
Sign up to save your podcasts
Or


ABD Başkanı Joe Biden’ın 31 Mayıs’ta İsrail’e mal ederek duyurdu Gazze’de ateşkes için ‘yol haritası’ günlerdir yapılan çağrılara rağmen sonuç vermedi. İsrail Başbakanı Netanyahu, Biden planı ‘İsrail patentli’ sunmuş olsa da ABD teklifiyle kendi teklifleri arasında fark bulunduğunu açıkça dile getirdi. Hamas da önce ateşkese olumlu yaklaşsa da askeri kanat Kassam Tugayları ‘yol haritasını’ dışlar görünüyor.
Uluslararası planda ve ABD seçimi yaklaşırken Gazze savaşı nedeniyle zorlanan Biden’ın ‘ateşkes için yol haritasını’ İstanbul Gelişim Üniversitesi ve ODAP direktörü Dr. Ali Semin ile konuştuk.
Dr. Ali Semin’e göre Joe Biden’ı açıkladığı Gazze’de ateşkes için ‘yol haritası’ özü itibarıyla Netanyahu’yu kurtarma hedefliydi. Aslında planın daha önce Hamas tarafından ortaya atıldığını anımsatan Semin, İsrailli rehinelerin serbest kalmasının ardından Gazze’deki durumun değişmesinin hiçbir garantisi bulunmadığını vurguladı:
ABD’nin dış politika ekseninin özünde İsrail’in güvenliğini sağlamak olduğunu anımsatan Dr. Semin, Hamas’ın tasfiyesini arzulayan Joe Biden’ın ateşkes planının uygulanmasının da mümkün olmadığı görüşünü dile getirdi:
Dr. Ali Semin’e göre ABD, 7 Ekim sonrası süreçte Filistin siyasi otoritesinin tasfiyesi ile birlikte İsrail-Suudi Arabistan normalleşmesini hedefledi. Netanyahu’nun aşırıya kaçan müdahaleleri sonucunda bu sürecin nihayete eremediğini vurgulayan Semin, Suudi Arabistan’ın mevcut durumda İsrail ile normalleşmeye yanaşmayacağı değerlendirmesinde bulundu:
Ortadoğu’daki Arap ülkelerinin ABD ve İsrail ile karmaşık bir ilişkisi olduğunu hatırlatan Semin, Arap ülkelerinin İsrail’e karşı gerekli yaptırımları uygulamadığını belirtti. Semin’e göre tüm yaşananlara rağmen bölgede ABD’ye karşı gösterilen tavır, İsrail’e karşı gösterilemiyor:
Biden’ın önerdiği ateşkes planının Hamas için tam bir intihar olacağını çünkü rehine takası sonrası İsrail’in saldırılara devam edeceğini öngören Dr. Semin’e göre, ateşkes müzakereleri Katra’daki siyasi ekip değil ancak Gazze’deki El-Kassam Tugayları muhatap alınabilirse anlamlı bir sonuç üretebilir:
St. Petersburg Ekonomik Forumu 2024’ün son gününde genç akademisyenler panelinin yanı sıra BRICS ile ilgili oturumlar da düzenlendi. Türkiye'nin BRICS'e katılma yönündeki isteğinin yankıları sürerken, ABD'nin Türkiye ile F-16 satışına yönelik mektubun imzalandığına yönelik açıklamasının zamanlaması dikkat çekti.
Eski CIA uzmanı Larry Johnson ile ABD’nin ve Batı’nın Türkiye’ye yaklaşımını, Türkiye’nin BRICS’e üye olma çıkışını, F-16 meselesini ve küresel güneyde Türkiye’yi bekleyen fırsatları konuştuk. Larry Johnson, ABD’nin F-16 satışıyla ilgili açıklamasının Türk kamuoyunu manipüle etmeye yönelik olduğunu vurguladı.
136 devletin katılım sağladığı ve iş dünyasından binlerce katılımcının yer aldığı St. Petersburg Ekonomik Forumu 2024’e ABD’nin ilgi duymadığını belirten Johnson, Amerika’yı bilgisayar icat olduğunda bu teknolojik inovasyonu reddeden eski kafalılara benzetti:
Türkiye’nin Avrupa tarafından dışlandığını, Türklerin adeta ikinci sınıf insan muamelesi gördüğün dile getiren Larry Johnson’a göre ABD doları çöküşe geçerken BRICS, üyelerine eşit statüde davranan yepyeni bir alternatif sunuyor:
Türkiye’nin BRICS’e ilgisini açıklamasının hemen ardından ABD’nin de F-16 satışıyla ilgili mektubun imzalandığını açıklamasını değerlendiren Larry Johnson, Amerika’nın Türkiye’yi manipüle etmeye çalıştığını belirtti. Johnson, ABD’nin Türkiye’ye adeta bir çocukmuş gibi davrandığını ve eşit görmediğini belirtirken, küresel güneyde Türkiye’yi çok daha büyük fırsatların beklediğini kaydetti:
St. Petersburg Ekonomik Forumu 2024’ün üçüncü gününde, Rusya Federayonu Devlet Başkanı Vladimir Putin konuştu. Putin, konuşmasında dolara dayalı küresel sistemin “çoktan öldüğünü” söyledi ve Rusya’nın ekonomik büyüme rakamlarına değindi.
Türk – Rus ilişkilerini, Batılı devletlerin Türkiye’yi de hedef alan yaptırımlarını ve Vladimir Putin’in konuşmasının satırbaşlarını, Prof. Dr. Aleksandr Antonovich Kolesnikov ile konuştuk.
St. Petersburg Ekonomik Forumu’na DEVA Partisi lideri Ali Babacan’ın da katıldığını belirten Prof. Dr. Kolesnikov, Babacan’ın BRICS ve Rusya – Türkiye ilişkilerine dair yaptığı konuşmaya değindi. Kolesnikov, “Türkiye, BRICS’e hoş geldiniz” ifadelerini kullandı:
Türkiye ve Rusya arasında ticaret, ekonomi ve enerji alanında giderek gelişen ilişkilere karşın finans sisteminde yaşanan aksaklıklara değinen Prof. Dr. Aleksandr Antonovich Kolesnikov, Batılı devletlerin Türkiye’ye yönelik yoğun baskıları olduğunu belirtti. Kolesnikov, yaptırımların sadece Rusya’yı değil, aynı zamanda Türkiye’yi de hedef aldığının altını çizdi:
Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in konuşmasında yaptığı ekonomik vurguların önemli olduğunu aktaran Prof. Dr. Kolesnikov, Rusya’nın yaşadığı ekonomik büyümenin sosyal hayatta da hissedildiğini söyledi. Kolesnikov’a göre, Batılı ülkeler Rusya’nın tam olarak ne olduğunu anlayamıyor:
Dünyanın önde gelen platformu St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu'nun (SPIEF-2024) ikinci günü, BRICS ve Kuzey Deniz Yolu gibi kritik jeopolitik meselelerle ilgili panellerle öne çıktı. ASEAN ülkelerinin yoğun ilgi gösterdiği oturumlarda Avrasya Ekonomik Birliği ve ASEAN arasında işbirliğini ve ticaret hacmini geliştirmek gibi birçok konu ele alındı. Öte yandan BRICS ile ilgili toplantılar ve Türkiye'nin gösterdiği ilgi de gündemdeydi.
St. Petersburg Ekonomik Forumu'nda düzenlenen panelleri yakından takip eden Brezilyalı gazeteci Pepe Escobar ile Kuzey Deniz Yolu projesini, ASEAN ve Avrasya Ekonomik Birliği arasındaki işbirliğini, Türkiye'nin BRICS üyeliğiyle ilgili açıklamasını ve Avrasya blokunun Türkiye'ye sağlayabileceği katkıları konuştuk.
Kuzey Deniz Yolu projesine verilen önemin, St. Petersburg Ekonomi Forumu’nda düzenlenen oturumda net bir şekilde görülebildiğini kaydeden Escobar, bu büyük yatırım sonucunda Süveyş Kanalı’na alternatif ve dış müdahaleye izin vermeyen yeni bir ticaret rotasının oluşabileceğini belirtti:
ASEAN ülkelerinin St. Petersburg Ekonomik Forumu 2024’e yoğun katılım gösterdiğini ifade eden Escobar’a göre, 700 milyonluk nüfusu ile ASEAN halihazırda dünyanın en büyük dördüncü ekonomik blokunu teşkil ediyor. Escobar’ın değerlendirmesine göre Avrasya ve Güneydoğu Asya coğrafyası arasında serbest ticaret ve gelişmiş işbirliği anlaşmalarının imzalanması çok uzak değil:
Türkiye’nin haricinde Cezayir, Kazakistan ve Vietnam gibi stratejik konumdaki yahut ekonomisi yükselişe geçen ülkelerin de BRICS’e ilgi duymaya başladığını aktaran Escobar’a göre, St. Petersburg Ekonomik Forumu’ndaki BRICS oturumları haricinde bilhassa gelecek hafta yapılacak BRICS Dışişleri Bakanları Toplantısı kritik önem arz ediyor. Pepe Escobar, BRICS için en önemli değerlerin ulusal egemenlik ve ülkeler arası diyalog olduğunu belirtti:
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Çinli mevkidaşı Wang Yi ile yaptığı görüşmeden sonra Türkiye’nin BRICS üyeliği konusundaki açıklamasını yorumlayan Pepe Escobar, Türkiye’nin yeni jeopolitik rüzgarı okuyabildiğini kaydetti. Atlantik blokunun sadece savaş çığırtkanlığı yaptığının altını çizen Escobar, Türkiye’nin gerileyen Avrupa Birliği yerine yükselen BRICS’e katılması durumunda lider ülke konumuna yükselebileceği görüşünde:
Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Ankara’ya yönelik açıklamalarını değerlendiren Escobar, Türkiye’nin Avrasya ile ortaklığından ciddi kazanımlar elde edebileceğini vurguladı. Pepe Escobar’a göre Türkiye, Batı hegemonyasının aksine ulusal egemenlik ve devletlerin eşit statüsü ilkelerine dayanan bir ortaklığın parçası olursa, Batı yaptırımlarına karşı dokunumaz hale gelebilir:
Dünyanın önde gelen platformu St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu (SPIEF-2024) bu yıl 5-8 Haziran tarihlerinde düzenleniyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in 7 Haziran Cuma günü konuşma yapacağı etkinlik, her yıl 10 binden fazla kişi tarafından ziyaret ediliyor. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov'un aktardığına göre Rus lider Putin, diğer ülkelerin liderleriyle SPIEF-2024 kapsamında bir araya gelecek.
St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu 2024’teki gözlemlerini aktaran Ceyda Karan, Türkiye’nin bakanlık düzeyinde katılım gösterdiğini vurguladı. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar'ın ekibiyle birlikte foruma katılacağı bildirilirken, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın da Türkiye’den gelen konuklar arasında yer aldığı belirtildi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Çin ziyaretinde mevkidaşı Wang Yi ile bir araya geldi. Bakan Fidan, görüşme sonrası yapılan açıklamada “Elbette BRICS üyesi olmak istiyoruz. Bu yıl işlerin nasıl gideceğini göreceğiz” ifadelerini kullandı. BRICS’in AB’ye karşı iyi bir alternatif olduğunun altını çizen Hakan Fidan’ın açıklamasının ardından Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da “Memnuniyetle karşılıyoruz” dedi.
Hakan Fidan’ın açıklamasını tarihsel bir çıkış olarak değerlendiren Okay Deprem, şunları söyledi:
BRICS’in Türkiye için birçok getirisi olabileceğini vurgulayan Okay Deprem, organizasyonun tarihçesini şu ifadelerle anlattı:
Arjantin’de geçen yıl seçilen Javier Milei’nin BRICS+ genişlemesine dahil olmadığını hatırlatan Deprem, öte yandan jeopolitik şartlar sebebiyle Arjantin’in eninde sonunda BRICS üyesi olacağı görüşünde:
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın BRICS açıklaması sonrası gözler, Rusya’nın dönem başkanlığında yapılacak BRICS zirvesine çevrildi. Gazeteci Okay Deprem, Türkiye’nin bu toplantıya katılabileceğini ve dahası aday ülke olabileceğini belirtti:
Türkiye’nin yıllar süren Avrupa Birliği macerasının artık rasyonel, gerçekçi ve gerekli olmadığının altını çizen Okay Deprem, G7 ülkelerini GSYİH anlamında geçen BRICS’in Türkiye’ye olası getirilerini ve Avrupa’nın giderek gerileyen gücünü yorumladı:
Rusya’nın özel askeri operasyonu sonrasında kolektif Batı’nın başlatmış olduğu yaptırımlar sonucunda SWIFT sistemi geride bırakıldı. Öte yandan Rusya ve Çin, ticaretlerinin yüzde 90’ını yuan ve ruble ile gerçekleştirmeye başladı.
ABD öncülüğündeki Batı hegemonyasının dolar rezervleri ve SWIFT gibi küresel ödeme sistemlerine dayandığını vurgulayan Okay Deprem, BRICS’in çabaları ile bu durumun tersine dönebileceği değerlendirmesinde bulundu:
Gazze savaşı sekizinci ayını doldururken, bütün Ortadoğu’yu diken üstünde tutan daha geniş bir çatışma tehdidi alıtnda sonunda ABD Başkanı Joe Biden’ından İsrail ve Hamas’a yönelik bir açıklama geldi. Biden, İsrail’e ait olduğunu öne sürdüğü aşamalı bir ateşkes ve esir değişimi planı duyurdu. Ancak benzer bir teklif daha önce gündeme gelmişken, Hamas’ın ‘olumlu’ açıklamasına İsrail’den henüz net bir yanıt gelmiş görünmüyor. İsrail’deki merkez siyaset Biden’ın açıklamasını benimserken, aşırı sağcı bakanlar Netanyahu yönetimini devirme tehdidi sunmuş durumda.
ABD yönetimi aylardır BM Güvenlik Konseyi’nde ateşkesi alenen veto ederek engellerken, Biden’ın çıkışı 5 Kasım başkanlık seçimleri öncesinde bölgenin teskin olması arzusuna yoruluyor. Biden’ın ekibi Ortadoğu’da özellikle İsrail ve Suudi Arabistan arasında mekik dokurken, Filistin meselesinden çok iki ülke arasında normalleşmeyi sağlamaya çalıştıkları izlenimi veriyor.
Biden’ın ortaya attığı teklif ve sıcak yazın Ortadoğu’ya getireceklerini gazeteci ve yazar Hüsnü Mahalli ile konuştuk.
Hüsnü Mahalli’ye göre, ABD Başkanı Biden’ın İsrail’e mal ederek duyurduğu ateşkes teklifi küresel diğer gelişmeler eşliğinde ele alınmalı. ABD’nin New York eyaletindeki Trump davasında çıkan ‘suçlu’ kararı ve Kiev’e Rusya’yı ‘vurma izni’ verilmesine dikkat çeken Mahalli, başkanlık seçimleri yaklaşırken Biden’ın ‘bir çılgınlık yapabileceği’ kaygısını dile getirdi:
İsrail’in Hamas’ı mağlup edemediği için masaya zorlandığını belirten Hüsnü Mahalli, Biden’ın açıkladığı teklifin Hamas tarafından iki ay önce önerildiğini anımsattı. Mahalli’ye göre İsrail’deki iç baskılar bir yana ABD seçiminin yaklaşması denklemi etkiliyor:
Arap ülkelerinin gelişmelerdeki rollerine dikkat çeken Mahalli, İsrail’in bir tür ateşkes anlaşmasını lehine çevirerek Gazze’de hakimiyetini tesis etmesi halinde, sırada Lübnan’la savaşın olabileceğine işaret etti:
İsrail’in Hamas ile uzlaşması durumunda Hamas’ın zafer elde edeceğini dile getiren Mahalli’ye göre, Hamas’ın dünya genelinde terörist olmadığı yönündeki algının güçlenmesi ve Gazzeliler tarafından benimsenmesi, Hamas’ın elini güçlendiriyor:
Türkiye’nin Filistin krizinin çözümü konusunda etkin bir konumda olmadığını anımsatan Mahalli’ye göre, asıl oyuncular arkalarında Suudi ve BAE’nin bulunduğu Mısırlı ve Katarlılar:
Filistin sorununun çözümünün kolay olmadığına vurgu yapan Mahalli, ancak Suudi Arabistan’ın İsrail ile barışı ile çözüm yönünde bir kapı aralanabilri. Diğer yandan Mahalli, Biden yönetiminin Filistin meselesini çözmeyi amaçlamadığını belirtirken, asıl amacının İsrail-Suudi barışı ile Rusya’nın bölgedeki etkinliğinin kırılması olduğu görüşünde:
Ortadoğu’da ciddi bir demokrasi krizi bulunduğunun altını çizen Mahalli, bunun dış müdahaleye kapı araladığını kaydetti:
ABD ve Avrupa yayılmacı politikalarını Kafkasya’ya uzatırken, zaten AB’ye üyelik statüsü verilmiş Gürcistan’ın sosyal demokrat iktidarının başı, Batı ideolojisinin doktrinasyonu misyonu üstlenmiş Sivil Toplum Kuruluşları sektörüyle dertte. Tiflis yönetimi 2000’lerden itibaren Batı’da pek moda olan ‘demokratik ve şeffaflık’ vurgulu Avrupa’ standartları uyarınca ‘yabancı nüfuzunun şeffaflığı yasası’ çıkarınca ipler gerildi.
Gürcistan’ın Fransa doğumlu ve Tiflis’de Fransız büyükelçiliği yapmış, 51 yaşından sonradan vatandaş olmuş kadın Cumhurbaşkanı Zurabişvili, temsili demokrasinin asli organı parlamentonun çıkardığı yasayı veto etti. Vetosu parlamento uyarınca aşılınca da muhalefete bir tüzük etrafında örgütlenip alenen hükümeti devirme çağrısı yaptı.
Gürcüler AB’nin kendisi için uygun gördüğü şeffaflığa kendilerini neden değer bulmadığını merak ediyor. Başbakan İrakli Kobahidze, AB’nin üst düzey bir yetkilisinin kendisine Slovakya’da suikast girişimine uğrayan Başbakan Robert Fico’yu örnek göstererek alenen yaptığı tehdidi bile ifşa etti.
Gürcistan’da sayıları 25 binden fazla diye ifade edilen STK’lar sosyal demokrat iktidarı gelirlerinin kaynağını sormaya kalkarak ‘kendilerini rencide ettiğini’ öne sürüyor. Yabanı Nüfuzunun Şeffaflığı yasasını ‘Rus yasası’ olarak anıyor. Ne ki, İktidarın yasası ABD’deki yabancı ajan yasasının neredeyse aynısı. Biden yönetimi yasa yüzünden Gürcü yetkililere yaptırım sopasını sallıyor.
Batı ideolojisinin Gürcistan’daki tezahürlerini Prof. Hasan Ünal ile konuştuk.
Prof. Hasan Ünal’a göre, Gürcistan’da sivil toplum kuruluşları üzerinden tam bir saçmalık sahneleniyor. Ülkede neredeyse ‘metrekare başına bir STK düştüğünü’ belirten Ünal, iktidarın amacının şeffaflığını sağlamak olduğunu belirtti. Benzer yasaların Batı’da olduğunu anımsatan Ünal, iddia edildiği gibi Başbakan Kobahidze’nin ‘Rus yanlısı’ da olmadığını belirtti:
Ünal’a göre STK’lar üzerinden kurulan komplo, Tiflis’i hedef almanın arkasında Kafkasya’dan Rusya’ya yeni cephe açma arzusu yatıyor. Prof. Ünal, Gürcistan yönetiminin de ‘Rusya yanlılığından’ değil ‘ikinci bir Ukrayna olmamak için’ Batı’dan gelen baskılara direndiğini vurguladı:
Prof. Ünal, ABD’li neocon’ların Ukrayna’da yenilgiye uğramalarına rağmen inat ettiklerini belirtirken, ‘Rusya Avrupa’yı işgal edecekmiş’ paranoyası estirilmesine dikkat çekti:
Ünal, öte yandan Batı’nın asıl niyetinin Soroscu örgütlenme üzerinden Gürcistan’dan ikinci bir Ukrayna yaratmak olduğunu vurguladı. Ünal’a göre bu sivil toplum kuruluşlarına mensup kişiler, adeta özel eğitim almışçasına bir çağrı üzerine toplanıyor, organize şekilde başkentlerde seçilmiş hükümetleri devirme maksadıyla protestolar düzenliyor:
Batı’nın STK’lar aracılığıyla bilhassa eski Sovyetler Birliği coğrafyasını hedef alıp darbeleri kışkırttığını anımsatan Prof. Ünal, artık bu yapıların endüstri düzeyine ulaştığını vurguladı. Ünay ‘bu endüstrinin’ örneğin ulusal çıkarları büyük zarar gören Almanya için sorabilecek hiçbir sorusunun ise bulunmadığını dile getirdi:
Ünal, ABD liberal aklının temsili yönetim biçimini dönüştürdüğü hale dikkat çekti:
Gürcistan Başbakanı İrakli Kobahidze’nin ülkesini ikinci bir Ukrayna’ya dönüştürmemek konusunda kararlı olduğunu belirten Ünal, Ukrayna savaşında cepheye atılan yoksul emekçilere dikkat çekti:
Batılı elitlerin ve idarecilerin, Ukrayna ordusuna Rusya’yı vurma konusunda yeşil ışık yakmasını değerlendiren Prof. Ünal, bu provokasyonun çok tehlikeli sonuçları olabileceğini dile getirdi:
ABD ve AB’nin öncülük ettikleri neoliberal anlayış dünyayı kördüğüme dönen çatışmalar eşliğinde sonsuz savaşlara taşıyor. 20’inci yüzyıldan kalan Arap-İsrail anlaşmazlığının Filistin davasında patladığı Gazze savaşının ucu bucağı görünmezken, Biden ve AB’nin neocon siyasi elitleri Ukrayna’daki çatışmayı uzatmanın peşinde. Yaşananlar BM temelli sistemin kuralları ve uluslararası hukukun giderek daha derinden sarsıldığı bir belirsizliğe dönüşmüş vaziyette.
Küresel gidişat ve öne çıkan kriz başlıklarını Prof. Hasan Köni ile konuştuk.
Prof. Hasan Köni’ye göre, İsrail ve ABD’nin Gazze’de yürüttüğü çatışmanın ekonomik bir bedeli olsa da İsrail’in Hamas konusundaki kararlılığının devam edecek. Köni’ye göre soruna bulunacak radikal çözümler, yeni Hamas’lar doğurabileceği için Filistin devletinin kurulması gibi senaryolar da İsrail’in gündemine gelecektir:
ABD’nin ‘hukuk temelli uluslararası sistemi’ bitirdiği görüşündeki Prof. Köni, uluslararası ilişkilerin büyük devletler temelli ilerlemek durumunda olduğunun altını çizdi:
Gazze’de Hamas bitse başka Hamas’ın ortaya çıkacağını söyleyen Köni, Ortadoğu’daki hareketlenmelere de dikkat çekti. Suudi Arabistan’ın öne çıktığı modernleşme sürecine atıf yapan Köni, ekonomik bağların da etkisiyle Çin’in giderek artan etkinliğine vurgu yaptı:
Uluslararası politikanın ve düzenin daha ziyade büyük güçler ekseninde geliştiğini anımsatan Prof. Köni, ‘uluslararası hukuk’ denin sistemin de daha ziyade orta boyutta ülkeleri bağlayıcı olduğu değerlendirmesinde bulundu:
Prof. Köni’ye göre, Adalet Divanı’nın İsrail kararları dikkatli okunmuyor. Hamas’ın doğrudan İsrail ordusuna saldırsaydı durumun farklı olacağını belirten Köni, ancak sivil rehinelerin meseleyi değiştirdiğini vurguladı:
Tarihten 1986 Nikaragua vakasına örnek gösteren Prof. Köni, Adalet Divanı’nın o dönemki kararına ve günümüz Ukraynası’ndaki duruma yansımalarına dikkat çekti:
Profesör Dr. Cem Sar’ın uluslararası örgütleri finanse eden ülkeler tezine atıf yapan Köni, uluslararası kuruluşların ödeneklerinin yüzde 60’ının ABD tarafından sağlandığını ve bu sebeple Amerika aleyhindeki hiçbir kararın uygulanmasının kolay kolay mümkün olmadığını belirtti:
Köni’ye göre, Amerikalı siyasilerin en temel sorunu, dünyanın bir numarası olma konumunu kaybettikleri gerçeğini bir türlü kabullenememek. Köni, ABD yöneticilerinin silahlarını Rusya’nın burnunun dibine getirdiğini vurgulayarak asıl söz ettikleri ‘liberal düzeni Batı’nın ortadan kaldırdığını’ vurguladı:
Köni, hegemonyasını yitiren ABD’nin çok ciddi çatışmalar yahut dünya savaşı çıkartıp çıkartmayacağının garantisi olmadığını dile getirdi:
Prof. Köni’ye göre Donald Trump, işadamı kimliği sebebiyle siyasete ekonomik açıdan baktığından dolayı dünya genelindeki çatışmaları, Biden yönetimi gibi finanse etmeyi tercih etmeyebilir. Öte yandan Biden’ın politikaları ve liberal çizgi sonucunda göç krizinin Avrupa’yı vurduğunu anımsatan Köni, durumun Batı için sürdürülebilir olmadığını ifade etti:
azze savaşı sekizinci aya girerken, İsrail ordusu ve Hamas öncülüğündeki Filistinli gruplarla çatışmaların yarattığı korkunç insani tablo, BM sistemindeki yankıları eşliğinde dün dünyayı sarsıyor.
Bölgede bir türlü ateşkesin sağlanamaması, İsrail’e karşı Güney Afrika Cumhuriyeti’nin açtığı ‘soykırım davası’ ve Uluslararası Adalet Divanı’nın tedbir kararlarının uygulanmamasının üzerine Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin İsrail Başbakanı Netanyahu ile Savunma Bakanı Gallant’ın yanı sıra üç Hamas lideri hakkında tutuklama kararı çıkarılması başvuruları eklendi.
Gazze savaşını durduracak, can kaybını önleyecek ve insani yardımları güvenceye alacak mekanizmalar bir türlü geliştirilemezken, tüm bu gelişmeler kimi Avrupa ülkeleri dahil dünyada Filistin’in ‘devlet’ olarak tanınması girişimlerini de etkiledi.
Gazze savaşının temel başlıklarını ve BM temelli uluslararası sisteme etkilerini araştırmacı yazar Emir Aşnas ile konuştuk:
Emir Aşnas’a göre İkinci Dünya Savaşı’nı kazanan ülkelerin kurduğu BM sistemi her zaman pürüzlü işlese de bugün itibarıyla işlevselliğini giderek yitirir hale geldi. Aşnas, bu süreçte en önemli vakalardan birisinin ABD’nin kitle imha silahları yalanıyla Irak’ı işgal etmesi olduğunu anımsatırken, günümüz teknolojisinin yalanların deşifre edilmesinde oynadığı role eşirat etti:
Ancak Aşnas, uluslararası sistemin bütün pürüzlerinin 76 yıldır çözülemeyen Filistin meselesiyle net olarak görülebildiği görüşünde. BM sisteminin İngiliz sömürgeciliğinden devralarak İsrail devletini yarattığını söyleyen Aşnas, Güney Afrika’da Apartheid rejiminin çöküşünün ardından açık bir ırk ayrımına dayalı ve yerleşimci sömürgecilik sistemiyle devam eden tek yerin Filistin olduğunu belirtti:
Aşnas’a göre ABD’nin Çin ile mücadelesinde İsrail’i Ortadoğu’da Körfez ülkeleriyle barıştıracak şekilde bir sistem oluşturmaya çalışırken 7 Ekim’in patlaması önemli. Vahşi savaşın bugün bütün küresel sistemi etkilediğini belirten Aşnas, buna karşın başta BM’ye bağlı en üst mahkeme UAD olmak üzere yasal mekanizmaların düştüğü duruma işaret etti:
Arap Birliği’nin ve Mahmud Abbas’ın yanı sıra Kolombiya lideri Petro’nun BM barış gücü konuşlandırılması çağrılarını yorumlayan Aşnas, Filistin sorununun karmaşık doğasının buna engel teşkil ettiği görüşünde:
Aşnas, barış gücünün yapısı gereği Gazze’deki Filistin direnişiyle de karşı karşıya gelebileceğini vurguladı:
Filistin devletinin 1988’de Arafat tarafından Cezayir’de ilanına atıf yapan Aşnas, o zamandan bu yana Kosova örneğinden çok daha fazla ülkenin bu yapıyı tanıdığını anımsattı. Ancak Aşnas’a göre, bu durum pratik olarak sahada bir şeyi değiştirmediği gibi jeopolitik etkisi de görülmüyor.
Emir Aşnas, Filistin devletinin tanınmasının aslında İsrail’in de varlığını garantiye aldığına işaret ederken, bu tanınmayı reddederek aslında İsrail’in ABD ile birlikte kısa vadede olmasa da kendi mezarlarını kazdıkları değerlendirmesinde bulundu:
BM’ye bağlı en yüksek yargı makamı olan Uluslararası Adalet Divanı’nın 24 Mayıs’ta aldığı ek tedbir kararında Refah saldırılarının durdurulması kararının hemen ardından İsrail ordusu Refah bölgesinde çadırlara sığınmış kampı vurarak 45 kişinin ölümüne yol açtı. İsrail ordusu hassas güdümlü silahlarla iki Hamas üyesinin hedef alındığını duyururken, çıkan yangının bir şarapnelin bir yakıt tankına çarpmasından kaynaklandığı aktarıldı. Ancak olay dünyada büyük tepki yarattı.
Gazze savaşı sekizinci ayına girmek üzereyken, BM temelli hukukun uygulanmadığı, ABD yönetiminin her türlü girişime kalkan olduğu bir ortamda çatışmaların nasıl olup da biteceğini kimse kestiremiyor. Şimdilik bu krizin en önemli iki sonucu çok sayıda Filistinli sivilin hayatlarını yitirmesi ve yaralanması ile Filistin devletine yönelik sembolik tanıma hareketinin ortaya çıkması.
Uluslararası Adalet Divanı’nın kararını, Refah saldırısı ve uluslararası tepkileri dış politika analisti ve Harici sitesi yazarı Sarp Sinan Hacır ile konuştuk.
Sarp Sinan Hacır’a göre, Gazze’de yaşananlarla Batı’nın riyakarlığı artık ayyuka çıktı. Tüm dünyaya ‘kurallara dayalı sistem’ diye tekrarlayan Batılı siyasi elitlerin konu İsrail olunca kural tanımaz hale geldiğini belirten Hacır, artık uluslararası sistemin işlemişinin istenmediği bir noktaya gidildiği görüşünde:
Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısı Karim Khan’ın, Batılı bir liderin kendisine mahkemenin ‘Afrika ülkeleri ve Putin için kurulduğu’ yolundaki sözlerin etaf yapan Hacır, böylelikle bizzat savcının ağzından Batı’nın bakışının itiraf edildiğini anımsattı. Hacır’a göre Uluslararası Ceza Mahkemesi zaten Netanyahu için bir karar çıkarsa dahi bunu fiilen uygulamaya gönüllü bir güç ortada yok:
İsrail’in nüfus ve askeri sanayi bakımından tek başına kaldığında zorlanacak küçük bir ülke olduğunu anımsatan Hacır’a göre İsrail, ABD’nin silah sevkiyatları olmasa Hamas ile çatışmaları sürdüremez. İsrail’in geri adım atmasının tek yolunun bu konuda ambargo olabileceğini öne süren Hacır, ancak başta ABD olmak üzere Batı ülkelerindek siyasilerin neredeyse hepsinin İsrail lobilerinden para aldığını anımsattı:
ABD’li diplomatların istifa ederken Arap mevkidaşlarının kendilerine ilettikleri eleştirileri kamuoyuyla paylaştığını hatırlatan Sarp Sinan Hacır, diplomatik anlamda yalnızlaşan İsrail’in güvenliğinin ciddi tehlikeye gireceği değerlendirmesinde bulundu:
Rusya’nın enerjisini Ukrayna çatışmasına yoğunlaştırdığını söleyen Hacır, öte yandan Çin’in diplomatik girişimlerinin dahi İsrail-Filistin sorununu çözmekte yetersiz kalabileceğini dile getirdi:
İsrail’in Refah’ta mülteci çadırlarına son saldırısına atıfta bulunan Hacır, katliamın arkasındaki motifin Gazze halkının sürülmesi olduğu görüşünde. Hacır’a göre, Filistin meselesinin çözülememe sebebi, İsraillilerin Filistin ile beraber yaşamak istememesi:
From the publisher's feed

66 Listeners

67 Listeners

21 Listeners

0 Listeners

14 Listeners