“Kemal Can’ın GazeteDuvar’daki ‘Ehven-i şer mecburiyeti’ başlıklı yazısı, bugün yeniden bir ‘Yetmez ama evet’ (YAE) akımıyla karşı karşıya olup olmadığımızı tartışmaktaydı. İlginç bir nokta olarak da bugünkü YAE akımına mensup olanların, 2010’daki YAE’cileri en ağır şekilde eleştiren kesimler içinden çıkmasıydı. Bugünkü, terim yerindeyse, YAE 2.0’ı meydana getiren görüşler yumağı aslında şunu ifade ediyor: Türkiye’de rekabetçi otoriter bir rejim var. Bu rejimin niteliği gereği değişmesi, değiştirilmesi çok zor ama imkansız değil. Dolayısıyla, ‘ne yaparsak yapalım, bu iktidar gitmez’ boşvermişliğine karşı, bu kadar zor bir işi başarmak için harekete geçmiş ve başarma yönünde de ilerleyen muhalefeti desteklemek en doğru tavırdır. Bu yönüyle, YAE 2.0’ın 10 yıl öncekinden farklı olarak daha fazla demokrasi talep ettiği için değil, iktidar değişimi arzusuyla bu pozisyonu savunduğu görülüyor. Böyle görünüyor çünkü muhalefetin istediği iktidar değişikliğini gerçekleştirmesi halinde vaat ettiği ‘parlamenter sistem’in demokratik olup olmayacağı konusunda bir belirlilik yok. Aksine, hem muhalif blokta ve hem de YAE 2.0’da ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’ demokratikleşme ile özdeş gibi görülüyor. Oysa, cumhuriyetin 100 yıllık tarihinin uzunca dönemleri parlamenter ama demokratik olmayan yönetimlerle yüklü.