EKSEN

EKSEN

By Sputnik TürkiyeNewsNews Commentary
Download on the App Store

EKSEN episodes

  • ‘Refah operasyonu ilerlerse Mısır ve İsrail arasındaki barış anlaşması tehlikeye düşebilir’

    İsrail yönetimi, ABD dahil uluslararası toplumun tepkilerine aldırmadan Gazze Şeridi’nin güneyinde Mısır sınırındaki Refah bölgesine kara operasyonunu ‘sessiz ve derinden’ hayata geçirmeye başladı. Henüz topyekün bir büyük kara saldırısına girişilmezken, Mısır’la sınır kapısı ele geçirildi ve Refah’ın doğu bölgelerinden adım adım ilerleme sürüyor.

    İsrail yönetimi Gazze operasyonları eşliğinde Filistin devletini kabullenmeyeceğini açıkça dile getirirken, BM Genel Kurulu, 10 Mayıs Cuma günü Filistin’e BM üyeliği ve ilave haklar içeren karar tasarısını ezici bir çoğunlukla onayladı. 9 maddeden oluşan kararda, BM Güvenlik Konseyi'ne Filistin'in BM'ye kabulü konusunu yeniden gözden geçirmesini tavsiyesinin yanı sıra 'istisnai bir temelde ve emsal teşkil etmeksizin' BM Genel Kurulu'nda daimi bir üyenin sahip olduğu bir dizi usulen hakkın tanınmasını içeriyor. Esasen ‘gözlemci’ statasünü değiştirmeyen karar 143 üyenin lehte oyuyla kabul edildi. ABD’nin başını çektiği 9 ülke karşı oy kullanırken, 25 ülke çekimser kaldı. Karar Genel Kurul’da alkışlarla karşılanırken, İsrail’in BM Daimi Temsilcisi Gilad Erdan, belgeyi yanında getirdiği öğütücüde parçaladı.

    Genel Kurul kararı uluslararası eğilimleri yansıtırken, Güvenlik Konseyi’nde ABD vetosuna uğrama riski büyük. Diğer yandan AB dış politika şefi Josep Borrell, bir dizi AB üyesi ülkenin Filistin’i devlet olarak tanımaya hazırlandığını dile getiriyor.

    Filistin başlığı altında dünya örgütündeki gelişmeler ve sahadaki durumu Ortadoğu uzmanı gazeteci ve yazar Hediye Levent ile konuştuk.

    Hediye Levent’e göre, BM Genel Kurul’unda Filistin’in statüsünü yükseltme tasarısının ezici çoğulukla kabul edilmesine rağmen ABD vetosu Güvenlik Konseyi onayı için büyük bir engel. Levent, Filistin davasının uluslararası planda öne çıkmasına karşın, İsrail’in demografik yapıyı değiştirecek girişimlerine işaret etti:

    İsrail’in Filistin davasının uluslararası arenada kazandığı meşruiyeti sahadaki adımlarla etkisiz kılmayı hedeflendiğini söyleyen Levent, Gazzelilerin Sina’ya sürülmesinin yanı sıra Batı Şeria’da yerleşimcilerin saldırıları eşliğinde yaşanan gelişmelere atıf yaptı:

    Levent, Gazze’de dar bir alana sıkışıp kalmış Filistinlilerle ilgili olası gelişmelerin İsrail ve Mısır arasında askeri gerilim riskini de güçlendirdiği görüşünde:

    ABD’nin dahi İsrail’e sözünü geçiremediğini hatırlatan Hediye Levent, İsrail’in Refah’a kapsamlı kara harekatının gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğunu ifade etti:

    Diğer yandan Levent’e göre Arap dünyası, gerek İsrail ile normalleşme arzuları gerekse Filistin meselesini yük olarak görmeleri nedeniyle daha sessiz kalıyor. Ancak Levent, Hamas’ın Müslüman Kardeşler’in Filistin kolu olmasının da Arapların tutumunda etkisine dikkat çekti:

    Filistin yönetiminin tek çatı altında toplanması girişimlerinin sürdüğünü fakat henüz meyvelerini vermediğini aktaran gazeteci Levent, Gazze’nin temsilcisi olarak görülen Hamas’ın, Batı Şeria’da bile etkinliğini artırdığının gözlemlendiğini kaydetti:

    Türkiye Cumhuriyeti’nin aldığı ticaret kısıtlamaları ve yasaklarına ilişkin kararın İsrail ekonomisine ciddi bir darbe vuramayacağını söyleyen Hediye Levent, İsrailli ithalatçıların muadil ülkeler bulmakta zorluk çekmeyeceği olduğunu belirtti:

    1 hr 25 min
  • ‘ABD’nin Pasifik’te attığı adımlara karşı Çin, Avrupa’da bir hamle yaptı, devamı gelecek’

    Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, ABD ile siyasi ve ticari ilişkilerin gerildiği bir dönemde beş yıl sonra ilk kez Avrupa turuna çıktı. Şi’nin, Fransa’dan başladığı Avrupa turunda Sırbistan ve Macaristan gibi Avrupa’nın ‘üvey evladı’ konumundaki son iki ülkenin yer alması dikkat çekti.

    Şi Jinping, Paris’te Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından ‘el üstünde’ ağırlansa da Fransız liderinin Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in de katıldığı üçlü görüşmedi Rusya’yla ticari ilişkiler ve Batı’nın yeni icadı olan ‘kapasite fazlası’ konularında taviz vermiş görünmedi. Şi, ABD’nin AUKUS formatlı Anglo-Amerikan formülasyonunda ‘devre dışı’ bırakılmış Fransa’nin Asya-Pasifik’teki çıkarlarını gözeten bir tutum takındı.

    Şi’nin Sırbistan ziyareti, ikili ilişkilerin askeri ve ticari bağlamda daha da derinleştirildiği bir görüntü çizerken, Çin lideri özellikle 1999’da Yugoslavya devleti parçalanırken ABD öncülüğündeki NATO’nun bombaladığı Çin büyükelçiliği vakasının 25’inci yıl anmalarına bizzat katılarak Washington’a mesaj verdi.

    Çin Devlet Başkanı AB ve NATO üyesi Macaristan’la ise ‘Kuşak ve Yol’ ortağı olarak ilişkileri derinleştirdiği anlaşmalara dikkat çekti.

    Şi Jinping’in Avrupa turunu Dumlupınar Üniversitesi’nden öğretim üyesi Asya-Pasifik uzmanı Dr. Barış Adıbelli ile konuştuk.

    Dr. Barış Adıbelli’ye göre Çin lideri Şi Jinping’in ABD Dışişleri Bakanı Blinken’ı ağırlamasının hemen ardından gerçekleşen Avrupa ziyareti dikkat çekici. Blinken’in Çin’i uyarmaya gittiği, kibarca azarlanarak geri gönderildiğini belirten Adıbelli, Şi’nin 5 yıl sonra ayak bastığı Avrupa’da seçilen üç ülkenin özel anlamlar taşıdığını söyledi:

    Adıbelli, özellikle AUKUS ile başlayan süreçte Asya-Pasifik’teki ABD stratejisinden dışlanan Fransa’nın ziyaret için seçilmesini dikkat çekici buluyor. ABD’nin Filipinler gibi komşu devletleri kışkırtarak Çin’i çevrelemeye çalıştığını hatırlatan Dr. Barış Adıbelli, Çin’in ise Avrupa çıkarması ile Amerika’ya anladığı dilden yanıt verdiğini kaydetti:

    Adıbelli’ye göre, Çin Komünist Partisi (ÇKP) ve Fransa arasında uzanan tarihi bağların, günümüzdeki Çin-Fransa ilişkilerine etkisi büyük. Adıbelli, Pekin yönetiminin Fransa’nın AB’den daha bağımsız hareket etme isteğini iyi yakalayıp politikalarını şekillendirdiği görüşünde:

    Macron’un bağımsız AB politikaları vurgusu ile Şi Jinping ziyaretinin yakın dönemde yaşanmasının önemli olduğuna dikkat çeken Barış Adıbelli, Ukrayna krizi sona erdiğinde Avrupa’da ciddi tartışmalar yaşanacağı değerlendirmesinde bulundu:

    Dr. Adıbelli, Şi’nin Sırbistan ziyaretinin NATO’nun Yugoslavya bombardımanında ABD uçakları tarafından Çin büyükelçiliğinin vurulmasının 25’inci yıldönümüne denk getirilmesine dikkat çekti. Bu olayın Çin milliyetçiliğinin yükseliş geçmesi açısından önemini vurgulayan Adıbelli, bu yüzden NATO ile Çin’in arasında ‘kan davasının’ girdiğini anımsattı:

    Çin’in Sırbistan’a silah satarak Avrupa’nın göbeğine yerleştiğini ve jeopolitik denklemleri altüst ettiğini vurgulayan Adıbelli’ye göre, Çin ve Sırbistan arasındaki stratejik ortaklık giderek derinleşiyor:

    Şi’nin ziyaret ettiği üçüncü Avrupa ülkesi Macaristan’ın, Kuşak ve Yol’u imzalayan ilk AB ülkesi olduğunu hatırlatan Adıbelli, ABD ile müttefikliği derinleştiren Yunanistan yerine Türkiye’nin öne çıkması için bir fırsat doğduğu görüşünde:

    Şi Jinping’in Avrupa ziyaretinde üç ana gündem maddesinin ele alındığını belirten Adıbelli, ABD’nin “Çin, Rusya’ya silah satıyor” iddialarına karşı Şi Jinping’in savaşı asıl körükleyen tarafın Batı olduğu yönündeki cevabını anımsattı:

    Macaristan’ın Orban döneminde Avrasya ve Pasifik coğrafyalarına yaptığı açılımlara dikkat çeken Barış Adıbelli, öte yandan bütün dünya Pasifik’e yoğunlaşmışken Türkiye’nin AB ısrarında bulunduğunu ve fırsatı geri teptiğini dile getirdi:

    İsviçre’de yapılması planlanan Ukrayna görüşmelerine Çin’i dahil etmek isteyen AB’nin adeta bir diplomatik entrika çevirdiğini belirten Adıbelli, Şi’nin ise Rusya’nın dahil olmadığı hiçbir süreci kabul etmediklerini açıkça dile getirmesine dikkat çekti:

    Çin’in Avrupa seyahatinin önemini özetleyen Adıbelli, bilhassa Avrupa’nın korumacı önlemlerine karşı Macaristan ve Sırbistan’a yapılacak yatırımların kritik rol oynayabileceğini belirtti:

    1 hr 25 min
  • ‘Türkiye, Körfez ülkelerine ve hatta Mısır’a nazaran çok daha sert bir tepki vermiş durumda’

    Gazze savaşı, yedi ay sonra Türkiye-İsrail ilişkileri tarihinde ilk kez Ankara’nın İsrail ile tüm ticari ilişkileri kesmesi kararına yol açtı. Gazze’de ortaya çıkan insani dram karşısında izlenen siyasi çizginin, 31 Mart yerel seçimlerinde iktidar partisinde yaşanan ‘kan kaybında’ etkili olduğu yorumları yapılırken, Türk hükümeti nisan başlarından itibaren kademeli adımlara yöneldi. 9 Nisan’da çimento ve jet yakıtı gibi stratejik malzemelerin de dahil olduğu ihracat yasakları gündeme taşınırken, mayıs başında Gazze’de ateşkes sağlanana kadar her türlü ihracat ve ithalatın durdurulduğu duyuruldu.

    İsrail yönetimi Türkiye’nin kararını sert biçimde eleştirdi. 7 Ekim’deki Hamas baskınından sonra siyasi retorik yüksek düzeyde olsa da etkilenmeyen ticaret ilişkilerinde gelinen durum, ticaret fazlası Türkiye’nin lehine olduğundan daha dikkat çekici. Ankara’nın kararının üzerindeki uluslararası baskıların giderek arttığı İsrail’e zarar verdiği belirtilirken, Gazze çatışmasının teskiniyle durumun nasıl tersine çevrileceği de merak konusu.

    Gelişmeleri Moşe Dayan Merkezi ve Tel-Aviv Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Hay Eytan Yanarocak ile konuştuk.

    Hay Eytan Yanarocak’a göre, Ankara’nın İsrail ile ticareti kesmek kararı ‘talihsiz’. Halklar arasında iletişimin devamının iki ülke ilişkilerinde köprülerin kurulmasını sağladığını söyleyen Yanarocak, köprüler yakıldığında ‘haklı eleştirilerin’ de etkisi olmadığını belirtti:

    9,5 milyar dolarlık ikili ticaret hacminde esas parayı kazanan tarafın Türkiye olduğunu belirten Yanarocak, Türkiye’nin ABD ve Çin’in ardından İsrail’e en çok ihracat yapan üçüncü ülke olduğunu belirtti. Dolayısıyla ticari ilişkileri kesmenin en başta Türkiyeli şirketlere zarar verdiğini vurgulayan Yanarocak, İsrail’in de zarar gördüğünü ancak yeni ortaklar bulmasının kaçınılmaz olduğunun altını çizdi. Yanarocak’a göre, asıl soru, Gazze gerilimi teskin olunca durumun eski seviyeye dönmesi ihtimali:

    Yanarocak gelişmelerden iki ülkenin de ortak çıkarlarının zarar gördüğünü söylerken, aklı selimin galip gelmesi umudunu dile getirdi:

    Ankara’nın İsrail’e yönelik önlemlerinde ‘havadan yardım ulaştırılmasına izin verilmemesi’ gerekçesi ortaya konurken, Yanarocak, bu meselenin insani yardımdan ziyade Türkiye’deki iç siyasetle ilgili olduğu görüşünde. Yanarocak, Türkiye’nin Gazze’ye en çok insani yardım ulaştıran ülke olduğunu belirtti:

    Yanarocak, İsrail hükümetinin Türkiye’nin Gazze’ye havadan insani yardım bırakmasına izin vermemesinde ise Hamas faktörü eşliğinde iki ülke arasında güvensizliğin rol oynamış olabileceğini dile getirdi:

    Yanarocak’a göre Gazze’deki çatışmalara rağmen Arap ülkeleri, İbrahim Anlaşmaları’na devam etmek istiyor. Türkiye’nin bütün Arap ülkelerinden çok daha sert bir tavır takındığının altını çizen Yanarocak, bunun en büyük delilinin, İran’ın İsrail’e misillemesi sırasında Arap devletlerinin istihbarat paylaşımı olduğunu belirtti:

    Biden yönetiminin İsrail’e mühimmat sevkiyatında kısıtlamaya gitme kararını da değerlendiren Hay Eytan Yanarocak, bunun İsrail nezdinde işe yaramayacağını belirtti. Yanarocak, İsrail Savunma Bakanı Gallant’a atfen ‘yaz aylarının sıcak geçeceği’ vurgusunu anımsattı:

    İsrail’in uluslararası planda baskıları ciddiye aldığı görüşündeki Yanarocak, BM nezdinde Filistin devletinin tanınması halinde, İsrail devletinin, ‘kendisine saldırıda bulunanların siyasi kazanım elde edebileceği’ yönünde derin endişeler taşıdığını aktardı:

    1 hr 24 min
  • ‘Netanyahu sahada istediğini elde edemedi ve herkes bir şekilde buradan kurtulmak istiyor’

    ABD’deki Biden yönetiminin de aksi yöndeki telkinlerine zıt bir şekilde İsrail’deki Netanyahu yönetimi Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah kentine yönelik operasyonu başlattı. Ancak operasyon şimdilik Refah sınır kapısı ve İsrail sınırındaki doğu kesimleriyle sınırlı görünürken, hemen öncesinde Hamas’ın kabul ettiği ortaya atılan ateşkese ulaşma çabaları başarısız olmuş görünüyor. Müzakereler sürse bile ‘puslu bir hava’ hakim.

    Gazze savaşındaki son gelişmeleri, ateşkes, Refah operasonu ve ABD-İsrail’in yanı sıra Türkiye’nin tutumuyla birlikte Tele1 Televizyonu Ankara Temsilcisi, gazeteci Musa Özuğurlu ile konuştuk.

    Musa Özuğurlu’ya göre İsrail Başbakanı Netanyahu, Refah operasyonu ile İsrail iç kamuoyuna mesaj vermek, başarı kazanmak ve aynı zamanda müzakere masasında Hamas’a diş göstererek elini yükseltmek istiyor. İlk hamlenin sınırlı göründüğü ve Mısır sınırının kapıtılmasıyla bir ‘korku mesajı’ verildiğini belirten Özuğurlu, daha kapsamlı bir operasyonun da gözardı edilmemesi gerektiğinin altını çizdi:

    Ateşkes konusunda arabulucuların rolüne atıf yapan Özuğurlu, özellikle Arap medyasına yansıyan haberlerden Mısır ve Katar’ın teklifini Hamas’ın kabul ettiği, ABD’nin onayladığı fakat İsrail’in yanaşmadığı sonucunun çıktığını dile getirdi. Yine de Özuğurlu ateşkes meselesinde ‘puslu bir görünüm’ bulunduğunu vurguladı:

    ABD’nin Hamas’ın kabul ettiği iddia edilen ateşkes metnini desteklediği haberlerini aktaran Özuğurlu, Netanyahu’nun tıpkı Gazze’ye saldırı konusunda Joe Biden’ı dinlemediği gibi bu konuda da ısrarını sürdürebileceğini ve her türlü ABD baskısına rağmen ateşkesi reddebileceği görüşünde. Özuğurlu’ya göre İsrail devleti saldırıları sürdürmekte kararlı görünüyor:

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ateşkesle ilgili açıklamalarını da değerlendiren Musa Özuğurlu, Türk devletinin arabuluculuk niyetleri olsa da asıl arabulucuların Katar ve Mısır olduğunu anımsattı. Özuğurlu’ya göre Hamas’ın asıl liderliği siyasi büro şefi Haniye değil, askeri kanadın komutanları ve bu komutanlarla temasta olan birçok devlet ve silahlı aktör mevcut:

    Türkiye’nin İsrail aleyhinde attığı adımların Arap basınında yankı bulmadığını aktaran Özuğurlu, Arap basınında Türkiye’nin gerekli olanı yapmadığı yönündeki algının sürdüğünü ifade etti:

    Türkiye’nin ekonomik tedbirleri ve Güney Afrika’nın açtığı soykırım davasına dahil olmasının İsrail’i siyaseten köşeye sıkıştırmaya yetmeyeceği görüşündeki Musa Özuğurlu’ya göre, Netanyahu’yu gerçekten terletecek iki ana etmen var: Batı başkentlerinde yükselen İsrail eleştirileri ve sahada askeri başarıya ulaşılamaması:

    Arap dünyasının artık Hamas ve benzeri örgütlerin tablonun dışına çıkarıldığı bir Filistin planladığını belirten Özuğurlu, öte yandan Arap basınına yansıyan Mervan Barguti – Mahmud Abbas çekişmesini aktardı:

    1 hr 25 min
  • ‘Amiyane tabirle kötü süreci Netanyahu’ya yaptırıp, yeni süreci yeni bir lidere başlatabilirler’

    İsrail yönetimi, ABD’nin ‘hata olur’ itirazları ve dünyadan gelen tepkileri dikkate almayarak Gazze’deki operasyonlarını güneyde Mısır sınırındaki Refah bölgesine yayıyor.

    Hamas hareketinin ‘Kahire’deki müzakerecilere kendilerine sunulan teklifi kabul ettiğini’ ilettiği iddiaları eşliğinde İsrail ordusu Refah bölgesinde ‘nokta atışlı’ hamlelere girişti ve sınır kapısı bölgesini ele geçirdi. Bölgede çatışmalar da çıktığı haberleri geliyor. Refah’a yığılmış 1.3 milyon civarında nüfus nedeniyle dünya çapıda kaygılar dile getiriliyor. İsrail ordusunun Refah operasyonunu hangi şekillerde yürüteceği ve sonucuna dair senaryolar tartışılıyor.

    Gelişmeleri Necmettin Erbakan Üniversitesi’nden Dr. Gökhan Çınkara ile konuştuk.

    Dr. Gökhan Çınkara’ya göre, İsrail ordusunun Refah sınır kapısını kontrol altına almasıyla Netanyahu’nun iç kamuoyuna dönük bir vaadini gerçekleştirdi. İsrail’in askeri harekatlarını yalnızca sağ siyasetçiler değil İsrail’in önde gelen merkez posizyonundakilerin de desteklediğini söyleyen Çınkara, bu hamle ile Netanyahu’nun kendi kamuoyuna vaadini tutmuş olduğunu dile getirdi:

    İsrail ordusunun Gazze’den çekilmesine dair maddenin kabul edilmezliğinin ateşkesin reddini getirdiğini belirten Çınkara, İsrail iç siyasetinin dinamikleri sebebiyle Refah’a yönelik askeri operasyonun devam edeceği değerlendirmesinde bulundu:

    İsrail’in askeri harekatının sonrasına dair senaryoların her gün tartışıldığını anımsatan Çınkara, bu sürecin düşünülenden çok daha zorlu geçeceğinin altını çizdi. Dr. Çınkara’ya göre siyasi aktörler, İsrail’in kurmak istediği düzen, yerel halk ve daha birçok etmen sebebiyle Gazze’yi oldukça zorlu bir süreç bekliyor:

    Amerikan üniversitelerindeki yoğun protestolar ve Demokrat Parti seçmenindeki kopuş gerekçesiyle ABD yönetiminin asıl endişesinin iç siyasetle alakalı olduğu yorumunda bulunan Dr. Gökhan Çınkara’ya göre, bölgede Hamas istenmeyen konumuna geldi. Katar dahil Arap ülkelerinin Hamas’a mesafeli yaklaştığını ifade eden Çınkara, ateşkes açıklamasının ise bir ağırlığa sahip olmadığı görüşünde:

    ABD’nin ve Rusya’nın İsrail karşıtı hamleler atmayacağı yorumunda bulunan Çınkara, Biden yönetiminin askeri süreci Netanyahu’ya hallettirmek isteyeceğini ve sonrasında İsrail’de seçimlerle uluslararası saygınlığı daha yüksek bir liderin başa geçmesini arzu edebileceğini vurguladı:

    Türkiye’nin Gazze’de arabulucu olma ve insani yardım ulaştırma konusunda İsrail engeline takılmasıyla birlikte ticaret yasağının devreye girdiğini dile getiren Gökhan Çınkara, ilişkilerde radikal bir kopuş görmüyor:

    Türkiye’nin İsrail’e getirdiği ticaret kısıtlamasını ve Güney Afrika’nın açtığı soykırım davasına müdahil olma kararını değerlendiren Dr. Çınkara, bunun esas itibarıyla iç kamuoyuna dönük olduğu görüşünde. Çınkara’ya göre Türkiye’nin attığı adımların ABD ile yapılan görüşmelerden sonra yürürlüğe girmiş olma ihtimali gözardı edilmemeli:

    İsrail’in belirli hedeflerine ulaştığını belirten Çınkara, Türkiye’nin Refah harekatı sonrası süreçte nasıl bir çizgi izleyeceğini dikkatle takip etmek gerektiğini ifade etti:

    1 hr 25 min
  • ‘Türkiye ciddi bir belge ve arşiv gücü bulunduğu için soykırım davasına müdahil oldu’

    İsrail’deki Netanyahu hükümeti, ABD’nin ‘hata olur’ söylemleri ve Batı dünyası ile Arap ve İslam dünyasının tepkilerini dinlemeden Refah konusunda harekete geçiyor. İsrail ordusu Refah operasyonunun işaretlerini verirken, 1.3 milyon civarında Gazzelinin sığındığı Refah’a tam bir kara harekatının olası sonuçları tartışılıyor.

    Diğer yandan Türkiye yönetimi yedi ayın sonunda İsrail ile tüm ticari ilişkileri keserken, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin BM’ye bağlı en üst mahkeme olan Uluslararası Adalet Divanı’nda BM Soykırım Sözleşmesi uyarınca açtığı davaya müdahil olma kararı aldı. İsrail yönetimi bu karara sert tepki gösterdi.

    Gelişmeleri Ortadoğu, Avrasya ve Asya-Pasifik Araştırmaları Platformu Kurucu Direktörü Dr. Ali Semin ile konuştuk.

    Dr. Ali Semin’e göre, İsrail’in Refah operasyonu, Netanyahu’nun Gazze sınırlarını aşarak bölgeyi savaşa sürükleyebilecek bir hamle. Semin, bunun bölgede ‘son damla’ olacağını söyledi:

    İsrail’in bugün dahi hiçbir yaptırıma tabi tutulmadığının altını çizen Semin, Netanyahu’nun Refah’ı ele geçirmesi durumunda zafer ilan edebileceği yorumunda bulundu:

    İsrail’in Gazzelileri Mısır’a sürerek hem demografik yapıyı değiştirmek hem de Sina Çölü’nü askeri operasyon düzenlenecek karışık bir alana dönüştürmeyi hedeflediğini öne süren Dr. Semin, İsrail’in 1982 Lübnan işgalini anımsattı:

    Arap dünyasının yeterli diplomatik girişimde bulunmadığını vurgulayan Semin, Hamas’ın bölgeden çıkması durumunda İsrail’in operasyonları durduracağına dair hiçbir güvence verilmediğini hatırlattı:

    ABD Dışişleri Bakanı Blinken’ın son haftalarda sıkça gündeme getirdiği İsrail-Suudi Arabistan normalleşmesine değinen Dr. Semin’e göre, Suudiler gözünü Gazze’yi yeniden imar etme projesine dikmiş durumda:

    Önceki ABD Başkanı Donald Trump’ın başlattığı İsrail-Arap dünyası normalleşmesinde halihazırda BAE’nin ve Bahreyn’in bu adımı attığını hatırlatan Ali Semin, Suudi Arabistan’la yapılacak normalleşmenin, Suudilerin sembolik konumu sebebiyle fazlasıyla önemsendiğini belirtti. Dr. Semin’e göre İsrail’in Gazze’de yaptığı katliama rağmen, Körfez basını için olayların sorumlularının başında 7 Ekim saldırılarını yapan Hamas geliyor:

    Dr. Semin, Amerikan üniversitelerindeki isyan halinin Gazze’deki olayların artık sadece Arap ve İslam dünyasının sorunu olmadığını ortaya koyduğu görüşünde. Ancak Semin, tüm tepkilere rağmen İsrail’in Gazze’yi yaşanmaz bir bölgeye çevirme stratejisinin işlediğini gösterdiğini belirtti:

    Türkiye’nin İsrail ile ticareti tamamen durdurma kararını değerlendiren Semin, dünyadaki Yahudi iş insanlarının etkin gücü sebebiyle bu tutumun Türkiye’ye olumsuz geri dönüşü riski yarattığını belirtti. Öte yandan Türkiye’nin Güney Afrika’nın açtığı soykırım davasında taraf olmasını olumlu karşıladığını aktaran Dr. Semin, Türkiye’nin ciddi bir belge ve arşiv gücü olduğunu vurguladı:

    1 hr 25 min
  • ‘Ukrayna’da yenemedikleri Rusya’yı, Gürcistan ve Moldova üzerinden sıkıştırmak istiyorlar’

    Gazze savaşı odaklı gelişmeler Batı dünyasında Ukrayna çatışması ile başlayan çifte standartlara tavan yaptırıyor. Son olarak Amerikan Temsilciler Meclisi, İsrail’in eleştirilmesini anti-semitizm ile eşdeğer tutan ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde İsrail aleyhine olası savaş suçu davasını engellemek için kolları sıvadı. Avrupa Birliği (AB) ise Kafkasya’da Gürcistan’a el atmış durumda. Gürcistan’da parlamento çoğunluğunu temsil eden iktidar partisinin yabancılardan para alan STK’ların bildirimi ile ilgili yasayı geçirmeye soyunması Brüksel’in tepkisini çekti. Daha da az liberal versiyonu ABD’de varken ve AB içerisinde tartışılırken, Batı dünyası, Tiflis’teki tasarıyı ‘Rusya tasarısı’ diye sunuyor.

    Ortadoğu ve Kafkasya’daki gerilimlerin ötesinde ABD-Çin ilişkileri de ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın Pekin ziyaretiyle iyiden iyiye gerildi. Blinken, Rusya ile ticareti nedeniyle Çin bankalarına yaptırım sopası sallarken, Çin ekonomisinin ABD’nin istediği tarzda organize edilmesi gerektiğini öne sürdü. Blinken’ın tehditkar mesajları Çin yönetiminin tepkisini çekmiş durumda.

    Ortadoğu-Kafkasya ve küresel düzeyde son gelişmeleri Prof. Dr. Hasan Ünal ile konuştuk.

    Prof. Dr. Hasan Ünal’a göre, Gazze çatışması Batı’da ‘düşünce ve ifade özgürlüğü’ konusundaki gerilemeyi daha da ortaya sererken, bunun son örneği ABD Temsilciler Meclisi’nin tutumu. Ünal, Temsilciler Meclisi’nin ABD anayasasının ilk maddesini de hiçe sayarak İsrail’e yönelik eleştirileri ‘anti-semitizm’ olarak kabul eden yasa tasarısını onayladığını söyledi:

    Netanyahu yönetiminin tutumunun ve Gazze odaklı gelişmelerin ABD’nin Suudi Arabistan ile İsrail arasında arabuluculuk faaliyetlerini sekteye uğrattığını söyleyen Prof. Dr. Ünal, bu açıdan ABD diplomasisinden ziyade Çin’in çok daha başarılı olduğu görüşünde. Ünal, Çinli diplomatların Hamas ve Filistin yönetimi arasında diyalog kurma çabalarına da dikkat çekti:

    Ünal’a göre Türk dış politikasının İsrail eleştirileri her ne kadar haklı olsa da, kamuoyuna yönelik diplomasi zarar veriyor. Türkiye’nin Filistin konusunu bir uluslararası kriz olarak değerlendirip Arap devletleri ile temasa geçmesi gerektiğini belirten Ünal, doğrudan müdahil olunmasının yerinde olmadığı uyarısında bulundu:

    Prof. Dr. Ünal, Türkiye’nin Güney Afrika’nın İsrail’e açtığı ‘soykırım davasına’ müdahil olması konusunda ‘mantıklı mı’ diye sorarken, meselenin daha ziyade iç siyasete hizmet eden bir girişim gibi durduğu değerlendirmesinde bulundu:

    Prof. Dr. Ünal, özellikle Gürcistan yönetiminin yabancı fonlu STK’ların şeffaflığı konusundaki tutumunun Türkiye için örnek teşkil etmesi gerektiğini vurguladı. Ünal, Rusya’yı Ukrayna’da yenemeyen Batı’nın yeni hedefinin Gürcistan ve Moldova üzerinden karışıklık çıkarmak olduğu görüşünü dile getirdi:

    Azerbaycan lideri Aliyev’in Kafkasya’da ortalığı karıştırmak isteyen odaklar olduğuna dair yorumuna katılan Prof. Dr. Ünal, Avrupa Birliği üyesi bazı ülkelerin Azerbaycan-Ermenistan barış anlaşmasının imzalanmaması için çabaladığını kaydetti:

    Küresel düzeyde ABD-Çin gerilimi Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın Pekin ziyaretiyle yükselirken, Prof. Dr. Ünal, Washington’ın Çin konusunda da ancak vekalet savaşı yürütebileceği görüşünde. Ünal, ABD ve Batı’nın ekonomik meselelerdeki çifte standartlarına da dikkat çekti:

    1 hr 25 min
  • ‘Avrupalılar kendileri için var olan bir problemi başkaları için tanımlamıyorlar’

    Britanya’da seçilmemiş Rishi Sunak hükümeti Brexit sonrası göçmen sorununu Avrupa’da verili ‘insani hukuk’ çerçevesinde çözmeyi reddederek Ruanda ile yaptığı özel anlaşmayı hayata geçirmeye hazırlanıyor. Sunak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nedeniyle geçen sene göçmen tasarısının durdurulmasına meydan okurken, yargı kararıyla elinin rahatlamasıyla ilk göçmen kafilelerini Ruanda’ya göndermeye hazırlanıyor. Bu hamle AB üyesi İrlanda ile de Londra arasında gerilim yaratmış durumda.

    Diğer yandan Ukrayna’daki çatışmada ABD ve AB tüm silah ve mühimmat kaynaklarını seferber etmelerine rağmen adım adım yenilgiye koşarken, en dikkat çekici mesele ‘insan kaynağı’ sorunu. Ve Polonya ile Baltık Cumhuriyetlerinde çatışmalar nedeniyle Avrupa’ya kaçan savaşacak yaştaki gençlerin Kiev yönetimine gönderilmesi tartışmaları başlamış durumda. Ukrayna yönetimi Avrupa’daki vatandaşlarına konsolosluk hizmetlerini ‘zorla geri döndürmeyi’ sağlayacak koşullara bağlarken, Avrupa’nın sığınma ve insan hakları hukukunun işlevleri şimdiden tartışmalı hale geliyor.

    Avrupa Birliği’nin ABD ile birlikte dünyaya ‘değerler’ olarak empoze ettiği uygulamalar ile kendi çifte standartlı duruşlarını Londra’da yaşayan gazeteci ve belgeselci Sedat Aral ile konuştuk

    Sedat Aral’a göre, Batı kendi koyduğu kuralları kendi hareket alanları daraldığında değiştirmekten geri kalmıyor. Birleşik Krallığın (İngiltere) göçmenleri Ruanda’ya gönderme planının hukuken temeli olmadığı halde ısrarla uygulandığını belirten Aral, Avrupa derken konjonktüre, paraya, çıkarlara göre sürekli kuralları değiştiren bir emperyalist sistemin varlığının unutulmaması gerektiğini dile getirdi.

    Aral’a göre Avrupa ve insan hakları kuruluşları, dünyanın başka yerindeki insan hakkı ihlallerinde adeta ortalığı ayağa kaldırırken, aynı olaylar Avrupa’da yaşanınca üç maymunu oynuyor:

    Göçmen krizinin küresel bir sorun olduğunu işaret eden Aral, Türkiye’nin de çok zor bir durumda olduğunu hatırlattı. Türkiye’nin AB ile yaptığı geri kabul anlaşmasına atıfta bulunan Sedat Aral, Avrupa’nın baskı grupları aracılığı ile yasadışı göçe karşı çıkanları yaftaladığını ifade etti:

    Avrupa Birliği üyesi ülkelerin göçmen botlarını batırmasına dikkat çeken Aral, İngiltere’nin hukuk dışı Ruanda politikasının dahi bunların yanında daha insancıl kalabileceğini de söyledi:

    Ukraynalı mültecilerin tekrar ülkelerine gönderilmesinin temel sebebinin ekonomik yük olduğunu kaydeden Aral’a göre Amerika’nın ve İngiltere’nin hedefi, Rusya’yı bölmek ve kaynaklarını ele geçirmek:

    İngiltere’de vatandaşların siyasilere ve partilere olan güveninin ciddi şekilde zedelendiğini vurgulayan Sedat Aral, dünya genelinde demokrasiye olan inancın sarsıldığını ifade etti:

    Batı ülkelerinde Rus mal varlıklarına el konulması yönündeki haberleri yorumlayan Aral’a göre Avrupa bu yola gelecekte de sıklıkla başvurabilir:

    1 hr 25 min
  • ‘AB’nin lokomotif ülkeleri de birliğin varlığını toplumsal olarak tartışmaya başladı’

    Almanya Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier, geçen hafta Türk-alman ilişkilerinin 100’üncü yıldönümünü fırsat bilerek Türkiye’ye üç günlük ziyarette bulundu. Steinmeier’in yanında getirdiği döner ustası ve 60 kiloluk döneri keserek verdiği görüntü Türkiye kamuoyunda çok tartışma yaratırken, ülkesinin İsrail-Filistin krizindeki tutumu nedeniyle İstanbul ziyaretinde Gazze protestolarının hedefi oldu.

    Almanya’da Cumhurbaşkanı olarak sembolik konumda bulunan ve yürütmede rolü olmayan Steinmeir’in ziyaretiyle Türk-Alman ilişkileri bir kez daha gündeme taşındı. En başta Almanya’da haziran ayında yürürlüğe girecek olan çifte vatandaşlık yasası. Almanya bir süredir Türkiye’den kalifiye emekçileri cezbetmek için kolları sıvamışken, bu yasa Almanya’da yaşayan ve göçmen içinde en büyük oranı temsil eden Türkleri de yakından ilgilendiriyor.

    Steinmeier’in Türkiye ziyaretinin Almanya kamuoyu ve Almanya’da yaşayan Türklere yankıları ve eli kulağında olan çifte vatandaşlık yasasını Almanya’da yaşayan siyaset bilimci ve AB uzmanı Kanal Avrupa programcısı Erdal Tekin ile konuştuk.

    Erdal Tekin’e göre, Steinmeier’in Türkiye ziyaretinin zamanlaması Alman kamuoyunda eleştirilse de Cumhurbaşkanı olarak ‘sembolik’ konumuyla yürütmede yetkisi olmadığı için son tahlilde ülkede tartışma yaratmadı.

    Almanya’nın Gazze krizinde siyasi pozisyonunu İsrail’den yana açıkça ilan ettiğini anımsatan Tekin, bu konuda Türkiye liderliğiyle fikir ve söylem ayrılığının bilindiğini vurguladı. Tekin, Almanya’da ve Avrupa’da da yönetimler ile halkların tutumları arasında farklara dikkat çekti:

    Alman Cumhurbaşkanı’nın Türkiye seyahatinin Almanya’daki Türk toplumu tarafından ilgiyle takip edildiğini aktaran Tekin, ziyarete ilişkin olumsuzluğun medyaya yansımadığını da söyledi:

    Almanya’ya Türkiye’den işgücü göçünün 1961’de başladığını hatırlatan Tekin, Türk göçmenlerin Alman ekonomisine katkısının 30 milyar Euro’yu geçtiğini söyledi. Tekin’e göre Almanya’nın hazırladığı ve 27 Haziran’da yürürlüğe girecek olan çifte vatandaşlık yasası olumlu olsa da geç kalınmış bir adım. Tekin bunun arkasında Almanya’da kalifiye iş gücüne duyulan ihtiyacın yattığını vurguladı:

    Almanya’daki Türk göçmenlerin henüz yalnızca yarısına yakınının Alman pasaportuna sahip olduğunu vurgulayan Erdal Tekin’e göre, Türk toplumunun sorunlarını çözmelerinin yolu, Alman siyasi sisteminin içine girmeleri:

    Almanya’nın Ukrayna krizinden derinden etkilendiğini, özellikle enerji fiyatlarındaki artış eşliğinde kontrol altına alınsa da enflasyonun hala sorun olduğunu belirten Tekin, diğer yandan AB içerisinde devam eden tartışmalara atıfta bulundu. Tekin’e göre, Scholz bir yandan Almanya’da ekonomik krizle uğraşırken, diğer yandan AB’yi bir arada tutmaya çalışıyor.

    1 hr 25 min
  • ‘Asıl hedefin Rusya ile kurulan stratejik ortaklık olduğu çok net görülmekte’

    ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in Batı medyasının ‘ültimatom verecek’ diye sunması eşliğinde gerçekleştirdiği Çin Halk Cumhuriyeti ziyareti sıkıntılı sonuçlara gebe görünüyor. Biden yönetiminin Hazine Bakanı Janet Yellen’in nisan başındaki ziyaretinde ‘kapasite fazlası’ söylemlerinden rahatsız olan Çin yönetimine karşı; alüminyum ve çelik için gümrük vergilerini artırma işaretleri verirken TikTok yasağını devreye sokmaya hazırlandığı bir ortamda gerçekleşen ziyaretin görünen teması ‘Çin-Rusya ticari ilişkileri’ teşkil etti. Siyasi ve askeri planda ise Biden yönetiminin Kongre’den Ukrayna ve İsrail ile birlikte Tayvan’a 8 milyar dolar fonlama çıkarması ile AUKUS’a Japonya’yı katarak Filipinler üzerinden Asya’da yaratmaya çalıştığı paktlaşma, gergin zemini pekiştirmiş görünüyor.

    Blinken, Çin ziyaretinde adeta Çin yönetimini tehdit eder bir pozisyondan mesajlar verirken, Çin liderliğinin sert mesajlarıyla karşılaştı.

    Çin Devlet Başkanı Şi Jinping’in de görüşmeyi kabul ettiği Blinken’a ‘ABD’nin söylemleri ile eylemleri arasındaki tutarsızlığa’ dikkat çekerek ‘ilişkilerin ileriye gitmemesinin gerilediği anlamına geldiği’ mesajı dikkat çekti. Asıl başlıklarda mesajlar ise Dışişleri Bakanı Vang Yi tarafından verildi. Vang, Blinken’a Tayvan konusunda ‘kırmızı çizgilerinin aşılmaması gerektiğini’ anımsatırken, Çin’in kalkınmasının engellenmeye çalışılmaması, içişlerine ve egemen devlet olarak kararlarına karışmaması gerektiğini vurguladı.

    Rusya ile ticaretle ilgili ve Ukrayna temalı mesajları veren ise Dışişleri Sözcüsü Vang Venbin oldu. Sözcü Çin’e Rusya ile ticaretle ilgili asılsız ithamları kabul etmediklerini belirtirken, Ukrayna krizinin asıl sorumlusunun ABD ve NATO ittifakı olduğunu anımsattı. Çin’in Rusya ile DTÖ kurallarına uygun ticaretlerine üçüncü tarafların müdahale etmelerine izin vermeyeceklerini dile getirdi.

    Blinken’in Pekin ziyareti ve perde arkasındaki zemini gazeteci yazar Gökhun Göçmen ile konuştuk.

    Gökhun Göçmen’e göre, Biden yönetimi vitesi yükselterek tansiyonu artıracak hamlelerde bulunmaktan vazgeçmiyor. ABD Dışişleri Bakanı Blinken’in Pekin ziyaretinin hemen öncesinde Kongre’den geçen askeri fonlamalara atıf yapan Göçmen, hiçbir çatışma söz konusu olmadan resmen devlet olarak da tanınmayan Tayvan’a 8.1 milyar dolar ayrılmasına dikkat çekti:

    Göçmen, diğer yandan ABD’nin Japonya, Güney Kore ve Filipinler ile Çin’e karşı ittifak oluşturma çabasının tam gaz devam ettiğini belirtirken, nisan başında Japonya Başbakanı’nın ABD ziyaretine atıfta bulundu:

    ABD’nin Ukrayna’ya 61 milyar dolar silah yardımını onayladıktan sonra Rusya ile ticaret yapan Çin’i suçlamasının riyakarlık örneği olduğunu ifade eden Göçmen, Pekin’in bu çatışmada dengeli duruşuna atıf yaptı:

    Putin ve Şi arasındaki son görüşmeyi anımsatan ve Rusya ile Çin’in çok kutuplu dünya hedeflerinin gizli saklı bir yanı olmadığını belirten Göçmen’e göre ABD’nin asıl iki ülkenin ilişkilerini bozmak:

    Batı’da son günlere damgasını vuran “Çin’deki üretim fazlası” söylemlerini değerlendiren Göçmen, bu propagandanın hedefinin Çin’in yatırım yaptığı yeşil enerji alanına yoğunlaşmasına dikkat çekti:

    Göçmen’e göre, Blinken’ın ziyareti ve mesajları Şi Çinping’in uzattığı zeytin dallarının ABD tarafından geri çevrildiğinin göstergesi:

    Çin ordusunun ABD-Filipinler tatbikatı ve Tayvan’a yönelik askeri yardım sebebiyle uyarı metinleri yayınladığını aktaran Gökhun Göçmen, Japonya’nın AUKUS teknolojik silah geliştirme ayağına dahil olacağı yönündeki söylentilerin de ortalığı kızıştırdığını belirtti:

    Göçmen, NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in de sürekli Çin karşıtı açıklamalarıyla finans kapital ve ABD’li yöneticilerin Çin karşıtı tutumunun sözcülüğünü yürütüyor. Göçmen Batılı üreticiler için ise Çin’in bir fırsat görüldüğünü anımsattı:

    1 hr 25 min

About EKSEN

From the publisher's feed

Ceyda Karan, Eksen’le her gün RS FM'de. Eksen'de Rusya'dan Avrupa'ya; Amerika'dan farklı bölgelere kadar pek çok noktadaki sıcak gelişmeler masaya yatırılıyor.

More shows like EKSEN

Kendine İyi Davran by Beyhan Budak

Kendine İyi Davran

66 Listeners

Merdiven Altı Terapi by Deniz Dülgeroğlu

Merdiven Altı Terapi

67 Listeners

Trend Topic by Podbee Media

Trend Topic

21 Listeners

SEYİR HALİ by Sputnik Türkiye

SEYİR HALİ

0 Listeners

Geri Dönüyoruz by Socrates Dergi, Mahir Ünsal Eriş, Töre Sivrioğlu

Geri Dönüyoruz

14 Listeners