EKSEN

EKSEN

By Sputnik TürkiyeNewsNews Commentary
Download on the App Store

EKSEN episodes

  • ‘NATO’nun başını çektiği ülkelerde demokrasi, oligarşi yaratan bir sistem olarak kullanıldı’

    Britanya’da kısa süre önce yerel seçim yenilgisi yaşayan Muhafazakar Partili Başbakan Rishi Sunak, halkın geniş kesimlerini etkileyen ekonomik kriz eşliğinde sonunda erken seçim kararı duyurdu.

    Britanya eski sömürgesi ABD’nin ‘bağımsızlık bayramına’ denk gelen manidar bir tarihte, 4 Temmuz’da sandık başına gidiyor. Devasa serveti ve Hint asıllı olmasıyla anılan ülkenin seçilmemiş başbakanı, içinde bulundukları ekonomik durumdan Rusya’yı sorumlu tutuyor. Sunak’ın ilk seçim sınavından ‘sağ çıkmasına’ pek olasılık verilmiyor.

    Diğer yandan ana muhalefetteki İşçi Partisi ve lideri Keir Starmer’ın siyasi çizgisi yoğun eleştirilere konu oluyor. İşçi Partisi’nin Starmer liderliğinde seçimleri kazanmasına daha yüksek ihtimal verilse de ülkede siyasi ve ekonomik değişiklik yaratmasına dair umutlar fazla görünmüyor.

    Seçimlere giden Britanya’daki siyasi ve ekonomik tabloyu bu ülkede yaşayan gazeteci ve belgeselci Sedat Aral ile konuştuk.

    Sedat Aral’a göre, Britanya’da ekonomik koşullar ve yönetim sorunlalrı nedeniyle siyasi sıkışmışlık had safhada, Muhafazakar Parti’nin ise 4 Temmuz’da seçimleri kazanma olasılığı son derece düşük. Son seçilmiş başbakanın Boris Johnson olduğunu anımsatan Aral, artık İşçi Partisi’nin de sol çizgide olmaktan çok uzak olduğunu dile getirdi:

    Aral’a göre ABD’nin dünya genelinde uyguladığı yaptırımlar ve müttefiklerini de bu yaptırımlara uymaya zorlaması, İngiltere dahil birçok Avrupa devletini darboğaza sokuyor:

    İngiltere’de erken seçimlerin akıbetini mortgage faizleri ve barınma-ısınma giderleri başlıklarının belirleyeceği görüşünü aktaran Sedat Aral, Rishi Sunak’ın durumu toparlayamayacağını fark ettikten sonra iktidarı adeta elinden çıkarmak istediğini belirtti:

    İngiliz toplumunun huzursuzluğunu, tedirgin edici bir sessizlik ile dışavurduğu görüşündeki Sedat Aral, Yeşiller gibi siyasi oluşumlar yükselişe geçse de halkın Almanya’daki örneklere bakarak ‘ya CIA tarafından satın alınmışlarsa’ diye şüphe içinde olduğunu vurguladı. Aral’a göre Batı toplumları mevcut sistemden rahatsız fakat 100 sene önce olduğu gibi sisteme alternatif olarak faşizme yönelmeleri de ihtimal dahilinde:

    İngiltere’nin son dönemlerde Avrupa Birliği, Türkler ve Ruslar gibi çeşitli düşmanlar yaratmaya çalıştığını belirten Aral, ancak halkın artık ana akım medyanın anlatılarına kulak asmadığının altını çizdi. Aral’a göre İngiltere’de alım gücü daralan halk, temel ihtiyaçları hariç alışveriş yapamaz duruma geldi ve tepkiler giderek büyüyor:

    İngiltere’nin İkinci Dünya Savaşı’nda bile yüzde 9’luk enflasyon yaşamadığını, mortgage faizlerinin inanılmaz boyutlar aldığını vurgulayan Aral, oligarşik sistemin halkın büyük bir kesimini güçlükle geçinen hale getirdiğinin altını çizdi:

    İngiltere’de Rishi Sunak ve Muhafazakar Parti kanadının gündeme taşıdığı gençlere zorunlu hizmet planlarının hedefinin devlet yardımı alan ve hiç çalışmayan gençler olduğunu söyleyen Aral ancak bu yolla asker sayısının artırılmasına şüpheyle yaklaştı:

    1 hr 25 min
  • ‘İran, iddiaların aksine Filistin’de, Irak’ta, Suriye’de çatışmaların devamından yana değil’

    İran’da bindikleri helikopterin düşmesiyle hayatlarını kaybeden Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ülke çapında düzenlenen törenlerle toprağa verilirken, dikkatler İran siyasetine çevrildi.

    İran’da anayasa geçeği görevi vekaleten yürüten Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Muhbir, seçimlerin 28 Haziran’da yapılacağını duyurdu. Dini liderlik ve Anayasayı Koruyucular konseyinin hangi adaylıklarda karar kılacağı merak konusu. Diğer yandan da Ortadoğu’da Gazze krizi nedeniyle gerilimin düşmediği bir dönemde İran’ın yeni liderliğinin izleyeceği dış siyaset tartışılıyor.

    İran politikalarını ve Gazze savaşında gelinen yeri Prof. Mehmet Yuva ile konuştuk.

    Prof. Mehmut Yuva’ya göre, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin helikopter kazasıyla ilgili medyada yer alan çok sayıda spekülasyonları konuşmak yerine bilirkişi raporu beklenmeli. Yuva, İran’ın birçok silahı üretebilirken helikopter konusunda teknolojik atılımları neden yapmamış yahut yapamamış olduğunun da önem taşıdığını vurguladı:

    Prof. Yuva, medyada sayısız iddianın ortaya atıldığını vurgularken, bu teknik meseleler yerine asıl İran politikalarının nasıl şekilleneceğine bakılması gerektiği görüşünde:

    İran’da dini lider makamının belirleyiciliğine atıf yapan Prof. Yuva, diğer andan cumhurbaşkanlarının müesses nizam dışında politikalara yön verdiğini anımsattı:

    Diğer yandan İran içinde gerek Batı gerekse İsrail konularında farklı görüşler taşıyan siyasetçiler bulunduğunu belirten Yuva, diğer yandan 1979 İslam devriminden bu yana ‘tunç yasası’ tabiri ilkelerden taviz verilmediğini anımsattı:

    Prof. Yuva, 28 Haziran seçimleri için seçilecek adayın İran müesses nizamının bölge ve Batı’ya karşı tutumu sürdüreceği görüşünde:

    İran’la nükleer anlaşmanın askıya alan ve Kasım Süleymani suikastının emrini vermiş Donald Trump’ın ABD’de tekrar seçilmesi durumunda ABD’nin izolasyona gireceği beklentilerine işaret eden Prof. Yuva, diğer yandan Trump’ın öngörülemez bir siyasetçi olduğunu hatırlattı:

    Biden yönetiminin İsrail ve Suudi Arabistan arasında normalleşme sürecini başlattığını anımsatan Yuva’ya göre, Suudilerin eş zamanlı olarak İran ile de masaya oturduklarını belirtti. Yuva, İran’ın da artık bölgenin tamamında normalleşme ve barış sürecini destekleyeceği görüşünde:

    ABD ve İsrail’in artık Filistin sorununu tek başlarına çözemeyeceklerini belirten Prof. Yuva, dünyada yükselen tepkiler ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kararları neticesinde sorunun uluslararası bir konferans ile çözülebileceği bir atmosfer oluştuğu değerlendirmesinde bulundu:

    1 hr 25 min
  • ‘İster kaza ister ihmalkarlık ister sabotaj olsun, biz bunu muhtemelen öğrenemeyeceğiz’

    İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın 19 Mayıs’ta Azerbaycan’daki baraj açılışı sonrası helikopter kazasında hayatlarını yitirmesi bölge ve dünyada yankılandı. Beş günlük yas ilan edilen İran’da başkent Tahran dahil pek çok şehirde Şii geleneklerine uygun biçimde cenaze törenleri düzenlendi. Törenleri Rusya, Çin ve Körfez ülkeleri başta olmak üzere pek çok ülkeden üst düzeyde katılım dikkat çekti.

    Kazayla ilgili soruşturma sürerken, siyasi süreç de İran anayasası uyarınca işliyor. Reisi’nin yerine Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Muhbir vekalet edecek ve 28 Haziran’da seçimler düzenlenecek. Mart başında parlamento seçimleri sürecinde katılımın rekor düzeyde düşük çıkarak yüzde 40’lara düşmesi dikkat çekilirken, yeni süreç merak konusu. Bölgede ve dünyada dikkatle izlenen İran’daki kaza sonrası tartışmalar ve iç ve dış politikadaki gelişmeleri, Dr. Bilgehan Alagöz ile konuştuk.

    Dr. Bilgehan Alagöz’e göre bölge ve dünyada dikkatlerin üzerinde olduğu İran’ın cumhurbaşkanı ve dışişleri bakanını kaybettiği kaza tüm dünyayı şaşırttı. İran’ın güvenliği verdiği öneme işaret ederken sürecin yönetilmesindeki sıkıntılara dikkat çeken Alagöz kazanın yahut sabotajın perde arkasının öğrenilmesinin güç olaceğı görüşünde:

    İbrahim Reisi’nin son meclis seçimine paralel olarak Uzmanlar Konseyine rakipsiz seçildiğini anımsatan Alagöz, İran’da devletin karar alıcıları ve bilhassa dini lideri Ali Hamaney nezdinde desteklenen bir kişilik olduğunu vurguladı. Alagöz, Reisi’nin kazada hayatını yitirmemiş olsaydı, bir sonraki dönem için kuvvetli bir aday olarak ortaya çıktığının altını çizdi:

    İran’da Farslar’dan sonraki en büyük etnik grup olan Azerbaycan Türkleri’nin helikopter kazasında hayatını kaybeden Tebriz Cuma İmamı’na ve Doğu Azerbaycan Eyaleti Valisi’ne büyük hürmet duyduğunu ifade eden Alagöz’e göre, Türk kökenli isimler, İran’da devrimin sürekliliği ve kurumsallaşması konusunda önemli roller oynadı:

    Helikopter kazasında hayatını kaybeden bir diğer önemli isim olan İran Dışişleri Bakanı Abdüllahiyan’ın dışişleri bürokrasisinden yetişmiş bir kariyer diplomatı olduğunu belirten Alagöz’e göre, yerine gelen Kani de, nükleer müzakereler sürecinde rol oynamış tecrübeli bir diplomat:

    Alagöz, Reisi’nin cenaze törenine birçok devletin ileri gelen yetkililerinin katılmasının İran’ın sistem içinde nasıl göründüğüyle alakalı olduğu görüşünde. Alagöz, İran’ın dış politikasında bir değişiklik beklemezken bölge ülkelerinin de İran’ı ötekileştirmek yerine diplomasiyi canlı tutmak arzularına işaret etti:

    Dr. Alagöz, İran ile Türkiye arasında Zengezur Koridoru, Güney Kafkasya, PKK, Irak ve Suriye gibi mevzularda sorunlara işaret ederken, inişli çıkışlı ilişkilere karşın iki ülkenin de diplomatik kanalı açık tutmayı tercih ettiklerini vurguladı:

    İran’da seçimlere katılım oranındaki düşük trendin 28 Haziran’daki seçimlerde de kendisini göstereceğini vurgulayan Alagöz, bunun en büyük sebebinin halkın desteğini alan bazı isimlerin adaylığına izin verilmemesi olduğunu aktardı:

    Dr. Alagöz, İran ile ABD seçimleri arasındaki ‘ritme’ dikkat çekerken, 28 Haziran’da ABD’de Trump’ın olası başkanlığı hesap edilerek daha sert bir sürece hazırlanılacağı görüşünde:

    28 Haziran’da yapılacak seçimlerde henüz adayların belirlenmediğini kaydeden Dr. Bilgehan Alagöz, adı geçen isimlere değindi:

    1 hr 25 min
  • ‘İsrail’e karşı böyle bir iddianamenin yazılması dahi bir süre önce hayal edemeyeceğimiz bir şeydi’

    Gazze’deki savaşın yedinci ayında İsrail; Güney Afrika Cumhuriyeti’nin BM’nin en üst düzey yargı organı Lahey Adalet Divanı’nın ötesinde Roma Statüsü’ne göre kurulmuş Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin savcısının Başbakan Benyamin Netanyahu ile Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama başvurusuyla sarsıldı. UCM’nin Yugoslavya’nın imha edilmesi sürecinde liberal dünyanın ‘evrensel adalet’ makamı olarak şekillenmesinden bu yana ilgi alanı daha ziyade Afrika ülkeleri olurken, asıl skandal geçen sene savaş alınandan çocukların çıkarılması üzerinden Rusya liderini hedef almasıyla gelmişti.

    UCM savcıları yedi ayı aşan sürecin sonunda Gazze meselesine el attı. UCM savcısı Karim Khan, İsrail liderlerini ‘açlığı sistematik biçimde kullarak sivil nüfusa karşı savaş suçu işlemekle’ itham ederek tutuklama kararı talep ederken, Hamas liderleri İsmail Haniye, Yahya Sinvar ve Muhammed Deyf hakkında da katliam ve rehine alma ithamlarıyla savaş suçlamasında bulundu. Khan’ın CNN söyleşisinde ‘Batılı yetkililer ve liderlerin kendisine mahkemenin Batı’nın jeopolitik hedefinde olan ülkeler ve liderler için kurdurulduğunu’ söylediklerini itiraf etmesi dikkat çekti.

    İsrail devletinin rehineleri kurtarmak ve Hamas hareketini yok etmek iddiasıyla Gazze’de çok ağır sivil kayıplara yol açtığı bir ortamda gelen UCM davasına BM sistemi içinde Filistin devletinin tanınmasının yaygınlaşması eşlik ediyor.

    Gelişmeleri gazeteci Çağlar Tekin ile konuştuk.

    Çağlar Tekin’e göre, Uluslararası Ceza Mahkemesi savcısının ‘tutuklama kararı’ başvurusu, karar çıkmış gibi yansıtıldı. Böyle bir karar alınmasının uzun sürebileceğini belirten Tekin, UCM ile BM’nin en üst düzeyde mahkemesi Lahey Adalet Divanı’nın da karıştırıldığını vurguladı. Tekin’e göre İsrail, yargılamaları ve aklamaları kendi içinde yaparak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni bypass edebilir:

    Hamas’ın 7 Ekim saldırılarının, İsrail’in Gazze’de yaptığı katliam ile aynı seviyede ele alınmasını eleştiren Çağlar Tekin, Gazze’de yaşananların sistematik bir açlık ve katliam olduğuna dikkat çekti. Tekin’e göre bu durum, uluslararası sistemin çöktüğünün en büyük göstergesi:

    Toplumların Batı hegemonyasının anlatılarına artık inanmadığını belirten Çağlar Tekin diğer yandan uluslararası sistemde Batı dünyasının hala daha insan hakları savunusunda üstünlüğü elinde tuttuğunu vurguladı:

    Tekin’e göre Uluslararası Ceza Mahkemesi savcısının iddianamesi Hamas ve İsrail’i aynı kefeye koysa da, taraflardan biri uluslararası hukuka göre işgalci olduğu için bu durum hukuki açıdan doğru değil:

    Toplumların İsrail’e ve uluslararası sisteme karşı tepkisinin Batı ülkelerini Filistin’i tanımaya adeta mecbur bıraktığı görüşündeki Çağlar Tekin, bu yöndeki adımların giderek artacağı görüşünde:

    Doğu toplumlarında İsrail karşıtı kitlesel eylemler yaşanmadığına dikkat çeken tekin, Suudi Arabistan gibi Ortadoğu ülkelerinin hala İsrail ile ilişkilerini kesintisiz biçimde sürdürdüğünü belirtti:

    1 hr 24 min
  • ‘ABD’nin Rusya ile ticareti kesmesi tehdidine Şi, Putin’e sarılarak verdi’

    Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin, yeni görev dönemine başlamasının ardından ilk yurtdışı ziyaretini, artık iki ülke liderlikleri için de adet olduğu üzere Çin Halk Cumhuriyeti’ne gerçekleştirdi. Rusya ile Çin’in diplomatik ilişkilerinin 75’inci yıldönümünde 16-17 Mayıs’ta kalabalık bir Rusya üst düzey heyetiyle başkent Pekin’e gitti. Şi Jinping’le kapsamlı görüşmeler gerçekleştiren ve ‘ortak bildiri’ yayımlayan Rusya lideri ardından Rusya-Çin sınırındaki Harbin kentinde hem ticari hem beşeri ve kültürel temas ve ziyaretlerde bulundu.

    ABD yönetiminin Ukrayna’yi gerekçe gösterip Çin’e Rusya ile ticaretini kesmesi için adeta ültimatom verdiği, G7 ortaklarıyla birlikte Rusya’nın Batı’da dondurulmuş varlıklarını çalmak için hamleler yaptığı bir dönemde gerçekleşen ziyaret ile iki ülkenin liderlerinin mesajlarını gazeteci ve yazar Gökhur Göçmen ile konuştuk.

    Gökhun Göçmen’e göre Rusya ve Çin liderlerinin buluşması, öncesindeki diplomatik hareketlilik ve Çin liderinin Avrupa turu jeopolitik arenada çok önemli çerçeveler çizdi. Özellikle ABD yönetiminin Rusya ile ticari kesmesi için Çin’i tehdit etmesine dikkat çeken Göçmen, Şi’nin buna yanıtını da Putin’e sarılarak verdiğini söyledi:

    Rusya ve Çin’in sıklıkla üzerinde durduğu çok kutuplu dünya vizyonunun fiiliyatta İsrail’e açılan soykırım davası ve devletlerin daha bağımsız dış politika kararları alması ile görüldüğünü belirten Gökhun Göçmen’e göre, ABD’nin tek başına hegemon olmadığı bir düzende devletler manevra alanı kazanıyor:

    Vladimir Putin ve Şi Cinping görüşmesi sonrası yayınlanan metne atıfta bulunan Göçmen, çok kutuplu dünyanın BRICS, Şangay İşbirliği Örgütü ve BM’nin özündeki ilkelere geri dönüş ile inşa edilmesi yönündeki fikirlerin artık somut zemin kazandığını anımsattı:

    Gökhun Göçmen, Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlar ve varlıklarının gasp edilmesi politikasının, Çin için çok ciddi bir uyarı olduğunu vurguladı:

    Rusya ve Çin liderleri arasındaki görüşmede sıklıkla vurgulanan Küresel Güvenlik İnisiyatifi’ne de değinen gazeteci Gökhun Göçmen’e göre Putin ve Şi, NATO’nun genişleme çabalarının dünyanın güvenliğini riske attığı konusunda hemfikir:

    Göçmen’e göre Çin’in gündeme getirdiği Küresel Güvenlik İnisiyatifi’nin en büyük çabası Ukrayna ile ilgili. Avrupa ve Ukrayna’nın “Rusya’sız çözüm” çabalarının boşa çıkacağının altını çizen Göçmen, Çin’in girişimi ile ateşkes sağlanması ve krizin taraflarının buluşturulması için yoğun çaba gösterildiğini aktardı:

    Rus lider Putin’in geçmişte iki ülke arasında ihtilaflı olarak bilinen Harbin’i ziyaretinin önemine vurgu yapan Gökhun Göçmen, öte yandan Rusya ve Çin arasındaki işbirliğinin ticareti aşarak güvenlik politikalarında da kendisini göstereceğini kaydetti:

    Gökhun Göçmen, Çin’in Rusya ile ticaretini eleştiren ABD’nin, Ukrayna’yı savaşa sokarak kendi savunma sanayisini nasıl ayağa kaldırdığına dikkat çekti:

    1 hr 38 min
  • ‘Herkes Asya’ya koşuyor, Türkiye Asya’ya sırtını dönüyor’

    İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın 19 Mayıs Pazar günü Azerbaycan’daki baraj açılışından dönerken içinde bulundukları helikopterin düşmesi sonucu hayatlarını yitirmeleri gündeme bomba gibi düştü. Helikopterin düşmesinin kazayla mı gerçekleştiği yoksa sabotaj mı olduğu tartışılırken, Reisi ile Abdullahiyan’ın ardından İran siyasetinin nasıl şekilleneceği de merak konusu.

    Reisi ve Abdullahiyan, İran’ın Çin ve Rusya’nın öncülüğünü yaptıkları ‘Küresel Güney’in parçası haline gelmesinde önemli isimler olarak öne çıkıyor. Hayatlarını yitirmeleri öncesinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yeni dönem görevine başlamasının hemen ardından Çin’i ziyaret ederek Devlet Başkanı Şi Jinping tarafından ağırlandı. Pekin’de iki liderin yayınladığı ortak bildiride, Rusya-Çin arasında deyim yerindeyse ‘iğneden ipliğe’ her konuda ticaret ve ekonomik fırsatların altı çizilirken, ABD öncülüğündeki Batı hegemonyasına da önemli mesajlar verildi.

    İran’ın üst düzey liderliğini yitirdiği kaza ve Avrasya coğrafyasını etkileyecek göleşmeleri Dumlupınar Üniversitesi’nden Asya çalışmaları uzmanı Dr. Barış Adıbelli ile konuştuk.

    Dr. Barış Adıbelli’ye göre, İran Cumhurbaşkanı Reisi ile Dışişleri Bakanı Abdullahiyan’ın ölümleri çok trafik bir gelişme. İkilinin İran’ın ‘yalnızlaşmasını’ tersine çeviren rollerine atıf yapan Adıbelli, özellikle çok kutupluluk ve ‘Büyük Avrasya’nın göbeğinde yer alan bir ülke olarak İran’ın önemine atıfta bulundu. Adıbelli, kazadan hemen önce İran liderinin Aliyev’e konuk olduğunu anımsatırken, bölgede yakın zamanlı önemli gelişmelere atıfta bulundu:

    Adıbelli, nisan ayında İran’ın İsrail’e misillemesine atıf yaparken, Reisi’nin İran tarihinde İsrail’i doğrudan hedef alan ilk lider olarak tarihe geçtiğini belirtti. Adıbelli, helikopter kazasında akıllara hemen MOSSAD’ın geldiğini belirtse de İsrail istihbaratının devlet liderlerine suikast geleneği olmadığını söyledi:

    İran’ın birçok kritik teknolojide çağın gerisinde kaldığının anlaşıldığını söyleyen Adıbelli, İran yönetiminin Rusya’dan optikler ve termal kameralar gibi pek çok aygıt için lisans alarak gerekli teknolojik donanımı imal etmemiş olmasının inat kaynaklı olduğunu savundu:

    Dr. Adıbelli’ye göre İran Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı’nın hayatını yitirdiği kaza için soruşturma yapılsa bile hiçbir zaman tam ne olduğu bilinemeyecek:

    İran’ın iç siyasi dengelerine değinen Adıbelli, özellikle Reisi’nin gelecekte Hamaney yerine dini lider olması beklendiğini söyledi. İran içerisinde Ahmedinejad’ın temsil ettiği Avrasyacı kanadın seçimlere sokulmadığını vurgulayan Adıbelli, güç çekişmesi yaşanması halinde bunun Hamaney ve Ruhani arasında olacağı görüşünde:

    İran içerisinde birçok önemli subayın ve nükleer fizikçinin suikast ile öldürüldüğünü hatırlatan Dr. Barış Adıbelli, bu cinayetlerin failleri aydınlatılamadığı için Reisi’nin hayatını kaybettiği kaza üzerinde şaibe oluştuğu değerlendirmesinde bulundu:

    Adıbelli, Rusya ve Çin gibi iki büyük güç Asya-Pasifik’e kanalize olmuşken, Türkiye’nin Asya’ya sırtını dönmemesi gerektiği görüşünde:

    Adıbelli, Putin’in Pekin ziyaretinde fiziksel temasa çok yanaşmayan Şi tarafından kucaklanmasının önemli bir mesaj olduğu görüşünde. Diğer andan iki liderin yayınladıkları 7-8 bin kelimelik ortak bildiriye dikkat çekerek, bunun özellikle güvenlik konusunda bir manifesto olduğunu söyledi:

    Rusya’nın ve Avrupa’nın önde gelen ülkelerinden Fransa’nın kendilerini Asya-Pasifik eksenine de konumlandırdığını anımsatan Adıbelli, Türkiye’nin ise giderek gücünü yitiren Avrupa Birliği’ne bel bağlayarak tarihi bir jeopolitik fırsatı geri teptiği görüşünde:

    Rusya ve Çin’in dünya siyasetini şekillendirdiğinin altını çizen Adıbelli, Tayvan’ın dahi ABD ekseninden uzaklaşmasını bekliyor. Adıbelli’ye göre, Asya-Pasifik’in kaderinde rol oynayacak etmenlerden birisi, seçimleri kazanması beklenen Donald Trump’ın ABD Başkanlık koltuğuna oturduktan sonra alacağı kararlar olacak:

    1 hr 25 min
  • ‘Biden hiçbir tarafa yaranamamış durumda ve bertaraf olmak üzere gibi görünüyor’

    ABD’de Gazze savaşının altıncı ayında neredeyse tüm Amerika çapında ‘ivy leage’ diye anılanlar dahil olmak üzere üniversitelerdeki Filistin protestoları, 1.5 ay sonra mezuniyet törenleri sürecinde yatıştı. Ancak polisiye tedbirler ve ifade özgürlüğünün engellenmesi, rektör ve dekanları da hedef alan saldırılar eşliğinde tartışmalar durulmuş değil. Özellikle Başkan Joe Biden’ın Demokratik Partisi’nin önem atfettiği gençlik kesiminin yaklaşan başkanlık seçimindeki tutumu herkesin merak konusu.

    ABD’deki kampüs protestolarını ve seçimler ile siyasete etkilerini gazeteci Serra Karaçam ile konuştuk.

    Serra Karaçam’a göre, ABD’de Gazze ile ilgili kampüs hareketi eğitim döneminin sona ermesiyle hızını kaybetti ancak pek çok üniversitede öğrenciler ve hala kimi dekan ve rektörlerin desteği sürüyor. Karaçam, harekette ABD’de okuyan çok sayıda Filistin kökenli Amerikalı öğrencinin öncülük ettiğini belirtirken, bu kişilerin pek çok akrabası ve tanıdığının Gazze’de hayatlarını yitirdiklerini belirtti:

    Karaçam, aslında 7 Ekim öncesinde de Netanyahu ile yıldızı barışmayan Biden’ın son tahlilde büyük baskı altında olduğu görüşünde. ABD Başkanı’nın 5 Kasım seçimleri nedeniyle ihtiyaç duyduğu ‘ilerici’ seçmen gruplarının oylarından olabileceğine dikkat çeken Karaçam, son seçime atfen kimi yerlerde 100 bin oyun dahi önemine atıfta bulundu:

    Demokrat Parti’ye oy veren seçmenin Biden’ı İsrail’i çok fazla desteklemekle suçladığını söyleyen Karaçam, diğer yandan Cumhuriyetçilern de Biden’ı İsrail’i yeterince desteklememek ile itham ettiğini vurguladı:

    Karaçam’a göre anketler tam anlamıyla güvenilir olmasa da Demokrat seçmenin memnuniyetsizliği ortada. AIPAC olarak bilinen İsrail lobisinin Cumhuriyetçielerin tüm çabalarına rağmen her daim Demokratlar ile anlaştığını belirten Serra Karaçam, bazı Demokrat adayların bu desteği açıkça reddettiğini belirtti:

    Karaçam, ‘ilerici’ olarak tanımlanan Amerikalı liberal sol kesimin taktik uyguladığı görüşünde. Karaçam’ın, bu kesimin Cumhuriyetçilere de oy vermeyeceği için Biden’ın arkasında konsolide olması umuluyor. Ancak bunun garantisi de yok:

    Her iki başkan adayının da skandallar ile anıldığını hatırlatan Serra Karaçam, Amerikan önseçim sürecinin heyecanlı başlamadığını söyledi. Karaçam öte yandan yaz aylarında yapılacak parti kongrelerinin her şeye rağmen tarihi olacağını vurguladı:

    Kampüs protestolarınde Amerikan polisinin sert müdahalesinin demokrasiyle ilgili soru işaretleri oluşturduğunu belirten Karaçam, provokasyon yapanlara ise kolluk güçlerinin dokunmadığını belirtti:

    1 hr 25 min
  • ‘Fico’ya suikastı doğrudan SBU’nun yaptırdığını, onlara da CIA’nın talimat verdiğini düşünüyorum’

    AB üyesi Slovakya’da geçen sonbaharda iktidara geldiğinden bu yana Batı’nın militarist politikalarını eleştiren ve Ukrayna çatışmasına itiraz bayrağı açan Başbakan Robert Fico, uğradığı suikast girişiminde ağır yaralandı. Fico derhal hastaneye kaldırılıp ağır bir ameliyat geçirirken, sağlık durumu ciddiyetini koruyor.

    Suikastın derhal yakalanan faili Juraj Cintula isminde 71 yaşındaki bir liberal şair çıktı. Geçen yıl seçimi kaybeden İlerlemeci partinin destekçisi olan Cintula’nın Fico’yu politikalarını beğenmediği için vurduğunu söylediği yansıdı. Ancak suikastın perde arkasında azmettiriciler bulunup bulunmadığı henüz bilinmiyor. Her koşulda Fico’ya yönelik silahlı saldırıda AB yanlısı liberal İlerlemeci Parti'nin seçimleri kaybettikten sonra ülkede yürüttüğü nefret yüklü politikaların etkisi bulunduğu değerlendirmeleri öne çıkıyor.

    Bu arada failin kimliği ve desteklediği siyaset apaçık ortadayken, sahte bir görüntü hazırlanarak ‘Rusya yanlısı paramiliter’ olduğu iddiaları ortaya atıldı. Ancak aksine Ukrayna yanlısı olduğu ortaya serilen Cintula’nın liberal geçmişinde ‘şiddet karşıtı’ olarak doldurduğu videoda da paylaşıldı.

    Fico’ya yönelik suikast girişimi uluslararası planda kınandı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan dahil pek çok lider saldırıyı kınayıp Fico’ya şifa dileyen açıklamalar yaptılar. Ancak Batı medyasında ve özellikle İngiliz medyasında Fico’nun Ukrayna savaşı karşıtlığı nedeniyle adeta ‘öldürülmesinin’ adeta haklı gösterilmeye çalışıldığı dikkat çekti.

    Robert Fico’ya yönelik suikast girişimi, perde arkasına dair olasılıklar ve Batı’daki siyasi iklimi ATASAM analisti ve dış politika yazarı Hasan Erel ile konuştuk.

    Hasan Erel’e göre, suikast girişimini değerlendirirken, Slovakya Başbakanı Robert Fico’nun küresel elitlere, Ukrayna’daki savaşa ve Atlantikçi Avrupa Birliği politikalarına karşı durduğunu anımsamak gerekiyor. Erel, Fico liderliğindeki Slovakya ile Orban liderliğindeki Macaristan’ın Ukrayna politikalarındaki farklılığa işaret etti:

    Fico’nun Batılı güç odaklarını rahatsız ettiğini belirten Erel, suikast girişiminin arka planında Ukrayna istihbarat servisi SBU’nun olabileceği ihtimalinin de gözardı edilemeyeceği görüşünde:

    Erel, Fico’ya yönelik suikast girişiminin ‘oyun değiştirici’ hale gelebileceğini belirtirken, bu girişimin Batı’nın liberal düzeni ve ortaya attığı iddialara karşı terör faaliyetlerinin sahaya sürülmesini yansıttığı görüşünde:

    Slovakya Başbakanına yapılan suikast girişimi sonrası Batılı yayın organlarının adeta saldırganı alkışlayacak yorumlara ve başlıklara yer verdiğini anımsatan Erel, bunun Avrupa Birliği’ndeki şiddet yanlısı yöneticilerle paralellik çizdiğine dikkat çekti:

    Erel, AB’nin Gürcistan’da ‘Yabancı Nüfuzunun Şeffaflığı’ yasasındaki tavrını örnek gösterirken, Tiflis’teki çarpıcı siyasi tabloya da işaret etti. Fransa’da doğup büyüyüp Fransa’nın büyükelçiliğini yapmış bir ismin bugün ülkenin cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturup parlamentonun çıkardığı yasayı veto etmekten söz ettiğini belirten Erel, ‘demokrasi’ başlığının dönüştüğü biçime dikkat çekti:

    Hasan Erel’e göre Batılı ülkeler kendi halklarının çıkarları için değil, büyük şirketlerin kurduğu oligarşilerin çıkarları için çalışıyor:

    Batı’nın küresel jeopolitik oyunu kaybetmekte olduğu görüşündeki Erel, Batılı güçlerin bu yüzden küresel çapta savaşları, terörü ve suikastları desteklediğini kaydetti:

    Hasan Erel, Putin’in Pekin ziyareti ve Çin lideri Şi Cinping’le temaslarında en önemli noktası, dolarsızlaşma ve BRICS+’nın genişlemesi. Erel’e göre dolarsızlaşma ve alternatif rezerv hayata geçerse, ABD’nin küresel ekonomik yaptırım gücü kırılacak:

    1 hr 24 min
  • ‘ABD geçici limanla Doğu Akdeniz’de 3+1’i aktifleştirirken, Süveyş çıkışının kontrolünü sağlıyor’

    İsrail’in Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah bölgesine henüz kapsamlı olmasa da operasyonları başlarken, BM başta olmak üzere uluslararası toplumun insani durumla ilgili kaygılarını yükselttiği ve açlık alarmı verdiği bir sırada kısa süre önce çok tartışılan Gazze’ye geçici liman projesi için düğmeye basılıyor. 8 Mayıs’ta limanı oluşturan yüzel iskelenin tamamlandığı haberleri gelirken, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), de insani yardımlara birkaç gün içinde başlanacağını duyurdu. Güney Kıbrıs’tan gemilerle ulaştırılacak yardımlar Gazze Şehri'nin güneybatısında inşa edilen bir liman tesisine bırakılacak ve oradan dağıtımı yapılacak.

    ABD askerlerinin Gazze’ye ayak basmayacağı, kontrolün ise yine İsrail ordusunda olacağı geçici liman aracılığıyla insani yardım dağıtımına BM kuruluşları mesafeli yaklaşmıştı. Kara sınırından kolayca yardım ulaştırılması çok daha ucuz ve sürdürülebilirken, havadan Filistinlilerin tepesine düşen, ölüm ve yaralanmalara yol açan operasyonların ardından limanın gerekliliği de tartışma konusu olmuştu.

    ABD'nin geçici liman inşasının yardım ulaştırmaktan çok Doğu Akdeniz’e yönelik jeopolitik hedefler olduğu görüşleri ortaya atılmıştı. Denizden İsrail ablukasının uzun süredir devam ettiği Gazze kıyılarında küçük bir kısmı Filistinlilere ait doğalgaz sahası da gündeme gelmişti.

    Gazze’ye geçici liman hamlesini güvenlik ve dış politika analisti Suat Delgen ile konuştuk.

    Suat Delgen’e göre, Gazze açıklarına yüzer iskelelerle kurulan liman görünüşte teknik detaylarda 320 milyon dolar bütçeye sahip ve şu an için üç aylık bir süreyle işlev görmesinden söz ediliyor. Delgen, geçici limanın kısmen gecikmesinde deniz ve hava koşullarına da dikkat çekti:

    Delgen ABD’nin geçici liman ile dünya kamuoyunda İsrail’in Uluslararası Ceza Mahkemesi kararlarına uyduğu yönünde bir algı yaratmak istediğini vurguladı. Ancak meselenin göründüğü gibi olmadığını dile getirdi:

    Gazze’yi Netzarim koridoru ile bölen İsrail’in, ABD’nin kuracağı geçici iskeleler ve ulaştıracağı insani yardımın dağıtılmasında rol oynayacağını belirten Delgen, böylelikle Hamas’ın Gazze halkı üzerindeki etkisinin kırılmasına yol açacağı, aynı zamanda İsrail’e diplomatik baskıların da hafiflemesini sağlayacağını söyledi. Delgen’e göre, geçici liman projesi İsrail’in askeri hedefleri ile ABD’nin stratejik hedefleri arasında uyum kurduğu için hayata geçiriliyor:

    ABD’nin geçici limanı kalıcı bir Gazze limanına dönüştürdükten sonra İsrail, Gazze, Kıbrıs ve Mısır açıklarındaki gaz sahalarını tekeli altına almak istediği görüşünü taşıyan Delgen, bu sayede denkleme Arap dünyasının da dahil edilebileceğini belirtti:

    ABD’nin stratejik olarak Rusya ve İran’ın Doğu Akdeniz’e çıkışını engellemek istediğini vurgulayan Delgen, Washington’ın Süveyş Kanalı çıkışında da hakimiyet kurmayı arzuladığını dile getirdi:

    Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin dahil aldığı bir projeye Türkiye’nin mesafeli duracağını anımsatan Delgen’e göre Türkiye, TCG Anadolu gibi deniz gücünün parçası olan gemilerle insani yardım sağlama yönünde girişimlerde bulunabilir:

    Suat Delgen, ABD’nin ve İsrail’in uluslararası ve iç kamuoyundaki baskıyı hafifletmek için bu insani yardım koridorunu kullanacağını belirtti ve yardımın nasıl dağıtılacağı hakkında soru işaretleri bulunduğunu ifade etti:

    1 hr 25 min
  • ‘Demokrat Parti bize yıllardır insan hakları dersi veriyor. Konu İsrail olunca silah gönderiyorlar’

    ABD’de Biden yönetiminin dış politika hamleleri ve müdahaleci politikaları dört yılda kayda değer bir başarı elde edemeden hegemonya çöküşünün tartışıldığı bir durum ortaya çıkardı. Ekim 2023’ten bu yana devam eden Gazze krizi ise Amerikan iç kamuoyundaki sarsılma eşliğinde 5 Kasım’daki başkanlık seçiminde Biden ve Demokratlar açısından olumsuz bir tabloya işaret ediyor. Biden yönetiminde Dışişleri Bakanlığı’nın ardından Pentagon’dan da Gazze krizi nedeniyle istifa eden bürokratlar konuşulurken,

    Amerikan üniversitelerini saran Gazze protestoları ve gençlik tabanının durumu şimdiden yönetime ve Demokrat Parti yanlısı medyaya dert oldu.

    Son olarak CNN televizyonunun ünlü sunucusu Fareed Zakaria, Gazze savaşının yanı sıra ekonomik duruma da işaret ederek Biden yönetimi ve Demokratlara uyarılarda bulundu. Cumhuriyetçilerin Trump’ın arkasında toplaştığını belirten Zakaria, ABD başkanının gidişatı kendi lehine çevirmek için artık ‘cesur bir şey’ yapması gerektiğini öne sürdü.

    Biden’ın dış politika faciaları ve seçime giden ABD’deki yansımalarını ABD’de yaşayan araştırmacı gazeteci Sarp Sinan Hacır ile konuştuk

    Sarp Sinan Hacır’a göre, Biden yönetimi Ukrayna’nın ardından Ortadoğu’da ortaya çıkan krizle birlikte dış politika faciaları yaşıyor. Özellikle ‘Proje Ukrayna’da yaşanan çıkmaza işaret eden Hacır, Washington’ın çıkış yolu bulamadığına dikkat çekti:

    ABD Başkanı Joe Biden’ın uğraşmakta zorluk çektiği ve sonunu nasıl getireceğini bilemediği diğer meselenin Gazze krizi olduğunu belirten Hacır, aslında Demokratların yıldızının bir türlü barışmadığı Netanyahu eşliğinde yaşadıkları krize işaret etti. Hacır, bugün itibarıyla ABD’nin dünyadaki her ülkede insan hakları vurgusu yaparken konu İsrail olunca katliamlara silah sevkiyatıyla destek veren tutumuna dikkat çekti:

    ABD’de sol geleneğin sınıfsal mücadele yerine kimlik politikalarına dayandığı sürece atıfta bulunan Hacır, Demokrat hükümetlerin bu işi dış politikaya taşıdıklarını ve Afganistan işgalini dahi ‘kadın haklarını koruma’ söylemleri ile meşrulaştırdığını anımsattı. Hacır’a göre, bugün yine anketlerde durum parlak görünmezken, azınlıklar korku söylemleriyle destek vermeye teşvik ediliyor:

    Filistin meselesinin Amerikan üniversite kampüslerindeki yankılarına dikkat çeken Hacır, Demokrat Partinin ‘sol-ilerici’ eğilimdeki gençlik tabanının mevcut politikaları desteklemediğini anca kışkırtılabilecek bir ırksal gerilim ile kolayca Biden’ın Demokratlarının hattına kayabileceklerine işaret etti:

    Sarp Sinan Hacır’a göre Rusya ve Çin’in başını çektiği dolarsızlaşma (de-dolarizasyon) akımı ve Körfez ülkelerinin petrol üretimini azaltma kararı, Başkan Joe Biden’ın elini zayıflattı. Uyuşturucu krizi, göçmen sorunu ve tüketici enflasyonu ile mücadele etmek için Biden yönetim tarafından bütçe ayrılmadığının altını çizen Hacır, Ukrayna ve İsrail meseleleriyle birleştiğinde Biden’ı zorlu bir seçim sürecinin beklediğini kaydetti:

    1 hr 25 min

About EKSEN

From the publisher's feed

Ceyda Karan, Eksen’le her gün RS FM'de. Eksen'de Rusya'dan Avrupa'ya; Amerika'dan farklı bölgelere kadar pek çok noktadaki sıcak gelişmeler masaya yatırılıyor.

More shows like EKSEN

Kendine İyi Davran by Beyhan Budak

Kendine İyi Davran

66 Listeners

Merdiven Altı Terapi by Deniz Dülgeroğlu

Merdiven Altı Terapi

67 Listeners

Trend Topic by Podbee Media

Trend Topic

21 Listeners

SEYİR HALİ by Sputnik Türkiye

SEYİR HALİ

0 Listeners

Geri Dönüyoruz by Socrates Dergi, Mahir Ünsal Eriş, Töre Sivrioğlu

Geri Dönüyoruz

14 Listeners