
Sign up to save your podcasts
Or


ABD Başkanı Donald Trump görevine Gazze’de ateşkesi sağlayarak başlasa da kısa süre içinde Gazze’deki Filistinlilerin sürülmesi anlamına gelen planlarıyla şimşekleri üzerine çekti. Trump İsrail’in topraklarının azlığını vurgulayarak ‘genişleme’ fikrini çağrıştırırken, Mısır ve Ürdün’ün yanı sıra Suudi Arabistan’a da Arap nüfusun kabul edilmesi için tam saha baskı uyguluyor.
Ürdün Kralı Abdullah’ı Beyaz Saray'da ağırlarken ABD’nin Gazze’yi devralacağını belirten Trump, bu toprak parçasına adeta ‘emlak projesi’ olarak baktığını da açıkça dile getirdi.
Şimdi dikkatler Mısır’ın hazırladığı belirtilen ‘Arap Planı’na çevrilmiş durumda.
Dr. Ali Semin’e göre, Trump Ortadoğu’daki ulus devlet yapılarını yıkmak istiyor. Trum’ın Ürdün Kralı ile görüşmesi ve Arap liderleriyle temaslarına atıf yapan Semin, ABD Başkanı’nın Gazze sürgünü konusunda ‘blöf’ yapmadığı görüşünde:
Semin’e göre Trump dönemi ‘ekonomik ve askeri tehdidin birleşmesi’ olarak okunabilir. Trump’ın Ortadoğu’da pek çok ülkenin topraklarını şekillendirmeye kalkışabileceğini dile getiren Semin, “Yarın Suriye’nin şu parçası da şunların olsun diyecek” değerlendirmesinde bulundu:
Ali Semin, Batı Şeria konusunda da bir hamle görülebileceği görüşünde:
ABD’nin vatansız bir Filistin inşa etmeye çalıştığını ifade eden Semin, Arap dünyasının şimdiden kendi kamuoylarını ‘ikna çabası’ içine girdiğini söyledi:
Dr. Semin diğer yandan Ortadoğu’da Arap devletleri arasında birleşmeler ve bölünme örneklerine atıfta bulunarak yeniden benzeri durumların gündeme taşınabileceğini dile getirdi:
Ürdün ve Mısır’ın Filistinlilerin tamamını almayacağı görüşünü savunan Semin, diğer Arap ülkeleri arasında paylaşımların da gündeme gelebileceğini dile getirdi. Semin’e göre Arap ülkelerinin önünde 3 seçenek var:
Semin, Türkiye’nin de bir kısım Filistinliyi almasının söz konusu olabileceğini belirtse de bu sorunun asıl muhatabının Arap ülkeleri olacağını vurguladı:
ABD’de Donald Trump yönetiminin Ukrayna savaşında Avrupa ile ters düşen tutumu büyük sarsıntı yaratırken, birliğin en önemli ülkesi Almanya’da gözler 23 Şubat’ta yapılacak genel seçimlerde.
Münih Güvenlik Konferansı’na katılan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’ın çıkışları ve Trump’ın yeni kurduğu Hükümet Verimliliği Departmanı’nın (DOGE) başındaki Elon Musk’ın Almanya siyasetiyle alakası büyük rahatsızlık yaratırken, Berlin başta göç ve artan ekonomik sorunlara kilitlenmiş durumda. Konferansın hemen öncesinde bir Afgan göçmenin Münih’teki saldırısı da göç tartışmalarını alevlendirdi. ‘Aşırı sağcı’ Almanya için Alternatiif’in daha da yükselebileceği kaygıları dile getiriliyor
Almanya seçimleri öncesindeki durumu gazeteci ve yazar Osman Çutsay ile konuştuk.
Osman Çutsay’a göre, seçimler öncesinde ‘gerçek sorunlar’ konuşulamaz durumda. Tuhaf bir seçim süreci yaşandığını belirten Çutsay, göç konusunun da sanayideki gerilemenin de yeterince tartışılmadığını vurguladı:
Çutsay, Almanya’daki sorunlar ve tartışmaları ‘küçük bir odadaki iki beyaz fil’ benzetmesiyle özetledi:
Çutsay’a göre Almanya’daki siyaset sahnesi tıpkı ABD’deki iki partili sistem gibi ‘göstermelik’. Çutsay, sadece Sahra Wagenknecht hareketinin acil barış çağrısında bulunduğunu vurguladı:
Osman Çutsay, dünyanın bir büyük hesaplaşmaya gittiği bir dönemden geçilirken, Almanya siyasetinin oynadığı role atıf yaparken, özellikle sosyal demokratların 20’inci yüzyıldaki tarihsel ihanetlerini ve onların içindek çıkan Yeşillerin vahim durumunu anımsattı:
Sosyal Demokrat Parti'nin (SPD) eski lideri ve Sol Parti'nin kurucusu Oskar Lafontaine’in ‘Kiev’deki faşist yönetimi desteklemeye devam ediyorsunuz. Bunun sonu çok ağır olacak’ tespitini hatırlatan Çutsay, Alman halkının göç ve giderek kötüleşen ekonomik koşullarda manipüle edilebilirliğine de dikkat çekti:
Almanya'nın Münih kentinde Afgan vatandaşı bir sürücünün araba ile kalabalığın arasında dalmasına tepkilerin ‘sert’ olacağını ifade eden Çutsay, şunları kaydetti:
ABD Başkanı Donald Trump, iş başına gelir gelmez uluslararası ticarette gümrük duvarlarını yükseltme düğmesine bastı. İşe; komşu Kanada ve Meksika’nın yanı sıra Çin ile başlayan Trump, ABD’ye çelik ve alüminyum ihraç eden ülkeleri ‘kervana’ katarken, son olarak ‘karşılıklı tarifelerle’ ABD’nin tüm ortaklarını etkileyecek adımlar atıyor.
Diğer yandan Trump arkasına aldığı Amerika’nın teknoloji devleri eşliğinde yapay zeka ve hassas çip teknolojisinde de Çin’le bilek güreşine tutuşuyor. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bu hafta AB’nin ‘liderlik’ iddiasıyla Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlediği Yapay Zeka zirvesine katılırken, ‘Amerika’nın üstünlüğünü sürdürme kararlılığını’ vurgulayarak herkese sopa salladı.
Ancak Trump’ın yeni dönemindeki yapay zeka hamlesindeki ‘Stargate’ projesi ilan edilir edilmez Çin’in DeepSeek’iyle karşı karşıya kalırken, dünyada rekabetin keskinleşeceği belirsiz bir iklim hakim.
Trump yönetiminin ekonomi-politiğini, ekonomist Arda Tunca ile konuştuk.
Arda Tunca’ya göre, Trump’ın işe başlarken eski başkan McKinley’i anması ‘gümrük’ temelli politikalarıyla da alakalı. ‘McKinley Tarifiler Yasası’na atıf yapan Tunca, Trump’ın bu politikayı dış politikasında kullanacağını ortaya koyduğu görüşünde:
Belirsizlik ortamının dünyanın büyüme performansını olumsuz yönde etkilediğini belirten Tunca, gümrük tarifelerindeki artış oranlarının etkilerinin fiyat artışı şeklinde görüleceğini anımsattı. Ancak Tunca’ya göre, Trump Amerika’da yerli üreticilerin devreye girmesiyle fiyatları dengeleyebilir:
Klasikleşmiş serbest ticaret prensiplerinin artık çalışmadığını ifade eden Tunca, dünyada bir hegemonya savaşı olduğuna dikkat çekti:
Çin’in küresel ticaretteki önemine vurgu yapan Tunca’ya göre, Çinli şirketlerin faaliyetleri aksarsa bu durum küresel tedarik zincirinde önemli sıkıntılara yol açabilir:
Avrupa’nın enerjide Rusya’ya, tüketim malları konusunda da Çin’e bağımlı olduğunu anımsatan Tunca, Trump’ın Avrupalılara bu konularda da baskı yapacağını belirtti. Tunca’ya göre, dünya ticaretinde ABD’nin ‘oyun dışı’ bırakılması gereken bir süreçten geçiliyor:
Arda Tunca, meselenin yapay zeka ile alakalı kısmının da önemine dikkat çekti. Biden yönetimi döneminde Çin’i sınırlama girişimlerine atıf yapan Tunca, ancak Çin’in de buna germanyum ve galyum gibi nadir materyallerin önünü keserek yanı verdiğini anımsattı. Ancak Tunca’ya göre yapay zekada asıl mesele savunma sanayindeki rolü olacak:
Özellikle Avrupa’nın yapay zekada geri kaldığını belirten Tunca, Macron’un Avrupa’nın üzerindeki ‘ölü toprağını’ kaldırmaya çalışsa da 100 milyar Euroluk yatırımın sınırlı kaldığını vurguladı:
Yapay zekânın ihtiyaç duyduğu devasa enerji ihtiyacına dikkat çeken Arda Tunca, genel anlamda çerçevesi henüz çok muğlak olan bu alanda tartışılması gereken sakıncal durumların da altını çizdi:
Ticaret savaşlarına ‘pinpon maçı’ benzetmesi yapan Tunca, şu değerlendirmeyi yaptı:
ABD Başkanı Donald Trump’ın, göreve gelir gelmez dış yardım programını incelenmek üzere dondurmasının ardından, Amerikan müesses nizamının dünya çapında hegemonyasının en önemli aygıtlarından birisi olan ABD Kalkınma Ajansı USAID'i dağıtan hamleleri ortalığı karıştırdı.
Yeni kurulan Hükümet Verimliliği Departmanı’nın (DOGE) başındaki Elon Musk, denetime giden ekiplerinin yarattığı şokla eşzamanlı olarak USAID’nin Amerikan vergi mükelleflerine pahalıya patlayan dosyalarını duyurdu. Sorumluları idare izne çıkarılan ajans Amerikan başkentindeki ikonik binasından çıkarıldı. Ajansın 14 bin çalışanından çoğunun tasfiye edilmesi ve ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesine alınması söz konusu.
Tartışmalar vesilesiyle USAID’in dünya çapında pek çok STK’nın yanı sıra ‘bağımsız’ diye sunulan medya kuruluşlarını fonlamaları da ortalığa serildi.
USAID’in faaliyetleri, ABD ve Avrupa merkezlerinden dünyayı ağ gibi saran STK ve medya endüstrisinin hegemon ideolojik anlayıştaki rollerini gazeteci ve Yazar Uygur Kayahan ile konuştuk.
Uygur Kayahan’a göre, Türkiye de dahil pek çok ülkede medya ve STK’lar USAID tarafından fonlandığı için kimse Amerika’da yaşananları konuşmak istemiyor. USAID’in evrimi için Trump’ın politikalarına bakmak gerekeceğini söyleyen Kayahan, skandal vesilesiyle son rejim değişikliği hamlelerinin odağı olan Slovakya’nın Başbakanı Robert Fico’nun Elon Musk’a yazdığı mektuba atıfta bulundu:
Uygur Kayahan, USAID’nin SSCB’nin çöküşüyle birlikte çeşitli ülkelerde kurdukları ağlarda yer alanlar sol kesimlerin ideolojik dönüşüme dikkat çekti:
Kayahan’a göre bir ideolojik perspektif kayması var; modernleşmeye çalışan, milliyetçi rejimlere karşı propaganda mekanizmaları ile kin ve öfke körükleniyor. Salt etik yaklaşıma odaklanarak bir ‘demokrasi ve insan hakları’ çerçevesi çizilmesinin trend hale geldiğini anlatan Kayahan, bu yolla ABD, İngiltere ve AB’nin çabalarına katkıda bulunulduğunu vurguladı:
Uygur Kayahan, USAID’nin Uruguay’dan Afganistan’a birçok alanda çalışmalar yürüttüğünü anımsattı. Kayahan, Rosa Luxemburg’u anma töreni örneğini vererek, Türkiye’de bir STK’nın etkinliğine atıfta bulundu:
Avrupa’da USAID’ın yanı sıra hükümetlere bağlı Sivil Toplum Örgütleri’nin yoğunlukta olduğunu anımsatan Kayahan, bu ağlar oldukça demokratiklik iddiasının mümkün olamayacağını belirtti. Kayahan AB bürokrasisinin uzantısı olarak inşa edilen toplumsal yapıyı da George Orwell’ın 1984 romanına atıfla izah etti:
Kayahan, Trump yönetiminin USAID ve Demokratlalrı eleştirirken, ‘aşırı sol’ ve ‘marxist’ gibi suçlamalarının ‘cehaletten’ kaynaklandığı görüşünde. Liberal Avrupa’daki gözde ‘aşırılıkçı’ gibi kullanımların da sıkıntılarını vurgularken, bunun yerine ‘radikal’ tanımının daha uygun olacağını dile getiren Kayahan, Trump’ın durumunun da ‘radikal liberal’ olarak tanımlanabileceğini belirtti:
Kayahan, liberal küreselcilik döneminde sınırların olmadığı zannedilirken, kapitalizmin pervasız çizgisini sergileyeceği bir döneme girildiğini söylerken, önümüzdeki sürecin ulus devletlere dönüşe işaret ettiğini dile getirdi:
Lübnan’da 27 Kasım’da başlayan ateşkeste öngörülen 60 günlük sürenin sonunda İsrail’in vaadini yerine getirmemesi nedeniyle süreç 18 Şubat’a uzatılırken, Beyrut’daki siyaset kazanından yeni hükümet çıktı. Son yıllardaki ekonomik ve siyasi krizlerde cumhurbaşkanlığı ve hükümet kurulması süreçleri hep aylar süren sancılı süreçler barındıran Lübnan’da, yeni hükümet jet hızıyla kuruldu.
Gazze savaşı ve Lübnan’a taşınması, Suriye’de rejim değişikliği getirerek Direniş Ekseni’nde darbe vurmuşken, Hizbullah’ın zayıfladığı ortamda siyaset dizaynı da hızlandı. Eski Genelkurmay Başkanı Josef Aun’un cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından Sünni cephede aday olarak saptanan Lahey’deki Lübnan asıllı eski Adalet Divanı Başkanı Nevaf Selam, görevini bırakarak başbakan olarak belirlenmişti. Selam, bir ay bile sürmeyen bir sürecin ardından 8 Şubat’ta yeni kabineyi kurmayı başardı. ABD ve Fransa’nın baskılarına rağmen Hizbullah; Lübnan’daki toplumsal tabanının da ağırlığıyla hükümetten tümden dışlanamadı. 24 bakanlı kabinede Hizbullah ve Emel 5 bakanla yer aldı
Diğer yandan İsrail’in sınır köylerindeki askeri varlığına Lübnan-Suriye sınırındaki kaçakçılık hattında bölgedeki aşiretler ile HTŞ güçleri arasında çatışmalar eklenmiş durumda. Lübnan Cumhurbaşkanı ve ordusu devreye girse de gerginlik dinmiyor.
Lübnan’da uzun süredir ilk kez jet hızla kurulan hükümet eşliğinde gelişmeleri gazeteci ve yazar Nalan Yazgan ile konuştuk.
Nalan Yazgan’a göre, Lübnan’da yaklaşık üç yıldır kurulamayan hükümet ABD baskısı ile kuruldu. Yıllardır ekonomik krizdeki Lübnan için Gazze savaşıyla durumun daha vahim hale geldiğini anımsatan Yazgan, ülkenin uluslararası yardıma muhtaç olmasının yeni siyasi süreci etkilediğini vurguladı:
Yazgan, ABD’nin ‘Hizbullah kesinlikle yönetimde bulunmamalı’ baskısının ise savuşturulduğunu belirtti. Bunun nedeninin Hizbullah’ın halk desteği olduğunu belirten Yazgan, ancak hareketin eskisi kadar güçlü de olmadığının altını çizdi:
İsrail’in 26 Ocak itibarıyla ateşkesle birlikte çekilme vaadini yerine getirmediğini hatırlatan Yazgan, sürecin 18 Şubat’a uzatılmasına dikkat çekti. Yazgan, Beyrut’un BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1701 sayılı kararının da uygulanmasını içeren ateşkesin yerine getirilmesinde ısrar ettiğini belirtti:
Yeni hükümetin kuruluşu ve İsrail ile ateşkes krizine ek olarak Lübnan-Suriye sınırında HTŞ ile yerel aşiretlerin de kapışması eklenmiş durumda. Yazgan bu çatışmalarda gerekçenin bölgedeki tüneller ve kaçakçılık ağı olarak konduğunu belirtirken, Hizbullah üzerinden gerekçe üretme çabalarına dikkat çekti:
Krizin çözümü için Lübnan Cumhurbaşkanı ile Suriye’nin geçici yönetiminin başındaki HTŞ liderinin telefonda ikinci kez konuşmak zorunda kaldıklarını belirten Nalan Yazgan, gerilimin bir türlü teskin olmadığını belirtti:
Nalan Yazgan, Lübnan’da kurulan yeni hükümetin seneye yapılacak seçim ile değişmeyebileceği görüşünde:
Gazze’deki durumun ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Araplara yaptığı baskıların tüm bölgeyi etkilediğini belirten Yazgan, Lübnan üzerinde ise ABD’nin doğrudan baskılarının yanında Suudilerin başını çektiği Körfez’in rolü bulunduğunu anımsattı:
Nalan Yazgan’a göre Donald Trump’ın Gazzelileri Arap ülkelerine sürme fikri gerçekleşebilir:
Yazgan, Lübnan’da ABD ve Suudi Arabistan’a bağımlı durum nedeniyle yönetimin de ordunun da işinin hiç kolay olmadığını dile getirdi:
Trump’ın ‘Gazze’de tehcir planına’ karşı Arap ülkelerinden kınama dışında bir tepki gelmeyeceği görüşündeki Yazgan, asıl tepkinin Direniş Ekseninden geleceği görüşünde:
ABD Başkanı Donald Trump’ın Elon Musk başkanlığında yeni kurduğu Hükümet Verimliliği Departmanı’nın (DOGE) federal bürokrasideki tasfiyeleri büyük tartışma kopardı. Havacılıktan sağlık bakanlığına uzanan tasfiyelerde en dikkat çekici tartışmalar ise ABD devletinin rejim değişikliği operasyonları ve dünya hegemonyasını tesis etmekteki en önemli ideolojik aygıtı olan ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) oldu. Ajans ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesine sokulurken binlerce çalışanına da ‘kapı gösterildi’.
Demokratlar, yaşananları ‘darbe’ olarak nitelendirirken, Trump yönetiminin Cumhuriyetçi tabanı Amerikan devletinin dünyaya saçtığı paraların şaşkınlığında.
Cumhuriyetçiler, Amerikan devletinin dünya çapındaki STK imparatorluğunun pek çok ülkedeki istikrarsızlaştırıcı rolünden ziyade paralarının pek çok ülkede Demokratların ‘woke ideolojisine’ hizmet etmesiyle alakadar görünüyorlar. USAID’ın Amerikan askeri stratejisinde de yeri olan rolleriyle ilgilenmiyorlar. Neoliberalizmin turbo motoru haline gelmiş icraatları tuhaf biçimde ‘radikal sol ve marxizm’ olarak sunuyorlar. Demokratlar ise USAID’in ‘dünya çapında hayır işleri yaptığını’ iddia ediyor ve Trump yönetimini ‘kurumsal darbeye kalkışmakla’ suçluyorlar.
Bu tartışmalar vesilesiyle USAID’in özellikle son yıllarda tüm dünyaya ‘bağımsız’ diye pazarlanan önde gelen yayın organlarının da Amerikan hükümeti tarafından fonlandığı ortaya serildi. Liberal Politico haber sitesinden BBC bünyesindeki yapıya uzanan bu denklemde Ukrayna’da ‘bağımsız’ diye sunulan medyanın da yüzde 90’ının ABD hükümeti tarafından fonlandığı anlaşıldı.
ABD müesses nizamın dünyada medya finansmanı ile siyasi mühendisliğini Londra’da yaşayan gazeteci ve belgeselci Sedat Aral ile konuştuk.
Sedat Aral’a göre ABD siyaseti içindeki bilek güreşi sayesinde dünyadaki liberal medyanın ‘gerçek yüzü’ ortaya serildi. Ancak sosyal medya dışında örneğin Avrupa’da ana akımın meseleyi tartışmaktan kaçındığını dile getiren Aral, “Bu sistemden o kadar çok insan beslenmiş ki...” diye vurguladı:
Aral, bugün Amerikan halkının Demokratlar ve liberallerin ‘dünyaya yardım ediyoruz’ diyerek maskelediği milyarlarca doların hesabını sorduğu görüşünde:
Trump’ın federal bürokrasideki tasfiyeleri kendi ajandasına uygun kullandığını belirten Aral, diğer yandan Demokrat ve liberallerin kurduğu sistemin kontrolden çıkmışlık haline işaret etti. Aral’a göre sıra CIA’ya gelebilir:
Batılı elitlerin son yıllarda sürekli vurguladıkları ‘bağımsız medya’ söyleminin gerçeği yansıtmadığını ifade eden Aral, şunları kaydetti:
USAID’in El-Kaide’ye yemek yardımı dahil birçok alanda faaliyette bulunduğunu söyleyen Aral, bunların Batı medyası tarafından ‘görmezden gelindiğini’ vurguladı:
Aral’a göre medyanın durumunun vahim olduğu bir ortamda sosyal medyanın ortaya çıktığını ancak Elon Musk’ın niyetlerinin de sorgulanması gerektiğini vurguladı.
Ukrayna’da ‘bağımsız’ diye sunulan ve fonlandığı anlaşılan medyanın haberlerinin gerçeği yansıtmadığının ortaya çıktığını belirten Sedat Aral, artık yalan haberden bile gocunmayan bir editoryanın hakim olduğunu dile getirdi:
Aynı şekilde USAID ve benzeri STK endüstrisinin göç meselesini ‘gelir kapısına’ dönüştürdüğünü belirten Aral, bu durumun göç alan Avrupa ülkelerinde yarattığı tahribata da dikkat çekti. “Bu hikâye demokrasiyi sıfır noktasına, başladığı yere geri getirdi” diyen aral,, ‘modern köleciliğin’ bile kapısının aralandığı görüşünde:
ABD Başkanı Donald Trump, ilk dış politika icraatlarında Kanada ile Meksika’nın yanı sıra Çin’e ‘gümrük vergileri’ silahını çekerken, göç sorunu üzerinden Latin Amerika’yı dize getirme hamlelerine girişti.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ilk yurtdışı ziyaretlerini Güney Amerika’dan başlatırken, Trump’ın özel temsilcisi Richard Grenell’in de Nikolas Maduro’nun ‘meşruiyetinin’ tanınmadığı Venezuela’ya gitmesi dikkat çekti. Grenell, bölgenin petrol zengini ülkesine ‘spesifik’ bir misyonla gittiğini söylelyip ABD’nin paralı askeri olmakla suçlanan 6 Amerikalı’yı alıp götürmeyi başardı.
Trump’ın Latin Amerika’lı göçmenleri geri gönderme hamlerine yüksek sesle ilk itirazları dile getiren Kolombiya lideri Gustavo Petro ise geri adım atmak zorunda kalmış durumda. Meksika yönetimi sınıra 10 bin asker göndererek kontrolü sıkılaştırmak karşılığında gümrük vergilerinde bir aylık erteleme elde etti. Trump’ın gözünü diktiği Panama ise açık tehdit altında Çin Halk Cumhuriyeti ile Kuşak ve Yol Mutabakatını yenilememe kararı almak zorunda kalmış görünüyor.
Trump yönetiminin Latin Amerika’ya yönelik tehditkar politikaları ve bölge ülkelerinin durumunu CGTN Türk Genel Yayın Yönetmeni Ulaş Can ile konuştuk.
Ulaş Can’a göre Latin Amerika ülkelerinin Trump’ın saldırgan politikaları karşısında birleşmeleri kolay değil. Altkıtada ABD’ye karşı durabilen tek ülkenin Venezuela olduğunu anımsatan Can, Trump’ın Batı destekli muhalefet liderini muhatap almazken, temsilcisini sınırlı bir misyonla bile olsa Karakas’a göndermesine de dikkat çekti:
Latin Amerika ülkelerinin kendi aralarındaki sıkıntılara işaret eden Ulaş Can, Trump’ın tehdit sopasını salladığı Panama’nın derhal Çin ile ilişkilerini etkileyecek pozisyonlara itilmesini vurguladı. Can, Küba dışında Latin Amerika ülkelerinin ‘Monroe 2.0’a dayanıklılık güçlerine dair şüphelerin altını çizdi:
Latin Amerika ülkelerinin ABD’nin ‘arka bahçesi’ konumlarına atıf yapan Ulaş Can, Brezilya gibi ülkelerin bile kendi içlerindeki iktidar mücadelelerine dikkat çekti. Can yine de ABD’nin yeni emperyalist tehditlerine yönelik direniş sergileneceği görüşünde:
Trump’ın gümrük vergisi politikalarının Amerikalıları da etkileyeceğini anımsatan Ulaş Can, meselenin Amerikan halkının fiyat artışlarını nasıl tahammül edeceğinde düğümlendiğini belirtti.
Trump’ın Latin Amerika’daki kartellerle ilgili de planları olduğu görüşünü dile getiren Can, sözlerini şöyle sürdürdü:
Can’a göre Trump ‘gümrük vergisi silahı’ ile iktidarları kendi lehinde değiştirme peşinde:
Beyaz Saray’da ağırladığı ilk yabancı lider, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu olan ABD Başkanı Donald Trump, ‘Gazze planı’ ile beklentileri de aştı. Etnik temizliği adeta ‘imar seferberliği’ olarak sunarak ‘emlakçı başkan’ pozisyonu alması, herkesi şoke etti.
Trump, Netanyahu ile ortak açıklama sırasında, ‘ABD’nin Gazze Şeridi’ni devralacağını’ ilan etti. Enkaza dönmüş Gazze’yi yeniden inşa etmekten söz eden Trump, Filistinlilerin gidecek başka yerleri olmadığı için Gazze’de olduklarını savundu, ABD’nin ‘emlak meselelerini halletmesi’ esnasında komşu ülkelerde ‘daha iyi koşullarda ağırlanacaklarını’ savundu. İnşaat planlarının ardından ise ‘tüm dünyadan insanların yaşayacağı uluslararası bir bölgeden’ söz etti.
"Orada uzun vadeli bir sahiplik pozisyonu görüyorum ve bunun belki de tüm Ortadoğu'ya büyük bir istikrar getireceğini görüyorum" diyen Trump, bu şekilde barış sağlayacaklarını iddia etti. ABD askerlerinin ‘gerekirse Gazze’ye gitmesi’ konusunda açık kapı bıraktı.
Trump’ı dinlerken memnuniyetini saklamayan Netanyahu, kendisini ‘İsrail'in Beyaz Saray'da sahip olduğu en büyük dostu’ olarak niteledi.
Gazze planı başta Suudi Arabistan olmak üzere Ortadoğu ve Avrupa ülkelerinin tepkisini çekse de Trump geri adım atmadı ve Truth Social hesabından "Çatışmaların sonunda Gazze Şeridi İsrail tarafından ABD'ye devredilecek" diye yazdı. ‘Bölgede modern konutlar ve güzel toplulukların’ yerleşeceğini belirten ama bu kez “İnsanlar için harika olacak - Filistinliler, çoğunlukla Filistinlilerden bahsediyoruz” vurgusu yapan Trump, yine “ABD'den hiçbir askere ihtiyaç duyulmayacak” ifadelerini kullandı.
Şimdi tüm dünya Trump’ın planını ve gerçekleşme olasılığını konuşuyor. ‘Ciddi olmadığını’ söyleyenler eksik olmazken, Gazze’deki ateşkes sürecine etkileri ile zaten gerilim içindeki Ortadoğu coğrafyasındaki sonuçları tartışılıyor.
Gelişmeleri Doç. Yasin Atlıoğlu ile konuştuk.
Yasın Atlıoğlu’na göre, Trump planı üzerine ‘kafa yormuş’ görünüyor. Trump’ın dünyadaki vekili uluslararası sistem açısından ‘çılgın ve pervasız’ söylemler kullandığını belirten Atlıoğlu, son bir yılda Lübnan ve Suriye dahil pek çok ülkede yaşananlar düşünüldüğünde bu tehcir planının ciddiye alınması gerektiği görüşünü dile getirdi:
Atlıoğlu, ABD’nin rejim değişiklikleri yoluyla son yıllarda Ortadoğu’da daha sorunlu ve zayıf rejimlerin ortaya çıkmasını sağladığını anımsatırken, ‘siyasi haritaları, sınırları belirleme’ iddiasına daha dikkat edilmesi gerektiği görüşünde. Atlıoğlu, büyük demografik değişime de işaret etti:
Beyaz Saray, Trump'ın ‘Gazze temizlenmeli’ açıklamasının ‘yanlış anlaşıldığını’ savunurken Atlıoğlu’na göre Trump’ın ‘sopa’ politikası izlediği gözden kaçmamalı:
Atlıoğlu, ateşkesle başarı elde edilse de Gazze savaşı nedeniyle Hamas’ın güç kaybettiğini ve önümüzdeki süreçte silah yahut maddi destek imkanının kısıtlandığını belirtirken, İsrail’in Filistinlileri ‘yıpratarak’ Gazze’den çıkarmak istediği değerlendirmesinde bulundu:
Doç. Atlıoğlu’na göre Trump İsrail’i Körfez ülkelerinin de bulunduğu Arap dünyasıyla barıştırdığı İbrahim anlaşmalarını bundan sonraki süreçte Lübnan ve Suriye ile genişletebilir:
İsrail-Filistin ateşkesinin İsrail’in tutumu nedeniyle ikinci aşamasına ‘şüpheyle’ yaklaşan Atlıoğlu, rehinelerin kurtarılması sonrası İsrail’in önündeki engelin de kalkalacağını öngördü:
Atlıoğlu, Filistin meselesinin bölgede ortak dava olarak görüldüğünü ve ülke liderlerinin Trump’ın isteği doğrultusunda bazı Filistinlileri almayı kamuoylarına kabul ettirebileceğini düşünüyor. Hatta Lübnan ve Suriye’ye yerleştirme olasılığını da dile getirdi:
ABD’nin Suriye’ye yaptırım tehdidini ‘demokrasinin kılıcı’ olarak niteleyen Atlıoğlu, Lübnan’ın da aynı durumda olduğunu belirtti. Atlıoğlu’na göre, iki ülke de Batı tarafından İsrail ile masaya oturtulabilir:
Yeni Suriye hükümetinin ayakta kalabilmesi için gerekli kapasiteye sahip olmadığını anımsatan Atlıoğlu, mevcut konjonktürü şöyle yorumladı:
Diğer yandan Atlıoğlu, Gazze’deki Filistinlilerin zorla çıkarılması halinde Filistin direnişinin İntifada’ya yol açabileceğini de vurguladı. Atlıoğlu’na göre, bu durum İsrail’i tedirgin ediyor:
Atlıoğlu, olası yeni çatışma durumunda Hizbullah açısından da askeri gücünü toparlamak için zamana ihtiyaç duyulduğunu vurguladı ve bu kez denklemde İran’ın boşluğunu anımsattı:
Atlıoğlu, diğer yandan da Rusya ve Çin’in önümüzdeki süreçte bir hamle yapma olasılıklarını dışlamıyor:
ABD Başkanı Donald Trump, göreve başlar başlamaz, tartışmalı kararnameleriyle gündeme damgasını vururken, federal hükümet bürokrasisinde giriştiği tasfiyeler tartışılıyor. Trump’ın Elon Musk başkanlığında yeni oluşturduğu Hükümet Verimlilik Departmanı’nın (DOGE) Hazine Bakanlığı’ndan aldığı yetki eşliğinde kolları sıvaması eşliğinde Trump’tan da dünyada yankı yaratan dış politika hamleleri geldi.
Trump yönetimi ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) tarafından finanse edilen tüm dış yardımları durdururken, yardımların yapıldığı yerler ve boyutları herkesi şaşırttı. USAID çalışanları idari izne çıkarıldı, ajansın ABD Dışişleri Bakanlığı’na bağlanması söz konusu. Trump yönetimi için ‘israf’ başlığı altında Amerikalıların vergilerinin yabancı ülkelerde harcanma biçimi sorgulanıyor. Tüm dış yardımlar 90 günlük inceleme için askıya alınırken, özellikle ‘bağımsız’ diye sunulmuş olan ana akım medya organlarının da USAID tarafından fonlanması tepki yarattı.
Diğer yandan Trump’ın tercihi olan yeni Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Megan Kelly ile röportajında ‘tek kutuplu dünyanın artık geçerli olmadığını’ kabullenerek dikkatleri üzerinde topladı.
Trump yönetimi ile ABD’nin yeni dönemdeki politikalarını Prof. Dr. Hasan Köni konuştuk.
Prof. Dr. Hasan Köni’ye göre ABD ‘dünya polisliğine soyundu’ ancak değişen dengeler ile birlikte artık bu pozisyondan çekiliyor. Köni, Trump’ın yeni dönemi ile birlikte uluslararası ilişkiler sisteminin derinden dönüşüme uğrayacağının işaretlerinin geldiğini belirtti. Teknoloji oligarklarının ABD’deki yeni rolüne atıf yapan Köni, artık uluslararası ilişkiler alanındaki profesörler yerine işletmecilerden yorum beklenebileceğini dile getirdi:
Avrupa Yeşiller Partisi’nin savunduğu ‘çok kültürlülük’ ilkesinin dünyayı bir çıkmaza sürüklediği ve Birleşmiş Milletler’in (BM) kurduğu düzenin gerçeklik algısından uzak olduğunu anımsatan Köni, şunları kaydetti:
Prof. Köni’ye göre bugün yaşananlarda neocon Biden yönetiminin payı unutulmamı. USAID’in fonlamaları arasında Ukrayna’nın yerini anımsatan Köni, dünyanın medya üzerinden de karıştırıldığını vurguladı:
Prof. Dr. Köni, ABD’nin her yere sözde ‘demokrasi götürme’ söylemine atıfla bulunarak, kendi yarattığı sistemin altında kaldığı görüşünde:
Avrupa’nın üzerindeki ‘ABD kalkanı’ etkisinin azaldığı görüşünü dile getiren Köni’ye göre yeni bir çağ başlıyor ve bu yeni çağın kuralları zamanla oturacak:
Rusya ve Çin faktörünün Ortadoğu’daki meselelerde dahli olmadığı ve bölgede ABD ve İsrail’e direnç gösterecek bir güç bulunmadığı görüşündeki Köni, özellikle Suriye üzerinden ortaya çıkan yeni resmin Türkiye açısından da sıkıntılar barındırdığına dikkat çekti:
ABD Başkanı Donald Trump, gümrük duvarları tehdidiyle başladığı yeni dış politika yöneliminde yakın komşuları Kanada ve Meksika’nın yanı sıra bölgede yıllardır yatırımlarla varlığını hissettiren Çin Halk Cumhuriyeti’ni de hedef alıyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ilk yurt dışı ziyareti olarak Latin Amerika rotasını tutarken, ilk durağı da Trump’ın iki Çinli şirketin liman işletmesini yürüttüğü için hedef tahtasına koyduğu Panama oldu.
Trump, Panama Kanalı’nı adeta Çin’e aitmiş gibi göstererek, askeri müdahale dahil her seçeneği açık tutarken, Rubio’nun ziyareti Washington için ilk etapta olumlu sonuçlandı. Panama Devlet Başkanı Jose Raul Mulino’nun önceki açıklamalarına karşın Panama Çin ile Kuşak ve Yok Girişimi mutabakatının yenilenmeyeceğini duyurdu.
Trump’ın Çin ile ticaret savaşları için şimdiden düğmeye bastığı yorumları yapılırken, gelişmeleri gazeteci ve yazar Gökhun Göçmen ile konuştuk.
Gökhun Göçmen’e göre Trump yönetimiyle birlikte ABD dış politikasında Çin’in merkezde yer alacağı netleşti. Göçmen, yemin tören öncesi Trump’ın yumuşak söylemleri ile Çin Devlet Başkanı Şi Jinping’le yaptığı telefon görüşmesine atfen ‘kısa süreli yumuşamaya’ karşın atılan ilk adımları vurguladı. Göçmen, Trump’ın dışişleri bakanı seçimi olan Rubio’nun ‘Çin şahini’ tutumuyla yaptırım listesine bile girmiş olduğunu anımsattı:
Göçmen, Rubio’nun Megan Kelly ile son röportajında ABD’nin ‘tek kutuplu’ dünyanın sonunu ilan etmiş olmasına rağmen ‘Çin takıntısına’ da işaret etti:
Göçmen Panama Kanalı’nın Çin açısından bölgedeki ‘domino etkisine’ atıf yaparken, Trump yönetiminin de Çin ile hesaplaşmayı Latin Amerika’dan başlattığı değerlendirmesinde bulundu. Göçmen, bu amaçla ABD’nin ‘Çin’in kanalı Amerika’ya kapatma’ riski söylemlerinin yayıldığına işaret etti:
Göçmen’e göre Panama, tarihi İpek Yolu güzergahında Doğu-Batı ticaretini yeniden canlandırma hedefiyle Çin'in 2013'te başlattığı Kuşak ve Yol Projesi’ni ABD baskısı ile dondurdu:
ABD’nin Çin’in daha fazla büyüme potansiyelini gördüğü için önünü kesmek istediğini belirten Göçmen, özellikle Arktik İpek Yolu’nun da hedefte olduğunun altını çizdi:
Çin’in ABD’nin ‘bağları koparma planlarını’ görerek ekonomik önlemlerini aldığını da ifade eden Göçmen, sözlerini şöyle sürdürdü:
Trump’ın ‘Sonu gelmeyen savaşlar ABD’yi mahvetti’ saptamasına atıfta bulunan Göçmen, diğer yandan ABD’nin Çin ile doğrudan askeri çatışmaya girmek istemeyeceği görüşünde:
Washington’daki kimi uzmanların ‘ABD’nin Rusya’yı yanına çekerek Çin’e karşı bir hamle yapabilir’ görüşüne atıf yapan Göçmen, Rusya ve Çin’in bu gibi ‘bayat numaraları’ satın almayacağı görüşünde:
Göçmen’e göre, Ukrayna krizi bağlamında da Rusya ile Çin’in ilişkilerini etkileyecek bir durum yok. Göçmen krizin başından bu yana iki ülke liderlerinin ikili ilişkiler ve küresel işleri koordine etmiş olmasına atıfta bulundu:
Çin’in DeepSeek ile Batı’daki ‘tekno oligarklara’ tokat gibi bir cevap verdiğini belirten Göçmen’e göre, Çin yapay zekânın demokratikleşmesine katkı sunuyor:
From the publisher's feed

66 Listeners

67 Listeners

21 Listeners

0 Listeners

14 Listeners