EKSEN

EKSEN

By Sputnik TürkiyeNewsNews Commentary
Download on the App Store

EKSEN episodes

  • ‘Taurusların gönderilmesi 3. Dünya savaşının pimini çeker. Bunun altından kalkamazlar’

    Avrupa’da siyasi elitler Rusya Federasyonu’nun ‘saldıracağı’ iddialarıyla savaş tamtamları atarken, Alman Hava Kuvvetleri komutanlığı üst düzeyinin Rusya’yı vurma planları yapması gündeme bomba gibi düştü. Kayıtlar Başbakan Olaf Scholz’un Ukrayna’ya uzun menzilli Taurus füzeleri gönderme baskısı altında bu seçeneği dışladığı ve Macron’un ‘asker göndermeyi göz ardı etmeme’ söylemlerine itiraz ettiği bir dönemde tartışmaları tetikledi. Ancak Almanya’da ses kayıtlarının Rusya’ya saldırı planlamaları yönü değil, nasıl olup da sızdığı odaklı bir tartışma yürütülmesi dikkat çekti.

    Gelişmeleri ve Almanya kamuoyundaki tartışmaları gazeteci yazar Osman Çutsay ile konuştuk.

    Osman Çutsay’a göre, Almanya Hava Kuvvetleri komutanlarının Rusya’yı vurma planlarına dair kayıtlar şaşırtıcı değil. Ancak Almanya’da Harald Kujat gibi isimlerin uyarılarına dikkat çeken Çutsay, yönetim içerisinde iki farklı görüşün belirginleştiği görüşünde:

    Çutsay, Macron’un Ukrayna’ya asker gönderme söylemleriyle beliren kırılmaya işaret etti:

    Avrupa halkındaki suskunluğun kabul edişten ziyade bir bekleyişi işaret ettiği görüşündeki Osman Çutsay, bir yandan silahlanma çağrıları yapılırken öte yandan ekonomik resesyon ihtimalinin artmasına dikkat çekti. Çutsay, bir noktada gelişmelerin önünü alamama riski bulunduğunu vurguladı:

    Ana akım medyanın Türkiye’de de Almanya’da da aynı işlediğine parmak basan Çutsay, Almanya muhalefetinden umutlu değil:

    Çutsay, siyasi tablonun şekillenmesinde ekonominin oynadığı rollere dikkat çekti. Özellikle Almanya’da sanayinin durumu, grevler ve üretimde enerji kaynağının pahalılaşmasının yarattığı sıkıntılara dikkat çeken Çutsay, sanayide yaşanan tıkanıklığın siyasi tabloya doğrudan yansımalarının altını çizdi:

    Sahra Wagenknecht’in henüz parti kurmadan Almanya’nın belli bölgelerinde yüzde 20’lik desteğe eriştiğini aktaran Osman Çutsay, Wagenknecht’in kimlikçi sol partileri açıkça eleştirdiğini özellikle de Yeşilleri savaş kışkırtıcısı olarak nitelediklerini anımsattı:

    Çutsay, Wagenknecht faktörü dışında Hrıstiyan Demokratların Doğu Almanyna’daki kanadının şahin politikaları savunmadığını söyledi. Çutsay’a göre sonbahardaki eyalet seçimlerinde tartışmaların etkileri görülecek:

    Osman Çutsay’a göre, Taurus füzelerinin gönderilmesi ve Rusya’ya karşı kullanılması, 3. Dünya Savaşı’nın “pimini” çekebilir:

    1 hr 25 min
  • ‘İncirlik’teki ABD nükleer bombaları Türkiye’nin başına büyük ipotektir. Bu ipotekten kurtulmalıyız’

    ABD’deki Biden yönetiminin Kiev’deki darbesiyle 2014’te tetiklediği iç savaşa Rusya Federasyonu’nun müdahalesi ikinci yılını doldururken, cephedeki durum ABD ve Avrupa’da panik havası estiriyor. Biden yönetimi seçim yılında Kongre’de Kiev’i askeri olarak fonlayacak bir ‘savaş cephesini’ bir türlü kuramazken, payına 5 Kasım seçimine kadar çatışmayı sırtlamak düşen Avrupa’da sıkıntılı bir görünüm var.

    Kiev’in cephedeki yenilgileri karşısında Paris’te 20 ülkenin liderini toplayan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Ukrayna’ya asker göndermenin gözrardı edilemeyeceği çıkışı yaptı. Ancak Almanya ve Britanya dahil olmak üzere itirazlar yükseldi. Almanya Şansölyesi Olaf Scholz, Kiev’e uzun menzilli Taurus füzesi gönderme baskısı altında Britanya ve Fransa’nın aslında benzeri füzelerine eşlik edecek askeri unsurlar gönderdiklerini ifşa etti.

    Diğer yandan Almanya Hava Kuvvetleri subaylarının Rusya Federasyonu topraklarını vurmak için planlar yaptıkları görüşmelerin kaydı sızdı. Almanya Savunma Bakanlığı kaydı doğrulamak zorunda kalırken, kayıtların yayıldığı sosyal medya hesapları sansürlendi.

    Avrupalı liderler Üçüncü Dünya Savaşı anlamına gelebilecek şekilde pervasızca krizi tırmandırırken, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Federasyon Konseyi konuşmasında Rusya’nın her türlü saldırıya yanıt verecek kapasitesi olduğunu vurguladı. Putin, tarihte Fransa ve Almanya’nın istilalarına verdikleri yanıtı da anımsattı.

    Küresel jeopolitiği ısıtan ve adeta ‘tarihi hızlandıran’ son gelişmeleri Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz ile konuştuk.

    Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’e göre, dünyada güç merkezi Batı’dan Asya’ya kayıyorken, ABD bu gidişatı durdurmak için ‘kan dökmeyi’ tercih ediyor. ABD’yi yöneten Neoconların, önce Rusya’yı yok etmek ve ardından Çin’e saldırmak stratejisini seçtiklerini belirten Gürdeniz, Ukrayna krizi için ‘kışkırtılmamış işgal’ söyleminin doğru olmadığını dile getirdi:

    Batı’nın bu süreçte Rusya’ya karşı Ukrayna’yı silah haline getirdiğini belirten Cem Gürdeniz, diğer yandan da Arktik ticaret rotasının açılıyor olmasını büyük meydan okuma olarak gördüklerini dile getirdi. Gürdeniz, Batılı elitlerin bakış açısının altını şöyle çizdi:

    NATO’nun Rusya’ya doğru beş kez genişlediğini ve bu yolla nükleer çatışma riskini artırdığını vurgulayan Gürdeniz, Ukrayna üzerinden oynanan oyuna dikkat çekti. Bir Ukraynalı kimliği ve milliyetçiliği yaratılarak Rusya ile savaştırıldığını belirten Gürdeniz, ancak Kiev’in cephede aldığı yenilgiler ve Rusya’nın elde ettiği inisiyatife atıfta bulundu. Gürdeniz, artık ‘silah dilencisi’ konumuna düşen Ukrayna’nın bu çatışmadan galip ayrılmasının mümkün görünmediği görüşünde:

    Geçtiğimiz yüzyılda hegemonyanın Anglosaksonlar arasında el değiştirdiğini anımsatan Gürdeniz, bugün ise durumun değiştiğini anımsattı. Yumuşak hegemonya geçişi senaryosunda; ABD’nin liderliği Çin’in kapacağının artık kesinleştiği görüşünü taşıyan Gürdeniz, Amerikan hegemonyasının belkemiği olan deniz hegemonyasının da büyük ölçüde yıprandığını vurguladı:

    ABD’nin Soğuk Savaş galibiyeti sonrası pervasızca her yere saldırdığını ve sömürü ağını kanlı şekilde genişletmeye çalıştığını anımsatan Gürdeniz, artık prestiji ile oyun kurmalarını mümkün görmüyor. Trump gibi figürlerin çıkmasında da bunların etkili olduğunu belirten Gürdeniz’e göre, Trump hakikaten bir ‘denge unsuru’ olabilir:

    Gürdeniz, ABD politikalarının Neoconların idaresinde son Gazze savaşıyla yediği darbelere de dikkat çekti:

    ABD’nin artık bir yaptırım gücü kalmadığının altını çizen Gürdeniz, bir savaş senaryosunda NATO donanmalarının yaşayacağı zorluğa dikkat çekti:

    Taurus füzeleri ile Kırım Köprüsü’nü vurmayı planlayan Alman subayların ses kaydını yorumlayan Gürdeniz, Rus ve Alman ordularının karşı karşıya gelmesine ihtimal vermiyor. Gerginlikte İngiltere’nin rolünün altını çizen Gürdeniz, Almanya’nın da esasen 1945’ten bu yana ABD işgali altında olduğu görüşünde:

    Almanya’nın ABD’nin vasalı gibi hareket ettiğini belirten Gürdeniz, bu durumun kamuoyunda daha görünür olduğunu ve toplumsal huzursuzluk hissedilir hale gelirken bu durumun kaçınılmaz siyasi sonuçları olacağını vurguladı:

    Emekli Tümamiral Gürdeniz’e göre, yine de Alman Silahlı Kuvvetleri içerisinde hala durumdan rahatsız olan birçok general var:

    Macron’un Ukrayna’ya ‘asker gönderme’ söylemleri eşliğinde gerilimin tırmandırılmasını da değerlendiren Gürdeniz, Paris’in Rusya’nın kazanmasını kabullenemediği görüşünde. Rusya’yı stratejik mağlubiyete uğratmanın açıkça dile getirildiğini anımsatan Gürdeniz, hiçbir devletin böylesine bir çekilme ve yıkılmayı göze alamayacağını vurguladı:

    Gürdeniz ABD’de Demokrat Biden’ın seçim senesinde Ukrayna’dan geri çekilemeyeceği görüşünü dile getirirken, Avrupa’nın da ABD ile hareket etmekten başka şansı olmadığı yorumunda bulundu:

    Cem Gürdeniz’e göre Türkiye ekonomisi bugünkü durumda olmasaydı, Ankara çok daha bağımsız dış politika izleyebilirdi. İkinci dünya savaşında olanca yokluklara rağmen Türkiye’nin boyun eğmediğini anımsatan Gürdeniz, diğer yandan “her yeni bir sabaha, ABD’ye verilen yeni bir tavizle uyanıyoruz” vurgusu yaptı. Gürdeniz son olarak Savunma Sanayi Başkanlığı’nda NATO dairesi kurulmasına atıfta bulundu:

    Ekonomik darboğaz sebebiyle Türkiye’nin Batı eksenli dış politikadan vazgeçemediğini vurgulayan Gürdeniz, halbuki dengelerin değiştiğini ve bugün 25 ülkenin BRICS’e girmek için beklediğini belirtti:

    Cem Gürdeniz’e göre, İncirlik Üssü’ne yerleştirilen Amerikan nükleer bombaları, Türkiye’yi potansiyel nükleer hedef haline getiriyor ve ciddi bir risk yaratıyor. Gürdeniz, bombaların gönderilmesi gerektiğini vurguladı:

    1 hr 25 min
  • ‘İran seçiminde toplum, katılımı yükseltmeye motive edilemedi’

    İran, 1 Mart’ta parlamento ve Uzmanlar Konseyi seçimleri için sandık başına giderken, 45 yıldır ilk kez rekor düzeyde katılım düşüklüğü ortaya çıktı.

    12. Dönem milletvekili genel seçiminde 290 sandalye için 15 binden fazla aday yarışırken, İran’ın dini liderini seçme, denetleme ve azletme yetkisine sahip Uzmanlar Konseyi’nin 88 sandalyesi için ise 144 aday yarıştı. Kayıtlı 61 milyon kayıtlı seçmenin bulunduğu ülkede katılım yüzde 41 olarak açıklanırken, gerçek rakamın çok daha düşük olabileceği belirtiliyor. Başkent Tahran’da halkın sadece yüzde 25’inin oy kullandığı belirtiliyor.

    21 bölgede 8 Mart’taki ikinci tur sonuçları belirleyecek. Örneğin 30 milletvekili çıkan başkent Tahran’da ilk turda sadece 14 aday seçildi, 16 sandalye için ikinci tura bakmak gerekecek. Uzmanlar Konseyi seçiminde ise 72 üye seçilirken, 16 üye ikinci tura kalmış görünüyor.

    İran seçimlerini ve katılım düşüklüğünün nedenlerini, Batı Azerbaycan’da yaşanan olayları, Türk-İran ilişkilerini ve İran-Suudi uzlaşısını, Prof. Dr. Bilgehan Alagöz ile konuştuk.

    Dr. Bilgehan Alagöz’e göre, İran yönetiminin ülkede seçimler ve seçimlere katılımın ‘meşruiyet kaynağı’ olarak önemsediği düşünüldüğünde 1 Mart seçimindeki tablo düşündürücü. Alagöz, bu kez dini lider Hamaney’in ‘İslamilik’ çıkışının da işe yaramadığını dile getirdi. İran’da katılım düşüklüğünün 2020’den bu yana görünür bir eğilim olduğunu belirten Alagöz, seçimlerin İran toplumunu motive etmekten uzak hale gelmesine dikkat çekti:

    Alagöz, Uzmanlar Konseyi seçiminde de ‘bir çeşit mühendislik’ yapıldığını belirtirken, bunda dini lider Hamaney’in yaşı ve yerine geçecek kişiyle ilgili denklemin de etkili olduğu görüşünde:

    Alagöz, katılım oranının yüzde 40 olarak açıklandığını ancak daha da düşük olabileceğini belirtirken, başkent Tahran için verilen yüzde 25 gibi oranlara atıfta bulundu. Eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani gibi bir ismin dahi listeye alınmamasının çok ciddi yansımaları olduğunu vurgulayan Alagöz, pek çok bölgede ikinci tur yapılacak olsa da muhafazakar hakimiyetinde bir meclis tablosu ortaya çıktığını belirtti:

    Dr. Bilgehan Alagöz, İran’ın Batı Azerbaycan Vilayeti’ndeki seçimlerde, bölgedeki Kürt seçmenin, Türk nüfusunun yoğunlukta olduğu Urumiye şehrinde taşıma oy yöntemiyle milletvekili çıkarttığı yönündeki gelişmeleri aktardı. Alagöz’e göre seçim sonrası yapılan kutlamalar sebebiyle, 2020’den beri bölgede gergin olan Türk-Kürt ilişkileri, giderek kötüleşebilir:

    İran’da reformcuların bir kısmının boykotu tercih ettiğini bir kısmının ise seçime girdiğini belirten Alagöz, ancak onların çoğunun da seçilemediklerini dile getirdi. Ancak Alagöz, sadece reformcular değil muhafazakar seçmenin de ilgisizliğine dikkat çekerek bunda siyasetin sorunlarına dokunmamasının etkili olduğu değerlendirmesinde bulundu:

    İran’da ekonomik çarkın Rusya ve Çin sayesinde döndüğünü söyleyen Alagöz, ancak bunların halka refah olarak geri dönmediğini belirtti. Son seçimle iyice muhafazakar çizgiye kayılmasının etkilerinin görüleceğini dile getiren Alagöz’e göre, ABD’de Trump’ın seçilmesi ihtimalinde dengelerin kurulmasında zorluk çekilebilir:

    Dr. Alagöz, Türk-İran ilişkilerinin medyadaki yansımalarının aksine olumlu bir seyir izlemediği görüşünde. Alagöz, özellikle İran-Ermenistan ilişkileri ile Zengezurkoridoru ile Türkiye’nin Irak bağlamında Kalkınma Yolu girişimine atıfta bulundu:

    Türkiye’nin Güney Kafkasya girişimlerine Rusya destek verirken İran’ın karşı çıktığını belirten Alagöz’e göre, İran’daki Türkiye karşıtı tutum diplomaside tıkanmaya sebebiyet veriyor:

    Bilgehan Alagöz’e göre, Suudi Arabistan-İran uzlaşısı hakkında yorum yapmak için henüz oldukça erken. Kızıldeniz’deki tansiyona ek olarak Basra Körfezi’nin de takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Alagöz, düzelen ilişkilerin her an bozulabileceğini ifade etti:

    1 hr 20 min
  • ‘İsrail’in Ramazan'da Refah’a saldırmayacağı gibi beklentiler bana hayalcilik gibi geliyor’

    Gazze savaşı tüm hızıyla sürerken, Rusya Dışişleri Bakanlığı, tüm Filistin gruplarını kapsayan ve siyasi birlik tesis edilmesini hedefleyen Filistin toplantısına ev sahipliği yaptı. İsrail’in Gazze’deki kara harekatının devam ettiği ve büyük bir insani dramın yaşandığı bir ortamda, Moskova, ateşkes ve olası müzakereler öncesinde Filistinlilerin kendi aralarında uzlaşmazlıklarını çözmelerini hedefliyor. Görüşmeleri Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikhail Bogdanov’la birlikte gerçekleştirildi.

    Moskova toplantısını, Gazze’deki son durumu ve Ramazan ayında ateşkes olasılıklarını, Arap dünyasının tepkileriyle birlikte uzun yıllar Suriye ve Lübnan dahil Ortadoğu’da görev yapmış gazeteci Hediye Levent ile konuştuk.

    Hediye Levent’e göre, Rusya’nın Filistinli grupları bir araya getirerek siyasi birlik sağlanmasına katkı çabaları önemli. Levent, Filistin Yönetimi’ndeki yıpranmaya işaret ederken, diğer yandan uluslararası planda tanınmışlığın siyasi birlikte etken olacağını vurguladı. Levent, ilk başta bir teknokrat hükümetin söz konusu olabileceği görüşünde:

    Filistinli grupların tek çatı altında toplanması fikrine Haniyye’nin de olumlu sinyallerle karşılık verdiğini söyleyen Levent’e göre, Hamas’ı FKÖ ile yakınlaşmaya iten temel etmen örgütün gelecekteki varlığını teminat altına alma isteği:

    ABD’nin Gazze ateşkesini sürekli ertelediğine ve BM’deki çözüm önerilerini veto ettiğine dikkat çeken Hediye Levent, huzursuzluğun sadece Gazze’de yaşanmadığını, İsrail’in de ekonomik olarak krize doğru gittiğini belirtti:

    2,5 milyon Gazzelinin nereye gideceği sorusunun bir türlü cevaplanmadığını vurgulayan Levent’e göre, İsrail bir yandan kendi kamuoyunu hizaya getirirken diğer taraftan Arap dünyası üzerinde baskı oluşturmaya çalışıyor:

    Arap dünyasının 1970’lerdeki petrol ambargosunu anımsatan Levent, artık hiçbir Arap devletinin böyle radikal tavırlar geliştirmediğini anımsattı. Suudi Arabistan ve BAE dahil hiçbir Arap ülkesinin İsrail ile normalleşme sürecini iptal etmediğini belirten Levent’e göre, Hamas’ın Müslüman Kardeşler karakteri meseleyi yük olarak görmelerine yol açıyor:

    Levent’e göre, Lübnan savaş kaldırabilecek durumda değil, dolayısıyla Hizbullah üstünde ciddi bir baskı var. İsrail’in her şeye rağmen çatışmaları sürdürmedeki kararlılığına vurgu yapan Hediye Levent, Gazze’de durum teskin olmadan Lübnan sınırındaki durumun değişmeyeceği görüşünde:

    Türkiye’nin girişimlerinin Arap basınında ön plana çıkmadığını belirten Levent’e göre, Arap kamuoyunun Türkiye’ye bakış açısı, Körfez ülkelerine bakış açısıyla paralellik gösteriyor:

    İsrail’i caydıracak hiçbir uluslararası adım olmadığını söyleyen Hediye Levent, Ramazan Ayında da Refah’a kara saldırısının gerçekleşebileceği görüşünde:

    1 hr 21 min
  • ‘Batı’daki panik yenilgiyi nasıl örteceklerini bilememenin endişesinden kaynaklanıyor’

    Ukrayna ordusunun Donetsk’in 2014 darbesinden bu yana hedef alınmasında en önemli yer olan Avdeyevka’daki mağlubiyetinin gidişata ışık tuttuğu bir dönemde, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ‘asker gönderme’ çıkışı tartışılıyor. Macron, Paris’te 20 Avrupa ülkesinin liderini bir araya getirdikten sonra, uzlaşma sağlayamamış olsalar da Ukrayna’ya asker göndermenin göz ardı edilemeyeceğini söyledi.

    ABD’de Kiev’e aktarılacak yeni fonların Kongre onayı alamadığı bir dönemde krizi sırtlayan Avrupa’da, Macron’un çıkışı panik havasına yoruluyor.

    Gelişmeleri, Primakov Enstitüsü’nün davetlisi olarak Moskova’yı ziyaret eden ATASAM analisti Hasan Erel ile konuştuk.

    Hasan Erel’e göre, Rusya başkentinde en ufak bir gerilim yok. Primakov Merkezi’ndeki Türkiye-Rusya Dostluk İlişkileri Paneli’ne katıldığını belirten Erel, öne çıkan konu başlıklarından birisinin de Türk-Rus uzay işbirliği olduğunu kaydetti:

    Macron’un Ukrayna’ya asker gönderme söylemini değerlendiren Hasan Erel’e göre Rusya’nın kazanacağı belli olduğu için kolektif Batı panik içinde:

    Rusya’da hem askeri çatışma hem de seçim süreci olmasına rağmen en ufak bir toplumsal gerilim olmadığını belirten Erel, Avrupa’da ise durumun tam tersi olduğu görüşünde. Erel’e göre bunun bir nedeni, ABD’nin savaşın yükünü Avrupa’ya yıkmak istemesi:

    Hasan Erel’e göre, Batılı ana akım medyadan gelen Ukrayna itirafları, NATO bloku içindeki kargaşaya işaret ediyor. 2024’ün seçimler yılı olduğunu hatırlatan Erel, Türkiye ve Rusya ilişkilerinin de hedef tahtasına oturtulduğu ve sıklıkla hedef alındığı konusunda uyarılarda bulundu:

    Erel, Kolektif Batı’da devlet kurumları arasında çekişmeler yaşanırken, Rusya’nın tam tersine geliştiği ve ekonomisini rayına oturttuğunu söyledi. Erel’e göre, Ukrayna çatışmasından kârlı çıkan tek kesim askeri-sanayi kompleksi:

    Batı elitleri arasındaki iç karışıklığın, Donald Trump’ın seçilme ihtimalini artırdığı görüşündeki Erel, olası bir Trump galibiyetinin NATO’nun saldırganlığını azaltabileceğini söyledi:

    Erel’e göre Batılı elitlerin asıl hedefi, savaş temelli korku ve panik iklimi yaratarak kamuoyunu hizaya getirmek. Bütün tehditkar hamlelerin NATO’dan geldiğini anımsatan hasan Erel, Avrupalı siyasilerin de tamamen neoliberal şirketlerin güdümünde olduğunu belirtti:

    Erel, Ortadoğu’da İsrail-Filistin çatışmasını da değerlendirdi. Büyük insani drama dikkat çeken Erel, IMF üzerinden Mısır’a Filistinli nüfusun tehcirini kabul ettirme çabası olduğu görüşünde:

    1 hr 25 min
  • ‘Rusya’ya yönelik NATO genişlemesini gören Çin, benzer bir tehdide maruz kalabileceğinin farkında’

    ABD’deki Joe Biden yönetimi ‘büyük güç rekabeti’ stratejisi uyarınca Rusya Federasyonu’na karşı Ukrayna üzerinden açtığı vekalet savaşta iyice zorlanmaya başlarken, en büyük rakip gördüğü Çin Halk Cumhuriyeti’ne odaklanma sıkıntısı yaşıyor. Çin yönetimi iki yıllık sürede Rusya karşıtı tavır almaya ikna edilemezken, son olarak Moskova’ya açılan yaptırım savaşındaki şirketlerine yönelen zorlamalara da itiraz bayrağı yükseltti. İki yıllık süreçte Rusya-Çin ikili ticaret hacmi belirlenen 200 milyar doları aşarak 240 milyar dolara yükselirken, yerel para birimleri üzeninden ticaret ve BRICS’in güçlenmesi için el birliği eden iki ülke ‘Küresel Güney’e karşı alternatif yaratmaya çalışmakta.

    Çin yönetimi son olarak Rusya’yı da kapsayan Avrupa çapında bir diplomasi girişimine odaklanmış durumda. Rusya Federasyonu’nun özel askeri harekatının ikinci yılında Çin’le ilişkileri, Çin-ABD denkleminde durum, Pekin yönetiminin Ukrayna’da çözüm için 12 maddelik tutum belgesi ve Batı baskılarının Çin’de nasıl algılandığını gazeteci ve yazar Gökhun Göçmen ile konuştuk.

    Gökhun Göçmen’e göre ABD Asya’yı dünyayı şekillendiren coğrafi merkez olarak görüyor ve tüm dikkatini Asya-Pasifik’e kaydırmak istiyor. ABD’nin ilk etapta Rusya’yı stratejik mağlubiyete zorlamaya çalıştığını belirten Göçmen, böylelikle Çin’in yalnızlaştırılmasının da hedeflendiğini vurguladı:

    Uluslararası planda ilk kırılmaya 24 Şubat 2022’de Rusya Federasyonu’nun özel harekatı başlamadan Pekin’de tanıklık edildiğini anımsatan Göçmen, ‘Yeni Çağda Uluslararası İlişkiler’ başlıklı Rusya-Çin bildirisine atıfta bulundu. Göçmen o bildiride Moskova’nın ABD ve NATO’dan talep ettiği garantilerin de açıkça sahiplendiğini anımsattı:

    Çin’in artık artan gücünü uluslararası diplomatik arenada test etmek istediğini belirten Göçmen, yeni güvenlik inisiyatifi girişimlerinde bulunduğunu anımsattı. Göçmen’in değerlendirmesine göre Rusya’ya yönelik NATO genişlemesini gören Çin, kendisinin de benzer bir tehdide maruz kalabileceğinin farkında. Aradan geçen iki yılda iki ülkenin liderlerinin ortak paydada buluştuğunu ve ticaret hacminin rekor seviyelere yükseldiğini vurgulayan Göçmen, Çin’in Batı yaptırımlarına meydan okuduğunu vurguladı:

    ABD’nin Moskova’yı yalnızlaştırma ve izole etme çabalarına Çin’in ortak olmadığının altını çizen Gökhun Göçmen, bu defa Ukrayna’nın devreye girdiğini ifade etti. Ukrayna’nın Rusyasız bir müzakere masası kurma çabalarına Çin’i dahil etmek istediğini belirten Göçmen, Çin’in bu çağrılara da kulak asmadığını ve müzakere çağrısını yinelediğini vurguladı:

    Batı’nın Ukrayna krizinde Çin’in arabulucu olmasına karşı çıktığını da anımsatan Göçmen’in değerlendirmesine göre, Çin’in müzakere taleplerini elinin tersiyle iten Avrupa Birliği, sürekli olarak Rusya’ya karşı yeni yaptırımlardan veya Ukrayna’ya asker göndermekten bahsediyor. Buna karşın Çin’i sıklıkla “Krizde taraf olmakla” itham ettiklerini de anımsatan Göçmen, Batı’nın riyakar diplomasisine dikkat çekti:

    Gökhun Göçmen’e göre ABD, İsrail’i yanına alıp Avrupa’yı da “sopa” ile hizaya getirdi. Amerika’nın bu yollarla Rusya’ya karşı bir ittifak oluşturduğunu belirten Göçmen, Çin’in ise buna karşın Küresel Güney ile hareket ettiğini vurguladı. Gçmen Pekin yönetiminin Gazze’deki kriz ve Filistin meselesindeki pozisyonuna da atıfta bulundu:

    Uluslararası Adalet Divanı’ndaki danışma oturumlarında Çinli temsilcinin Filistinlilerin işgale karşı ‘silahlı direniş hakkını’ vurgulayan açıklaması dikkati çekerken, Göçmen, Devlet Başkanı Şi Çinping’in Filistin meselesine bakışını anımsattı. Çin’in Filistin meselesini ticaret ve siyaset üstü gördüğünün altını çizen Gökhun Göçmen, Çin tezlerinin aynı zamanda BM ile uyumlu olduğunu da ifade etti:

    NATO’nun kendisi Asya’ya genişleme hamleleri yaptığı bir dönemde Çin’i yayılmacılık ile suçladığını hatırlatan Göçmen, öte yandan NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in giderek artan Çin karşıtı açıklamalarına dikkat çekti:

    1 hr 25 min
  • ‘Trump ile sistemi zorladığı için uğraşıyorlar’

    ABD’de 5 Kasım başkanlık seçimi yarışında Demokrat Parti’nin başkan adaylığı gelenekler icabı mevcut başken Joe Biden iken, Cumhuriyetçi Parti’deki aday adaylığı yarışı Donald Trump’ın açık ara üstünlüğünde devam ediyor. Trump, en yakın rakibi Nikki Haley’i bizzat valilik görevi yürütmüş olduğu kendi eyaleti Güney Carolina’da da yüzde 40’a yüzde 60 oranıyla yendi. Ancak Haley ısrarla yarıştan çekilmiyor.

    ABD’de Trump dalgasının yükseldiği seçim sürecini derin devletin sürece olası etkilerini 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nden Amerika Araştırmaları Uzmanı Şanlı Bahadır Koç ile konuştuk.

    Şanlı Bahadır Koç’a göre, Güney Carolina ön seçimlerinde Donald Trump’ın rakibi Nikki Haley’in kendi eyaletinde 20-30 puanlık bir farkla mağlup etmesi, Cumhuriyetçi Parti’de adayın kim olduğunu iyice netleştirmiş durumda. Ancak Koç, Nikki Haley’in mağlubiyetlerine rağmen yarışta kalma inadına dikkat çekti:

    Donald Trump hakkında 6 Ocak Kongre Baskını’na ilişkin mahkeme hükmü olmadığını hatırlatan Şanlı Bahadır Koç, davaların asıl amacının Trump’ı yıpratmak ve kararsız seçmenin oy tercihini etkilemek olduğu görüşünde. Koç, Trump’ın yargı kararıyla engellenmesi halinde Amerikan siyaset sisteminin çöküşe götürüleceğini söyledi:

    Donald Trump’a mahkemelerce kesilen cezaların onu fazlasıyla rahatsız ettiği değerlendirmesinde bulunan Koç’un yorumuna göre, adalet sisteminin Trump ile sürekli uğraşması, eski başkanı en az oy aldığı siyahi seçmenlerle bile yakınlaştırma potansiyeline sahip:

    Donald Trump’ın kusurlarına rağmen söylemlerinin özellikle NATO’nun geleceği ve Avrupa güvenliği konusunda fiili etki yarattığının altını çizen Koç, Trump’ın tekrar seçilmesi durumunda Amerikan askerlerinin Suriye’den tahliyesi meselesi dahil pek çok konunun gündeme taşınacağı görüşünde:

    Şanlı Bahadır Koç’un analizine göre Trump ve Biden’ın Çin politikaları çok keskin hatlarla ayrışıyor. Trump’ın kesinlikle savaş senaryolarından kaçındığını ancak gümrük vergileri yoluyla ciddi bir ticari kapışmayı tercih edeceğini vurgulayan Koç, Biden kanadının ise Tayvan üzerinden savaş senaryosunu zorlayabileceği görüşünde:

    Trump’ın başkanlık döneminde gerçekleştirdiği özel sohbetlerin de dahil edildiği İbranice baskılı bir kitaba atıf yapan Şanlı Bahadır Koç, Trump’ın Netanyahu tarafından kandırıldığını bile anlattığını aktardı. Biden yönetiminin Filistin politikasının, Demokratların kalesi olan seçmen topluluklarında bile küskünlük yarattığını anımsatan Koç, Trump’ın bu insanlardan tepki oyu alabileceği ihtimali üzerinde durdu:

    Trump’ın Rusya-Ukrayna meselesinde de önem taşıdığını vurgulayan Koç’a göre, Temsilciler Meclisi’nde Cumhuriyetçilerin bugün bile siyasi duruşları doğrudan etkileniyor. Koç, öte yandan vaatlerinin bir kısmını gerçekleştirmesi durumunda Trump’ın Roosevelt ile birlikte anılabilecek kadar etki potansiyeli barındırdığını ifade etti:

    1 hr 25 min
  • ‘Selman’ın Biden’ı dinlememesi ciddi kırılma oluşturdu. Bölgesel normalleşme sürecine girdiler’

    Arap ve İslam dünyasının Vahhabi inancına sahip en muhafazakar ülkesi Suudi Arabistan’da, ‘2030 vizyonu’ adı altında gelişme projesi ortaya atmış veliaht prens Muhammed bin Selman (MbS) yönetimi altında Batı tipi modernleşme alametleri artıyor. Son yıllarda müzik festivalleri düzenlenmeye başlanan ülkede diplomatlara alkol kullanımında esneklik sunulmasının ardından ilk kez Rumi el Kahtani ismindeki bir genç kadın Asya güzellik yarışmasında ülkesini temsil etti. Ve Riyad’ın ünlü futbolcu Messi’nin oynadığı ülke tanıtım filminden dünyaya ‘modernize olmuş’ Suudi Arabistan manzaraları yansıdı.

    Suudi Arabistan’daki ‘değişim rüzgarlarını’ sık sık bu ülkeye gidip gelen Independent Türkçe Genel Yayın Yönetmeni Nevzat Çiçek ile konuştuk.

    Nevzat Çiçek’e göre Suudi Arabistan’daki modernleşme adımlarının hızı baş döndürücü boyutta. Sık sık bu ülkeyi ziyaret ettiğini ve her gidişinde değişiklikleri gözlemlediğini söyleyen Çiçek, özellikle Vizyon 2030’la başlayan süreci aktardı. Çiçek’e göre, veliaht prens son dönemde de vehhabi din adamlarının toplumdaki nüfuzunun azaltılması için harekete geçti:

    Prens Selman’ın bir Doğu-Batı sentezi yaratarak reform ile ülke dışını da gören 18-35 yaş arası genç kitleye ciddi anlamda hitap ettiğini söyleyen bulunan Çiçek, Prens Muhammed bin Selman’ın “İkinci Atatürk” olarak anıldığını belirtti. Eskisi gibi diğer Arap ülkeleri yerine Türkiye’nin ilgi odağı olduğunu da aktaran Çiçek’e göre prensin reformları sadece toplumsal hayatla sınırlı kalmıyor:

    Çiçek, veliaht prensin bir taraftan petrole bağımlı ekonomiden kurtuluren, diğer yandan gençler üzerinde bir ulus bilinci rotası çizdiği görüşünde:

    Suudi Arabistan’da reformun tartışıldığını fakat kral ile veliahtın sözü mutlak olduğu için kimsenin sesini çıkaramadığını da ekleyen Çiçek, artık devletin eskisi gibi din ihracından kaçınarak İslam dünyasında ‘liderlik’ iddiası taşıdığı değerlendirmesinde bulundu:

    ABD’nin işgalin sonunda Irak’tan kontrolsüz çekilmesinin sadece Irak sahasını değil, yalnız kaldığını hisseden Körfez’i rahatsız ettiğini ifade eden Çiçek’e göre Amerika’nın bu hamlesinden sonra Körfez ülkeleri farklılıklarını bir kenara koyup, ABD’yi dengeleyecek işbirliği arayışlarına giriştiler:

    ABD’ye duyulan güvensizlik sonrası Suudi Arabistan dış politikasının rotasının bölgesel işbirliğine doğru kaydığını vurgulayan Çiçek’e göre Biden yönetimi ile Ukrayna meselesindeki ayrılık da ciddi kırılma yarattı:

    1 hr 19 min
  • ‘İsrail geçmişteki gibi bugün de Uluslararası Adalet Divanı’nın kararlarına uymayacak’

    İsrail-Filistin çatışması ve Gazze savaşı neredeyse beşinci ayını doldururken, Filistin sorunu BM’ye bağlı Uluslararası Adalet Divanı’nda ikinci kez gündem oldu. Güney Afrika Cumhuriyeti’nin BM Soykırım sözleşmesine dayanarak açtığı davayı kabul ederek 26 Ocak’ta ihtiyadi tedbir kararı açıklayan Divan, İsrail’e bir ay sonra rapor sunma talimatı açıklamışken, bu hafta da Aralık 2022’de BM Genel Kurul’unun iki sorusuna binaen hukuki görüş oturumları gerçekleştirilmeye başlandı.

    Böylece İsrail’e rapor sunmak için verilen süre dolmaya yakın Filistin meselesi bir kez daha mahkemenin gündemine taşınmış oldu. Pek çok devlet Uluslararası Adalet Divanı’nın Lahey’deki Barış Sarayı’ndaki oturumlarda sözlü görüşler sunmaya başladı. Çin Halk Cumhuriyeti temsilcisinin oturumda uluslararası hukuka göre işgal altında yaşayan Filistinlilerin ‘silahlı direnme hakkı bulunduğunu’ beyan etmesi dikkat çekti.

    Adalet Divanı’ndaki ‘danışma oturumları’, Güney Afrika’nın aralık ayında açtığı dava uyarınca ‘soykırım davasında’ İsrail raporunun beklendiği günlerde uluslararası gündeme mal olan tartışmaları araştırmacı yazar Emir Aşnas ile konuştuk.

    Emir Aşnas, Filistin meselesinin sömürgeciliğin ürünü olan tarihsel geçmişine atıf yaparken, sorunun 2. Dünya Savaşı sonrası oluşan uluslararası düzende çözümünün mümkün olamadığını vurguladı. Kısa vadede çözüm mümkün olmasa da bugün ortaya çıkan insani tablonun uluslararası sistemi zorladığını belirten Aşnas, pek çok devletin ‘mahçup hale geldiği’ bir durumun ortaya çıktığını vurguladı:

    Aşnas, Uluslararası Adalet Divanı’nın Güney Afrika’nın İsrail hakkında soykırım başvurusundan iki ay geçmeden 2022 tarihli başvuruya binaen ikinci bir ‘davayı’ ele aldığını anımsattı. Bunun da ‘soykırım’ davasının dışında Filistin meselesine dair hukuki durumla ilgili istişari nitelik taşıdığını belirtti:

    Davaya Türkiye, BM Güvenlik Konseyi üyeleri, Almanya, İspanya gibi devletlerin görüş beyan etmek için dahil olması sebebiyle siyasi açıdan öneminin arttığına vurgu yapan Aşnas, Avrupa Birliği’nin ise uluslararası örgüt olarak sözlü görüş bildirimi için katılım dahi sağlamamasına dikkat çekti. Bunun AB’nin öneminin azaldığına işaret ettiğini belirten Aşnas, Avrupa ülkeleri arasında bu konudaki görüş farklılıklarına da işaret etti:

    Uluslararası Adalet Divanı’nın geçmişte de özellikle Doğu Kudüs dahil Filistin’in işgal altındaki topraklarında İsrail’in inşa ettiği duvar hakkında görüş bildirdiğini anımsatan Aşnas’a göre, 20 yıl önceki karara uymayan İsrail bugün de aynı şekilde davranacak. Aşnas, BM Güvenlik Konseyi kararına duyulan ihtiyaca rağmen veto engeline atıfta bulundu:

    Soykırım davasında Adalet Divanı’nın aldığı geçici tedbirleri anımsatan Aşnas, İsrail’in son bir aydaki eylemlerinin bunlara riayet etmediğini açıkça ortaya serdiği görüşünü dile getirdi:

    Aşnas, İsrail’in yanında ABD’nin tutumunun da önemli olduğunu belirtirken, Gazze’de gittikçe artan sivil can kaybı ve yıkımın yanı sıra açıkça tehcir niyetlerinin ortada olduğuna dikkat çekti:

    Aşnas’a göre Biden yönetimi aslında özellikle Hamas konusu başta olmak üzere Netanyahu yönetimi ile aynı fikirde. Ancak Aşnas, ABD’nin İsrail’in zaferinin nasıl kazanılacağı konusunda yöntem olarak farklılık yaşadığını belirtti. Aşnas’, Biden’ın ABD’de seçim yılındaki şahsi sıkıntılarına da işaret etti:

    1 hr 26 min
  • ‘Assange’ın sağlığı kötü. Dünya tarihinin gördüğü en kanlı devlet peşine düştü’

    ABD’nin 21. Yüzyıldaki kanlı savaşları ve uluslararası müdahalelerini deşifre etmiş olan WikiLeaks'in kurucusu Julian Assange'ın ABD’ye iade davası Londra'daki Yüksek Mahkemede tamamlandı. İki günlük duruşmaların ardından Mahkeme yargıcı Victoria Sharp, iade davasına ilişkin kararın ileri tarihte verileceğini duyurdu. Sharp, daha fazla bilgiye ihtiyaç duyulursa taraflarla iletişime geçileceğini söyledi.

    Duruşmalar vesilesiyle Assange’a özgürlük kampanyası günlerdir Londra’da Yüksek Mahkeme ve Başbakanlık binası önünde gösteriler düzenliyor. İngiltere’nin Belmarsh hapishanesinde tecrit altında tutulan ve sağlık koşulları gittikçe kötüleşen Assange, duruşmalara katılacak durumda bile değildi. İade kararı verilmesi halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de başvuramadan gizlice ABD’ye gönderilmesinden kaygı duyuluyor.

    Son birkaç günde kendi ülkesi Avustralya ise hareketlendi. Parlamentoda Assange’ın ülkesine geri dönmesine izin verilmesi için çağrı yapılırken, Başbakanı Albanese de bu kararı savundu. Ancak sonuca etkisi bilinmiyor.

    ABD’nin Wikileaks yazışmaları nedeniyle ‘casuslukla’ suçladığı Assange, Haziran 2012’de sığındığı Ekvador’un Londra Büyükelçiliğinden 11 Nisan 2019’da çıkarılarak gözaltına alınmıştı.

    Kefaleti ihlalden 50 haftalık ceza alsa da ABD’nin iade talebi nedeniyle hapishanede tutuldu. Aralık 2021’de ABD’ye iade edilebileceğine hükmedilirken, İngiltere hükümeti Haziran 2022’de siyasi karar olarak iade talebini onaylamış duumda.

    Julian Assange davasını Çağlar Tekin ile konuştuk.

    Çağlar Tekin, 14-15 yıllık bir geçmişe uzanan Julian Assange ve Wikileaks sızıntılarını anımsatırken, ABD’nin yargılamada öne sürdüğü gerekçelerin sıkıntılı yanlarına işaret etti. Tekin, ABD devleti için asıl meselenin başta Irak ve Afganistan’daki katliamlar olmak üzere kendi yasalarını da çiğneyecek şekilde suç işlenmesi ve bunların üzerinin örtülmesi olduğunu vurguladı:

    Tekin, Assange’ın savunma ekibinin ABD ile İngiltere arasında suçluların iadesi anlaşması bulunsa bile bunun siyasi suçları kapsamadığını vurguladığını anımsattı. ABD’nin Assange’a açtığı davanın siyasi saiklerine işaret eden Tekin, hedefinin de suç işleyen askerlerini korumak olduğunu vurguladı:

    Tekin, Anglo Sakson liberal özgürlük iddialarının Assange davasıyla sarsıldığını belirtirken, benzer iddialarla Türkiye-İsrail ticaretiyle ilgili belgeler nedeniyle gazeteci Metin Cihan’ın da başının derde girebileceğini, bu koşullarda kimsenin gazetecilik yapamayacağını vurguladı:

    Assange’ın tutuklanma sürecini hatırlatan Tekin, İsveç’teki tecavüz iftiralarına, Julian Assange ve Wikileaks adlarının kirletilmesine ve Ekvador’daki darbeye atıfta bulunarak, ABD’nin ve İngiltere’nin kurdukları komplolarla bu sürece müdaheleleri sıraladı:

    Assange’ın ABD’de 175 yıl ceza riskiyle karşı karşıya olduğunu anımsatan Tekin, ülkesi Avustralya’nın da son dönemde bazı çıkışlara rağmen gazeteci ile yakından ilgilenmediği görüşünde:

    Tekin, Assange’ın ABD’ye iade edilmesi halinde bunun Amerika’nın dünya çapındaki bütün müdahalelerinin artacağı, kendi vatandaşı olmayanlar üzerinde cüretinin artacağı görüşünde. Tekin, neoliberal dünyanın basın özgürlüğü bakımından insanlığa verebileceği hiçbir şey kalmadığını söyledi:

    Assange’ın İngiliz hapishanesinde tecritte tutulduğu ve sağlık durumunun son derece bozuk olduğunu da anımsatan Tekin, Assange ile son birkaç gün içerisinde Batı’da üzerinden ‘insani dava’ kurulmaya çalışılan neonazi Navalny’nin kıyaslanmasının doğru olmadığını vurguladı

    Çağlar Tekin, yargılanan ve ABD’ye iadesi istenen Julian Assange’ın bu yüzyıla damgasını vuran, örnek alınabilecek bir gazeteci olduğunu belirterek, devletlerin işlediği suçları bilmenin herkesin hakkı olduğunu dile getirdi:

    1 hr 20 min

About EKSEN

From the publisher's feed

Ceyda Karan, Eksen’le her gün RS FM'de. Eksen'de Rusya'dan Avrupa'ya; Amerika'dan farklı bölgelere kadar pek çok noktadaki sıcak gelişmeler masaya yatırılıyor.

More shows like EKSEN

Kendine İyi Davran by Beyhan Budak

Kendine İyi Davran

66 Listeners

Merdiven Altı Terapi by Deniz Dülgeroğlu

Merdiven Altı Terapi

67 Listeners

Trend Topic by Podbee Media

Trend Topic

21 Listeners

SEYİR HALİ by Sputnik Türkiye

SEYİR HALİ

0 Listeners

Geri Dönüyoruz by Socrates Dergi, Mahir Ünsal Eriş, Töre Sivrioğlu

Geri Dönüyoruz

14 Listeners