EKSEN

EKSEN

By Sputnik TürkiyeNewsNews Commentary
Download on the App Store

EKSEN episodes

  • ‘Yenilmez Batı blokunun dağılışına şahitlik ediyoruz ve bunda çok kutupluluk etkili’

    ABD’de neocon Biden yönetiminin ardından iktidara gelen Donald Trump, Amerika’nın dış politikasında kendi ajandasına uygun değişikliklere giderken, adımlarının etkisi küresel çapta hissediliyor. Trump özellikle Ukrayna çatışmasının üçüncü yılında artık belirginleşen Batı yenilgisini durdurma çabasına girişirken, en başta ABD’nin Avrupa’daki müttefikleriyle ilişkileri sarsılıyor.

    Transatlantik hattında mesele salt Ukrayna krizi de değil. Trump’ın Avrupa’ya da eksik etmeyeceği anlaşılan gümrük tarifeleri şimdiden Avrupa kanadında sinirlerin gerilmesine yol açıyor.

    Ukrayna krizinin üçüncü yıldönümünde Batı blokunda ortaya çıkan yarılmayı Rusya üzerine kitaplarıyla da tanınan hukukçu yazar Onur Sinan Güzaltan ile konuştuk.

    Onur Sinan Güzaltan’a göre, Batı bloku birçok alanda uyguladığı türlü yaptırımlar ile Rusya’yı yıpratmaya çalıştı. Ancak Batı açısından Ukrayna’da ağır bir mağlubiyet resminin ortaya çıktığını belirten Güzaltan yaşananlarda çok kutupluluğun belirginleşmesinin etkili olduğu görüşünü dile getirdi:

    Avrupa’daki mevcut siyasi elitlerin oluşturduğu yönetimi ‘eski Avrupa’nın kalıntıları’ olarak niteleyen Güzaltan’a göre bu yönetimler Rusya ile mücadelelerinde boşa kürek çekiyor:

    Güzaltan, Ukrayna krizinin temelinde yalnızca Ukrayna bulunmadığını, asıl amacın Rusya’yı yıpratma ve Rusya’nın Avrupa ile ilişkilerini koparmak olduğunu anımsattı. Güzaltan, bugün ABD ile Rusya yönetimleri arasında ilişkilerin normalleştirilmesi bağlamında da salt Ukrayna değil ikili alanları ilgilendiren pek çok başlık bulunduğunu vurguladı

    Avrupa’nın barış masasından dışlanmasına atıfta bulunan Güzaltan, Trump’ın meseleyi doğrudan Putin ile ‘çözmek’ niyetinde göründüğünü belirtti. Avrupalı liderlerin ise bir illüzyon içerisinde olduklarını belirten Güzaltan, önümüzdeki dönemde Avrupa’da olası iktidar değişiklikleri öngördü:

    Ukrayna krizinden sonra Avrupa’nın Ruslara yönelik yaptırımlara ve kültürel yasakları hatırlatan Güzaltan söz konusu süreci ‘trajikomik’ olarak nitelendirdi. Güzaltan, tüm bu baskılara rağmen Rusya’nın mevcut sistemden kopmadığını kaydetti:

    1 hr 25 min
  • ‘Seçim sonuçları Alman toplumunun memnuniyetsizliğini gösteriyor’

    Almanya Seçim Kurulunun açıkladığı geçici resmi sonuçlara göre, Hristiyan Birlik (CDU/CSU) partileri yüzde 28.6 ile genel seçimi önde tamamladı. Almanya için Alternatif (AfD) partisi bir önceki seçimlere göre oy oranını ikiye katlayıp 10.4 puan artırarak yüzde 20.8 ile ikinci sırada yer aldı.

    Sosyal Demokrat Parti (SPD) yüzde 16.4 oy oranıyla üçüncü olurken İkinci Dünya Savaşı sonrasının en kötü sonucunu elde etti. Yeşiller Partisi de yüzde 11.6 ile dördüncü olarak sıralandı.

    Sol Parti ise sürpriz yaparak oyunu önceki seçime göre 3.9 puan arttırdı, yüzde 8.8 ile yarışı tamamladı.

    Hükümetten ayrılarak ülkede erken genel seçime gidilmesine neden olan Hür Demokrat Parti (FDP) yüzde 4.3 oy oranıyla, yüzde 5'lik barajın altında kaldı.

    İlk kez genel seçimlere katılan "Sahra Wagenknecht İttifakı-Anlayış ve Adalet İçin" (BSW) Partisi de yüzde 4.9 oy oranıyla barajı aşmayı kıl payı kaçırdı. Parti, yurtdışı oylarda ve özel konuma sahip Danimarkalılar Partisi yüzünden oy kayıpları yaşadığını söylüyor.

    Almanya'da yapılan 23 Şubat seçimlerini Gazeteci ve Siyasi Analist Erdal Tekin ile konuştuk.

    Erdal Tekin’e göre Almanya seçimlerinde yüzde 82’yi bulan katılım oranı dikkat çekici çıktı ancak asıl mesele merkez siyasetin sancıları. Tekin, seçimlerin asıl kazananının Hristiyan Demokratlar değil, yükselen oy oranları ile Die Linke ve AfD olduğunu belirtti. Büyük koalisyonun ufukta göründüğünü belirten Tekin, müesses nizamın ülkeyi hükümetsiz bırakmayacağını dile getirdi:

    Tekin’e göre seçim sonuçları Alman toplumunun memnuniyetsizliğini gösteriyor. Söz konusu memnuniyetsizliği sosyo-ekonomik sorunlar ve göç sorununa bağlayan Tekin, şunları söyledi:

    Doğu Almanya’da AfD’nin oylarının yükselişinin nedenini eğitim ve istihdam gibi alanlarda yaşanan eksiklikler olduğunu belirten Tekin, daha ziyade sol tercihlere sahip olan doğu bölgelerindeki siyasal sosyolojideki değişimlere atıfta bulundu. Tekin, AfD’nin elde ettiği zaferde birleşmeden beri yaşanan dışlanma etkili:

    Tekin’e göre AfD, ülkenin son yıllarda aldığı göçün yarattığı rahatsızlıklar ile daha önceki göçlerdeki entegrasyon sorunlarını birleştirerek kamu düzeni ve toplumsal huzurdaki sorunları dile getiriyor. Partinin doğu bölgelerinin refahını yükseltme vaadinde bulunmadığını belirten Tekin, Almanya mevcut sistemi içerisinde AfD’nin göçmen topluma tehdit teşkil etmediği görüşünü dile getirdi:

    Yaklaşık 13 bin oyla Federal Meclis’e girmeyi kaçıran Sahra Wagenknecht İttifakı’nın (BSW) ise siyasi programını kamuoyuna aktarmakta eksik kaldığını dile getiren Erdal Tekin, diğer yandan müesses nizamın da ‘bu kadarına izin vermiş olabileceğini’ söyledi:

    Almanya’da kurulacak koalisyon hükümetinin zor şartlar ile karşılaşacağını belirten Tekin, şunları kaydetti:

    1 hr 25 min
  • ‘Ukrayna krizinin başlangıcı 2014’te iktidarın neonazi ve faşist güçlere geçmesiydi’

    Ukrayna’da ABD yönetiminin 2014’te Kiev’deki darbesiyle başlayan süreçte BM Güvenlik Konseyi 2202 sayılı kararıyla onaylanan Minsk anlaşmalarının fiilen çöpe atılmasının tetiklediği kriz sekiz yıl sonra Rusya Federasyonu’nun müdahalesine yol açmıştı. Rusya Federasyonu’nun Aralık 2021’de ABD ve NATO’ya sunduğu ‘güvenliğin bölünmezliğini’ esas alan teklifler geri çevrilirken, Donbass’ta ve Ukrayna’nın Rusya ile sınırında başlayan gerilimin ardından Moskova, BM anlaşmasının 7’inci Bölümünün 51’inci maddesine dayanarak 24 Şubat 2022’de Özel Askeri Operasyon başlatmıştı.

    Üç yılın sonunda Ukrayna silahlı kuvvetleri, ABD öncülüğündeki kolektif Batı’dan her türlü askeri ve sivil yardımı almasına rağmen açık bir yenilginin eşiğine gelmiş durumda. Moskova ‘demilitarizasyon’ ve ‘denazifikasyon’ hedefleri doğrultusunda özel harekata devam ederken, ABD’deki yönetim değişikliği beklenmedik yeni bir durum ortaya koydu. Donald Trump yönetimi Kiev’in kazanılamayacak bir savaşa devam etmesi yerine hızlı bir çözüm için bastırıyor. Rusya Federasyonu ise referandumlarla Rusya Federasyonu’na katılmış olan dört bölgenin yanı sıra stratejik meseleler ve yaptırımlar dahil kırmızı çizgilerini vurguluyor.

    Krizin yıldönümünde 2014 darbe süreci ve sonrasını Donbass bölgesinde yaşamış ve direnişe tanıklık etmiş olan gazeteci ve yazar Okay Deprem ile konuştuk.

    Okay Deprem, Ukrayna meselesinin tarihinin İkinci Dünya Savaşı sonrasında SSCB’ye karşı aşırı milliyetçi hareketlerle bağlantılara kadar uzandığını anımsatırken, 1991’daki çöküş sonrasının günümüzü şekillendirmekteki rolüne atıf yaptı. Deprem özellikle Kırım’ın tercihlerini vurguladı:

    Deprem’e göre görece sakin geçen yılların ardından esas kırılma noktası 2004’de Batı’da ‘turuncu devrim’ diye anılan hareket olduğunu dile getirdi:

    İkinci bir görce sukünet döneminin Yanukoviç’in kısıtlı iktidarı olduğunu anlatan Deprem, ancak Ukrayna liderinin Rusça konuşan nüfusun haklarını gözetmeye çalıştığı bu dönemde hatasının hem Doğu’ya hem Batı’ya oynaması olduğu görüşünü dile getirdi:

    Deprem, SSCB sonrası kurulan Ukrayna’nın Rusya sayesinde birliğin yüklerinden kurtulduğu gibi özellikle enerji alanında Moskova’dan aldığı önemli destekleri de anımsattı:

    Deprem, 2014’teki darbenin ise Kırım’ın derhal Rusya’ya yönelmesine yol açtığını belirtirken, Donbass’ta sekiz yıl süren direnişin altını çizdi:

    Rusya’nın 2011’e kadar Minsk 1 ve 2 anlaşmaları ve Normandiya Dörtlüsü’nün buluşmalarında gözlemci statüsünü koruduğunu kaydeden Deprem, Almanya ve Fransa’nın garantör olmalarına karşın sorumluluklarını yerine getirmemeleriyle krizin tırmandığını vurguladı:

    Zelenskiy’nin Ukrayna Devlet Başkanlığı görevine halka barış vaadiyle seçildiğini belirten Deprem, bu vaatleri yerine getirmek bir tarafa Donbass’ı güç yoluyla geri almak için kararname çıkardığını anımsattı. Deprem’e göre Rusya ise 2021 yılı boyunca Batı’ya son bir şans tanıyarak tekliflerde bulundu ancak reddedildi:

    Okay Deprem, Batı’da hiç anılmayan Kiev’in Batı desteğiyle savaşa hazırlanma sürecini aktardı:

    Rusya’nın en temel isteğinin NATO’nun genişlemesinin durdurulması olduğunu anımsatan Deprem, üç yıl sonra olası bir müzakere masası kurulması halinde Moskova’nın taleplerine de dikkat çekti:

    Deprem, Moskova açısından Rusya’ya katılan dört bölgenin ve Kırım’ın tartışma konusu bile edilemeyeceğini belirtirken, özel harekatın hedefleri olan Herson ve Zaporojye’de kalan bölgelere de atıfta bulundu:

    Deprem, krizin en temel sebebinin Donbass ve Lugansk gibi Rus nüfusun yaşadığı bölgelerde Rusların haklarının gasp edilmesi olduğunu söylüyor:

    1 hr 24 min
  • ‘Avrupa’da Atlantikçi liderlerin tasfiye sürecine girilecek’

    Kolektif Batı’nın Ukrayna üzerinden Rusya Federasyonu’na açtığı savaşın üçüncü yılı dolarken, ‘mağlubiyeti yönetmek’ ABD’nin yeni Başkanı Donald Trump’a düştü. Trump, daha fazla kayıp yaşanmadan çatışmayı bitirmek için kolları sıvarken, Avrupa ayak diriyor. Kiev’deki Zelenskiy rejimi ise yenilginin eşiğinde olmasına rağmen Üçüncü Dünya Savaşı’nın da yolunu açabilecek talep ve şartlar ortaya koyuyor.

    Zelenskiy; ilk olarak geçen yaz ABD’li senatör Lindsay Graham’ı ağırlarken dile getirdiği, 2024 Eylül ayında Trump ile Trump Tower görüşmesinde ve ardından 2024 sonunda ‘Zafer Planı’ konuşmasında tekrarladığı Ukrayna kaynaklarını ABD’ye açma planı yüzünden de iyice zora düştü. Trump yönetimi askeri yardımı devam ettirmek bir tarafa, geçmişte sunulanların ‘tazminini’ içerek şekilde Ukrayna’nın nadir kaynaklarla ilgili anlaşma taslağını önüne koydu. Ancak Zelenskiy bu kez itiraz ederek dünyada ‘mağduriyet’ ve Trump’a karşı ‘kahramanlık’ girişimine oynayınca, işler karşıtı.

    Ukrayna liderinin müzakareyi yasaklayan kararnamesi yerinde dururken, Trump’ın ekonomik taleplerini terslemesi durumunu zorlaştırdı. Bu kez Trump 20 Mayıs 2024’te dolan görev süresini hatırlatarak kendisini ‘seçimsiz diktatör’ diye niteledi, ekibiyle birlikte Ukrayna için seçim talebini yükseltti.

    Zelenskiy pek çok siyasi parti, sendika ve medya organını kapatmışken, kendisine ‘demokrat’ diyerek sahip çıkan sadece Avrupa oldu.

    ABD’nin Ukrayna politikasındaki dönüşümü ve Avrupa’daki sonuçlarını ATASAM Analisti, Gazeteci Hasan Erel ile konuştuk.

    Hasan Erel’e göre Donald Trump, kendisinden önceki neocon yönetimlerin icraatlarını tersine çevirerek işe koyulurken, ekibinde bulunan müesses nizama eleştirileriyle tanınan isimler dikkat çekici:

    Zelenskiy’nin artık hükmü kalmadığını belirten Erel, aslında Ukrayna yenilgisinin 2023 yaz taarruzunun başarısız olmasıyla ortaya çıktığını ancak Batı medyasının propagandası ve Avrupalı liderlerin tutumu nedeniyle anlaşılamadığını dile getirdi. Erel’e göre Trump artık onu ensesinden tutup kapının önüne koyuyor:

    ABD’nin Ukrayna’da Rusya’yı desteklediğinin net bir şekilde görüldüğünü savunan Erel, Trump’ın da göründüğü kadar ‘deli’ olmadığı görüşünde. Erel’e göre Trump’ın hamlelerinin engellenmemesinin nedeni müesses nizamın ABD’nin gidişatının daha fazla sürdürülemeyeceğine kanaat getirmesi:

    Erel, Trump’ın Rusya ile ‘dosyasını’ kapatarak Avrupa’yı ortada bırakırken, asıl hedefi olan Asya-Pasifik’te Çin’le kapışacağı değerlendirmesinde bulundu:

    Erel, Transatlantik hattındaki dönüşümün Münih Güvenlik Konferansı’nda görünür olduğunu dile getirirken, öngörülmesi zor bir döneme girildiğini belirtti:

    Erel’e göre bu süreçte dünyaya pompalanan propaganda ve yalanlar üzerine inşa edilen anlatı da çöktü. Erel, Avrupa’da kendi ülkesinin çıkarları hilafına davranmayacak liderlikler oluşacağını öngörürken, Avrupa’nın ekonomik açıdan Rusya’ya dönmek zorunda kalacağını söyledi:

    Erel, mevcut Avrupalı liderlerin misyonlarını tamamladıkları görüşünde. Avrupa’nın kendi NATO’sunu kurma şansının olmadığını belirten Erel “Avrupalıların Türkleri pohpohladığı ama aslında sadece kullanmak istedikleri, kendi çıkarlarına alet etmek istedikleri bir 70-75 yıl geçirdik” dedi:

    Avrupalı siyasi liderliğinin ‘iflas halinde’ olduğunu söyleyen Hasan Erel, Avrupa’nın ‘tek dişi kalmış canavar’ gibi ancak fantezi kurabileceği görüşünde:

    1 hr 25 min
  • ‘Avrupa karşılıklı bağımlılık mantığını anlayamadığı için sistemden dışlanıyor’

    ABD’deki Donald Trump yönetimi altında Transatlantik ilişkilerdeki yarılma tartışılıyor. Trump, Ukrayna krizinde Biden yönetiminin tam aksi bir yol tutturarak küresel çaptı iki büyük güç olan ABD ve Rusya arasında müzakereler için düğmeye bastı. 12 Şubat’ta iki ülkenin devlet başkanlarının telefon konuşmasından bir hafta geçmeden de ABD ve Rusya Federasyonu heyetleri Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da bir araya geldi. İlk hedef iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin onarılması ve güven temininin sağlanması.

    Ancak Transatlantik’in Avrupa kanadı, Rusya’ya yönelik başta yaptırımlar olmak üzere politikalarda yaşanan iflasa rağmen Ukrayna savaşının devamı için ısrar ediyor. Aynı şekilde Transatlantik hattında ‘değerler’ üzerine formüle edilen ortaklık da Trump ekibinin Avrupa’ya ‘demokrasi, insan hakları ve sansür’ konularındaki eleştirileriyle sarsılıyor.

    ABD’nin Avrupa’daki ortaklarıyla cepheden karşı karşıya gelme görünümü ve küresel paradigmadaki dönüşümü Kırıkkale Üniversitesinden Doç. Merve Suna Özel Özcan ile konuştuk.

    Doç. Merve Suna Özel Özcan’a göre, Amerikan hegemonyasına alışkın küresel düzen Trump ile yeni bir döneme giriyor. Trump’ın ikinci döneminin ilkinden farklı olacağının şimdiden belirginleştiğini belirten Özcan, uluslararası ilişkilerde devletlerin rasyonel yaklaşımlarındaki dönüşümlerin bekleneceğini dile getirdi:

    Trump’ın Amerikan hegemonyasının şekil değiştirerek devamını sürdürmek istediği görüşündeki Özcan, ABD Başkanı’nın ‘şirketini korumak için hareket eden bir aktör’ olarak nitelendirdi. Özcan, ABD Başkanı’nın oluşmakta olan çok kutuplu dünya düzeninin farkında olduğu ve adımlarını bu yönde attığı görüşünde:

    Özcan, Trump’a ‘Rusya’nın söylemlerini tekrar’ eleştirisi yapıldığını, oysa ABD Başkanı’nın ve ekibinin Zelenskiy konusundaki yaklaşımının kendi içerisinde tutarlı olduğunu anımsattı:

    Dünyanın bir paradigma değişiminden geçtiğini belirten Özcan’a göre karşılıklı bağımlılıkların gözetilmesi gerekiyor. Biden yönetiminin karşılıklı bağımlılıkları yanlış okuduğunu belirten Özcan, Avrupa’nın da süreci anlayamadığı için sistemden dışlandığı görüşünde:

    Küresel ticaret sisteminin devamlılığının uzlaşı ortamı ile sürdürülebileceğine işaret eden Özcan, Trump’ın kaynak ihtiyacı doğrultusunda hareket ettiği değerlendirmesinde bulundu. Trump döneminde ABD’nin ticari rekabetlere girişmesini bekleyen Özcan, Çin ile bir sıcak çatışmayı olası görmüyor:

    Özcün Transatlantik ilişkilerinde büyük bi paradigma değişimi ve parçalanmışlık bulunduğunu dile getirdi. Avrupa’da güçlü bir siyasi aktör bulunmadığını ifade eden Özcan’a göre Avrupa’nın durumu Münih Güvenlik Konferansı’nı ağlayarak kapatan diplomat ile net bir şekilde görüldü. Avrupa’ya değerler dersi veren ABD’nin de bu değerlere sağdık olmadığını anımsatan Özcan, şunları söyledi:

    Avrupa’nın Türkiye’yi son anda güvenlik boyutu bağlamında ‘anımsamasını’ belirten iren Özcan’a göre Türkiye sürece son anda dahil edilebilecek bir ülke değil ve Avrupa’nın kendisini eleştirmesi gerek:

    1 hr 25 min
  • ‘Bunlar Avrupa’nın iyi günleri, asıl turbun büyüğü heybede’

    Kolektif Batı’nın Biden yönetimi önderliğinde Ukrayna üzerinden Rusya Federasyonu’na karşı açtığı savaşın üçüncü yılında yenilgi kendini hissettirirken, ABD’de Donald Trump’ın başkanlığı işleri değiştirmiş görünüyor.

    Trump, 20 Ocak’ta yemin edip göreve başlamasından bir ay geçmeden ‘savaşı bitirme’ vaadi doğrultusunda harekete geçti. 12 Şubat’ta Trump-Putin telefon görüşmesi gerçekleşirken, 18 Şubat’da Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da ABD-Rusya ilişkilerinin onarılmasını ele almak üzere iki ülke heyetleri bir araya geldi. İlk adım güven tesisi için atılırken, büyükelçiliklerin faaliyetlerinin normalleşmesinde anlaşıldı. Ukrayna meselesi ise ekiplerin oluşması sonrasına bırakıldı.

    Dünyanın iki büyük gücünün aynı masada buluşması Avrupa’yı kızdırdı. Savaşın devamı için bastıran Avrupa siyasi elitleri, 14-16 Şubat’taki Münih Güvenlik Konferansı’nda karşılarında kendilerini eleştiren ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’ı buldular. Askeri heyetler de Brüksel’de güvenlik garantilerini NATO 5’inci maddesi dahil dışlayan Pentagon şefi Pete Hegseth’le karşı karşıya kaldı.

    Riyad’da açıkça ABD-Rusya ikili ilişkileri ana temayken Kiev’in masadan dışlandığı söylemleri yükseldi. Riyad’a katılımı reddedilen Zelenskiy’nin Türkiye ziyareti ise dikkat çekti.

    Bu dramatik gelişmelerle eş zamanlı olarak Zelenskiy; geçen yıl bizzat kendisi önermişken, Ukrayna’nın stratejik kaynaklarını ABD’ye sunmayı içeren anlaşma ile Kiev’e giden ABD Hazine Bakanı’ı geri çevirdi. Olaylar Trump’ın göreve süresi dolan ve seçimden kaçan Zelenskiy’i ‘diktatör’ olarak nitelemesine kadar vardı.

    Küresel gündemi belirleyen ve Transatlantik hattında derin yarılmalara yol açan dramatik gelişmeleri Prof. Barış Doster ile konuştuk.

    Prof. Barış Doster’e göre, Avrupalıların ‘dışlandık’ diyeres dizlerini döven halleri ‘acınası’ bir görünüm arz ediyor. AB siyasi elitlerinin ABD’nin saldırı aygıtı NATO’ya fazla güvendiklerini belirten Doster, şimdi ise kendilerini yeni bir dünya ile karşı karşıya bulduklarını söyledi. Doster, ABD açısından da kendini hissettiren zorlu ekonomik göstergelere dikkat çekti:

    Bu krizde Avrupa siyasetçileriyle liberal elitlerinin dünyayı da Rusya Federasyonu’nu da doğru okuyamadıklarını belirten Prof. Doster, “Avrupalıların dizini dövmesi, saçını başını yolması elbette bize gülünç geliyor. Ama biz ekonomi politik bilenler, tarih bilenler gülemiyoruz, acıyoruz” diye konuştu:

    Prof. Doster, ekonomi politik ve tarih bilenler açısından gelişmelerin şaşırtıcı olmadığını vurgularken, daha sırada Avrupa’da tek tek ülkelerdeki sarsıcı iç siyasi gelişmeler olduğuna dikkat çekti:

    Rusya’nın gerek savunma sanayisi gerekse nitelikli insan gücünün Batı’dan çok daha iyi durumda olduğunu belirten Doster’e göre Rusya Çin ile stratejik iş birliğine devam ettirme niyetinde:

    Avrupa’nın barış sürecini sabote etmeye cesaretinin olmayacağını düşünen Doster, Avrupalıların NATO’nun ikinci büyüğü olan Türk ordusunu akıllarına getirmelerine tepki gösterdi. Doster, “Bizim Avrupa emperyalizminin hesapları uğruna cepheye yollayacak tek bir askerimiz yoktur” dedi:

    Trump’ın Avrupa’ya bakışına atıf yapan Prof. Doster, Avrupalıların ABD’ye rağmen barış sürecini sabote edemeyeceği değerlendirmesinde bulundu. Doster, Trump sözünün arkasında durur ve Rusya’nın endişelerine yanıtlar üretirse, sürecin başarıyla sonuçlandırılacağını vurguladı:

    Rusya-Ukrayna krizinin ilk dönemlerinde Zelenskiy’nin barış masasından kalktığını ancak şu anda panik içerisinde çeşitli ülkelerin kapısını çaldığını belirten Doster, Ukrayna lideri için ‘karikatür tip’ değerlendirmesi yaptı:

    Doster’e göre barış sürecinin sonunda Ukrayna eski Ukrayna olamayabilir. Bunun en temel müsebbibinin emperyalizmin kuyruğuna takılan Ukrayna yöneticileri olduğunu ifade eden Doster, Zelenskiy’nin ‘ders almayacağı’ ve zaten artık çok geç olduğu görüşünde:

    1 hr 25 min
  • ‘Güvenliğini ABD’ye ipotek etmiş Avrupa bugüne dek hiç bu kadar aşağılanmamıştı’

    ABD Başkanı Donald Trump’ın göreve başlamasının üzerinden henüz bir ay geçmişken, Amerika içinde ve dış politikadaki hamleleri tüm dünyayı sarsıyor. Özellikle Transatlantik hattındaki yarılmalar geçen hafta Münih Güvenlik Konferansı vesilesiyle ortaya serildi.

    Transatlantik hattında ‘değerler’ üzerine formüle edilen ortaklık da Trump ekibinin Avrupa’ya ‘demokrasi, insan hakları ve sansür’ konularındaki eleştirileriyle sarsılıyor.

    Trump, Ukrayna’da Rusya Federasyonu’nu ‘stratejik yenilgiye uğratma’ temalı savaşın Batı için bumeranga dönüşmesinden hareketle bir an önce barış için kolları sıvarken, ABD’nin Avrupa’daki ortaklarıyla cepheden karşı karşıya gelmiş görünüyor.

    Transatlantik hatta ve Avrasya jeopolitiğindeki dönüşümü Prof. Mehmet Seyfettin Erol ile konuştuk.

    Prof. Mehmet Seyfettin Erol’a göre Trump açısından öncelik ABD’nin dünya üzerinde yeniden hegemonya kurması ve önüne çıkacak rakipleri bertaraf etmek. Trump açısından yeni düzen inşasının salt dış politika bağlamı olmadığını belirten Erol, ABD’nin de yeniden yapılandırılmasının söz konusu olduğu değerlendirmesinde bulundu:

    Trump başkanlığının ilk dönemiyle değişmeyen tek konunun Çin olduğunu belirten Erol, bu yüzden Rusya ve Avrupa’ya dair tasarımının farklı olduğu değerlendirmesinde bulundu:

    Rusya’nın son üç yılda önemli dersler çıkardığını belirten Erol, Putin’in artık Batı’ya güvenilmemesi gerektiğini gördüğünü dile getirdi. Prof. Erol, ABD ve Almanya denkleminde rollerin değişmekte olduğunu belirtirken, Rusya içinse değişmeyen meselenin ülke çıkarlarına uygun biçimde çok kutuplu dünyada yerin alınması olduğunu dile getirdi:

    ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘havuç’ göstererek ABD karşıtlığını törpülemeye çalıştığını dile getiren Erol’a göre Trump ezber bozan bir yaklaşım içerisinde:

    Erol, ABD ve Avrupa arasında ortaya çıkan görüş ayrılıklarını dikkat çekerek, Avrupa’nın güvenliğini ABD’ye ipotek ettiğini, bunun bedelini de ‘ağır’ ödediğini söylüyor. Erol en başta gelişmelerin Avrupa ülkelerindeki iç siyasi durumlara etkilerine atıfta bulundu:

    Kurulan denklemde Çin’in konumuna da işaret eden Erol, şu değerlendirmede bulundu:

    Çok kutupluluk düzleminde Rusya ve Çin’in rolüne atıfta bulunan Erol, Rusya ve Çin’in ABD hegemonyasının gücünü kırmada etkili olduğunu belirtti:

    Trump’ın kurmak istediği ABD hegemonyasının önündeki ‘yükselen güçler engeline’ dikkat çeken Erol, Trump’ın söz konusu güçlere karşı ‘böl ve yönet’ politikası izlediğini belirtti:

    Prof. Erol, Münih Güvenlik Konferansı’nda askeri gücü bağlamında ‘anımsanan’ Türkiye’nin Rusya’yı göz ardı etmeden bir denge politikası izlediğini dile getirdi. Yeni dünya düzeni inşasının devam ettiğini vurgulayan Erol, Türkiye ve Rusya’nın iş birliğini devam ettirdiği sürece bölgesel risklere karşı güvende olacağı görüşünde:

    Avrupa’nın çizdiği haritada Türkiye’yi konumlandırmasının değil, Türkiye’nin nasıl bir harita çizeceğinin önemine dikkat çeken Erol, Türkiye’de Yükselen Asya politikasının önem kazandığını ifade etti:

    1 hr 25 min
  • ‘Bu savaşı ABD çıkardı, Avrupa’ya zarar verdi. Avrupalıların Trump’ın bitirmesini istemesi lazım’

    ABD’deki Trump yönetimi ile Avrupalı müttefiklerinin ilk buluşması 14-16 Şubat tarihlerindeki 61’inci Münih Güvenlik Konferansı vesilesiyle gerçekleşirken, Transatlantik hattındaki derin uçurumları ortaya serdi.

    ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, konferansta yaptığı konuşmada Avrupa Birliği ülkelerinin siyasi elitlerine demokrasi ve insan hakları konusunda sert eleştirilerde bulundu. Avrupalı liderleri vatandaşlarına ‘eğitilmiş hayvanlar’ muamelesi yaparak onları görmezden gelmekle, seçmenlerini dinlememekle, Romanya'da olduğu gibi seçimleri bastırmak veya iptal etmekle suçlayan Vance, Avrupa Birliği’ni tehdit eden Rusya ya da Çin değil, Avrupa’nın kendisi olduğunu söyledi.

    Vance’dan hemen önce de ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth Brüksel’de katıldığı Ukrayna Temas Grubu toplantısında, Washington’ın taahhütlerini tersine çevirdi. Ukrayna için NATO üyeliği ve Amerikan kara güçlerini dışlayan Hegseth, Avrupalıların asker göndermek istemesi durumunda 5’inci maddenin geçerliliğini de dışladı. Hegseth, Avrupalılara açıkça ABD’nin Ukrayna savaşıyla artık ilgilenmediği mesajını verdi.

    Trump yönetiminin bu tavrı Avrupa Birliği içinde güçlü bir orduya sahip Türkiye’nin ‘Avrupa’daki rolüne’ dair görüşleri de canlandırmış görünüyor. Sosyal medyada Türkiye’yi AB üyesi olarak gösteren paylaşımlar da yapıldı.

    Transatlantik hattında açığa çıkan gazeteci ve yazar Mehmet Ali Güller ile konuştuk.

    Mehmet Ali Güller’e göre, Avrupa-Amerika tartışmasının zemininde üç temel konu bulunuyor. Bunların farklılaşan ‘demokrasi anlayışı’, Trump’ın gümrük duvarları ve Ukrayna olduğunu belirten Güller, Münih konferansına yansıyan tartışmaların ayrımları ortaya serdiğini belirtti:

    Avrupa’da ifade özgürlüğü ve demokrasinin erozyona uğradığının açıkça görüldüğünü belirten Güller, JD Vance’in sözlerinin Avrupa’nın ‘canını yaktığı’ görüşünde:

    Güller, ABD’nin Rusya ile Avrupa arasında bir demir perde kurmaya çalıştığını ve Ukrayna meselesinin çözümü bağlamında Avrupalıların yanlış bir yol haritası izlediği görüşünü dile getirdi:

    2022’de Davos’ta Kissinger’in bu çatışmanın temelinde NATO genişlemesinin bulunduğu saptamasını anımsatan Güller, Trump’a itiraz edeceklerine Avrupalıların Biden yönetiminin ateşlediği krizi çözmesini istemeleri gerektiğinin altını çizdi:

    Güller, yeni dünya düzeninin Münih Güvenlik Konferansı’nda daha da hissedildiğini ifade etti. Emmanuel Macron, Olaf Scholz gibi liderlere işaret eden Güller, Avrupa’daki devlet adamı erozyonuna dikkat çekerek “Avrupa’daki söylemler ‘beyaz efendi’ alışkanlığından geliyor” değerlendirmesinde bulundu:

    Rusya Devlet Başkanı Putin’in 2007 Münih Güvenlik Konferansı’ndaki konuşmasına atıfta bulunan Güller, Putin’in o dönemki konuşmasının günümüze ışık tuttuğunu kaydetti:

    Güller, Ukrayna krizinde askeri gücüyle Türkiye’nin anımsanması karşısında Avrupa’nın Türkiye’yi Ortadoğu ile arasında ‘tampon ülke’ olarak gördüğünü anımsattı:

    Ukrayna’da ABD destekli oligarkların çıkarlarının dışında kazanan olmadığını kaydeden Güller, sözlerini şöyle sürdürdü:

    1 hr 25 min

About EKSEN

From the publisher's feed

Ceyda Karan, Eksen’le her gün RS FM'de. Eksen'de Rusya'dan Avrupa'ya; Amerika'dan farklı bölgelere kadar pek çok noktadaki sıcak gelişmeler masaya yatırılıyor.

More shows like EKSEN

Kendine İyi Davran by Beyhan Budak

Kendine İyi Davran

66 Listeners

Merdiven Altı Terapi by Deniz Dülgeroğlu

Merdiven Altı Terapi

67 Listeners

Trend Topic by Podbee Media

Trend Topic

21 Listeners

SEYİR HALİ by Sputnik Türkiye

SEYİR HALİ

0 Listeners

Geri Dönüyoruz by Socrates Dergi, Mahir Ünsal Eriş, Töre Sivrioğlu

Geri Dönüyoruz

14 Listeners