
Sign up to save your podcasts
Or


Gazze savaşı 200 günü doldururken ve ucu bucağı görünmezken, nisan ayında tüm dünya İsrail-İran kapışmasına dikkat kesildi. İsrail’in Şam’daki diplomatik misyonunu vurmasına ilk defa doğrudan misilleme ile yanıt veren İran’ın bu tutumu sadece Ortadoğu değil dünya jeopolitiğini analiz edenlerin tartışmalarının odağına yerleşmiş durumda. Buna karşılık İsrail’in açıklamasını ABD’li yetkililerin yaptığı İsfahan’daki askeri üsse yönelik üç İHA ile gerçekleştirdiği ve hepsinin vurulduğu açıklanan yanıtı sönük kalmış görünüyor.
İsrail’in Gazze savaşındaki sıkışmışlığını yansıtan hamleleri ve İran’ın verdiği yanıtlar ile bu süreçteki Amerikan tutumu, Ortadoğu ülkelerinde olduğu kadar Rusya, Çin, BRICS denkleminde de değerlendiriliyor. Özellikle Biden yönetiminin İran-İsrail kapışmasını fırsat bilerek ABD Kongresi’nde Kiev için mali askeri yardımın önünü açarken, Çin’e yönelik sertleşen tutumu dikkat çekiyor.
Gelişmeleri Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz ile konuştuk
Cem Gürdeniz’e göre, Ortadoğu’da son 15 günde yaşananlar dünya hegemonya tarihinde çok önemli bir kırılmayı yansıtıyor. Çok kutuplu dünya düzeninin genelden özele, Ortadoğu sahasına yansımalarının gözlendiğini belirten Gürdeniz, ABD’nin tüm hamlelerine ve kışkırtmalarına rağmen Rusya ile Çin’in konumlarını koruduklarını vurguladı:
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 2012’den beri en büyük hedefinin ABD’yi İran’a saldırmaya ikna etmek olduğunu anımsatan Gürdeniz, 7 Ekim kullanılarak bunun başarılmasına çalışıldığını dile getirdi. İran misillemesine yol açan son saldırının uluslararası hukukun savaşlarda bile görülmemiş bir ihlali olduğunu belirten Gürdeniz, ABD gücündeki gerilemenin İsrail’in hedefine ulaşamamasını getirdiği görüşünde:
Gürdeniz’e göre, İran’ın ilk defa doğrudan İsrail’i vurarak yaptığı misilleme askeri açıdan çok önemli sonuçlar doğurmuş durumda. Gürdeniz bu misillemede ABD’nin de oynamak zorunda kaldığı role atıfta bulundu:
Cem Gürdeniz’e göre İran’ın füze atışlarının tamamen engellenememesi, İsrail’in jeopolitik dokunulmazlık zırhını ortadan kaldırdı ve İsrail’in tek başına kendisini koruyamadığını ortaya çıkardı:
“14 Nisan’daki olay önden bildirilmiş olsa bile, İran hangi mühimmatları ve nereleri vuracağını söylemiş ve 72 saat süre tanımış olsa bile; bunların yüzde 99’unun düşürüldüğünü gördük. İlk açıklamayı Biden yaptı. ‘Bu büyük bir zaferdir’ dedi. Bunu neden dedi? Netanyahu ve ekibi karşı taarruza geçmesin, başı belaya girmesin diye söyledi. Bu füzelerden çok azı yani 9 tanesi Nevatim ve Ramon üslerine düştü. Şimdi bunun üzerine gitmek gerekiyor.
Gürdeniz, ABD ve müttefiklerinin desteklediği savunma sistemine rağmen İran’ın askeri hamlesinin ‘muazzam bir gösteri’ olduğunu vurguladı:
Gürdeniz’e göre, Türkiye’de İran’ın misillemesine yönelik ‘küçümseyici analizlerin’ arkasında mezhepçi yaklaşımların yattığı görüşünde. İran’ın Batı’ya karşı tutumunun bilindiğini belirten Gürdeniz, Türkiye’de oluşan siyasi iklimin sorumluluğunun ise Batı emperyalizminin toplumdaki kutuplaştırıcı etkisi olduğunun altını çizdi:
ABD’nin çökmekte olan bir imparatorluk refleksiyle dünyada kargaşa çıkarmaya çalıştığını ifade eden Cem Gürdeniz’e göre zamanında Britanya’nın karşısına çıkan ve hegemonyasını durduran Almanya’nın bir benzeri günümüzde Çin:
ABD’nin Rusya’ya karşı yeni bir Ukrayna hazırlığı için Moldova’yı seçtiğini vurgulayan Gürdeniz, diğer yanda Asya’da benzer rolü de Çin’e karşı Filipinler’in oynamasının beklendiğini dile getirdi. Ancak Gürdeniz’e göre ABD, giderek genişleyen BRICS’i durdurmak ve Çin’in etkinliğini kırmak için provokasyonlara devam etmek istese de, bunu destekleyecek askeri gücü ve diplomatik prestiji zedelenmiş durumda:
Gazze savaşı 200 günü doldururken, nisan ayında Ortadoğu’da savaş risklerini canlandıran İran-İsrail kapışmasının bölge jeopolitiğine yansımaları tartışılıyor. İran’ın 1 Nisan’da Şam’daki diplomatik misyonunun vurulmasına 14 Nisan’da ilk kez İsrail’i doğrudan vurarak misilleme yapmasına, İsrail 19 Nisan’da İran’ın Natanz nükleer tesisinin de bulunduğu İsfahan’da İHA’lı saldırıyla yanıt verdi. Ancak İsrail’in saldırıyı üstlenmeden gerçekleştirdiği bu ‘sessiz yanıt’, İsrail iç siyaseti dahil tüm bölgede ‘zayıf’ bulundu. Bu durumda ABD’nin etkili olduğu belirtiliyor.
Gazze krizi ve İran-İsrail kapışmasının bölge jeopolitiğindeki etkilerini ATASAM dış politika uzmanı Hasan Erel ile konuştuk.
Hasan Erel’e göre Gazze çatışmasından kaynaklı İran-İsrail geriliminden Tahran güçlenerek çıktı. İsrail’in verdiği söylenen yanıtın ‘zayıf’ kaldığının görüldüğünü belirten Erel, İran füzelerinin isabetli vuruşları neticesinde ise İsrail’in dokunulmazlık imajı yıkıldığı değerlendirmesinde bulundu:
Erel’e göre, İsrail ABD’yi İran’a karşı savaşa sürme konusunda başarısız oldu. İran’ın saldırı yapacağı noktaları önceden haber verdiği halde isabetli füze atışı yapabildiğine dikkat çeken Erel, bunun İsrail’in ‘süngüsünü düşürdüğünü’ ifade etti:
ABD’nin petrol fiyatlarında artış istemediğini ve İran ile girişilecek bir savaşa karşı çıktığını söyleyen Erel, Washington’ın Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasını göze alamayacağı görüşünde. Erel, ABD’nin tutumunun farkında olan Tahran’ın pazarlıklarla orta yolu bulduğunu diğer yandan da Washington’ı şaşırtacak bir askeri başarı elde ettiğini vurguladı:
‘İsfahan’daki patlamaları yanıt olarak algılamıyorum’
Isfahan’daki patlamaların İsrail tarafından üstlenilmediğini anımsatan Erel, bu sebeple bu İHA saldırısının bir yanıt olarak değerlendirilemeyeceği görüşünde:
İran’ın İsrail’e saldırıyla birlikte bölgede lider konuma geldiği görüşünü dile getiren Hasan Erel, öte yandan Rusya, Çin ve İran arasındaki sıkı ilişkilere dikkat çekti:
Körfez ülkelerinin ve Mısır’ın da yaşanan bu son olaylardan sonra İran ile yakınlaşmayı düşünebileceklerini ifade eden Erel, öte yandan ABD bölgede savaş istemediği için İsrail’in silah yardımını aldıktan sonra Lübnan’da veya Refah’ta saldırılar düzenleyebileceğini belirtti:
Türkiye’nin denge politikası yürüttüğünü ama son dönemde Batı’ya yaklaşma görüntüsü verdiğini hatırlatan Erel, Ankara’nın Filistin konusundaki tutum ve İran’a destek çıkılması ile Batı’dan ayrıldığını vurguladı. Irak ile Kalkınma Yolu’nu ABD bölgeden gitmeden pek mümkün görmeyen Erel, Türkiye’nin ekim ayındaki BRICS zirvesi için de isminin geçtiğini belirtti:
Gazze çatışmasının 7’inci ayın İsrail’in Şam’da diplomatik misyonunu vurduğu İran ile yaşanan ve şimdilik ‘sınırlandırılan’ gerilimle tamamlanırken, BM Güvenlik Konseyi’nde Filistin’in tam üyeliğiyle ilgili hamle ABD vetosuna takıldı.
İran, 1 Nisan’da diplomatik temsilciliğinin vurulmasına 13-14 Nisan’da ilk kez doğrudan İsrail’i vurarak misillemede bulunurken, 19 Nisan sabaha karşı İsfahan kentinde ‘İHA’ların’ öne çıktığı bir saldırı yaşandı. İsrail’in doğrudan üstlenmediği saldırı dünya kamuoyuna ABD’li kaynaklar tarafından ‘İsrail misillemesi’ gibi duruyuruldu. İran, hava savunmasının üç drone’u engellediğini kaydederken, İsrail’e yanıt verilmesine gerek bulunmadığını açıkladı.
Öte yandan Gazze savaşında gerginleşen uluslararası ortamda Cezayir’in sunduğu Filistin’in BM’ye tam üyeliği tasarısı da Güvenlik Konseyi’nde oylandı. Ancak ABD tasarıyı veto ederken, Britanya ve İsviçre de çekimser kaldılar. BM Güvenlik Konseyi’nde Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu temsilcilerinin Filistin sorununun önemini vurgulayarak yaptıkları destek konuşmaları dikkat çekti.
Gelişmeleri Dr. Barış Adıbelli ile konuştuk
Dr. Barış Adıbelli’ye göre, ABD ve İsrail 7 Ekim sonrası Ortadoğu’yu dizayn etmeye çalışıyor. Adıbelli, ön önemli meselelerden birisinin Çin diplomasisinin Ortadoğu’da artan nüfuzu olduğu görüşünde:
Rusya ve Çin’in tarihsel olarak Filistin’in yanında konumlandığını anımsatan Dr. Adıbelli’ye göre ABD, adeta zorba bir hamle ile Filistin’in BM üyeliğini veto etti. BM Genel Kurulu’nda oylama yapılsa Filistin’in tam üyeliğinin destekleneceğini belirten Adıbelli, oylama sürecinde Pekin yönetiminin geçmişte Çin Halk Cumhuriyeti’nin dünya örgütüne üyeliğiyle ilgili tarihsel hafızasının anımsandığını söyledi:
Adıbelli, ABD yönetiminin hem ‘iki devletli çözümden’ bahseden hem de Filistin’in BM üyeliğini veto eden tavrındaki çifte standarda dikkat çekti:
İran’ın konsolosluğuna aleni saldırı karşısında ‘saldırgan’ ilan edildiğini söyleyen Adıbelli, İsrail’in BM Güvenlik Konseyi’nin ateşkes kararına uymadıktan sonra Konsey’den ‘medet umduğunu’ da belirtti:
ABD’nin İsrail’i adeta ‘mağdur konumunda& gösterildiğini ve bu sebeple misilleme hakkı sunulduğunu ifade eden Adıbelli’ye göre İsrail’in İsfahan’ı hedef aldığı söylenen hamlesinin ardından İran etkisiz kaldığı anlaşılan bu saldırıyı büyütmemek için İsrail’i doğrudan suçlamadı:
Ukrayna’nın düştüğü duruma ikna çeken Adıbelli, Zelenskiy’nin barış yapmak için masaya oturmaktan başka şansı kalmadığını söyledi:
Dr. Adıbelli’ye göre Çin’in güvenlik mimarisi İran’dan başlıyor bu sebeple geçmişteki gibi ‘yalnız kalmış’ bir İran’dan söz etmek mümkün değil:
Adıbelli, Biden yönetiminin Ortadoğu’ya odaklanırken Asya’da Japonya’yı katarak JAUKUS paktlaşmasına gitmesine de dikkat çekti. Biden’ın Filipinler’i Çin’e karşı öne sürdüğünü ve bölgeyi kızıştırdığını dile getiren Adıbelli, daha önce benzer girişimlerin Güney Kore’de yapıldığını ve başarısızlıkla sonuçlandığını hatırlattı:
Çin’in güvenlik inisiyatifinde güçlendirilmiş bir BM ve uluslararası hukuk düzeninin öne çıktığına dikkat çeken Dr. Adıbelli, Çin dış politikasında silahlı angajman yöntemlerinin bulunmadığını belirtti:
Ortadoğu’nun ‘eski ve yeni dünyalar arasındaki en önemli sınır’ olduğu görüşündeki Dr. Adıbelli, bugün ABD ve müttefiklerinin bu böleyi kaybetmemek için uğraştıkları değerlendirmesinde bulundu. Adıbelli, Biden yönetimi kargaşalar çıkarmadan önce İsrail’in bile Avrasya ile işbirliğini artırmış olmasını anımsattı:
Gazze çatışmasının tüm Ortadoğu’da yarattığı yüksek gerilim İran ile İsrail’e cepheden karşı karşıya getirirken, gerilim düşürülmeye çalışılıyor. İran, 1 Nisan’da Şam’daki diplomatik misyonunun vurulmasına ilk defa doğrudan İsrail’i hedef alarak yanıt verirken, İsrail’in İran’a yanıtının sınırlandırılması yahut yumuşatılması görüntüsü oluştu. ABD yönetimi ‘Ortadoğu’da savaş istemediği’ temasını işlerken, İsrail’in güvenliğine sarsılmaz bağlılığını vurguluyor.
Gazze savaşı ve İran-İsrail kapışmasının Arap ülkelerine etkileri tartışılırken, ABD/İsrail tarafı İran’a karşı ‘bir koalisyon’ söylemini yükseltiyorlar.
Öte yandan Türkiye’de Malatya/Kürecik’deki radar üssünün İsrail açısından kullanımı tartışmaları sürerke, İncirlik Üssü’ndeki ‘isim değişikliği’ de dikkat çekti.
Gelişmeleri eski Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı İsmail Hakkı Pekin ile konuştuk.
İsmail Hakkı Pekin’e göre, İran’ın İsrail’e yönelik misillemesi ‘fiske atmak’ değil, ‘çok iyi hesaplanmış’ bir saldırı oldu. İran’ın sivilleri değil, askeri hava üslerini hedeflediğini söyleyen Pekin, İsrail’in bu saldırıyı tek başına karşılayacak güçte olmamasına dikkat çekti. Bunun yeni bir denge unsuru ortaya çıkardığını belirten Pekin, bütün bu gelişmeleri ABD’nin Doğu Akdeniz’de kurmak istediği yeni koalisyona yönelik hamleler olarak değerlendirdi:
İsrail’in mutlaka İran’a bir yanıt vereceği görüşünü aktaran Pekin’in tahminine göre, asıl karşılık askeri olmayacak. İran’a sembolik bir askeri harekattan sonra asıl pazarlığın perde arkasında yürütüleceğine dikkat çeken Pekin, İsrail’in bütün çatışmaları durdurmak için asıl talebinin, İran’ın bütün vekil güçlerinin bölgeden çekilmesi olduğunu kaydetti:
ABD’nin dünyadaki bütün jeopolitik krizleri ve gelişmeleri bir bütün halinde gördüğünü ve buna göre hareket ettiğini söyleyen İsmail Hakkı Pekin, diğer yandan bu durumun sonucunda ABD’nin Rusya’ya tavizler vererek Ukrayna’daki çatışmayı sonlandırabileceği değerlendirmesinde bulundu:
İsmail Hakkı Pekin, 700 bin Filistinlinin Türkiye’ye verilebileceği yönündeki iddialara değindi ve düğümün 9 Mayıs’ta yapılacak Erdoğan-Biden zirvesinde çözüleceğini savundu:
ABD’nin bölgesel bir savaş istemediğini savunan Pekin’e göre diplomatik çabalar, İsrail’in vereceği karşılığı hafifletmeye yönelik:
Pekin, Türkiye’nin Batı’nın isteği üzerine Gazzelileri sığınmacı olarak ülkeye alabileceği görüşünde:
Kürecik’te bulunan radar üssünün İsrail’in Necef’deki radar üssüyle birlikte NATO sistemine entegre olduğunu ifade eden Pekin, bu radarların asıl amacının İran’dan gelecek füzeleri tespit etmek olduğunu belirtti. Türkiye’nin İncirlik Üssü’nde yaptığı isim değişikliğin bölgesel çatışma riskinin artışıyla paralel incelenmesi gerektiğinin altını çizen Pekin, Türkiye’nin gelecekteki senaryolara hazırlandığını vurguladı:
İran’ın 1 Nisan’da Suriye başkenti Şam’daki diplomatik misyonuna yönelen saldırıya İsrail’i doğrudan hedef alarak yanıt vermesi, İsrail’in de İran’ı vurma olasılığı yaratırken, bölgede sinirler gergin. İran bu vesileyle 17 Nisan Ordu gününü İran ordusunun gücünü sergileyecek şekilde kutlarken, İsrail’e ‘yanıt verirseniz bizim yanıtımız çok daha ağır olacak’ mesajları verdi. Bölge ülkeleri de Batılı ülkeler de iki ülkenin daha derin bir çatışmaya tutuşmasıyla bölgede çıkabilecek bir savaştan endişeli.
İran-İsrail kapışmasının bölgede yarattığı şok dalgaları ve Türkiye’den bakılınca görünenleri siyasi analist Umur Tugay Yücel ile konuştuk
Umur Tugay Yücel’e göre, İran-İsrail geriliminde iki tarafın da ‘zaferi’ söz konusu değil ancak yarım asır sonra İsrail topraklarının ilk kez Arap olmayan bir devletin vurma girişimi söz konusu. İran’ın misillemesinin uluslararası hukuk uyarınca ‘meşru müdafaa’ kapsamı taşıdığı ve böylelikle ‘el yükselttiği’ değerlendirmesinde bulunan Yücel, ABD gibi dünyanın en güçlü devletinin bu hamleye engel olamamasına dikkat çekti:
İsrail’in siber saldırıdan İHA tesislerini vurmaya uzanan birçok saldırı opsiyonunu tartıştığının anlaşıldığını ifade eden Yücel, öte yandan İsrail hükümeti içindeki fikir ayrılıkları oluşmasına da atıfta bulundu:
Yücel’e göre İran’ın misillemesi, Netanyahu’nun İsrail için sürekli tekrarladığı güvenlik imajını derinden sarsacak kadar başarılı görünüyor:
Diğer yandan Yücel, ABD’nin yanı sıra Britanya’nın da İsrail’e İran’a karşı desteklemesine rağmen İran füzelerinin tamamen durdurulamamasına vurgu yaptı. Yücel, ABD’nin iç siyasi kapışmalarının dış politikadaki hamlelerine yön verir hale geldiğini söyleyen Yücel, Arap ülkelerinin de ABD’ye güvenerek güvenliklerini sağlamalarının zorluğuyla karşı karşıya kaldıkları değerlendirmesinde bulundu:
Avrupa’nın Ukrayna krizi nedeniyle İsrail’i savunacak durumda olmadığını belirten Tugay Yücel’e göre Batılı devletlerin söylemleri ağırlığını kaybetmiş durumda:
İran’ın kendi topraklarından kendi silahlarını kullandığının altını çizen Yücel, öte yandan İsrail’in artık yaptığı saldırılara yanıt alabileceğinin ortaya konduğunu belirtti:
Umur Tugay Yücel’e göre, İran’ın İsrail’e yaptığı misillemede vekil güçlerini kullanmama sebebi, bu tarz askeri yapıları kendisine yönelik kapsamlı bir operasyona karşı devreye sokmak için adeta bir savunma hattı olarak tutması:
İran’ın 1 Nisan’da Suriye’nin başkenti Şam’da vurulan diplomatik misyonuna misilleme olarak İsrail’e yönelik gerçekleştirdiği İHA ve balistik füzelerle misilleme hamlesinin yankıları konuşuluyor. İsrail yönetimi Batılı müttefikler eşliğinde İran saldırısının yüzde 99 oranıyla püskürtüldüğünü söylese de İran’ın doğrudan kendi topraklarından İsrail askeri üslerine erişecek füzeleri de kullanarak gerçekleştirdiği bu hamlenin bölgeye stratejik etkileri tartışılıyor. En başta da İsrail’in İran’a yanıt vermesi ve bunun boyutları…
Gelişmeleri araştırmacı yazar Emir Aşnas ile konuştuk.
Emir Aşnas’a göre, İsrail ile İran arasında tırmanan gerilimin Gazze savaşından ayrı düşünülmesi anlamlı değil. İsrail yönetimi Gazze Şeridi’ndeki savaşta başarılı olamadığı için bölgeyi ucu açık bir savaşa sürükleme girişiminde bulunduğunu belirten Aşnas, 1 Nisan’da İran’ın Suriye başkenti Şam’daki İran diplomatik misyonunu hedef alınarak Viyana Konvansiyonu’nu açıkça çiğnenmesinin de göze alındığına dikkat çekti:
Aşnas’a göre İran savaş istemese ve ayrıca çok riskli olsa da prestjini korumak için İsrail’e karşılık vermek durumunda kaldı. Diğer yandan Aşnas, İran’ın hamlesini dünyayı ve bölge kamuoyunu ikna edecek seviyede gerçekleştirdiği görüşünü dile getirdi:
Emir Aşnas’a göre İsrail, 7 Ekim’den sonra Hamas’ı ortadan kaldırma, rehineleri kurtarma ve Gazze’yi İsrail için güvenli kılma hedeflerinden hiçbirine ulaşamadı. İsrail’in adeta köşeye sıkıştığını ve bataktan çıkmak için bölgesel savaş provokasyonunda bulunduğunu söyleyen Aşnas, öte yandan ABD’nin ise böyle bir savaş istemediğinin altını çizdi:
Aşnas, İsrail devletinin kurulduğundan beri caydırıcılık ve tahakküm üzerinden ayakta durabilen bir devlet olduğunu söylerken, bugün gelinen noktada elindeki kartların azalmasına dikkat çekti:
İran’ın 13-14 Nisan’daki misillemesinin askeri açıdan başarılı olduğu görüşündeki Emir Aşnas, vurulan İsrail hedeflerinin sembolik önemine dikkat çekti ve bu tarihin tıpkı 7 Ekim gibi bir dönüm noktası olduğunu belirtti. Aşnas, İsrail kendisini ancak Batılı müttefiklerinin kalkan oluşturması eşliğinde savunabildiğini de söyledi:
İsrail’in İran’a vereceği olası cevabın temelde üç farklı senaryoda gerçekleşebileceğini belirten Aşnas’a göre, İran’a doğrudan saldırmak İsrail için kötü sonuçlanabilir:
Arap ülkelerinin İsrail’e yardım ettiği iddialara şüpheyle yaklaşılması gerektiğini vurgulayan Aşnas, bu tür iddiaların genelde Batı ve İsrail merkezli medya kuruluşları tarafından ortaya atıldığı tespitinde bulundu:
ABD’de bazı gazetecilerin ve siyasilerin Arap polis gücü oluşturup İsrail’in arzuladığı bir Gazze rejimi kurmaya yönelik planlarını hatırlatan Aşnas, ABD’nin seçimlerden önce ateşkes sağlamak için tarafları zorlayabileceği değerlendirmesinde bulundu:
Ortadoğu’da Gazze çatışması altınca ayını yarılamışken, gerilim İsrail-İran kapışması üzerinden bölgesel savaş riskinin arttığı bir zemine kayıyor. İsrail’in 1 Nisan’da Suriye başkenti Şam’da bulunan İran büyükelçilik binasının hemen dibindeki konsolosluk binasını vurarak ikisi üst düzey general 7 İranlı yetkiliyi ve 6 Suriyeli sivilin ölümüne yol açması misillemeyi tetikledi.
BM Güvenlik Konseyi’nin Batılı üyelerinin tavırları nedeniyle İsrail’i Viyana sözleşmesinin ihlali koşullarında kınamadığı bir ortamda İran, BM Şartı’nın 51’inci maddesine dayanarak İsrail’e sert misillemede bulundu. 13 Nisan Cumartesi gününü 14 Nisan Pazar gününe bağlayan gece İran misillemesi yoğun İHA saldırısını müteakiben balistik füzeli saldırılarla devam etti. İsrail’in çok katmanlı hava savunmasına ilaveten ABD, Britanya ve Fransa uçakları Ürdün, Irak ve Suriye hava sahalarında İran İHA ve füzelerini ‘avladı’.
İran 5 saatlik bir sürenin ardından diplomatik misyonuna yönelik misillemenin tamamlandığını BM’ye bildirdi.
İsrail İran saldırısının yüzde 99 oranında durdurulduğunu açıklarken, İsrail’in güneyinde Nevatim ve Ramon askeri üslerinde ‘az hasar’ oluştuğu öne sürüldü. Kuzeyde ise Hermon’daki Mossad üssünün de vurulduğu iddia ediliyor. İran anlatısı ise operasyonun başarılı olduğuna işaret ediyor.
Dikkatler İran’ın doğrudan misillemesiyle karşı karşıya kalan İsrail’in vereceği yanıta çevrildi. ABD yönetimi kararın İsrail’e ait olduğunu belirtse de İran ile savaşa çekilmek istemez görünümünde.
Gelişmeleri 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nden siyasi analist Şanlı Bahadır Koç ile konuştuk.
Şanlı Bahadır Koç’a göre, İran’ın İsrail’in 1 Nisan’da Şam’daki diplomatik misyonuna saldırısına yönelik misillemesi sonrası bölgesel savaş tehlikesi riski sürüyor. İsrail ve Batı medyasına yansıyan haberlere atıf yapan Koç, İran’ın askeri hedefleri yok edemese bile İsrail’e 1100 kilometreden İHA ve balistik füzeli hamlesinin denklem değiştirecek bir başarı olduğunu dile getirdi. Koç’a göre şimdiki en kritik nokta, İsrail’in karşılık verip vermeyeceği sorunu:
Koç, olası İsrail saldırısının zamanlama, saldırının şiddeti, hedef ve hangi ortaklarla gerçekleştirileceği gibi parametrelere göre değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak seçenekleri şöyle ortaya koydu:
Bahadır Koç bir diğer kriterin de ABD’nin İsrail’e yardım edip etmeyeceği olduğunu belirtirken, Biden yönetiminin mesajlarından bunu istemediği sonucunun çıktığını vurguladı. Ancak Koç, ABD söylemlerinin İsrail’i savunmaktan vazgeçtiği anlamına gelmediğinin de altını çizdi:
Uydu görüntülerine göre Nevatim Hava Üssü’nde hasar oluştuğunun anlaşıldığını da belirten Koç, tüm bunların İran’ın füze kapasitesine işaret ettiğinin altını çizdi. Koç, örneğin Türkiye’nin büyük ölçekli bir füze saldırısına karşı hazırlıklı olmama ihtimaline dikkat edilmesi gerektiği görüşünde:
Şanlı Bahadır Koç, diğer yandan İsrail’in Şam’da İran diplomatik misyonunu vurmasının uluslararası hukuka aykırı olduğu halde bunun görmezden gelinmesindeki çifte standarda dikkat çekti:
Gerilimin Türkiye’ye olası yansımalarına da dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Koç, petrol fiyatlarından, sığınmacı dalgasına, Azerbaycan’ın İran ile olası gerilimine ve Irak ve Suriye’deki gelişmelere uzanan pek çok başlığa dikkat çekti. Hatta Türkiye topraklarının olası bir misillemede kullanılması riskine atıf yapan Koç’a göre Türkiye önleyici önlemler almalı:
Şanlı Bahadır Koç’a göre Suudi Arabistan-İran normalleşmesi, bu krizde Suud için adeta sigorta olmuş durumda. Öte yandan Koç’a gör,e Rusya ve Çin’in İran’a sağlayacağı desteğin ölçeği de belirleyici bir rol oynayacak:
İsrail Savunma Bakanı Gallant’ın ABD seyahati iptal edildi.
İran’a yönelik yapılacak misilleme ile ilgili İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve ABD Başkanı Joe Biden arasında telefon görüşmesi yapılacağı bildirildi.
Öte yandan Pentagon, İsrail’in “İran tarafından doğrudan saldırıya uğradığını” ifade etti ve misillemenin nasıl olacağına dair nihai kararı İsrail’in vereceğini söyledi.
Flightradar gibi uygulamalarda, Amerikan Hava Kuvvetleri’ne ait tanker filolarının Ortadoğu’ya intikal ettiği ve nakliye uçaklarının Irak, Suriye, Ürdün gibi ülkelerdeki Amerikan üslerine sevkiyat yaptığı tespit edildi. Pentagon, daha önce Amerikan Silahlı Kuvvetleri’ne ait en az üç savaş uçağı filosunun ve “birkaç bin askerin”, Ortadoğu’ya nakledileceğini açıklamıştı.
İsrail’in İran’a yönelik bombardımanı beklenirken, Lübnan ve Suriye vuruldu. İsrail’in Lübnan saldırılarında ölü sayısı 2 bini geçti. Suriye’de ise başkent Şam’da, İran büyükelçiliğine yakın bulunan bir apartman hedef alındı. Saldırıda sivil ölümlerin olduğu kaydedildi.
İsrail ordusunun karadan harekatında Lübnan’ın güneyinde, sınır hattında yer alan Marun El-Ras kasabasını ele geçirdi. İsrail devletinin resmi hesaplarından paylaşılan videoda, İsrail askerlerinin harabeye dönmüş kasabaya bayrak çektiği görüldü.
İsrail ordusu, kara ve hava harekatları ile 400’den fazla Hizbullah savaşçısını etkisiz hale getirdiğini öne sürdü.
Hizbullah basın odası ise füze, roket, havan atışları ve kurulan pusular ile 30’dan fazla İsrail askerinin öldürüldüğünü, birçoğunun yaralandığını ve helikopterlerin durmaksızın yaralı tahliyesi yaptığını dile getirdi.
Yaşanan gelişmeler ışığında İsrail’in diplomatik tutumunu, İran’a yönelik olası misillemeyi, ABD’nin çatışmalardaki tavrını ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’in Türkiye’yi hedef aldığına yönelik sözlerine istinaden TBMM’de gerçekleştirilen gizli oturumu, Kırıkkale Üniversitesi'nden Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan ile konuştuk.
Ortadoğu’daki çatışmanın etkileri bakımından bölgesel olmadığının altını çizen Doç. Dr. Merve Özcan, İsrail’de rasyonel karar alıcılar bulunmadığı için en kötü senaryoların dahi gerçekleşebileceğini söyledi:
Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan ‘a göre İran’ın misillemesi “başarı” veya “başarısızlık” kıstasıyla değerlendirilirken, İran’ın sivil hedeflere yönelik atış yapmadığı gerçeğinin göz önünde bulundurulması gerekiyor. İran misillemesinin basında Nasrallah suikastıyla ilişkilendirildiğini hatırlatan Doç. Dr. Özcan, asıl gerekçenin Netanyahu’nun İran yönetim sistemini değiştireceğini söylemesi olduğunu kaydetti:
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın açıklamalarının bölgesel istikrarı da kapsamı altına aldığının altını çizen Doç. Dr. Özcan, İran’da yönetim sisteminin değişmesi durumunda ortaya çıkacak göç ve mezhep kavgaları sebebiyle Körfez ülkelerinin de ciddi şekilde zarar göreceği uyarısında bulundu. Körfez’in bu dengeye karşı hassas yaklaştığına dikkat çeken Doç. Dr. Merve Özcan, Arap ülkelerinin bu dengeli tutumu aynı esnada Batı ile de korumaya çalıştığı değerlendirmesinde bulundu:
Çin’in enerji piyasaları ve İran başta olmak üzere Ortadoğu’da kurduğu ilişkiler sebebiyle krize temkinli yaklaştığını kaydeden Doç. Dr. Merve Özcan, bu durumun Çin’in modern dönemdeki dış politika geleneği ile paralellik gösterdiği değerlendirmesinde bulundu. Türkiye’nin de üyelik başvurusu yapması beklenen BRICS’in önemine değinen Doç. Dr. Merve Özcan, Çin’in kendi çıkarlarına zarar getirecek istikrarsızlıklara karşı sert tepki göstereceğini belirtti:
Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan’a göre ABD, değişen ve çok kutuplu hale gelen dünya düzenini anlamakta zorlanıyor. Batı fikrine karşı yükselen Avrasya’ya vurgu yapan Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, Batı tarafından dışlanan ve ötekileştirilen birçok aktörün bir araya gelmesi ile birlikte uluslararası sistemde ABD merkezli Batı tekelinde gerileme yaşandığını ifade etti:
Yahudi lobisinin gerek bağışlar gerekse finans ile Amerikan siyasetinde elde ettiği güce atıfta bulunan Doç. Dr. Özcan’a göre İsrail, Biden’ın nükleer tesis ve petrol sahası uyarılarını dikkate almayabilir. ABD’nin söylemleri ile eylemlerinin ters düştüğüne dikkat çeken Doç. Dr. Özcan, Amerika’nın İsrail’e gerçekleştirdiği 18 milyar dolarlık askeri yardımın bunun bir örneği olduğunu belirtti:
TBMM’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’in Türkiye’yi hedef aldığı yönündeki sözleri üzerine gerçekleştirilen gizli oturumu değerlendiren Doç. Dr. Merve Özel Özcan, İsrail’in doğrudan Türkiye ile savaşa giremeyeceğini fakat terör örgütlerini bir araç olarak kullanarak Türkiye aleyhine faaliyetler yürütebileceğini kaydetti:
İsrail’in 1 Nisan’da Suriye’nin başkenti Şam’da İran diplomatik misyonunu vurması, bölgesel savaş korkularını yeniden yükseltti. Ramazan bayramı sona ererken ve Gazze’de ateşkes umudu hala ortada yokken, Tahran’ın misillemesinin nasıl olacağı merakla bekleniyor. Kaynaklar İran yönetiminin ABD’ye İsrail’e yönelik misillemesinde kararlılığını ilettiğine işaret ediyor.
En büyük gerilim 7 Ekim’den bu yana İsrail ile Hizbullah arasında ‘kontrollü’ biçimde çatışmaların sürdüğü Lübnan’da. İsrail ordusu kuzey bölgelerindeki altüst oluş karşısında Lübnan’a karşı hazırlık içinde olduğunu dile getirirken, İran misillemesinin biçiminin etkileri merak ediliyor.
Gelişmeleri Beyrut’ta bulunan gazeteci ve yazar Nalan Yazgan ile konuştuk.
Nalan Yazgan’a göre, İsrail’in Suriye başkenti Şam’da İran diplomatik misyonunu vurması bütün bölgede büyük bir gerginlik yaratmış durumda. İsrail’in bu hamleyle büyük bir tahrikte bulunduğunu belirten Yazgan, İran misillemesi beklenirken, hem Lübnan’da hem de İsrail içinde savaş beklentisinin yüksek olduğunu dile getirdi:
İsrail’in aksine Lübnan’da sakin bir hava olduğunu çünkü durumun artık alışıldık bir hal aldığını ifade eden Nalan Yazgan, İsrail ve Hizbullah arasında misilleme şeklinde gerçekleşen sınır çatışmalarında kısasa kısas durumuna atıfta bulundu:
İsrail’in bölgesel savaşı başlatmak için adeta bir bahane aradığını söyleyen Yazgan, İran’ın İsrail’e saldırması durumunda bunun en çok ABD’ye ve Başkan Biden’a yarayacağı görüşünde:
BM Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararının çerçevesini anımsatan Yazgan, bu karara hem Lübnan hem de İsrail tarafının uymadığını belirtti. Lübnan ordusunun sınırı koruyacak kapasitede olmadığı için Hizbullah varlığına göz yumduğunun altını çizen Yazgan’a göre Hizbullah lideri Nasrallah da bölgedeki varlığını korumak konusunda oldukça kararlı:
Arap ülkelerinde Türk askerinin BM Barış Gücü ile birlikte Lübnan-İsrail sınırındaki tampon bölgeye yerleşmesi ihtimalinin konuşulduğunu aktaran Nalan Yazgan, her iki ülkeden de tanıdıklarıyla yaptığı görüşmelere dair notlarını paylaştı:
Olası bir Lübnan-İsrail savaşında İsrail’in ilk hedefinin Refik Hariri Havalimanı olacağını belirten Yazgan, bu durumda insanların tahliye imkanlarının azalacağına işaret etti:
Lübnan’daki Hristiyanların silahlanmayı sürdürdüğünü aktaran Nalan Yazgan, Hizbullah’ın Lübnan’ı savaşa sürüklememek için temkinli hareket ettiğini ve iç savaş riskinin farkında olduğunu vurguladı:
Yazgan’a göre her ne kadar IŞİD işgali sırasındaki direnişiyle Hizbullah sempati kazanmış olsa da, Lübnan Hristiyanları bir iç savaş senaryosunda İsrail ile olan ilişkilerini koruyabilir ve Hizbullah’a karşı çatışmaya girebilir:
Gazze savaşı tam bir kördüğüme dönüşmüşken, İsrail’in İran’ın Suriye başkentindeki diplomatik misyonunu vurması tüm bölgeyi sarabilecek bir çatışma riski yarattı. İsrail, İran’dan gelecek misillemeyi beklerken, Biden yönetimi bir yandan Netanyahu yönetiminden duyduğu hoşnutsuzluğu daha yüksek sesle dile getirirken, diğer yandan da İran’a ‘misilleme yapmama’ talebinde bulunmuş durumda.
Gazze çatışması temelli gerginliğin nereye varabileceğini ve Türkiye’nin konumunu Doç. Dr. Gökhan Çınkara ile konuştuk.
Doç. Gökhan Çınkara’ya göre, İsrail Suriye başkenti Şam’da İran diplomatik misyonunu vurarak İran’ın oluşturacağı etkiyi ölçmeye çalışıyor. Çınkara, İran diplomatik misyonunun vurulmasının ‘kırılma noktası’ olduğunu belirtirken, İsrail’in kuzey cephesinde Lübnan’a hamlesinin söz konusu olabileceğinin altını çizdi:
İran’ın İsrail’e bir askeri yanıt vereceğini fakat bunun Lübnan’da yaşanma olasılığının düşük olduğu değerlendirmesinde bulunan Çınkara, İran’ın Azerbaycan veya Irak topraklarındaki bir noktayı hedef alabileceği uyarısında bulundu:
Gökhan Çınkara’ya göre İran’ın güçsüz görünmemek ve iç siyasette dengeleri korumak adına İsrail’e bir yanıt vermesi kaçınılmaz:
Çınkara, İsrail’in Şam saldırıları sonrası bölgesel ve küresel aktörlerin dahil olacağı bir Ortadoğu savaşı ihtimalinin giderek arttığı görüşünde. Ancak özellikle Lübnan ayağında tablonun karışık olmasına dikkat çeken Çınkara, durumun hala kontrol altına alınabilmesi olasılığına da vurgu yaptı:
İsrail’de rehinelerin kurtarılması temasıyla düzenlenen ve gittikçe şiddetlenen protestolara ve Netanyahu’ya yönelik erken seçim çağrılarına da atıfta bulunan Çınkara, kutuplaşma ile iktidara gelen mevcut hükümetim halkı topyekün bir savaşa seferber etmekte zorlanacağı görüşünü dile getirdi:
Doç. Çınkara, Ortadoğu’da bu denli gerginlik varken, yaz aylarında Irak ve hatta Suriye’ye olası operasyonlardan söz eden Türkiye’nin pozisyonunu da değerlendirdi. Ankara’nın özellikle ABD ile ilişkilerine dikkat çeken Çınkara, Suriye-Irak konusunda mutabakatına varılması halinde Rusya ile angajman kurallarının ne şekilde olacağı konusunun önem kazanacağını ifade etti:
Türk dış politikasının son haftalarda İsrail’e yönelik sert söylemleri azalttığını belirten Çınkara’ya göre Türkiye’nin ana amacı savaş sonrası Gazze’de etkin bir rol oynayabilmek:
From the publisher's feed

66 Listeners

67 Listeners

21 Listeners

0 Listeners

14 Listeners