
Sign up to save your podcasts
Or


ABD ve AB, Ukrayna’da savaşı sürdürmek için kendi içlerinde kaynak ayırmakta giderek zorlanırken, Rusya Federasyonu’nun özel harekatının başında dondurdukları Rus varlıklarına el koyarak Kiev’e aktarmanın peşine düştü. ABD Kongresi’nde bu konuda bir yasa çıkarma süreci başlasa da varlıkların çok az kısmının dolarda olması sorun yaratırken yine Batı kapitalizminin bütün temel kurallarına aykırı eylemler için AB’yi sevk ediyorlar.
AB'ye üye ülkelerin daimi temsilcileri, Avrupa Komisyonu'nun dondurulan Rus varlıklarından elde edilen gelirlerin kullanımına ilişkin önerisi üzerinde ocak sonunda ön mutabakata varmış durumda. Kiev için ‘özel hesaplar’ yaratılması, G7 ülkelerinin Rus varlıklarını Kiev için banka kredilerinde teminat olarak kullanmayı ve Rusya’nın tazminat ödemeyi reddetmesi halinde bunlara el koymayı planladığı belirtiliyor. Çatışma koşullarında tazminat yenilgi sonrası ortaya çıkan bir olguyken, G7 girişimi hiçbir hukuki temele de dayanmıyor. Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde ile özellikle Almanya’nın varlıklara el konması girişimlerinin sakıncalarına, Avro açısından yaratacağı risklere dikkat çektiği belirtiliyor.
Son olarak Avrupa Komisyonu Başkanı Charles Michel, Rus varlıklarının alenen çalınması anlamına gelecek bu girişimler için, "Yasal ve uluslararası kaygılar olduğundan bu kolay bir görev değil, ancak üzerinde çalışılması gerekiyor” dedi.
Rusya Federasyonu ise Batı’nın bu yasadışı girişimlerine karşı koyacağı ve yasal girişimlerde bulunacağı belirtiliyor. Son olarak Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova'da düzenlenen İş Konseyi toplantısında “ABD ve müttefiklerinin yeni sömürgeci uygulamalara başvurması, Amerikan tarzı küreselleşmeye olan güveni sarstı” vurgusu yaptı. Lavrov, pek çok ülkenin dış ticarette alternatif para birimleri ve ödeme platformlarına yöneldiğini belirtti.
Gelişmeleri ekonomist Sabri Öncü ile konuştuk:
Sabri Öncü’ye göre, Batı’nın Rusya’nın varlıklarını dondurması bile sorunlu. Bugünkü dünya düzeninde ülkelerin ödemeler için kullandığı rezerv para birimlerine işaret eden Öncü, tartışmalı dondurma sonrasında Rusya’nın piyasalara yaptığı müdahaleye atıfta bulundu. Öncü, Türkiye’de AB ve Batı kurallarına uyarak ekonominin düzeleceğini söyleyenlere şaşırdığını dile getirdi:
Rusya’nın dolara karşı yapılacak hamleleri önceden tahmin ettiği için malvarlıklarının büyük kısmını Euro rezervi olarak tuttuğunu belirten Öncü, bu varlıklara alenen el konması halinde Avrupa’ya ve Euro’ya güvenin ciddi şekilde azalacağını vurguladı:
Rusya’nın rezerv para birimlerinin bir kısmının da İngiliz sterlini şeklinde tutulduğunun anlaşıldığını belirten Öncü, Avrupa’nın dünyadaki ikinci rezerv olan Euro’ya güveni sarsacak adımlar atmasının kendi bacağına kurşun sıkma olacağını söyledi. Ancak Öncü, bir paranın rezerv olmaktan çıkma halinin uzun zamana yayıldığına dikkat çekti:
Sabri Öncü’ye göre Avrupa’nın Rus varlıklarına yahut faizlerine el koyması, kendi iktisadi düzenlerinin temel mantığını yok saymak anlamına geliyor. Bu kanunsuzluğu açıkça ‘hırsızlır’ diye niteleyen Öncü Türkiye’de sürekli olarak Batı’yı öven iktisatçıların bu senaryoda nasıl bir yorum yapacağını merak ettiğini de ekledi:
Sabri Öncü diğer yandan BRICS örgütlerinin oluşma aşamasının yeni olduğunu belirtirken, bu yapılanma içinde Hindistan üzerinden oynanan mali oyunlara da dikkat çekti. BRICS içinde ortak para birimi için hareketlenmenin zaman alacağını söyleyen Öncü, Batı mali yapısının Hindistan’ı yatırımlar ve döviz rezervleri ile kıskaca almaya çalıştığını söyledi:
Dünyada küresel rezerv para birimlerinin 80 ile 100 yıl arası ömrü olduğunu ve Amerikan dolarının çoktan bu süreyi geçtiğini belirten Öncü, doların başlıca rezerv para işlevini ne zaman yitireceğini tahmin etmenin ise mümkün olmadığını belirtti:
Gazze savaşı dördüncü ayını doldururken, ateşkes ve çözüm henüz ufukta görünmüyor. Mısır ve Katar’ın arabuluculuğunda ve ABD’nin de etkisiyle Paris merkezli yeni müzakere girişimleri sürerken, Gazze’nin savaş sonrası hali İsrail’de öne çıkan tartışmalardan birisi. Yine Güney Afrika Cumhuriyeti’nin İsrail’in tarafı olduğu 1948 Soykırım Sözleşmesi uyarınca BM’ye bağlı en üst yarkı makamı Uluslararası Adalet Divanı’ndan çıkan tedbir kararları ile ilgili rapor vermek için İsrail hükümetinin bir ayı işliyor. Bu arada da İsrail-Gazze sınırından dünyaya insani yardımların içeriye ulaşmasını engellemeye çalışan protestocuların görüntüleri yansıyor.
Gazze savaşı ile ilgili tartışmaların İsrail’den görünümü ve Adalet Divanı kararının nasıl yorumlandığını, çatışma sonrası bölgede neler beklenebileceğini İsrail’de yaşayan ekonomist ve veri bilimci Emre Akanak ile konuştuk.
Emre Akanak’a göre, Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail hakkındaki kararı İsrail ile Gazze ve Batı Şeria’da da memnun karşılanmadı. Filistin tarafında ‘saldırganlığa göz yumulduğu’, İsrail tarafında ise ‘kendini savunma hakkına’ karşı çıkıldığı görüşünün ortaya çıktığını söyleyen Akanak, İsrail’de özellikle solun iki devletli çözüm algısının ters yüz olduğunu aktardı:
Akanak, Gazze sınırında insani yardımların girmesini engellemek için gösteri yapanların sadece İsrail sağı ve dincilerle sınırlı olmadığını, artık hayalkırıklığına uğramış solcuların da yer aldığını söyledi. Bunun sebebinin Hamas’ın elindeki rehinelerin bırakılması talebi olduğunu söyleyen Akanak, ayrıca İsrail’deki insani yardımlara Hamas’ın el koyduğu görüşünü de aktardı:
Akanak, İsrail’de 7 Ekim’in defaatle tekrarı beklendiği için en iyi çözümün Arap nüfusun birlikte yaşayabilecekleri diğer Arap ülkelerine gönüllü göçünde görüldüğünü ve bu meselenin tartışıldığını belirtiyor. Ancak Mısır gibi ülkelerden gelen itirazlara dikkat çeken Akanak, çatışmaların artacağı bir süreç bekliyor:
Akanak’a göre İsrail’de artık ‘toprak karşılığı barış’ formülünün sonuç getirmediği sonucuna varıldı ve bu yüzden toplumun tümünde olmasa da azımsanmayacak kısmında Gazze’nin kontrol edilmesi isteği var:
Akanak, Gazze savaşının İsrail’de ve Filistinlilerde yarattığı işgücü ve gelir sorunlarına işaret etti. Daha önce 20 bin Gazzeli’nin İsrail’de çalıştığını ancak krizle birlikte izinlerinin iptal edildiğini söylerken, İsrail yönetiminin de artık Hindistan’dan işgücü getirmeye başlayacağını aktardı:
Gazze’de İhvan anlayışının etkili olduğunu söyleyen Akanak, Gazzelilerin ise mümkün olsa başka Arap ülkelerini tercih edecekleri görüşünde:
İsrail’de sadece Yahudilerin değil Çerkesler, Dürziler, Bedeviler ile Hıristiyan ve Müslüman Arapların da Hamas karşıtı olduklarını söyleyen Akanak, ‘tarihsel bir kırılma yaşandığını’ söyledi. Akanak’a göre, hayat standartlarını kaybetmek istemeyen İsrailli kimliği oluşuyor:
Hamas’ın Gazze’de yenilgisi sonrası iki tarafta da daha keskinleşme bekleyen Akanak, çatışmaların İsrail içinde ve dışında sertleşeceği bir süreç öngörüyor:
Gazze’deki çatışma sürerken 29 yaşındaki bir Filistinli eşcinsele sığınma hakkı verildiğini söyleyen Akanak, medeni hayatta dini kuralların geçerli olduğu İsrail’de bu gibi gelişmelerin yeni kimlik olgusuna işaret ettiği görüşünde:
Avrupa Birliği’nin 1-2 Şubat’taki zirvesi, Avrupa çapında pek çok ülkede çiftçilerin protestoları eşliğinde gerçekleştirildi. Almanya’dan Fransa’ya, İtalya’dan İspanya ve Portekiz’e çiftçiler son haftalarda yol kapatma eylemleri ve geceleri tarlalarında ışıklı eylemler yaparken, Berlin ve Paris gibi başkentleri bloke etmeye yönelmiş durumda.
Çiftçi eylemlerinde dizel yakıt fiyatlarındaki artışlar, sübvansiyonların kesilmesi gibi mali konular öne çıkarken, Ukrayna’dan AB kurallarına uymayan ithalatın yarattığı haksız rekabet de etkili oluyor. Yine AB’nin ‘iklim değişikliğine’ karşı ‘yeşil mutabakat’ temelli kısıtlayıcı politikaları özellikle küçük çiftçilerin sorunlarının katlanmasına yol açıyor.
Avrupa’da özellikle Almanya gibi ülkelerde son dönemde çiftçi protestolarının yanı sıra başta ulaşım sektörü olmak üzere grevler de eksik olmuyor. Avrupa’daki çiftçi ayaklanmalarını ve işçi grevlerini, Almanya’da yaşayan gazeteci ve yazar Osman Çutsay ile konuştuk.
Osman Çutsay’a göre, Avrupa’daki huzursuzluk neoliberal modelin tıkanmasının tezahürü. AB’nin çevre kirliliğindeki en büyük payın sanayide olduğunun bilinmesine rağmen ‘iklim kriziyle mücadele’ adı altında tarım üretimi ve çiftçilere baskı yaptığını belirten Çutsay, çiftçi eylemlerinin henüz büyük bir harekete dönüşmediği görüşünde:
AB bürokratlarının aldığı kararlar ve Ukrayna’dan yapılan denetimsiz tarım ithalatının alt üst ettiği piyasaların çiftçi eylemlerinde etkili olduğunu vurgulayan Osman Çutsay, bu tarz eylemlerin önüne geçilemeyeceğini ifade etti:
Almanya’da medyanın anlattığının aksine halkın aşırı sağa değil, mevcut hükümetin yarattığı sorunlara tepki gösterdiğini söyleyen Çutsay, AFD’nin yanı sıra sendikaların da güçlenmeye başlamasına dikkat çekti. Çutsay, sendikalılaşma veya aşırı sağa yönelme trendinin, reel gelirlerdeki düşüşle doğrudan bağlantılı olduğunu vurguladı:
Osman Çutsay, neoliberalizm sebebiyle reel geliri düşen işçilerin grev dalgasına işaret etti:
AFD’nin yükselişi karşısında işçi sınıfını savunan gerçek bir solun set çekebileceğini belirten Osman Çutsay’a göre, henüz parti kurmadığı halde yüzde 6-7 bandında oy oranı olan Wagenknecht ve Lafontaine grubu umut vadediyor:
Avrupa’daki çiftçi ve işçi hareketliliğinin özellikle Brüksel, Berlin ve Paris’teki AB bürokratlarını tedirgin ettiğini kaydeden Çutsay, AB bürokratlarının adeta tepkisizliğe alıştırılan Avrupa halkının isyanları sebebiyle şaşkınlık geçirdiğini vurguladı:
İsrail-Filistin çatışması dördüncü ayını doldurmak üzereyken, verili BM sistemi üzerinden çatışmanın durdurulması ve çözüm mekanizmaları oluşturulması üzerine çabalar devam ediyor. Ancak ABD yönetimi herhangi bir ateşkes kararı alınmasını BM Güvenlik Konseyi’ndeki vetosuyla engellerken, son olarak İsrail ‘soykırım’ ithamıyla Güney Afrika Cumhuriyeti’nin BM’ye bağlı Uluslararası Adalet Divanı’na taşıdığı davadaki ön karar ve ihtiyadi tedbirleri uygulamayı reddetmiş durumda.
Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail kararını, BM mekanizmaları içinde Filistin meselesinin çözümü olasılıklarını ve Türkiye’nin izlediği diplomasiyi, Emekli Büyükelçi Faruk Loğoğlu ile konuştuk.
Emekli Büyükelçi Faruk Loğoğlu’na göre Birleşmiş Milletler (BM) sistemi yaşanan tüm zorluklara rağmen çalışıyor ancak etkinliği üyelerinin BM kurallarına uymalarına bağlı. Ancak eğemenlik haklarına atıfta bulunan Loğoğlu, İsrail’en Adalet Divanı kararı yahut insancıl hukuku uygulamamakta diretmesinin yarattığı sıkıntılara dikkat çekti:
Bugün İsrail’e destek veren İngiltere gibi ülkelerin dahi Filistin Yönetimi’ni devlet olarak tanıma noktasına geldiğini söyleyen Loğoğlu, Filistin’in kağıt üstünde olsa dahi tanınmasının yaratacağı diplomatik baskıya dikkat çekti. İsrail’in henüz diplomatik mesajları algılayamadığını vurgulayan Loğoğlu’na göre, Hamas’ı yok etmek, İsrail’in iddia ettiği gibi kolay olmayacak:
İsrail’in BM kararları ile değil yalnızca ABD’nin ortaya koyabileceği net irade ile durdurulabileceği görüşündeki Loğoğlu’na göre Biden yönetimi de körü körüne İsrail’i desteklemeyi göze alamayacaktır:
Türkiye’nin Ukrayna’da çok boyutlu bir diplomasi yürüttüğünü belirten Faruk Loğoğlu, bu sayede hem Ukrayna hem de Rusya ile ilişkilerin korunduğuna dikkat çekti. Öte yandan Loğoğlu, İsrail-Filistin meselesinde tam tersi bir yol izlendiğini ve İsrail’e karşı herhangi bir somut atılmadığını anımsattı:
İsrail-Filistin çatışması dördüncü ayını doldurmaya yaklaşırken, Ortadoğu’da hedef haline gelen Amerikan üslerinden birinden ilk kez can kaybı haberi geldi. ABD’nin işgal ettiği Suriye topraklarının güneyindeki Tanaf üssünün hemen yakınında bulunan CIA istihbarat üssü Kule 22’ye yönelik İHA saldırısında 3 askerin öldüğü, 40’ının yaralandığı açıklandı. 7 Ekim’den bu yana üslerine 150’den fazla saldırı girişimi yaşayan Biden yönetimi ABD askerlerinin ölümünü ‘kırmızı çizgi’ olarak koymuşken, nasıl bir misilleme yapacağı tartışılıyor.
Biden yönetimi doğrudan olmasa da İran’ı anarak İran’ın bölgedeki müttefiklerini hedef alacaklarını dile getiriyor. Amerikan medyası çeşitli senaryolara ve bir saldırı kampanyasına atıf yapıyor.
Gazze çatışmasıyla Ortadoğu’da bölgesel anlamda yaşanan gerilimi Orta Doğu, Avrasya ve Asya-Pasifik Araştırmaları Platformu kurucusu akademisyen Dr. Ali Semin ile konuştuk.
Dr. Ali Semin’e göre, Gazze savaşı bir dönüm noktası, Ortadoğu’da pek çok şey değişecek. Meselenin artık İsrail-Filistin sorununu aştığını belirten bölgedeki aktörlere işaret ederek ortaya çıkan güç rekabetine atıfta bulundu:
İran’ın vekalet savaşı ve tehditleri sınırlarından uzak tutma stratejisinin yeni olmadığını, İran-Irak savaşlarına dayandığını anımsatan Semin, ABD’nin ise Tahran’ı bu vekalet savaşından doğrudan savaşa sürükleme çabasında olduğu görüşünde:
İran’ın Pakistan ile yaşanan krizden sonra daha itidalli bir tutum benimsediğini dile getiren Dr. Ali Semin’e göre zira İran ve Pakistan’ın karşı karşıya gelmesi, bölgeyi ateşe atabilecek kadar ciddi sonuçlar doğurma potansiyeline sahip:
Semin’e göre ABD’nin Ürdün üssündeki saldırıda kırmızı çizgisi aşıldı fakat olayın içinde CIA dahil birçok Amerikalı kurumun bulunması akıllarda soru işaretleri bırakıyor. ABD’nin her türlü bilgilendirmeye rağmen NATO müttefiki Türkiye’ye ait SİHA’yı gözünü kırpmadan düşürdüğünü hatırlatan Semin, aynı angajmanın neden Ürdün’de uygulanmadığını sorguladı:
ABD’nin bölgede kontrollü bir savaş yürütecek kabiliyetinin artık kalmadığını söyleyen Dr. Semin, faturanın Biden yönetimine kesileceği görüşünde. Semin, Biden’ın bu yüzden çatışmayı tırmandırmak istemediğini kaydetti:
Semin’e göre Ürdün saldırısı sebebiyle Biden her türlü zararda. Semin'e göre, misilleme ile İran’ın hedef alınmasının ne işe yaradığı her koşulda sorgulanacak ve Biden’ın hanesine eksi puan olarak geri dönecek. Semin, ABD’nin bölgede zaten vekil güçleri hedef aldığını söylerken, Biden’ın yeni ve daha sert bir hamle yapması gerektiği değerlendirmesinde bulundu:
Biden’ın devlet idaresindeki tecrübesine atıf yapan Ali Semin, mevcut başarısızlıkta Biden’ın yaşlılığının da payı olduğu görüşünde. Trump’ın her fırsatta Ortadoğu’daki başarısızlıkları dile getirdiğini ve siyasi puan kazandığını vurgulayan Semin, İsrail’e verilen açık çek sebebiyle Biden yönetiminin kucağında bir saatli bomba bulunduğunu dile getirdi:
Son Astana toplantısının ardından Suriye’de ABD destekli yapılanmanın hedef alındığı ortak açıklamaya dikkat çeken Dr. Semin, Türkiye, İran ve Rusya arasındaki bu işbirliğinin gelişmesi gerektiğini söyledi. Öte yandan İran Cumhurbaşkanı’nın Ankara ziyaretine atıf yapan Semin, Tahran’ın ABD kuşatmasından kurtulmak için Türkiye ile yakınlaşmayı arzuladığını söyledi:
Gazze savaşının bir türlü ateşkes ile dindirilememesi, Direniş Ekseni’nin giderek daha yoğun biçimde Ortadoğu’daki Amerikan üslerini hedef almasına neden olurken, sonunda ilk ABD kayıpları da geldi. ABD yönetimi Suriye-Ürdün sınırında işgal ettiği Tanaf bölgesinin hemen yakınında Kule-22 ismiyle anılan istihbarat üssüne düzenlenen İHA’lı saldırıda 3 askerinin öldüğünü, 34’ünün yaralandığını duyurdu. Daha önce askerlerinin öldürülmesini ‘kırmızı çizgi’ olarak koymuş olan Biden yönetimi, sorumlu olarak İran’ı işaret ederek misilleme tehditleri savurdu.
ABD Başkanı Biden, güvenlik ekibiyle toplantılarla yanıt için karar verildiğini duyursa da detaylar henüz bilinmiyor. ABD medyası ABD ordusunun Irak ve Suriye’deki kimi İran hedeflerini yahut Körfez bölgesinde İran donanmasını vurabileceği iddialarına yer vermiş durumda.
Bu gelişmelerin ABD’nin Irak’tan çekilme iddiasıyla Irak hükümetiyle müzakereler yürüteceğine dair haberlerin ardından gelmesi dikkat çekti.
ABD’nin Ortadoğu politikaları ve bölgeden çekilme ihtimalleri, İsrail’e desteği ve bölgesel işbirliğinin önemini Prof. Mehmet Yuva ile konuştuk.
Prof. Mehmet Yuva’ya göre, ABD’nin bugün Ortadoğu’daki politikalarını değerlendirirken, tarihsel kuruluş temelleri dikkate alınmalı. ABD’nin uluslararası siyaset tarihine çıkışından bu yana eylemlerinde işgalsiz, savaşsız bir dönem olmadığını belirten Yuva, bugün Ortadoğu’dan çekilme tartışmalara da bunun ışığında bakılması gerektiğini belirtti:
Mehmet Yuva’ya göre ABD’nin ekonomik sistemi savaşlara ve işgallere dayanıyor. Eski ABD başkanları Thedore Roosevelt ve Wilson’un çizdiği dış politikanın temelinde emperyalizmin yattığını belirten Prof. Yuva, ABD pazarlarının ve bankalarının korunabilmesi için askeri müdahalelere ihtiyaç duyulduğunu vurguladı:
Bütün ABD başkanlarının savaş yanlısı olmadığını anımsatan Yuva, kurucu babalardan James Madison’un savaş karşıtı sözlerini hatırlattı ve o dönem uyarısı yapılan sömürü düzeninin, günümüzdeki ABD ile paralellik çizen noktalarına dikkat çekti:
ABD’nin 2. Dünya Savaşı sonrası küresel hegemonya kurmak için sahneye çıktığını hatırlatan Yuva, Amerikan emperyalizminin doğrudan Ortadoğu ile bağlantılarına atıfta bulundu. Yuva’ya göre ABD, Ortadoğu’yu kaybederse kendi sonunu getirebilir:
Filistin’in, Mısır ile Şam ve Anadolu arasındaki bağlantıyı sağlayan mühim bir coğrafi bölge olduğunu vurgulayan Yuva, bu bölgenin işgalinin Ortadoğu’daki ABD hegemonyası ile doğrudan ilişkili olduğunu belirtti. Uluslararası sermayenin karakolu olarak görev yapan İsrail’in güvenliği için yapılanları sıralayan Yuva, özellikle bölgedeki diğer ülkelerde istikrarsızlığı artırmak amacıyla birtakım planların devreye sokulduğunu ifade etti:
ABD’nin 2001’deki İkiz Kuleler saldırısı sonrası bölgede Filistin, Lübnan, Suriye ve Irak merkezli savaşlar, işgaller ve kaos planları yürüttüğünü kaydeden Yuva, ABD’nin artık birçok cephede savaş yürütecek güce sahip olmadığının altını çizdi. Rusya ve Çin gibi yükselen güçleri gerekçe gösteren Yuva, öte yandan ABD’nin içinde bulunduğu mali zorluklara da dikkat çekti:
Prof. Yuva, Hamas’ın 7 Ekim saldırılarının ‘çok önemli kazanımlar’ da getirdiği görüşünde. İsrail’in tüm destek ve imkanlarına rağmen başarılı olmadığını söyleyen yuva son dönemde bölgedeki Amerikan üslerini hedef alan Direniş Ekseni hamlelerine atıfta bulundu. Yuva, ABD’nin bu çatışmayı bölgeselleştirmekten kaçındığına dikkat çekerken, artık çok kutuplu dünyada yitirdiği hareket serbestisine dikkat çekti:
ABD’nin Tenef yakınındaki istihbarat üssüne saldırıları değerlendiren Yuva, daha önce bütün saldırılarda sorumluluğu üstlenen İran’ın bu kez sorumluluğu reddettiğini söyledi. Yuva’ya göre saldırı, İran dışındaki, özellikle ABD’yi bölgesel bir savaşa çekmek isteyen güç odakları tarafından gerçekleştirilmiş olabilir:
Bölgesel işbirliğinin olumlu sonuçlar verebileceğini düşünen Prof. Mehmet Yuva’ya göre bu yolla ABD’yi bölgesel bir savaştan uzak tutmak mümkün:
ABD’de siyaset 5 Kasım başkanlık seçimi nedeniyle eyaletlerdeki önseçim mücadelesine odaklanmışken, Amerikan siyaseti ‘göç’ meselesi üzerinden karıştı. Joe Biden’ın 2021’den bu yana yürüttüğü güney sınırındaki göç politikaları, Cumhuriyetçi vali Greg Abbott’ın yönetimindeki Teksas eyaletinden ‘patladı’. ABD Yüksek Mahkemesi’nin Demokratik Parti politikalarını onaylayarak sınırdaki çitlerin kaldırılması kararına Teksas meydan okuyunca mesele Federal hükümetle bilek güreşine dönüşmüş durumda. Teksas eyaletine Cumhuriyetçilerin yönetimindeki 25 eyalet de destek açıkladı.
Biden yönetiminin Cumhuriyetçilerle yaşadığı göç krizi ABD’nin Ukrayna’ya yönelik yeni askeri fonları çıkarması bakımından da başına bela olmuş durumda. Göç krizini kampanyasını odak noktasına yerleşrine Donald Trump’ın Cumhuriyetçiler nezdinde adaylığı güçlenirken, Teksas’la krizin tam olarak nasıl hale yola konacağı da henüz bilinmiyor.
ABD başkanlık seçimi senesinde derinleşen göç sorunu, federal hükümet ile eyaletler arasında yaşanan kriz ve ABD dış politikasına
Etkilerini ATASAM dış politika analisti gazeteci Hasan Erel ile konuştuk.
Hasan Erel’e göre Biden’ın Demokrat yönetimi ile Cumhuriyetçiler arasındaki kriz Trump’ın seçildiği 2016 ve öncesinde belirgileşen ‘küreselciler-ulusalcılar’ kapışmasıyla ilgili. Teksas’da ayrıca göç sorununun görünür olduğunu belirten Erel, ABD’de eksik olmayan dünya çapındaki göç dalgasının sebebinin ise emperyalizm olduğunu anımsattı:
ABD’de Biden idaresinin ısrarla sınırın açılması politikasının yarattığı göçmen krizine dikkat çeken Erel, Teksas’ın sınır eyaleti olarak yaşadığı kritik sorunlara atıfta bulundu. Teksas eyaletinin Birleşik Devletler’e 1845’te katıldığını ve referandumla ayrılma hakkının da bulunduğunu söyleyen Erel, federal hükümete bayrak açan vali Greg Abbott’un da bunu argüman olarak kullandığını belirtti.
ABD’nin eyalet sistemindeki farklılıklara dikkat çeken Hasan Erel, California gibi büyük bir eyalet olarak Teksas’ın ayrılma hakkı da bulunsa bile buna izin verilmeyeceği görüşünde. Erel, Teksas’ın ekonomik önemine atıfta bulundu:
Hasan Erel’e göre Teksas’daki sınır olaylarının ötesindeki büyük resimde başkanlık yarışında Trump’ın önünü kesmeye çalışma girişimi var. 26 eyaletin de Teksas’a destek verdiğini belirten Erel, gelişmelerin Trump’ın seçimden ekarte edilmeye çalışılması halinde kargaşanın artabileceği mesajı da olduğu değerlendirmesinde bulundu:
Hasan Erel, ABD içinde yeni bir krizi kucağında bulan Biden yönetiminin, dış politikada da işlerinin yolunda gitmediği görüşünde:
Erel’e göre ‘süper güç’ ABD artık tüm dünyaya aynı anda hakim olacak askeri güçten yoksun. Erel diğer yandan Biden yönetiminin Rusya ile karşı karşıya getirdiği Avrupa’nın elitlerinin de savaş tamtamları çalarken, kendi içlerinde artan gerilime işaret etti:
ABD’nin 34 trilyon doları geçen borcunun Çin dahil beş büyük ekonominin toplam GSMH’sına denk olduğunu hatırlatan Erel, sistemin bu şekilde yürüyemeyeceği görüşünde. Bu durumun ABD’nin dış politikadaki etkinliğini azaltabileceğini söyleyen Erel, bu sayede barış için umut olacağını vurguladı:
Çağdaş Gökbel’e göre, Avrupa’nın zenginleri ve siyasi elitleri verili burjuva hukuku ve kuralları kaldırmak için savaşa oynuyorlar. İngiltere’den İrlanda’ya, Almanya’dan İsveç’e Avrupa’da savaş temasının yayıldığını söyleyen Gökbel, medyanın dizaynı eşliğinde Avrupa toplumlarında savaş karşıtı örgütlülük yaratmanın güçlüğüne işaret etti.
HABER
ABD öncülüğündeki Avrupa’nın NATO eşliğinde savaşa sürdüğü Ukrayna’daki Zelenskiy yönetiminin yaz taarruzundaki mağlubiyetinin ardından Batı’nın savaşı uzatma tartışmaları sürüyor. Bir yandan da özellikle Avrupa’da ‘Rusya ile savaş’ için kamuoyunu hazırlayacak nitelikte çatışmacı bir retorik piyasaya sürüldü.
Almanya’da Bild gazetesi, Alman ordusunun Rusya ile gizli savaş planları olduğu iddiasıyla bir haber yayınlarken, Britanya’da bizzat en yetkili kişiler açıkça savaş hazırlığını dile getiriyor. Bu konuda Savunma Bakanı Grant Shapps hem bir makale yazdı hem de arka arkaya açıklamalarda bulundu.
Batı emperyalizminin Ukrayna’daki sıkışmışlığının yarattığı savaş psikolojisi ve ısrarlı militarist politikaların durumunu İrlanda’da yaşayan gazeteci ve yazar Çağdaş Gökbel ile konuştuk.
Çağdaş Gökbel’e göre, son birkaç yılda özellikle Britanya’daki ‘imparatorluğun geri dönüşü’ vurguları öne çıkıyor. İngiltere’de adeta ‘soytarı’ gibi lanse edilen eski Başbakan Boris Johnson’ın ‘Bir Roma rüyası’ diye kitap bile yazdığını anımsatan Gökbel, bugün gelinen noktada açıkça Rusya’yı hedef alacak bir Üçüncü Dünya Savaşı kurguları yapıldığına dikkat çekti:
Savaş tamtamları çalan İngiliz hükümetinin en ciddi sıkıntısının askeri personel yetersizliği olduğunu söyleyen Gökbel, Genelkurmay Başkanı’nın seferberlik için Avam Kamarası’na başvurmaktan bahsettiğini belirtti. İngiltere’yi yöneten Muhafazakarların savaşa kilitlendiğini dile getiren Gökbel savaş karşıtı güçlerin zayıflığı ve örgütsüzlüğüne dikkat çekti:
Gökbel’e göre, salt Muhafazakarlar değil İşçi Partisi’nde de durum farksız. Zengin elitlerin Keir Starmer’ı İşçi Partisi’nin başına getirmesiyle ilerici kanadının budandığını belilrten Gökbel, iktidardaki partinin değişmesinin savaş gündemi bakımından fark etmeyeceğini vurguladı:
Gökbel, büyük yatırım yapılan Ukrayna krizinin Britanya’daki yaşam maliyetlerine dikkat çekerken, gıda bankalarından besin temin eden insanların sayısının rekor kırdığını, insanların kışın doğalgazlarını açmadan battaniye altında ısınır hale getirildiğini söyledi:
İngiltere’de ve İrlanda’da sadece 21 yıl önce milyonların Irak işgaline karşı çıktığını anımsatan Gökbel, Julian Assange’ın tutuklanması ve medyanın adeta “dümdüz edilmesi” sebebiyle kitlelere gerçekleri aktaracak özgür basının artık mevcut olmadığını belirtti:
Çağdaş Gökbel, Avrupa’da Almanya’daki aşırı sağ karşıtı protestaların muhalif politik program ve örgütlülük yokluğu nedeniyle anlamını sorgularken, siyasi elitlerin rahat hareket edebildiğine işaret etti. Ukrayna savaşının büyük ekonomik zorluklar yaratmasına rağmen savaşta ısrarcı olunduğunu anımsatan Gökbel, Batı siyasi elitlerinin savaşı kullanarak verili kuralları ortadan kaldırmak istedikleri görüşünde:
Gökbel’e göre artık günümüzün Hitlerleri esmer tenli ve göçmen kökenli olabilir. Asıl belirleyici olanın Avrupa merkezci emperyalist ideoloji olduğunu belirten Gökbel, amacın Atlantik merkezinin dışındaki insanları dehümanize etmek olduğu değerlendirmesinde bulundu:
Gökbel, Avrupa toplumlarının savaşa hazırlanması hedefinde burjuva hukuku ve yasaların kaldırılmasının göze alındığını söylerken “Pandora’nın kutusunu açtılar. Hepimizi çok zor günler bekliyor” vurgusu yaptı:
Kuzey Atlantik İttifakı (NATO) ‘Rusya Federasyonu’nu stratejik yenilgiye uğratma’ şiarıyla yürüttüğü Ukrayna çatışmasında sıkıntıya düştüğü bir dönemde 1988’de Soğuk Savaş’tan bu yana en büyük tatbikatını başlatıyor. Bu hafta başlayan ‘Sarsılmaz Savunucu-2024 tatbikatına 31 NATO ülkesi ve İsveç’ten 90 bin asker katılacak. Tatbikat mayıs ayına kadar devam edecek. Üstelik tatbikat senaryosu ‘Rusya’nın sözde saldırısına verilecek yanıtlar’ üzerinden yürütülecek.
NATO yetkilileri artık açıkça ‘Rusya Federasyonu ile savaşı’ zikrederken, özellikle Avrupa toplumlarını savaşa hazırlayıcı söylemleri öne çıkarması dikkat çekiyor. Geçen hafta Almanya’nın Bild gazetesi Alman ordusunun Rusya ile savaşa dair gizli olduğunu öne sürdüğü planlarını haberleştirmişti.
BM Güvenlik Konseyi’nin 2202 sayılı kararının uygulanmaması ve Donbass’taki ateşkes ihlallerinin ardından BM Sözleşmesi’nin 51’inci maddesi uyarınca özel askeri harekat başlatan Rusya Federasyonu ise Avrupa’dan yansıyan savaş söylemlerini eleştiriyor. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Aleksandr Gruşko, NATO'nun büyük çaplı tatbikatlarının askeri çatışma riskini artırdığını belirtirken, Rusya'nın bu tür provokatif güç gösterilerinden korkmayacağının altını çizdi.
NATO tatbikatının hemen öncesinde TBMM Genel Kurulu’nda yapılan oylama ile İsveç’in NATO üyeliğinin onaylanması dikkat çekti.
NATO’nun devasa tatbikatı, Avrupa'daki savaş senaryoları ve TBMM’den çıkan kararın zamanlaması ile Ankara’nın ne elde siyaset bilimci Prof. Dr. Hasan Ünal ile konuştuk.
Prof. Dr. Hasan Ünal’a göre, NATO’nun 90 bin askerin katılımıyla başlattığı ‘Sarsılmaz Savunucu-2024’ tatbikatı Avrupa ülkelerinin halklarını savaşa hazırlama amacı taşıyor. Ünal, bunun aynı zamanda Batı’nın Ukrayna’da yenilgiyi kabullendiği anlamına geldiği görüşünü dile getirdi:
Batı’da giderek yüksek sesle çalışan savaş tamtamlarının NATO içinde oldukça güç olan ortak bir karar olmaksızın Ukrayna’ya asker gönderme hamlesi olabileceğini söyleyen Ünal, Kiev’de Zalujnıy’ın yerine Budanov’un atandığı yönünde söylentilerin yeni yanıltma operasyonları için zemin teşkil edebileceği görüşünde:
Prof. Dr. Ünal, TBMMRnin İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesinde şaşırılacak bir şey görmüyor. Ankara’nın NATO’nun genişlemesine hiçbir zaman itiraz etmediğini anımsatan Ünal, asıl hedefin İsveç ve Finlandiya’dan bazı kazanımlar elde etmek olduğunu belirtti:
Prof. Dr. Ünal, diğer yandan İsveç’in üyelik onayına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘eşzamanlılık’ vurgusuyla bağladığı ABD’den F-16 alımı konusunun açık göründüğünü dile getirdi. Ünal, Biden yönetimi Kongre’den onay çıkarsa bile satış sürecinin ağırlaştırılabileceğine dikkat çekti:
Prof. Dr. Ünal, bu vakada çıkarılacak derslerin dış politikada üsluba dikkat etmek ve ülkenin mali durumunu bağımlılıktan çıkarmak olduğunun altını çizdi:
CHP’nin ‘Batı iyi, Rusya kötü. Batı ne istiyorsa yapmalıyız’ tutumunun çok kutupluluğa evrilen dünyaya uymadığını söyleyen Ünal, Türkiye’nin bugüne kadar bu tarz siyasetten ne elde ettiğini sordu. Ünal, bu fikirleri ortaya koyanların yarın Montrö konusunda da aynı şekilde hareket edebileceklerini vurguladı:
Prof. Dr. Hükümetin ise İsveç’le ilgili süreç boyunca kullandığı sert söylemlerin ardından ‘evet’ diyerek tepkilere yol açtığını belirtti. Ünal, “Tabii ülkenin kasaları sıkıntılı diye bu konuda geri adım atarsanız, yarın başka konuda da geri adım attırırlar size” vurgusu yaptı:
Ortadoğu’da İsrail-Filistin çatışmalarının ucu bucağı görünmezken, Batı medyası Biden yönetiminin İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’yla giderek ters düştüğü ve Ortadoğu’da ‘bir büyük anlaşma’ sağlamak için çalıştığını yazıyor. Gazze savaşı, Lübnan, Irak ve Suriye ile Yemen cephelerinde gerilim sürerken, Biden’ın Filistinliler için ‘bir çeşit devlet’ tesisi eşliğinde İsrail ile Suudi Arabistan’ın ilişkileri tesis edeceği formüllere yöneldiği öne sürülüyor. Çatışmaların ardından Gazze’de olası Arap gücü konuşlandırılması dahil çözümler sıralaranıyor.
Ancak Netanyahu ve İsrail hükümeti ‘iki devletli çözümü’ de Gazze’de kontrolün İsrail dışında unsurlara verilmesini de açıkça dışlıyor. Amerikan medyası Gazze için bir yandan ateşkesi dışlayan Biden yönetiminin Netanyahu’ya karşı ‘sabrının tükenmekte olduğu’ temasını işliyor.
Diğer yandan ‘Direniş Ekseni’nin bölgede ABD üslerini hedef alan saldırıları karşısında Biden yönetiminin giderek ‘İran’ın vurulmasını’ içerecek ‘misillemeleri’ de tartıştığı yansıyor.
İsrail-Filistin ateşkesi eşliğinde bölge için olası senaryolar ve Arap dünyasındaki yankılarını gazeteci yazar Musa Özuğurlu ile konuştuk.
Musa Özuğurlu’ya göre, Arap medyasında da genişçe yer alan ateşkes ve anlaşma iddiaları İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki kara harekatında düştüğü zor durumun da göstergesi. Suudilerin normalleşme şartına da dikkat çeken Özuğurlu, ortaya konan önerilerin bir türlü bir sonuç vermediğini anımsattı:
Özuğurlu, Batı’da gündeme taşınan ordusuz Filistin devleti meselesinin ise aslında yeni bir şey olmadığını anımsattı:
Özuğurlu, ABD’nin Gazze krizi sebebiyle Hindistan’dan İsrail’e ve oradan Avrupa’ya uzanacak IMEC koridorunu hayata geçiremediğini hatırlattı. Biden’ın bir barış hikayesi yaratma arzusu bulunduğunu belirten Özuğurlu, ancak Washington’ın sıkışmışlığına atıf yaptı:
Özuğurlu, Netanyahu’nun 7 Ekim öncesinden bu yana zorluklar yaşadığını anımsatırken, Gazze savaşıyla durumunun kötüleştiğini ancak bileğinin bükülmesi kolay bir siyasetçi olmadığını anımsattı:
Özuğurlu’ya göre stratejik kabiliyetlerini geliştiren Direniş Ekseni daha güçlü hamleler yapabilir hale geldi. Özuğurlu, İran’ın son balistik füze saldırılarının yanı sıra Hizbullah’dan Yemen’e Ensarullah’ın hamlelerine atıfta bulundu:
Hizbullah ve İsrail arasında bir çatışma çıkarsa bunun iki devlet arasında bir çatışmaya dönüşeceğini vurgulayan Musa Özuğurlu, öyle bir senaryoda savaşın tüm bölgeye sıçrayabileceğini belirtti:
From the publisher's feed

66 Listeners

67 Listeners

21 Listeners

0 Listeners

14 Listeners