’e göre, Anglo-Sakson temelli Pax-Amerikana veya Atlantik temelli küresel hegemonya sistemi artık sona erdi. NATO zirvesinde bunun net bir şekilde görülebildiğini belirten Gürdeniz, NATO’nun 75. Yılı zirvesinden sonra yayınlanan bildirinin adeta son bir manifesto olduğu değerlendirmesinde bulundu:

    Gürdeniz’e göre NATO zirvesi sırasında ABD iç politikada ciddi bir baskı altındaydı. Özellikle Başkan Biden’ın sağlık durumunun giderek kötüleştiğini hatırlatan Gürdeniz, diğer yandan Donald Trump’ın seçileceğine adeta kesin gözüyle bakıldığı bu siyasi ortamda, Amerikan askeri-endüstriyel kompleksinin muazzam endişe duyduğunu anımsattı:

    ABD’nin NATO zirvesi öncesi yaşadığı üçüncü baskının dış politikayla ilgili olduğunu ifade eden Cem Gürdeniz, bunun Ukrayna ve Doğu Avrupa’dan kaynaklı olduğunu dile getirdi. Rusya’nın izole edilmesi hedefinin suya düştüğünü kaydeden Gürdeniz, Hindistan lideri Modi’nin Moskova ziyaretinin bu açıdan kritik olduğunu vurguladı. Gürdeniz’e göre itibar kaybeden ABD’nin, NATO zirve bildirisinde yer alan maddelerin içinin doldurulması oldukça zor:

    Cem Gürdeniz’e göre NATO sonuç bildirisinde yer alan Çin aleyhtarı söylemler, özellikle ABD ve İngiliz girişiminin izlerini taşıyor. Amerika’nın AB ile Çin arasında giderek azalan ticarete dahi tahammül edemedğini kaydeden Emekli Tümamiral Gürdeniz, öte yandan NATO’nun soykırım savaşı yürüten İsrail’e yönelik hiçbir tepki koymamış olmasına dikkat çekti:

    Rusya’nın öncülük ettiği Kuzey Deniz Rotası üzerinden geçen yıl 100 milyon ton yük taşındığını aktaran Gürdeniz, NATO zirvesi bildirisinde bu deniz yoluna yönelik mesajlar içerildiğini belirtti. Gürdeniz’e göre bu mesele Ukrayna savaşının başlamasının da temel nedenlerinden:

    NATO’da ciddi kırılmalar yaşandığını ve bunun 75. yıl zirvesine de yansıdığını vurgulayan Gürdeniz’e göre, Macaristan Başbakan Orban’ın, Donald Trump ile yaptığı görüşme oldukça önemli. Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zirvesdeki ŞİÖ çıkışını bir “tokat” olarak değerlendiren Cem gürdeniz, Türkiye’nin bu çok eksenli diplomasiden çıkmasını savunan siyasi partilere uyarılarda bulundu:

    Avrupa’ya yaptığı son ziyaretlerden gözlemlerini aktaran Emekli Tümamiral Gürdeniz, Amerikan woke ideolojisinin ve ABD hegemonyasının her yerde hissedildiğini aktardı. Avrupa’'da yükselen milliyetçi ve “aşırı sağ” diye tabir edilen akımların salt göçmen karşıtlığı ile ortaya çıkmadığını vurgulayan Gürdeniz’e göre, bu yükselişin asıl sebebi Avrupa halklarının ABD hegemonyasının zincirlerini kırmak istemesi:

    Almanya ve Japonya’nın halihazırda ABD askerleri tarafından işgal altında olduğunu ve bu yüzden bu ülkelerin Amerika’nın direktifleri dışına çıkamadığını vurgulayan Cem Gürdeniz’e göre, Almanya’nın jeopolitik aklı tamamen Amerikalı neoconların kontrolü altında:

    ABD’nin Almanya’ya hipersonik füze konuşlandıracağı yönündeki beyanını değerlendiren Cem Gürdeniz, Amerikan endüstrisinin henüz Rusya ve Çin gibi seri üretim hipersonik füze imal edecek kapasitede olmadığını ifade etti:

    Emekli Tümamiral Gürdeniz, Rusya’nın Ukrayna’da İsrail’in Gazze’ye yönelik yürüttüğüne benzer bir savaş politikası yürütmediğini vurgularken, NATO üyesi ülkelerin tamamının da bu krize aynı pencereden bakmadığını belirtti. Gürdeniz, Macaristan, Slovakya ve Türkiye’ye dikkat çekti:

    NATO’nun 500 bin kişilik müdahale gücü olduğu değerlendirmelerini gerçekçi bulmayan Gürdeniz, ‘Rusya’nın Avrupa’ya saldıracağı temasını’ bir tehdit olarak canlı tutma çabasının da tamamen ABD çıkarlarıyla ilgili olduğunu vurguladı. Gürdeniz, 24 Şubat 2022’den bu yana AB ülkelerinin, ABD silah şirketlerinden silah siparişindeki artışın yüzde 75’e ulaşmasına dikkat çekti:

    Gürdeniz’e göre savaş bitse dahi geriye kalan Ukrayna’nın NATO’ya üye olmasına Rusya’nın göz yumması, ulusal güvenlik endişeleri sebebiyle gerçekçi değil. Türkiye’deki bazı yayın organlarının NATO bildirisini doğru anlamadığını belirten Gürdeniz ‘Kiev’e her yıl 40 milyar avro’ verilecekmiş gibi sunumlara atıfta bulundu:

    NATO’nun hava savunma birimlerine ilişkin açıklamasını değerlendiren Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’e göre, NATO ülkelerinin Rus füzelerine karşı önleme kabiliyeti yüzde 15 civarında. Avrupa’nın savunma sanayisini tamamen Ukrayna için kullandığını anımsatan Gürdeniz, herhangi bir Tayvan senaryosunda NATO’nun müdahalede bulunabilecek teçhizatının olmayabileceğini dile getirdi:

    Cem Gürdeniz, NATO bildirisinde dikkat çeken bir başka maddenin, sualtı altyapılarının savunulması olduğunu aktardı:

    Bosna-Hersek’te yaşanan katliamlara 29 yıl önce alenen göz yumulduğunu anımsatan Güdeniz, bugün de NATO bildirisinde özel olarak Balkanlardan bahsedilmesinin nedenlerine dikkat çekti:

    Cem Gürdeniz’e göre, Türk diplomatların girişimiyle NATO bildirgesine Montrö Sözleşmesi’ne uyulacağı ifadesinin eklenmesi olumlu bir gelişme. Öte yandan Karadeniz’deki asıl riskin Romanya’dan gelebileceğini işaret eden Gürdeniz, Tuna havzasında etkili olan Romanya’nın, 2000’li yılların başından beri süratle ABD güdümüne girdiğini ifade etti:

    Emekli Tümamiral Gürdeniz, Türkiye-Romanya-Bulgaristan üçlüsünün kurduğu Karadeniz’deki mayın karşı tedbirler görev grubu komutasının ocak ayında Romanya’ya geçeceğini anımsattı. Gürdeniz, Romanya’nın ABD ile olan sıkı bağlarına dikkat çekerek, provokasyon girişimlerine karşı uyarıda bulundu:

    Cem Gürdeniz’e göre, NATO ülkeleri hala daha firari FETÖ üyelerini himaye ederken NATO zirvesinin 2026’da İstanbul’da yapılması talihsizlik olur:

    1 hr 25 min
  • 'ABD Çin’e yakın bölgeleri askerileştirerek ekonomik gündemi güvenlik gündemine dönüştürmek istiyor’

    NATO liderleri, ittifakın 75. yılında ABD’nin başkenti Washington D.C.’de bir araya geldi. Zirve sonrası yayınlanan bildiride, Amerika’nın uzun menzilli füzeleri Almanya’ya yerleştireceğini açıklaması dikkat çekti.

    Öte yandan Polonya’da balistik füze savunma biriminin aktif edileceği bildirildi. Öne çıkan bir başka madde, NATO’nun Karadeniz ısrarını sürdürdüğünü açıkça ifade etti.

    Bildiride ayrıca Çin’e, Rusya’ya ve İran’a yönelik çeşitli mesajlar yer aldı.

    NATO’nun 75. senesinde Washington D.C.’de düzenlenen liderler zirvesini, zirve sonrası yayınlanan bildiriyi ve NATO’nun verdiği mesajları, güvenlik ve siyaset analisti Suat Delgen ile konuştuk.

    NATO liderler zirvesi sonrası yayınlanan bildiriyi yorumlayan Suat Delgen’e göre Amerika, Çin ile olan mücadelesini bir NATO-Çin mücadelesine dönüştürmek için yoğun çaba harcıyor. Güney Kore gibi ülkelerin savunma sanayisini ve güvenlik politikasını NATO’ya entegre etme çabaları olduğu konusunda uyarılarda bulunan Suat Delgen, ABD’nin stratejisinin, Çin’in ihracat bölgesi olan Asya-Pasifik’i bir güvenlik-askeri bölgeye çevirerek Çin ekonomisine darbe vurmak olduğunu kaydetti:

    NATO’nun İran’a ve seyrüsefer özgürlüğüne vurgu yaptığını dile getiren Delgen, öte yandan Babülmendep Boğazı’ndaki krizden doğrudan bahsedilmemiş olduğuna dikkat çekti:

    Karadeniz hedeflerinden vazgeçmeyen NATO’nun Montrö sözleşmesine atıfta bulunduğunu belirten Delgen, öte yandan bildiride Rus birliklerinin Abhazya, Güney Osetya ve Transdinyester bölgelerinden çekilmesinin vurgulandığını aktardı:

    Polonya’nın Ukrayna hava sahasındaki Rus füzelerini vurma tehdidini hatırlatan Suat Delgen, NATO zirvesi sonrası yayınlanan bildiride Polonya’daki NATO balistik füze savunma biriminin aktif hale gelmesinin endişe verici olduğunu ifade etti:

    Suat Delgen, NATO bildirisinde terörizm tanımının net olmaması sebebiyle üçüncü maddenin Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılamayacağının altını çizdi:

    Suat Delgen’e göre Türk yetkililerin en çok ilgi gösterdiği alan, NATO savunma forumu oldu. Suat Delgen, Türk savunma şirketlerinin gelecekte savunma bütçesini artıracak NATO ülkeleri ile çeşitli anlaşmalar yapmak istediğini vurguladı:

    Amerika’nın birçok uzun menzilli füze sistemini Almanya’ya transfer edeceğine ilişkin bildiri maddesini değerlendiren Suat Delgen, Amerika’nın kırılgan güvenlik ortamından faydalanarak Avrupa’da dizginleri daha sıkı tutmaya başladığı yorumunda bulundu. Delgen’e göre Avrupa’nın güvenlik endişelerinin artması, ABD’nin kıtadaki hakimiyetini ve devletler üzerindeki etkisini pekiştirecek alanlar açıyor:

    Biden’ın NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in eşiyle ilgili yaptığı belaltı gafa değinen Suat Delgen, Washington D.C.’ye gelen liderlerin gözünü Donald Trump’la randevuya diktiğini kaydetti. Delgen’e göre Trump’ın seçilmesi durumunda Amerikan devletinin NATO ile ilgili tutumu değişmeyeceği gibi, mevcut politikalar Avrupa’yı NATO’ya daha da bağımlı hale getirdi:

    Ukrayna’ya verilecek düşük miktarda silahın savaş alanında kayda değer bir değişiklik yaratmayacağını kaydeden Delgen, Rusya’nın çatışmalara adapte olduğunu ve geliştirdiği yeni taktiklerle sahada hakimiyeti sağladığını belirtti. Delgen’e göre Rusya’nın nükleer doktrini oldukça açık olsa da ABD, Ukrayna’daki çatışmaları olabildiğince uzatmayı hedefliyor:

    Suat Delgen’e göre, kendileri BM kararlarına uymayan NATO ülkelerinin Çin’e bu yönde bir çağrıda bulunması, ittifak üyelerinin samimiyetini sorgulatıyor:

    1 hr 24 min
  • 'Pezeşkiyan’ın Türk olması politikaları etkilemez. İran’da karar alıcı olan Hamaney’dir’

    İran'ın önceki Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, 19 Mayıs'ta yaşanan helikopter kazası sebebiyle hayatını kaybetti. İran'da sandıkların 28 Haziran'da kurulması kararlaştırıldı fakat seçimler ikinci tura kaldı. Basında Türk kökenli olmasıyla öne çıkan Mesud Pezeşkiyan, oyların yüzde 54'ünü alarak cumhurbaşkanı seçildi. Muhafazakar kanadın adayı Said Celili ise yüzde 45 oy alabildi.

    Reformist Pezeşkiyan, İran'ın farklı bölgelerinde toplumun farklı kesimlerine hitap ederken öne çıktı. Pezeşkiyan'ın ABD ile nükleer müzakerelere geri dönme konusundaki konuşmaları dikkat çekti.

    İran'daki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini, Mesud Pezeşkiyan'ın galibiyetini ve Pezeşkiyan sonrası İran politikalarının ne durumda olacağını, gazeteci ve yazar Ramazan Bursa ile konuştuk.

    Ramazan Bursa’ya göre, Pezeşkiyan’ın zaferi şaşırtıcı değil. Bursa’nın değerlendirmesine göre, diğer reformist adayların reddedilmesi, Pezeşkiyan’ın şansını artıran önemli faktörelerden birisi oldu:

    “Pezeşkiyan’ın galibiyeti şaşırtıcı değildi. Mesut Pezeşkiyan aday olacağını ilk ilan ettiğinde, kazanmak için değil seçime katılımı artırma noktasında adaylık başvurusu yapacağını söylemişti. Başvuru sürecinde çok güçlü isimler vardı. Eski Meclis Başkanı Said Celili, Ruhani’nin yardımcısı İshak Cihangiri gibi isimler vardı. Bu isimlerin adaylık başvurusu yaptığı süreçte Pezeşkiyan biraz daha geri plandaydı. Ne zaman ki Anayasayı Koruyucular Konseyi, Pezeşkiyan hariç tüm reformist adayları reddetti, o zaman Pezeşkiyan’ın şansı arttı ve kazanma ihtimali güçlendi.”

    İran’daki adayların incelenme sürecini anlatan Bursa, anayasadaki bazı maddelerin muğlak olması sebebiyle Anayasayı Koruyucular Konseyi’nin birçok adaylık başvurusunu veto edebildiğini belirtti. Bursa’ya göre bu veto uygulamaları hukuksal olmaktan ziyade dönemsel siyasi gelişmelerle alakalı:

    Aday başvurularının veto sürecine dikkat çeken Ramazan Bursa, İran’ın eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin de Uzmanlar Meclisi adaylık başvurusunun bu yıl yapılan parlamento seçimleri sırasında reddedildiğini anımsattı:

    Ramazan Bursa, İran’da muhafazakar cephenin adeta ikiye bölündüğünü ve Ghalibaf ile Celili destekçilerinin seçimin kaybedilmesi sebebiyle hem birbirlerini hem de Anayasayı Koruyucular Konseyi’ni suçladıklarını aktardı:

    Ramazan Bursa, bir siyasetçi olarak Pezeşkiyan’ın gerek Türk, gerek Kürt seçmene hitap edebildiğini vurguladı. Bursa’ya göre yoksullara ve kadınlara da hitap edebilen Pezeşkiyan, muhafazakar kanattaki bölünmeden de faydalanarak Ghalbaf destekçilerinin oylarını da topladı:

    Türk basınında Pezeşkiyan’ın Türk olması sebebiyle diplomatik ilişkilerin daha da iyiye gideceği yönündeki algının hatalı olduğunu dile getiren Ramazan Bursa, İran’da politikaların karar alıcısının Rehber olan Hamaney olduğunu hatırlattı. Bursa’ya göre

    Pezeşkiyan gibi reformist isimlerin nükleer müzakerelere dönmekteki asıl amacının ambargolardan ve yaptırımlardan kurtulmak olduğunun altını çizen Ramazan Bursa’ya göre, 90 milyon nüfuslu İran’ın yaşadığı ekonomik sıkıntıları aşmak için diplomaside çok yönlü hareket etmesi gerekiyor:

    Türk ve İran ilişkilerinin, Osmanlı döneminden bu yana inişli çıkışlı olduğunu anımsatan Ramazan Bursa, günümüzde işbirliğinin öne çıktığıın vurguladı:

    Türkiye’de belirli kesimlerin Pezeşkiyan’ın etnik kökeninin Türk olması sebebiyle doğru olmayan analizler yaptığını kaydeden Bursa’ya göre, İran siyasetinin iç dinamikleri bilinmediği için Irak ve Lübnan’daki grupların da hatalı tespitleri olabiliyor:

    Ramazan Bursa, Pezeşkiyan’ın seçilmesinin İran’ın Lübnan ve Gazze politikalarını etkilemeyeceğini belirtti:

    1 hr 25 min
  • 'Öbür taraf bir çare getirmediği sürece aşırı sağın yükselişi sürecektir’

    Fransa'da iki tur halinde yapılan genel seçimlere katılım yüzde 66'ya ulaşarak son dönemlerin zirvesine çıktı. İçerisinde beş parti ve birçok oluşum barındıran Sol İttifak, parlamentoda 180 koltuk kazanmayı başardı. Sol İttifak Yeni Halk Cephesi, ilk turda 9 milyon oy alırken ikinci turda oyu 7 milyona düştü ve yüzde 25,80 oy aldığı açıklandı. Diğer taraftan Emmanuel Macron'u destekleyen Ensemble yani Cumhurbaşkanlığı İttifakı, 6 milyon 691 bin oyla yüzde 24,53 oy oranına ulaştı.

    Diğer taraftan Jordan Bardella'nın öne çıktığı, Marine Le Pen'in partisi Ulusal Birlik, seçimin her iki turunda da tek başına 10 milyondan fazla oy alarak, Fransa'nın en büyük siyasi partisi haline geldi. İlk turda yüzde 33,21 ve ikinci turda yüzde 37,06 alarak her iki turda da oy oranlarının çoğuna ulaşan Ulusal Birlik, Fransa'daki seçim sistemi yüzünden parlamentoya sadece 142 milletvekili sokabildi.

    Seçimlerden sonra Fransa’da hem sol hem sağ kesimden eylemcilerin sokağa çıkması ile birkaç gün boyunca sokak eylemleri yaşandı. Polisin müdahale ettiği eylemlerde molotof kokteylleri kullanıldığı görüldü.

    Fransa seçimlerini, Marine Le Pen’in Ulusal Birlik partisinin yükselişini, Fransa’yı bekleyen belirsizlik ortamını ve bunun Avrupa’ya olası yansımalarını, gazeteci ve yazar Mine Kırıkkanat ile konuştuk.

    Mine Kırıkkanat’a göre, Fransa seçimlerini her ne kadar Marine Le Pen’in Ulusal Birlik partisinin kazanmadığı basında belirtilse de, tek başına parti olarak en yüksek oyu Ulusal Birlik aldı. Diğer partilerin ittifaklar halinde seçimi kazanabildiğini anımsatan Kırıkkanat, Paris’teki Olimpiyat oyunları sürecinin atlatılmasından sonra siyasi durumun gidişatının daha net olacağını kaydetti:

    Solcu ittifakın öne çıkan ismi Melenchon’un tehlikeli bir çevresi olduğunu ve Antifa gibi örgütlerden isimleri meclise soktuğunu aktaran Mine Kırıkkanat, Melenchon’un bir diğer probleminin ise yüksek egosu olduğunu ifade etti. Kırıkkanat’a göre marjinal isimlerin de girdiği mecliste hükümet kurmak kolay bir süreç olmayacak:

    Fransa’da partilerin değil birbiriyle uyum sorunu yaşayan partilerden oluşan ittifakların seçim kazandığını vurgulayan Mine Kırıkkanat, aşırı sağın ise bizzat kendi partisi ekseninde yükselişini sürdüreceği değerlendirmesinde bulundu:

    Marine Le Pen’in partisini demokratlaştırdığını ve babasının çizgisinden ayrıştığını kaydeden Mine Kırıkkanat, diğer yandan Le Pen’in Başbakan adayı Jordan Bardella’nın ise bazı kesimlere itici gelen sert söylemlerde bulunduğunu belirtti:

    Mine Kırıkkanat’a göre, diğer partiler bütün göçmenleri ve yabancıları övdüğü ve göç krizine bir çözüm getiremediği için, gerek Fransa’da gerek dünyanın geri kalanında aşırı sağın yükselişi sürecek:

    Göçmen krizi sebebiyle Fransa’daki sosyal yardım sisteminin suistimal edildiğini kaydeden Kırıkkanat’a göre, Emmanuel Macron ülkeyi iyi bir şekilde yönetemedi. Mine Kırıkkanat, Fransa’nın askeri ve ekonomik gücünden öte fikri bir güç olduğunu belirterek, dünya tarihine damgasını vuran birçok sosyal hareketin Fransa’dan çıktığını hatırlattı:

    1 hr 25 min
  • 'Bunun adı demokrasi değil, oligarşi. Dünyanın şu anda demokrasiyi tartışması gerekiyor’

    Birleşik Krallık'ta 4 Temmuz günü yapılan genel seçimlerde İşçi Partisi, 650 sandalyeli parlamentoya 412 milletvekili sokarak 14 yıllık Muhafazakar Parti iktidarına son verdi. Fakat İşçi Partisi'nin yüzde 34'lük oy oranıyla mecliste yüzde 63 temsil oranına ulaşması tartışma konusu oldu. Reform UK partisinin lideri Nigel Farage, yüzde 14 oy almalarına rağmen parlamentonun sadece yüzde 1'ine sahip olduklarını belirterek İngiltere'deki seçim sistemini eleştirdi.

    Öte yandan gerek Fransa'da gerek İngiltere'de yapılan seçimlerde göçmen krizi, ekonomik durgunluk ve mevcut Avrupa tipi demokratik yapılara yönelik eleştiriler gündeme damgasını vurdu.

    İngiltere’deki seçim sonuçlarını, Nigel Farage’ın açıklamalarını, Avrupa’daki demokrasi tartışmalarını ve göç meselesini, gazeteci ve belgeselci Sedat Aral ile konuştuk.

    İngiltere’de seçimlerden zaferle çıkan İşçi Partisi döneminde büyük değişiklikler beklemediğini aktaran Sedat Aral’a göre, Ukrayna’daki çatışma ortamının İngiliz halkına unutturulması ihtimal dahilinde:

    Nigel Farage’ın İngiltere’deki açıklamaları ile demokrasiyi tartışmaya açtığını aktaran Aral’a göre günümüz demokrasileri birer oligarşiye dönmüş durumda. Sadece seçkin ve kapitalist sisteme yakın isimlerin yönetime girdiğini ve oligarşik çıkarları gözettiğini kaydeden Aral’a göre, Rusya ve Çin’in sistemleri daha işler ve dürüst halde:

    Günümüz demokrasilerinde oy veren sıradan vatandaşın oy sayım, meclisin oluşumu, işleyişi ve denetlenmesi gibi konularda hiçbir yetkiye sahip olmadığını ifade eden Sedat Aral’a göre, asıl güç sahipleri oyları sayanlar ve sonuçları belirleyenler. Sedat Aral, bu oligarşik sistem içerisinde Avrupa’yı belirli şirketlerin yönetmeye başladığını ve dünyanın adeta 18. Yüzyıla döndüğünü söyledi:

    Basın yoluyla insanların bilgiye erişiminin engellendiğini ve hakikate yönelik ciddi bir sansür uygulandığını kaydeden Sedat Aral, bugün yaşanan gelişmelerin Adolf Hitler döneminden dahi beter bir hale gelebileceğini ifade etti:

    Dünyada kültürel bir çatışma ortamının kışkırtıldığının altını çizen Sedat Aral’a göre, insanlar başka ülkelerdeki yoksulları ve mazlumları desteklese de onların kültürünün kendi ülkelerinde yaşatılmasını istemiyor. Aral, insanların vatandaşı olduğu devletlerde göçmenlerin getirdiği kültürlerin dayatılmasına karşı çıkmasının, belirli siyasi kesimler tarafından “ırkçılık” olarak tanımlandığını belirtti:

    Aral’a göre dünyadaki aktif çatışmaların tamamında Avrupa’nın liberal fikirlerinin izlerini görmek mümkün. Dünyada ciddi bir savaş beklentisi oluştuğunu vurgulayan Aral, öte yandan halkların artık büyük savaşlar arzulamadığını da sözlerine ekledi:

    Modern demokrasinin bir çıkmaza girdiğini ve adeta zengin devletlerin yoksul devletleri sömürü aracına dönüştüğünü ifade eden Sedat Aral, Avrupa’nın bu süreçte geleceğinin bulanık olduğunu kaydetti:

    1 hr 25 min
  • ‘Türkiye’nin Şanghay İşbirliği Örgütü'ne üye olmasının önünde engel yok fakat bir süreç var’

    Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ülkelerinin liderleri, Kazakistan’ın başkenti Astana’da düzenlenen zirvede bir araya geldi. Liderler arası yapılan oturumların yanı sıra, ikili görüşmeler de zirveye damgasını vurdu. Özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı ikili görüşmelerde Suriye ve Ukrayna meseleleri tartışıldı. Erdoğan, zirveden dönerken Putin'in Ukrayna'da barış istediğini fakat bazı güç odaklarının silah satışlarını sürdürmek için savaşı körüklediğini kaydetti.

    Öte yandan Erdoğan, Suriye ile normalleşme, Putin'i ve hatta Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı Türkiye’ye davet edebileceği yönünde açıklamalarda bulundu.

    Zirvede dikkat çeken bir diğer sonuç ise, ŞİÖ sonuç bildirgesi oldu.

    ŞİÖ liderleri, ‘Çok Taraflı Diyaloğun Güçlendirilmesi: Sürdürülebilir Barış ve Kalkınma İçin Çabalamak’ başlığıyla düzenlenen zirvenin ardından sonuç bildirgesinin yanı sıra, 24 ortak belgeden oluşan bir paket imzaladı.

    Ülke liderlerinin imza attığı belgeler arasında şunlar yer aldı:

    Astana’da düzenlenen ŞİÖ zirvesini, Belarus’un tam üye yapılmasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mesajlarını, ŞİÖ’nün anlaşmazlıkların çözümünde nasıl bir rol üstlenebileceğini ve ŞİÖ’nün ana faaliyet alanlarını, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi'nden Dr. Barış Adıbelli ile konuştuk.

    Dr. Barış Adıbelli’ye göre Kuşak ve Yol projesinin koordinatörlüğünü üstlenen ŞİÖ, jeopolitik anlamda sahada ciddi önem taşıyan bir organizasyona dönüştü. Batı’nın ŞİÖ’yü kasıtlı olarak etkisiz eleman gibi göstermek için basın yoluyla propaganda faaliyetlerini sürdürdüğünü dile getiren Adıbelli, öte yandan ŞİÖ’nün her şeyden önce bir güvenlik örgütü olduğunu ifade etti:

    ŞİÖ’de Rusya ve Çin arasında bir “centilmenler anlaşması” bulunduğunu vurgulayan Adıbelli, bu sene Rusya’nın talebi üzerine Belarus’un üye yapıldığını belirtti:

    Astana’daki Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesinde Erdoğan – Şi görüşmesinin spontane geliştiğini kaydeden Adıbelli’ye göre, Türkiye’nin ŞİÖ’ye gösterdiği ilgi ve tam üyelik yönündeki mesajları bunda etkili oldu. ŞİÖ’nün dünya nüfusunun yüzde 40’ını, GSMH’sinin ise yüzde 30’unu temsil ettiğinin altını çizen Dr. Adıbelli, Türkiye’nin ŞİÖ’ye sırt dönmemesi gerektiğini belirtti ve AB üyeliği konusunda dikkatli olunması gerketiğini vurguladı:

    Dr. Adıbelli’ye göre son dönemlerde Çin-Hindistan ilişkilerinde iniş çıkışlar yaşandı. Asya’daki bütün büyük oyuncuların kendilerine has bir dış politika izlediğinin altını çizen Adıbelli, ŞİÖ’nün bu tür anlaşmazlıklar ile gölgelenmemesi gerektiği değerlendirmesinde bulundu:

    ABD’nin Hindistan ve Orta Asya Türk devletleri üzerinden Çin’e ve Rusya’ya karşı çeşitli hamlelerde bulunmaya yönelik arzusunun sürdüğünü belirten Dr. Barış Adıbelli, öte yandan Çin’in dış politikada hala saldırganlıktan uzak bir tutumu benimsediğini ifade etti:

    Bazı ŞİÖ üyelerinin sınır sorunları yaşadığını hatırlatan Adıbelli, ŞİÖ’nün sınır sorunlarını çözmek için kurulduğunu hatırlatarak diyalogun önemini vurguladı:

    Şanghay İşbirliği Örgütü’nün bazı üyelerinin komşuları veya dünya ile çeşitli sorunlar yaşadığını ifade eden Adıbelli’ye göre, sorunları çözme kapasitesine sahip olan ülkeler Rusya ve Çin:

    1 hr 25 min
  • ‘Trump’ın planı, Amerikan bürokrasisini Demokratlardan arındırmayı öngörüyor’

    Joe Biden'ın münazarada duraksamaları, cümlelerini tamamlayamaması ve söyleyeceklerini unutması, Demokrat Parti kanadında tedirginlik yarattı. CNN, CBS, MSNBC başta olmak üzere Demokratlara yakınlığı ile bilinen Amerikan ana akım medyası, Joe Biden'ın adaylıktan çekilmesi gerektiğine ilişkin birçok televizyon programı yaptı ve makale yayınladı.

    Diğer yandan The Economist, Başkan Joe Biden'ın sağlık durumuna gönderme yapan kapağı ve Demokratlar içindeki panik havasını vurgulayan kapağı ile iki hafta üst üste Biden'ı topa tutmuş oldu.

    Yaşanan gelişmelerin ardından Demokrat oyları hızla düşerken, Donald Trump'ın kilit eyaletler dahil oy oranını ciddi anlamda artırdığı anketlere yansıdı.

    ABD başkanlık münazarasını, münazara sonrası yaşanan tartışmaları, ABD Başkanı Joe Biden’ın artık gizlenemeyen sağlık durumunu, Trump’ın geri dönüş planını ve Demokrat Parti’nin potansiyel alternatif adaylarını, dış politika yazarı Sarp Sinan Hacır ile konuştuk.

    ABD Başkanı Joe Biden’ın sağlık durumunn kötüye gittiğinin objektif gözlemciler tarafından 2019’dan bu yana bilindiğini anımsatan Hacır, münazara sonrası Amerikan Demokrat Partisi’nin bir “kral çıplak” anı yaşadığını vurguladı:

    Münazarada mikrofonların kapalı olması sebebiyle Donald Trump’ın beyefendi imajı çizmeyi başardığını dile getiren Sarp Sinan Hacır’a göre, Biden ise ülkeyi dört yıl daha yönetemeyecek bir siyasetçi imajı çizdi. Sarp Sinan Hacır öte yandan Beyaz Saray’ın şaşkınlık yaratan Biden savunmasının da ABD Başkanı’nın imajını zedelediğini ifade etti:

    Sarp Sinan Hacır’ın aktardığına göre, başkanlık münazarasından bu yana Demokrat Parti kanadından sürekli farklı bir kulis bilgisi basına yansıyor. Obama ailesi ile Biden ailesi arasındaki çekişmeye değinen Hacır, Donald Trump’ın da sızdırma yoluyla Biden’ı yerden yere vurduğunu belirtti:

    Sarp Sinan Hacır’a göre, şu aşamada Joe Biden’ın adaylıktan çekilmesi, Demokratların başını ciddi manada ağrıtacak felaketler doğurabilir:

    Amerikan seçimlerinde partilerin kalelerinin değil, “swing states” olarak bilinen değişken eyaletlerin belirleyici olduğunun altını çizen Hacır, bu anlamda Demokratların bazı alternatif adaylarının aşırıcı bulunarak tercih edilmeyebileceğini vurguladı. Hacır’a göre Joe Biden’a alternatif olarak Başkan Yardımcısı Kamala Harris, Kaliforniya Valisi gavin Newsom, eski başkan Barack Obama’nın karısı Michelle Obama ve Michigan Valisi Gretchen Whitmer öne çıkan isimler arasında:

    ABD Başkanı Joe Biden’ın adaylıktan çekilmesi halinde potansiyel adayların delegeleri ikna için kampa girmeleri gerekeceğini ifade eden Hacır’a göre, aday profilleri göz önünde bulundurulduğunda ciddi kavgalar yaşanması muhtemel. Öte yandan Sarp Sinan Hacır, Demokrat Parti içerisindeki ana güç çekişmesinin Biden ve Obama aileleri arasında yaşandığı değerlendirmesinde bulundu:

    Donald Trump’ın anketlerde liderliği koruduğunu kaydeden Hacır’a göre, Donald Trump bu defa sadece başkan olmaya gelmiyor. Zamanında Ronald Reagan için de ciddi bir hükümet dönüşümü projesi hazırlayan Heritage Foundation ile Trump’ın işbirliği yaptığını ifade eden Hacır, bu yolla devlet kadrolarına yerleşmiş birçok Demokrat bürokratın tasfiyesi hedefleniyor:

    1 hr 25 min
  • ‘Türkiye’nin kucağındaki sorunların, Suriye ile masaya oturularak çözülebileceğini düşünüyorum’

    Suriye’nin kuzeyindeki İdlib, Cerablus ve Afrin’de, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait askeri noktalar, Türk bayrakları ve Türkiye’den giriş yapan tırlar hedef alındı. Kalabalık grupların Türk bayraklarını yaktığı, Türk tırlarına silahlarla ateş açtığı görüldü.

    Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Astana’da bir araya geldi. Son dönemlerde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın açıklamaları ile sinyali verilen Türkiye – Suriye normalleşmesinin de masaya yatırıldığı öne sürüldü.

    Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın açıklamalarını, Astana’da Erdoğan-Putin gelişmesi ekseninde Suriye krizini, Suriye’nin kuzeyinde yaşanan olayları ve İdlib meselesini, Gazeteci Ömer Ödemiş ile konuştuk.

    Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın açıklamalarını değerlendiren gazeteci Ödemiş, Suriye’nin Türkiye ile ilişkileri normalleştirmek için en önde gelen şartının, Türk askerlerinin Suriye’den çekilmesi olduğunu kaydetti. Ödemiş’e göre Türkiye’nin artık izleyeceği yol haritasını net bir şekilde ortaya koyması gerekiyor:

    Türkiye’ye Suriye’den göç akını başlamadan önce bile çadır kentlerin kurulduğunu ve Suriye’de bulunan çetelerin insanları “Esad size saldıracak” diye korkuttuğunu öne süren Ödemiş, bu yolla çetelerin ve milislerin Türkiye’ye dönük göçü organize ettiğini ifade etti. Ödemiş’e göre Esad’ın katliam yaptığı iddiaları ile Suriye’yi BM müdahalesine açık hale getirme planı suya düştü ve bu sürecin sonunda Türkiye, birçok sorunla baş başa kaldı.

    Türkiye’nin ve ABD’nin Suriye’ye ilişkin politikasının çöktüğünü dile getiren Ömer Ödemiş’e göre, Türkiye’nin ÖSO gibi yapılardan kurtulması gerekiyor. Ödemiş ayrıca Türkiye’nin zamanında destek çıktığı bazı grupların, şimdi “Türkiye bizi satıyor” diyerek isyana kalkıştığını da sözlerine ekledi:

    Suriye’nin kuzeyinde başta İdlib olmak üzere en az 100 bin silahlı milisin bulunduğunu aktaran Ödemiş’e göre, sorunun çözümü için Türk ve Suriye ordusu ortak hareket etmeli:

    Suriye’nin kuzeyinde özellikle İdlib bölgesinde ciddi sıkıntılar bulunduğunu kaydeden Ödemiş, bölgedeki cihatçıların Türkiye – Suriye normalleşmesi sonrası ticaretten ulaşıma birçok alanda sorun yaratacağı değerlendirmesinde bulundu:

    Hamas’ın amaçları ve motivasyonları konusunda kuşkuları olduğunu ifade eden Ömer Ödemiş’e göre, Hamas’ın kurulduğu dönemde Suudi Arabistan ve İsrail tarafında finanse edilen Yeşil hat projesi, kafalarda soru işaretleri bırakıyor:

    9-11 Temmuz tarihleri arasında düzenlenecek NATO zirvesinden Suriye'ye ilişkin bir müdahale kararı çıkmayacağı değerlendirmesinde bulunan Ödemiş, NATO’nun çökmüş bir Suriye politikasının arkasında durmayacağını dile getirdi:

    1 hr 25 min
  • ‘Bu seçim Macron için siyasi intihar oldu ama koltuk çok sıcak gelmiş olacak ki bırakmak istemiyor'

    Fransa'da Avrupa Parlamentosu seçimlerined aşırı sağ olarak nitelendirilen Le Pen'in partisi Ulusal Birlik'in yükselişinden sonra, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron meclisi feshederek erken seçim kararı aldı. Seçimlerin ilk turunda, Le Pen'in partisi Ulusal Birlik yüzde 33,15 ile sandıktan birinci parti olarak çıktı. Sol ittifak Yeni Halk Cephesi İttifakı yüzde 28 alırken, Emmanuel Macron'un partisi yüzde 20 ile adeta dibe çakıldı.

    Parlamentodaki 577 sandalyeden 76'sı ilk turda belli olurken, geriye kalan 501 sandalye için seçimlerin ikinci turu 7 Temmuz'da düzenlenecek. Kalan 501 seçim bölgesinde düzenlenecek ikinci turda, ilk turda minimum yüzde 12,5 oy oranına sahip adaylar yarışabilecek ve en çok oyu alan aday milletvekili seçilecek.

    Fransa seçimlerini, Le Pen’in ve Ulusal Birlik Partisi’nin yükselişini, Avrupa Parlamentosu seçimlerinin etkisini, Macron’un siyasi geleceğini ve Avrupa’daki 3. Dünya Savaşı söylemlerini, AB Uzmanı Can Baydarol ile konuştuk.

    Fransa’da parlamento seçimlerinin ikinci turundan önce siyasi partiler ve bloklar arasında pazarlıkların sürdüğünü dile getiren Can Baydarol, Başbakanlık koltuğunun kritik öneme sahip olduğunun altını çizdi:

    Can Baydarol’a göre Avrupa’da giderek yükselen aşırı sağcıların en büyük iki özelliği NATO’ya ve AB’ye karşı olmaları. Öte yandan Fransa seçim sonuçlarını da yorumlayan Baydarol, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un siyasi anlamda intihar ettiğini söyledi:

    Baydarol, bütün Fransa Macron’a karşı olsa da “koltuk sıcak geldiği” için Emmanuel Macron’un istifa etme ihtimalinin düşük olduğu değerlendirmesinde bulundu. Baydarol’a göre bugün Macron’un gönderilememesinin en büyük sebeplerinden birisi, zamanında Melenchon’un arkasında birleşmeyen Fransa solu:

    Can Baydarol’a göre Avrupa’da refahın azalmasındaki temel etmen, Amerika ve NATO’nun girişimleri ile Fransa ve Almanya’nın Ukrayna’yı askeri anlamda desteklemesi. Öte yandan AB’nin özünde çiftçilere sağladığı kolaylık sayesinde kırsaldan destek aldığını anımsatan Baydarol, günümüzde kesintiler yaşandığı için artık çiftçilerin de isyan ettiğini ve AB karşıtı bir konum alarak aşırı sağa yöneldiğini kaydetti:

    Avrupa Parlamentosu seçimlerinde öne çıkan aşırı sağcı partilerin grup kurmasının pekala mümkün olduğunu kaydeden Can Baydarol’a göre asıl mesele, Avrupa Komisyonu’yla ilgili. Avrupa Konseyi’nin dönem başkanlığını Macar Başbakan Orban’ın yapması ile birlikte ortaya değişik bir tablo çıktığını kaydeden Baydarol, güvenoylamalarında çıkacak tartışmaların oldukça ilginç olabileceği değerlendirmesinde bulundu:

    Avrupa’nın artık refah toplumu olmaktan giderek uzaklaştığının altını çizen Baydarol, ilk iki dünya savaşının Avrupa’da başladığını hatırlatarak gidişatın olumlu olmadığını vurguladı. Baydarol’a göre Fransa’nın bir Brexit senaryosuyla AB’den ayrılması, adeta Hitler’in rüyalarını gerçekleştirecek senaryoların önünü açabilir:

    1 hr 25 min
  • ‘İki taraf da savaş istemiyor ama kimse geri adım atmıyor’

    İsrail'in üst düzey Hizbullah yetkililerine yahut komutanlarına yönelik düzenlediği suikastlar sonrası Hizbullah da İsrail'in kuzeyini roket baraj ateşi altına aldı.

    18 Haziran tarihinde İsrail ordusu, Lübnan'a yönelik olası bir askeri harekat planını onayladığını duyurdu. Alman gazetesi Bild, İsrail'in Lübnan işgalinin "eli kulağında" olduğunu ifade ettği ve temmuz ayının üçüncü veya dördüncü haftası başlayacağını iddia etti.

    İsrail-Lübnan hattındaki gelişmeleri, Hizbullah ve İsrail arasında dünya basınında her gün konuşulan savaş senaryolarını, Lübnan’daki son durumu ve bölgeyi bekleyen tehlikeleri, Beyrut’ta bulunan gazeteci Nalan Yazgan ile konuştuk.

    Beyrut’taki gelişmeleri yerinde gözlemleyen Nalan Yazgan, insanların gündelik hayatını sürdürdüğünü kaydetti. Savaşın başlayabileceği ve süratle tırmanabileceği konusunda herkesin bilinçli olduğunu vurgulayan Nalan Yazgan, öte yandan Batılı ülkelerin vatandaşlarına yönelik ‘Lübnan’ı terk edin’ uyarılarının artık olağan bir durum haline geldiğini belirtti:

    Nalan Yazgan, İsrail’in Lübnan’a yönelik sınır dışı harekatı geçen hafta onayladığına dikkat çekti. Yazgan’a göre hem İsrail hem de Hizbullah kozlarını paylaşırken esas olarak savaşı istemese de, kimse geri adım atmadığı için tehlike hala yüksek:

    İsrail’in Lübnan’ı işgal etmesinde özellikle kuzey sınırındaki 60 bin yerleşimcinin evlerini terk etmesini bahane gösterebileceğini dile getiren Yazgan, Hizbullah’ın da 2006’ya göre oldukça güç kazandığının ve kolay lokma olmayacağının altını çizdi:

    Aslında İsrail ve Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana fiilen yoğun çatışmalar yaşandığını hatırlatan Yazgan, İsrail’in Lübnan sınırının beş kilometre içerisini yaşanmaz hale getirdiğini söyledi. Nalan Yazgan, İsrail’in bu saldırılarda fosfor bombaları dahil uluslararası antlaşmalar uyarınca sivillere yönelik kullanımı yasaklanan mühimmatları da kullandığını vurguladı:

    Nalan Yazgan, Lübnan’da iç savaş senaryolarının hala konuşulduğunu fakat Hristiyan lider Cibran Basil’in İsrail’e karşı cephe alan açıklamasının dengelerde bir değişiklik yaşandığına işaret edebileceğini kaydetti. Yazgan’a göre Hizbullah ve İsrail arasında şimdilik devam eden karşılıklı gövde gösterisinin savaşa dönüşmesinin en yüksek ihtimalde olduğu zaman dilimi yaz ayları:

    Lübnan’da Sünni lider Mikati’nin, İsrail’e karşı Hizbullah’ı destekleyen açıklamasının İsrail’in bölgedeki böl-parçala-yönet stratejisini zora soktuğu değerlendirmesinde bulunan Yazgan’a göre, Falanjistler ise hala daha silahlanmakta. Lübnan’da 2006’daki gibi bir savaşın çıkması yönünde endişelerin sürdüğünü aktaran Yazgan, özelikle Beyrut Havalimanı’nın hedef alınması durumunda oradaki insanların tahliyesinin oldukça zor gerçekleşeceği uyarısında bulundu:

    Arap Birliği’nin Hizbullah’ı terör örgütü listesinden çıkarmasını değerlendiren Nalan Yazgan, Gazze’ye verilen destek neticesinde Müslüman Kardeşler’in Beyrut’a yaptığı ziyaretin hemen sonrasında bu kararın alındığını belirtti. Yazgan, Lübnan halkının ise Arap devletlerini Gazze’ye yeterince yardımcı olmadıkları konusunda eleştirdiklerini ifade etti:

    Amerika ve Fransa’nın Lübnan üzerinde nüfuzunu artırmak amacıyla özel yetkili temsilcilerini görevlendirdiğini aktaran Yazgan, çarşamba günü yapılacak ikili görüşmede savaşsız çözüm arayışının süreceğini kaydetti.

    Nalan Yazgan, İsrail’in Gazze’den sonraki hedefinin Lübnan olacağını ve Litani Nehri’ne kadar olan bölgenin harabeye çevrilebileceği yönündeki öngörüsünü yineledi. Yazgan’a göre BM’nin 1701 sayılı kararının sonrasında Lübnan ordusunun etkinlik gösterememesi sonucunda sınıra yerleşen Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmaların tırmanması oldukça olası:

    1 hr 25 min

About EKSEN

From the publisher's feed

Ceyda Karan, Eksen’le her gün RS FM'de. Eksen'de Rusya'dan Avrupa'ya; Amerika'dan farklı bölgelere kadar pek çok noktadaki sıcak gelişmeler masaya yatırılıyor.

More shows like EKSEN

Kendine İyi Davran by Beyhan Budak

Kendine İyi Davran

66 Listeners

Merdiven Altı Terapi by Deniz Dülgeroğlu

Merdiven Altı Terapi

67 Listeners

Trend Topic by Podbee Media

Trend Topic

21 Listeners

SEYİR HALİ by Sputnik Türkiye

SEYİR HALİ

0 Listeners

Geri Dönüyoruz by Socrates Dergi, Mahir Ünsal Eriş, Töre Sivrioğlu

Geri Dönüyoruz

14 Listeners