EKSEN

EKSEN

By Sputnik TürkiyeNewsNews Commentary
Download on the App Store

EKSEN episodes

  • 'JFK belgelerinde sansürü kaldırılan ifadelerde İsrail ve İsrail istihbaratı yazıyor'

    ABD Başkanı Donald Trump, birkaç sayfa yeni belge dahil olmak üzere, 1963’te öldürülen Başkan John F. Kennedy suikastına ilişkin tüm belgelerdeki sansürlü ifadelerin kaldırılması talimatını verdi.

    Yayınlanan yeni belgeler tartışma konusu oldu. Resmi anlatıya göre Lee Oswald Henry tarafından bireysel olarak öldürülen Kennedy suikastı belgelerinde, “İsrail” ve “İsrail istihbaratı” ifadelerinin bugüne kadar sansürlendiği ortaya çıktı.

    Özellikle CIA İsrail masası sorumlusu James Angleton’ın, daha sonraları CIA İstihbarata Karşı Koyma Daire Başkanı olarak İsrail istihbaratı için CIA’de “arka kapı açması” gündem oldu.

    CIA’in, belgeler yayınlanırken “İsrail” ve “İsrail istihbaratı” ifadelerindeki sansürün kesinlikle kaldırılmaması konusunda şerh düştüğü tespit edildi. John F. Kennedy’nin Siyonist lobiyi yabancı ajan olarak tanımlama çabası ve İsrail’in nükleer silah projesini engelleme teşebbüsleri tekrar tartışıldı.

    Gazeteci Kutalmış Gürbüz, JFK belgelerindeki detayları ve İsrail bağlantısını anlattı:

    Açıklanan John F. Kennedy belgelerinde “İsrail” ve “İsrail istihbaratı” ibarelerindeki sansürlerin kaldırıldığına vurgu yapan Gürbüz, Kennedy’nin İsrail’in nükleer silahlanmasına karşı olduğunu hatırlattı:

    Kennedy’nin danışmanı Schlesinger’ın CIA uyarısına dikkat çeken Kutalmış Gürbüz, JFK’nin CIA içindeki paralel yapıdan haberdar olduğunu ifade etti:

    ‘Kennedy’nin yardımcısı başa geçince İsrail’in nükleer silahlanmasına yeşil ışık yaktı’

    Kennedy öldükten sonra başa geçen başkan yardımcısı Lyndon B. Johnson’a değinen Gürbüz, Johnson’ın hem İsrail’in nükleer programına yeşil ışık yaktığını hem de Yahudi lobisi ile organik bağları olduğunu belirtti:

    Gürbüz’e göre Kennedy’nin FED ile yaşadığı sıkıntılar da devlet içindeki kimi kurumlarla arasını bozdu:

    “Kennedy ile ilgili bir başka husus da gümüş ısrarı. JFK, FED’i de karşısına almış bir başkan. FED ile uyumlu gitmek istiyor fakat piyasadaki likit sıkıntısını çözmek için, ABD Hazine Bakanlığı’na gümüşe endeksli dolar basma yetkisi veriyor. Kennedy bunun, enflasyonu artırmadan piyasaya likit sokacağına inanıyor. Kennedy öldükten birkaç ay sonra bu uygulamaya son verildi. Bu durum, Kennedy ile FED’in arasını açmıştı zira FED, kendi bastıkları dolara talebin azalacağından korkuyordu.”

    CIA Başkanı Allen Dullas’ın, JFK komisyonundan birçok belgeyi sakladığını ifade eden Kutalmış Gürbüz, doğrudan CIA tarafından soruşturmanın karartıldığını vurguladı:

    Suikastla ilgili şaibelere değinen Gürbüz, özellikle ikinci tetikçi, Kennedy’nin otopsi fotoğraflarının soruşturma komisyonundan saklanması ve görgü tanığı ifadeleri sebebiyle resmi açıklamaların gerçeği yansıtmıyor olabileceğini belirtti. Gürbüz’e göre belgelerde çıkan Küba bağlantısı ifadeleri de, İsrail ile ilgili iddiaları destekliyor:

    CIA’in askeri uzmanı Gary Underhill ile ilgili belgelere değinen Kutalmış Gürbüz, Underhill’in suikastı CIA’in içindeki paralel yapının yaptığını belirttikten altı ay sonra evinde ölü bulunduğunu aktardı:

    1 hr 25 min
  • ‘ABD Somaliland’a üs kurarsa, Çin’in Kızıldeniz taşımacılığı kırılgan bir hal alacak’

    ABD Başkanı Donald Trump'ın "Husilerin attığı tek bir kurşunun dahi hesabını İran'dan soracağız. Husilere istihbarat ve lojistik desteği veren ülke İran'dır ve gemilerimize saldıran doğrudan iran'dır" açıklamasının ardından, ABD uçak gemilerinden Yemen'e yapılan saldırıların dozu arttı.

    İngiltere'nin de hava gücüyle destek verdiği bombardımanlarda, kimi iddialara göre 50 ile 150 arasında sivil öldü. Pentagon, Husilerin lider kadrosundan onlarca kişinin de saldırılarda öldüğünü ve komuta merkezlerinin imha edildiğini açıkladı.

    Diğer yandan İsrail'in Gazze'ye yönelik bombardımanları devam etti. 400 kişinin öldüğü katliamın ardından İsrail dün de 20'den fazla Gazzeli sivili hedef aldı. İsrail kaynakları, saldırılarda Hamas'ın üst düzey 20 isminin öldürüldüğünü açıklasa da, 400'den fazla sivilin hayatını kaybetmesi küresel çapta tepki çekti.

    Somali'den ayrılmaya çalışan Somaliland ise, bağımsızlığının tanınması halinde sürgün edilecek Gazzelilere ev sahipliği yapacağını duyurdu. Amerika Birleşik Devletleri, Kızıldeniz krizi alevlenirken, Somaliland'da askeri üs kurmaya sıcak baktığının sinyallerini verdi.

    ABD’nin Yemen saldırılarını, Trump’ın Somali-Yemen-İran politikasını, Gazzelilerin Somaliland’a sürülmesi planını ve gelişmelerin Türkiye’ye yansımalarını, savunma ve dış politika uzmanı Suat Delgen ile konuştuk.

    Önceki ABD Başkanı Joe Biden’ın aksine Donald Trump’ın doğrudan Husi lider kadrosunu hedef aldığını vurgulayan Suat Delgen, bu harekatlar ile İran’a yönelik Amerikan baskısının da arttığını kaydetti:

    Delgen’e göre ABD’nin Husilere yönelik yeni tip harekatının arka planında jeopolitik hedefler yatıyor. İsrail’in Gazze saldırıları ile Husilere yönelik saldırı arasında stratejik bir arka plan bulunduğunu aktaran Suat Delgen, ABD’nin Somaliland’a üs kurması ve Gazzelilerin Somaliland’a sürgününün de bu planın bir parçası olduğunu dile getirdi:

    Amerika Birleşik Devletleri’nin Yemen’i işgal etmeye kalkışmayacağı değerlendirmesinde bulunan Suat Delgen, şunları kaydetti:

    ABD’nin Somaliland’a üs kurmasının Çin’e yönelik büyük bir jeopolitik hamle olacağını ifade eden Delgen, şu ifadeleri kullandı:

    Suat Delgen’e göre Körfez ülkeleri, ABD’nin Yemen saldırılarından ve Somali hamlesinden memnun:

    Türkiye’nin Somali ile ilişkilerinin, savunma bakanının görevden alınmasına rağmen kesintisiz sürdüğünü aktaran Delgen, diğer yandan Türkiye’nin F-35’e yönelik ilgisinin, ABD ile stratejik ortaklığı geliştirme kapsamında olduğunu belirtti:

    1 hr 20 min
  • 'Türkiye ve İran arasında jeopolitik rekabet var'

    ABD’nin ve İngiltere’nin Yemen’deki Husilere yönelik hava harekatları devam ediyor. ABD saldırıları sırasında 50’den fazla sivilin öldüğü açıklanırken Pentagon yetkilileri de onlarca Husi yetkilisinin ve komutanının öldürüldüğünü belirtti.

    Diğer yandan ABD basını tarafından, İran’ın nükleer süreci tekrar mercek altına alındı. ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, ‘Taraflar, İran’ın İsrail’i yok edecek kapasiteye erişmemesi konusunda uzlaştı’ ifadelerini kullanarak, İran’ın nükleer silah edinmemesi yönünde bir mesaj verdi.

    Öte yandan Trump, bizzat yaptığı açıklama ile Yemen’deki Husilerin atacağı her kurşunun dahi hesabının İran’dan sorulacağını belirtti. Trump, Yemen’deki Husilerin “Her türlü kaybedeceğini, savaşın hiçbir zaman onlar için adil olmadığını, saldırıların devam edeceğini ve İran’ın Yemen’e silah sevkiyatını durdurması gerektiğini” ifade eden yeni bir mesaj daha yayınlayarak, Yemen’i sert şekilde vurmaya devam edeceklerini vurguladı.

    ABD’nin Yemen saldırılarını, İran’ın nükleer sürecinde ve müzakerelerde gelinen son noktayı ve Türkiye-İran ilişkilerinin güncel durumunu, Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Dr. Bilgehan Alagöz ile konuştuk.

    İran’ın nükleer programına ilişkin Çin’de düzenlenen Rusya-Çin-İran zirvesine değinen Dr. Alagöz, diğer yandan ABD’nin çok taraflı bir anlaşma yerine maksimum baskı politikasıyla birlikte İran’la doğrudan masaya oturmak isteyebileceğini söyledi:

    İran’da reformistler ve muhafazakar kanat arasında nükleer müzakereler konusunda bir uyumsuzluk bulunduğunu aktaran Dr. Bilgehan Alagöz, reformistlerin izolasyondan rahatsızlık duyduğunu vurguladı:

    Dr. Alagöz’e göre, Cevad Zarif’in istifası İran’da çok büyük bir siyasi depreme sebep olmadı:

    Körfez devletlerinin İran’ın Suriye’den çıkmasına sevindiğini belirten Alagöz, diğer yandan ABD’nin Yemen saldırılarının Suudi Arabistan tarafından memnuniyetle karşılandığını ifade etti:

    Türkiye ve İran ilişkilerinde bir gerilim yaşandığını ifade eden Alagöz, İran’ın Türkiye’yi İsrail’den daha büyük bir endişe kaynağı olarak gördüğünü kaydetti:

    Dr. Bilgehan Alagöz’e göre Türkiye ve İran arasındaki jeopolitik gerilim devam edecek fakat çekişmeler, doğrudan askeri çatışmaya dönüşmeyecek:

    1 hr 25 min
  • ‘Netanyahu bir anda ateşkesi bozup bebek öldürmeye kaldığı yerden devam etmeye başladı’

    ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medyadan yaptığı bir paylaşımda, Yemenli Ensarullah Hareketi’nin Kızıldeniz’de ABD donanmasına ait yapacağı her türlü saldırının, İran tarafından düzenlenmiş bir saldırı sayılacağını belirtti.

    “Atılan her kurşundan İran’ı sorumlu tutacağız” ifadelerini kullanan Trump, paylaşımının devamında şunları söyledi:

    “İran, daha önce kurduğu terör örgütleri kontrolünden çıkmış mağdur bir devlet gibi davranıyor. Fakat İran’ın masum olmadığını, bu örgütleri kontrol ettiğini ve istihbarat desteği sağladığını biliyoruz.”

    Öte yandan ABD ve İngiltere, Yemen’e yönelik hava saldırılarını sürdürdü. Amerikan uçak gemilerinden kalkan savaş uçakları, Yemen’deki çeşitli hedeflere yönelik çok sayıda hava saldırısı düzenledi. ABD’nin yaptığı açıklamaya göre, Husiler’in lider kadrosundan birçok isim hedef alındı.

    Husiler ise, ABD’nin saldırıları sonucunda 50’den fazla sivilin öldüğünü belirtti ve geri adım atmayacaklarını söyledi. İsrail’in Gazze saldırıları devam ettiği sürece Kızıldeniz’de operasyona devam edeceklerini açıklayan Husiler, diğer yandan ABD’nin USS Truman uçak gemisini balistik füzelerle hedef aldıklarını duyurdu.

    USS Truman’ın, füzeleri düşürdükten sonra yeni saldırıların hedefi olmamak için kıyıdan bin üç yüz kilometre uzaklığa çekildiği bildirildi.

    İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkındaki yolsuzluk soruşturmasını hatırlatan Hasan Erel, Netanyahu’nun iktidarını korumak için Gazze’deki ateşkesi bozduğunu belirtti

    İsrail’in Donald Trump ile yakın ilişkilerine dikkat çeken Erel, İsrail ve ABD’nin sıradaki hedefinin İran olduğunu ifade etti:

    ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a doğrudan müdahale etmeyi arzulamadığını vurgulayan Erel’e göre, İran’a yönelik bir saldırı sonucu Hürmüz Boğazı kapanırsa dünyada enerji fiyatları tavan yapabilir:

    Hasan Erel’e göre Suriye’de yaşanan Alevi katliamlarına rağmen Avrupa Birliği’nin Şam’a yönelik milyarlarca Euro fon açıklaması, AB’nin ikiyüzlülüğünü gözler önüne seriyor:

    Suriye’de çatışmaların kısa vadede bitmeyeceği değerlendirmesinde bulunan Hasan Erel, Suriye’de bir mezhep çatışması çıkması yönünde kışkırtmaların sürdüğünü belirtti:

    1 hr 25 min
  • ‘Suriye'de yabancı savaşçılar koordinasyon içinde. Burada bazı devletlerin rolü var’

    Suriye’de 6 Mart’ta, ilk başta tutuklamaya direnme şeklinde başlayan olaylar, zaman içerisinde ciddi bir çatışmaya dönüştü. Şam’ın açıklamasına göre Suriye’nin sahil bölgesindeki silahlı grupların kurduğu pusu sonucunda, eskiden HTŞ olarak da bilinen Suriye’nin güvenlik güçleri ciddi kayıplar verdi.

    Daha sonra bölgeye binlerce güvenlik personeli sevk eden Suriye hükmetinin başlattığı operasyonlar sonucunda çatışmalar daha da alevlendi. Suriye güvenlik güçlerinin 200’den fazla kayıp verdiği, silahlı grupların da yüzlerce kaybı olduğu açıklandı.

    Fakat çatışmalar sürerken, Şam’a bağlı yabancı savaşçıların başını çektiği gruplar, Suriye’nin Lazkiye ve Tartus kırsallarındaki Nusayri ve Alevi köylerine yönelik baskınlar düzenleyerek sivillere yönelik saldırılar gerçekleştirdi. Birçok sivilin, özellikle erkeklerin, darp edildiği ve infaz edildiği şeklinde videolar, yabancı savaşçılara ait Telegram gruplarında paylaşıldı.

    Şam hükümeti, “Beşar Esad yönetiminin artıkları” olarak adlandırdığı gruplara karşı yürütülen operasyonlar sırasında bazı “istenmeyen olayların” da yaşandığını belirtti ve faillere soruşturma açılacağının sözünü verdi. Eski HTŞ ileri gelenleri, bölgeyi ziyaret ederek halkı teskin etmeye çalıştı. Fakat katliamların 10 Mart’a kadar aralıksız devam etmesi ve daha çok infaz görüntüsünün internete düşmesi sebebiyle halkın tedirginliği son bulmadı.

    Alevi ve Nusayri sivilleri hedef alan saldırganlığın hemen akabinde, Şam yönetimi ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında bir taslak anlaşma yapıldı. Anlaşmada, SDG’nin askeri ve sivil idaresinin, bütünlüğünü koruyarak Şam’a “entegre olacağı” şeklinde bir madde de yer aldı. Türkiye, anlaşmanın uygulanışını takip edeceğini açıkladı.

    Diğer yandan Suriye’de, SDG ile anlaşmanın ardından bir de geçiş dönemi anayasa taslağı açıklandı. Suriye Devlet Başkanı sıfatıyla Ahmet eş-Şera’nın imzaladığı anayasa metninde, Suriye’de kanunların temel dayanağının İslam hukuku olacağı yönündeki madde tartışma konusu oldu. Özellikle yabancı cihatçıların sahil kesiminde Nusayri ve Alevilere yönelik katliamlarının ardından böyle bir maddenin anayasaya girmesi, Suriye’nin gerek farklı mezhepten gerekse farklı dinden azınlıklarının eleştirilerine yol açtı.

    Gazeteci Musa Özuğurlu, Suriye’deki gelişmeleri, yabancı cihatçıların Lazkiye/Tartus katliamları, Şam-SDG anlaşması ve anayasa taslağının yankıları ekseninde değerlendirdi.

    Suriye’de özellikle Lazkiye ve Tartus’ta yaşanan olayları değerlendiren Özuğurlu, bölge halkının HTŞ’nin katliamları yapan gruplara yönelik tasarrufta bulunduğuna inanmadığını belirtti. Özuğurlu’ya göre HTŞ her ne kadar önlem aldığını belirtse de, bölgede köy yakma olaylarının sürdüğünü aktardı:

    Suriye’deki yeni anayasa taslağının birçok kesimde rahatsızlık yarattığını vurgulayan Musa Özuğurlu’ya göre, anayasayı sadece Ahmet eş-Şera’yı destekleyen kesimler benimsiyor:

    Suriye’deki yabancı savaşçıların devlet seviyesinde bir aktör tarafından kontrol edildiğini vurgulayan Özuğurlu’ya göre, yaşanan katliamlar öncesi detaylı bir saha çalışması yapılarak köylere giden yolların haritası çıkartıldı. Şam’ın Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yaptığı anlaşmanın henüz bir çerçeve olduğunu ve detaylarının daha sonra şekilleneceğini dile getiren Özuğurlu, iki tarafın da tatmin olmadığı değerlendirmesinde bulundu:

    Suriye’nin sahil bölgesinde yaşanan olayların “Esad artıkları” veya “Alevi hareketi” olarak nitelendirilmesinin sadece kanunsuz davranışlara bir kılıf olacağının altını çizen Özuğurlu, Şam’a karşı herhangi bir örgütlü Alevi hareketi bulunmadığını ifade etti. Musa Özuğurlu’ya göre Alevileri rahatsız eden politikalar bulunsa da, silahlı birtakım kişilerin saldırılarının genellenmesi, yabancı savaşçıların katliamlarına adeta kılıf oluyor:

    1 hr 31 min
  • ‘Mezhepçilik üzerinden politika izlemeye kalkarsanız Suriye Lübnan’a döner’

    Suriye'de Beşar Esad yönetiminin 8 Aralık’ta devrilmesinin ardından sancılı geçiş süreci sürerken, Ulusal Diyalog Konferansı ülke içindeki bölünmüşlüğü teskin etmiş görünmüyor.

    Ülkenin SDG kontrolü altındaki kuzeydoğusu ile güneyinde İsrail’in varlığını genişlettiği Dürzi bölgeler, Şam’da iktidarı ele alan HTŞ ile pazarlığa otururken, huzursuzluk kuzeybatıdaki sahil bölgelerinde katliama dönüştü. Lazkiye, Tartus, Banyas gibi kentler ve kasabalarda Alevilerin protestolarının ardından silahlı unsurların da katıldığı bir isyan patlak verdi. Şam’daki Ahmet el Şara’nın (Colani) idaresinin kontrolü altında olduğu bilinmeyen silahlı cihatçı unsurların müdahalesinin ardından binden fazla sivilin hayatını yitirdiği belirtiliyor.

    Ulusal Diyalog Konferansı'nın teskin edemediği kriz hali, sahil hattındaki katliamlar ve İsrail'in güneyde etkisini genişletmesinin Dürzi toplumunda yarattığı yarılmaları Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu ile konuştuk.

    Doç. Yasin Atlıoğlu’na göre, Suriye; devletinin inşa sürecinde ekonomik sıkıntılara rejimin öngörülemezliği ekleniyor. Suriyelilerin de Batı ülkelerinin de otoriter bir yönetimin gitmesinden memnun göründüğü sürece işaret eden Atlıoğlu, El Şara’nın askeri gruplar tarafından liderliğe seçildiğini anımsattı. Atlıoğlu, ‘demokrasi’ kelimesinin bile anılmadığı bir belirsizlik sürecinin hakim olduğunu dile getirdi:

    Ulusal Diyalog Konferansı’nın ani biçimde yeterli katılım sağlanmasına imkan tanınmadan toplandığını vurgulayan Atlıoğlu, Şara’nın ‘kendi devletini inşa ettiği’ endişesinin bulunduğunu dile getirdi:

    HTŞ’nin askeri gücünün Suriye topraklarını kontrol etmeye yetmediğini dile getiren Doç. Dr. Atlıoğlu, eski ordudan kalan subaylar bulunsa bile bunların muhtemelen küçük gruplardan ibaret olduklarını dile getirdi. Atlıoğlu, sahil bölgesine sevk edilen grupların ise disiplinsiz unsurlar olduğuna dikkat çekerek ortaya çıkan ‘devletsizlik’ görünümüne vurgu yaptı:

    Çatışmaların mezhepçi eğilimlere yeni bir boyut kattığını kaydeden Doç. Atlıoğlu’na göre huzursuzluktan ‘İran veya Hizbullah’ı sorumlu tutmak sorunu çözmüyor. “Esad denklemin dışına çıktıktan ve muhalefet de devlet olduktan sonra yeni devlet kendine bir öteki arıyor, bulamıyor” diyen Atlıoğlu, bu olayların yeni direniş harekete yaratabileceğine dikkat çekti:

    Sahil bölgesindeki Alevi protestolarının kaçınılmaz olarak diğer bölgeleri etkileyeceğini belirten Atlıoğlu, İsrail faktörü eşliğinde güney bölgelerdeki Dürzilerin tutumuna atıfta bulundu.:

    Mezhepçi politikaların olumsuz sonuçlarına dikkat çeken Atlıoğlu’na göre Dürziler, Kürtler ve Aleviler Suriyelilik kimliği noktasında buluşturulabilir. Ancak Atlıoğlu mevcut Suriye yönetiminin bunu yapabileceğinden şüpheli:

    Ahmed El-Şara’yı anlaşmazlık durumunda İsrail’den koruyacak bir gücün olmadığını belirten Doç. Atlıoğlu “Golan, Dera, Süveyda, Tenef, Deyrizor bağlantısının hala kurulma ihtimali var. Dolayısıyla İsrail bunu Suriye’nin, hatta Türkiye’nin üzerinde de bir tehdit olarak tutacakmış gibi gözüküyor” değerlendirmesinde bulundu:

    Şam’ın Irak sınırına uzanan bölgede hakimiyeti bulunmadığını da anımsatan Atlıoğlu, El Şara yönetiminin Golan’ı İsrail’e bırakmak karşılğında Süveyda ve Dera’yı alarak İsrail’le barış masasına oturma ihtimali bulunduğu görüşünde:

    1 hr 25 min
  • ’Böyle bir Suriye’de ne El-Şara ne de efendileri toprak bütünlüğünü sağlayabilir’

    Türkiye ile İran arasındaki ilişkiler geçen hafda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın El Cezire televizyonuna röportajında kullandığı ifadelerin ardından gerildi. Fidan, İran’ın Suriye ve Irak’taki etkinliğe dayalı dış politikasını ‘tehlikeli’ olarak nitelerken, ‘üçüncü ülkelere’ yönelik müdahaleleri eleştirdi. Fidan, bu türden müdahale için kaynak ve kabiliyetlerin başka ülkelerde bulunduğunu da hatırlattı.

    Bu sözlerin ardından Tahran ile Ankara arasında büyükelçilerin çağırılarak uyarılar verildiği bir süreç yaşandı

    Bu gerilime paralel olarak özellikle Suriye’de ana hattını HTŞ’nin oluşturduğu geçiş hükümetinin ülkenin birliğini sağlayamadığı bir ortamdaki gelişmeler dikkat çekiyor. Ülkenin kuzeydoğusundaki SDG yönetimi ile İsrail’in varlığını hissettirdiği Dürzi bölgelerle sıkıntılara ek olarak sahil bölgelerinde de cihatçı grupların Alevilere yönelik katliamları yaşanıyor. HTŞ’nin kontrolü dışında oldukları iddia edilen radikal cihatçı gruplardan söz edilirken, olaylarda İran’ın parmağı bulunduğu iddiası ortaya atılıyor.

    Türkiye-İran gerilimi, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın El Cezire röportajındaki mesajı ve Suriye faktörünü Prof. Mehmet Yuva ile konuştuk.

    Prof. Mehmet Yuva’ya göre Dışişleri Bakanı Fidan’in İran’la ilgili değerlendirmeleri eleştiriler içeriyor ancak İran’ın ‘bölge için değeri’ ve Türkiye ile ticari, siyasi ve güvenlik ilişkilerini yönetmenin önemini de barındırıyor. Türkiye, İran ve Mısır gibi bölge ülkelerinin aralarında rekabet ve çatışma alanlarının bulunduğunu belirten Yuva, bunların ‘ortak bir irade’ eşliğinde çözümünün gereğinin altını çizdi:

    Yuva’ya göre 100 yıl önce de bugün de Suriye’ye yakın ya da uzak devletler Suriye üzerinde tahakküm kurmak amacıyla hareket ediyor ve şartlar Suriye’nin aleyhine dönüyor:

    Yuva, günümüzde Şam’da geçiş hükümetini kuran asli unsur olan HTŞ’nin Suriye devletini yeniden inşa etmek bakımından ‘kabiliyetsiz’. En önemli nedenin Suriye halkının tümünün ve hatta muhalefetin tümünün temsilcisi olarak iktidara gelmemesi olduğunu belirten Yuva, özellikle Türkiye ve İsrail’in etkinliğini vurguladı:

    Diğer yandan Suriye’ye müdahil olan tüm devletlerin kendilerine göre haklı sebepleri olduğunu dile getiren Yuva, mevcut Suriye şartlarında toprak bütünlüğünün sağlanamayacağı görüşünde:

    Hizbullah-Şam denkleminde Dürzi faktörünün önemli bir nokta olduğunu belirten Prof. Yuva, İsrail desteğiyle Dürzilerin ilhak noktasına gidebileceği görüşünde:

    Prof. Mehmet Yuva, bu koşullarda İsrail’in Dürziler ve HTŞ’yle uzlaşamayan Arap grupları eşliğinde Barzani yönetiminin bulunduğu Irak’ın kuzeyine doğru bir Davut Koridoru’nu açıbileceğini dile getirdi:

    Prof. Yuva, Türkiye’nin politika değişikliğine gitmediği sürece Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanamayacağı ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yer alamayacağı görüşünde:

    1 hr 25 min
  • ‘Trump ne yaptığını bilmeyen bir lider değil’

    ABD’deki Trump yönetimi; Ukrayna krizi ‘stratejik yenilgi’ görüntüsü yaratmadan anlaşma masasına çevirmek için kolları sıvarken, karşısında militarist Avrupa’yı buluyor. Trump’ın savaşın artık durması gerektiği yönünde üst üste açıklamaları eşliğinde Oval Ofis’te Vladimir Zelenskiy’yi ağırlaması ‘epik dramaya’ dönerken, savaşı devam ettirmekte kararlı Avrupalılar zirve üzerine zirve topluyor.

    Avrupa Komisyonu ise Transatlantik’in ötesindeki müttefiki yitirmişlik hissiyatıyla AB’nin Ukrayna’yı ve Avrupa savunmasını desteklemesi için 800 milyar avro’luk planlar ortaya koymuş durumda.

    İngiltere ve Fransa ikilisi, Avrupa’daki bölünmüşlük karşısında ‘gönüllülük temelinde’ ve ‘barış gücü’ anlatısı altında savaş planları peşinde koşarken, Trump yönetimini de sonunda ikna edecekleri umudunda. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron işleri Rusya’yı ve dünyayı ‘nükleer savaş’ ile tehdit etmeye kadar vardırdı.

    Avrupa, en önemli müttefikinin kendisini terk edeceği paniğiyle hareket ederken, ABD Başkanı Donald Trump Kongre’nin iki kanadına hitap ettiği ilk başkanlık konuşmasında farklı bir ton tutturdu. Trump, temelde ABD iç siyasetine odaklı hitabında, Ukrayna’dan sadece Zelenskiy’den aldığı ‘barışa hazır olduğu’ iddiasını içeren mektuba yer verdi. Trump’ın gümrük savaşlarının ötesinde Çin’le de hiç ilgilenmemesi dikkat çekti.

    Ukrayna krizinde belirginleşen 'Transatlantik çatlağını, Trump'ın Kongre mesajlarını, Avrupalıların 'savaş zirvesini' ve Trump'ın Ortadoğu hamlelerini Prof. Hasan Ünal ile konuştuk.

    Prof. Hasan Ünal’a göre Trump çok hızlı ve kapsamlı işlere soyunurken, çok kutuplu dünya düzeninin nasıl işleyeceğine dair işaretler veriyor:

    Ünal, Trump’ın liberal çevrelerin tabir ettiği gibi ‘ne yaptığını bilmeyen bir lider’ olmadığı görüşünde. Soğuk Savaş’ta ABD ile SSCB’nin diplomasiyi ve temasları sürdürerek önemli krizler atlattığını anımsatan Ünal, Trump’ın rakibi liberallerin ve Avrupa’daki uzantılarının Rusya politikalarını ise ‘ideolojki ve ırkçı’ diye niteledi:

    Prof. Ünal, Avrupa’nın ABD’yi de dengeleyerek Rusya ile ilişkilerini düzeltmesinin tek çıkış yolu olduğu görüşünde:

    Trump’ı barış istiyor diye eleştiride bulunanların krizi bu hale getirmekteki rollerine atıfta bulunan Prof. Ünal, özellikle Avrupa liderlerinin kendi politikaları yüzünden ülkelerinin zarar gördüğünü vurguladı. Ünal, “hakikaten bu Liberal elit zekâ özürlü mü, jeopolitik özürlü mü bunu anlamakta zorlanıyorum. İkisi de olabilir. Saplantılı insanlar çok tehlikelidir” diye konuştu:

    Türkiye’nin son dönemde askeri bağlamda anımsanmasına Türkiye’nin davete icabet ederek bir mesaj verdiğini söyleyen Prof. Ünal, şu değerlendirmede bulundu:

    Ünal’a göre Almanya ve İngiltere gibi ülkeler Rusya ile ekonomik işbirliğinden kazanabilecekken, kendi kendilerine zarar veren politikalar izliyor. Ünal, bunun nedeninin ‘Rus düşmanlığı’ olduğu görüşünde:

    Trump’ın Çin’e karşı Rusya’yı yanına çekme ihtimalinin çok zayıf olduğunu ifade eden Prof. Ünal, ABD Başkanı’nın Çin ile de yatıştırma politikasına yöneleceği değerlendirmesinde bulundu:

    Diğer yandan Trump’ta söylem tutarlılığı bakımından sorunlar bulunduğunu vurgulayan Prof. Ünal, bu durum Ortadoğu meselesinde daha belirgin:

    1 hr 25 min
  • ‘Öcalan’ın çağrısı ve PKK'nın silah bırakma kararı ABD’nin BOP'unun ikinci perdesi’

    Ortadoğu’da İsrail-Filistin çatışması kaynaklı hareketlilik, Lübnan ve Suriye hattında önemli altüst oluşlara yol açarken, Türkiye’deki iktidar partilerinin ‘PKK’nın hapisteki lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısı ile silah bırakmasını’ içeren girişimleri tartışılıyor.

    Örgüt çağrıya uyacağını duyururken, asıl etkin konumda bulunan Suriye’deki kolunun meselenin dışında tutulması dikkat çekiyor. PYD-YPG ve SDG formatında Şam’da iktidarı ele geçirmiş olan HTŞ öncülüğündeki geçiş yönetimi üzerinden anlaşma çabaları öne çıkıyor.

    Ancak denklemde İsrail faktörü de var. Esad yönetiminin devrilmesinin hemen ardından harekete geçen İsrail Suriye ordusunun silahsızlandıracak askeri eylemlerden kaçınmazken Golan’daki varlığını da genişletiyor.

    Ortadoğu konjonktüründeki diğer dikkat çekici huşus, ABD’deki Trump yönetiminin İsrail ile eşgüdüm halinde İran dosyasındaki yönelimleri… Türkiye’deki yeni açılım sürecine İran ile gerilen ilişkilerin eklenmesi tartışmaları yükselten bir unsur.

    Öcalan'ın çağrısı ve PKK’nın silah bırakma kararının iç ve dış siyasete ve bölgeye etkilerini gazeteci ve yazar Yavuz Alogan ile konuştuk.

    Yavuz Alogan’a göre, Abdullah Öcalan’ın açıklamasından önce uzun pazarlıkların yapıldığı ortada. Bundan sonrasında kısmen daha açık bir pazarlık süreci öngören Alogan, önceki çözüm sürecinde ipin ucunun kaçırılmasına karşılık bu sefer iplerin daha sıkı tutulacağı görüşünde:

    Şu anda Avrupa’da bir kaosun hâkim olduğunu ifade eden Alogan, bu durum teskin olduğunda Öcalan’ın çağrısının daha güçlü biçimde gündeme geleceği görüşünde:

    “Öcalan’ın açıklamasının içeriğinde hiçbir şey yok” değerlendirmesini yapan Alogan, PKK’nın artık neredeyse Türkiye’de var olmadığını ve dışsal bir unsur olduğunu söyledi. Alogan, şunları kaydetti:

    HTŞ’nin Suriye’deki jeopolitik boşluğu dolduramayacağı görüşündeki Alogan, ABD ve Avrupa’nın bu boşluğu İsrail ve Türkiye’nin doldurmasını istediği değerlendirmesinde bulundu:

    ‘Açılım neden şimdi yapıldı?’ sorusunu yanıtlayan Alogan, bölgede Suriye’den İran’a uzanan yeni zeminin altını çizdi. Alogan’a göre HTŞ’nin fazla önemi bulunmayan bu zemin yeni bir Kürt devleti kuruluşunu hazırlıyor:

    İran’ın bölgedeki etkinliğinin azaltılmak istendiğini dile getiren Alogan, İran’ın bu durumu görerek buna yönelik hareket ettiğini belirtti. Sürecin Türkiye’nin PYD/YPG’yi SDG çerçevesinde legal bir kuvvet olarak tanımasını gerektirdiğini söyleyen Alogan, HTŞ’yle Suriye devleti şemsiyesini içeren anlaşmaların da önem taşımayacağı değerlendirmesinde bulundu:

    Alogan, Öcalan’ın açıklamasının Türkiye için risk taşıdığını ve DEM Parti’nin ‘belediyelere özerklik’ gibi isteklerini uluslararası arenaya taşımasını sağlayacağını kaydetti:

    1 hr 25 min
  • ‘Finans kapitale karşı Trump tekno kapitali arkasına aldı’

    Dünya kamuoyu; ABD’ye 28 Şubat’ta nadir elementler anlaşması yapmaya giden ancak Beyaz Saray’da Başkan Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance tarafından ağırlanırken büyük bir fiyaskoya imza adan Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy’i konuşuyor. ABD Başkanı’nın toplamda 50 dakika kadar süren ağırlamada konuğunu dinlediği 40 dakika sorunsuz geçti. Ancak Zelenskiy’nin ısrarla talep ettiği ‘güvenlik garantileri’ eşliğinde hasmane söylemlere başvurması ve JD Vance ile ağız dalaşına tutuşmasıyla tetiklenen gerginlik Trump tarafından ağır biçimde azarlanmasına ve Beyaz Saray’dan kovulmasına yol açtı.

    Zelenskiy ardından Fox News’a çıktığında ‘özür dilemeyi’ reddederken, tezlerini tekrarladı. Ardından da teselliyi Avrupalı siyasi elitlerin kucaklamalarında arayacağı Londra’ya uçtu. İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın öncülüğünde önceden planlanmış ‘Ukrayna’yla dayanışma’ temalı zirvede, Trump tarafından mağdur edilmiş Zelenskiy’ye sahip çıkma yarışı sergilendi.

    Londra’da Dışişleri Bakanlığı’na ait 18’inci yüzyıldan kalma Lancester House’teki ‘savaş zirvesinden’ somut bir sonuç çıkmadı. İngiltere’nin ve Fransa’nın liderleri kendi kendilerine ‘bir ay’ diye andıkları ateşkesler ve Ukrayna’ya gönderecekleri ‘gönüllüler koalisyonundan’ söz ettiler. Starmer dönüp ‘ABD’nin desteğinin’ gerekeceğini tekrarladı.

    Ancak Transatlantik hattının Avrupa kanadı Ukrayna çatışmasında giderek belirginleşen mağlubiyeti nasıl yöneteceğinin ayırdında görünmüyor. Trump yönetimi ise meselesi ‘Kiev ile nadir materyaller anlaşması’ imzalayarak Amerika’nın yatırımı gerekçesiyle şimdilik ‘ticari çözümlere’ bağlama hamlesi yapmaya çalışıyor.

    Ukrayna krizinin gelip dayandığı yerde kolektif Batı’da yarattığı sarsıntılar ve dünya sisteminin evrildiği yeri Prof. Emin Gürses ile konuştuk.

    Prof. Emin Gürses’e göre, Zelenskiy’nin ısrarla ‘güvenlik garantisi’ talep etmesinin yersiz, zira Ukrayna krizinde daha barış yapılmadan kimse garantör olacağı bir pozisyon alamaz. Zelenskiy’nin ABD’ye anlaşma imzalamaya gittiği halde sergilediği davranışı ‘sarhoş olması yahut aklının gitmesine’ bağlayan Gürses, bütün bu tiyatroda İngilizlerin payına dikkat çekti:

    Krizin Ukrayna’nın NATO üyesi yapılmaya çalışılması üzerinden patladığını anımsatan Gürses, bütün planın Rusya’yı çatışmaya çekmek olduğunu belirtti. Gürses, daha sonraki süreçte İngiltere’nin krizin başlangıcında anlaşmaya varılmasını da kasten engellediğini vurguladı:

    İngiltere’nin henüz sistem oturmadan Ukrayna meselesinden pay alma peşine düştüğünü kaydeden Gürses, Macron’u ise ciddiye alan olmayacağını söyledi. Gürses Zelenskiy’nin de oynayacağı rol için seçildiğini ve normal bir adam olmadığı görüşünü dile getirdi:

    ABD ve İngiltere’yi kapsayan neocon cephe ve finans kapital bağlantısına dikkat çeken Gürses, Trump’ın ise ‘tekno kapitali’ temsil ettiği görüşünde:

    Londra zirvesine Türkiye de davet edilirken Avrupa’nın Türkiye’yi askeri bağlamda ‘anımsamasını’ değerlendiren Gürses, Türkiye’nin bunu kabul etmeyeceği görüşünde. Ukrayna krizinde Türkiye’nin dengeli bir politika izlediğini dile getiren Gürses, şu görüşü dile getirdi:

    İngiltere’nin geçmişte Libya’da izlediği politikaya atıfta bulunan Gürses, Ukrayna’da da benzer bir sürecin yaşanacağı görüşünde:

    Gürses’e göre ABD içinde bugün yaşanan büyük kapışma neoconların dahil olduğu finans kapital hakimiyetinin sona erdiği ve tekno kapital dönemine girildiğinin işareti:

    1 hr 25 min

About EKSEN

From the publisher's feed

Ceyda Karan, Eksen’le her gün RS FM'de. Eksen'de Rusya'dan Avrupa'ya; Amerika'dan farklı bölgelere kadar pek çok noktadaki sıcak gelişmeler masaya yatırılıyor.

More shows like EKSEN

Kendine İyi Davran by Beyhan Budak

Kendine İyi Davran

66 Listeners

Merdiven Altı Terapi by Deniz Dülgeroğlu

Merdiven Altı Terapi

67 Listeners

Trend Topic by Podbee Media

Trend Topic

21 Listeners

SEYİR HALİ by Sputnik Türkiye

SEYİR HALİ

0 Listeners

Geri Dönüyoruz by Socrates Dergi, Mahir Ünsal Eriş, Töre Sivrioğlu

Geri Dönüyoruz

14 Listeners