
Sign up to save your podcasts
Or


Bertan Rona ‘nın hazırlayıp sunduğu Bakışlar ‘ın bu bölümünde ‘Sübhan’ kavramı konuşuluyor. Bu bölümde Bertan Rona; Kainatta her şey hareket halindedir. Peki bu hareket nereden gelir? Bir başka nesneden gelir.. Bu zinciri geriye doğru sardırsak bize bir ilk hareket ettirici lazım. Felsefede, kainatta hareket eden her şeyin canlı olduğu kanaati oluşmuştur. Hareket mekanik ve diyalektik olmak üzere ikiye ayrılır. Heraklitos durağan gördüğünüz şeyler de hareket halindedir demiştir. Yunancada otokrator manasına gelen bir kelime vardır. Sübhan hareket ettiren manasına da gelir. Hareketi var eden de demektir. Allah’ın gücü ıskalanan konudur. Hûda: Gücü kendisinden gelen demektir. Tanrı içinde kullanılır, din adamı içinde kullanılır. Otantik: efendi demektir. Efendi adama aynı zamanda çelebi de deriz. Çelebi, çalab, lord, huda, tanrı ile aynı köktendir. Din adamı, yönetici tanrı kökünden alınmış isimler olmuştur, tarih boyunca. Kan, gen, soy, cin aynı köktendir. Ehli tahkik demiş ki; İnanarak besmele çeken dağları yerinden oynatabilir. İlim amele tabidir. Allah’ın amelleri yoktur fiilleri vardır. Allah karar vermez, takdir eder. Akıl parçaları birleştirip sonuca gitmektir. Bundan dolayı Allah’ın akıllı olduğundan bahsedemeyiz. Piyano çalmak neden kitaplardan öğrenilemez, çünkü bu beceri ile de ilgiliidir.. Kutsal kitapların Resulsüz, tek başına gönderilmemesinin hikmeti burada gizlidir. Kuran’ı Kerim’de görsellik tarifi olamaz. Gelin, Beraber Yürüyelim...
İbrahim Kalın ile Kendi Gökkubbemiz'e yolculuğumuz devam ediyor. Bu bölümde İbrahim Kalın; Marx ile kavga etmek yerine ondan alacağımız şeyler var, diyerek sohbete başladı ve ilave etti biz kendimiz olacağız diye hiç bir zaman kendimizi dünyaya kapatamayız. Medeniyetler hep etki almışlar etki vermişler. Bugün biz burada dağıldık. Dünya vatandaşı olacağız diye ayağımızın bastığı toprakları görmezden gelemeyiz. Tamamen kapattığımız zaman sistemi fosilleşmeye başlarsınız. Sağ sol kavramları bizi izah etmiyor, orta asya tipi bizi izah etmiyor. Başka neticelerin sonucunda ortaya çıkmış kavramları getirip koyduğunuzda olmuyor, oturmuyor. 'Din kitlelerin afyonudur' gibi mesela. Bunu burada kullanmaya çalıştığınızda olmaz. Burada herkes eşittir. Din adamı ve ayrıcalıklı sınıf bizde yoktur. Herkes kuldur ve Allah'ın önünde eşittir. Marx'ın temel isyan noktası sosyal adalettir. Türkiye'de sol gelenek batının din anlayışını uyguladığından dine yabancılaştı. Adalet kelimesi Arapçada her şeyi yerli yerinde koymak demektir. Sol İslami gelenek ile çatışmak zorunda değil. Farklı katkılar sağlayacakları ama bu fırsatı kaçırdı. Kemal Tahir kendi sol çevrelerinden aforoz edilmiştir. Devletin varolma sebebi insanların adaletle yönetilmesidir. İbrahim Kalın'a yöneltilen; sol bir entelektüel ile oturup konuşabiliyor musunuz? sorusuna ise İbrahim Kalın; Solcular, hepimiz reklamcı olduk derler. O yüzden aynı zeminde konuşacağımız kişi pek kalmadı gibi.. Bizim en büyük eksiğimiz kendi kavramlarımızı üretemiyoruz. Başkasının kavramları ile kendini tanımladığında önce kendine yabancılaşırsın. Sonra o kavramlar senin birer hapishanen olur. Bir diğer soru; Batı entellektüelleri ile oturup konuştuğunuzda ortaya ne çıkıyor? Oradaki temel mesele entelektüel birikim siyasete şekil veremiyor. Bir sistem eleştirisi yapıyorlar bu kıymetli ama onlar siyasete şekil verme kıvamına bir gün gelir diye ümit ediyorum. Bu ülke tarih boyunca mülteciler konusunda çok yoğun bir katılım almış Bizim bazı semtlerimizin isimleri de ona göre şekillenmiş. Polonezköy diye bir yerimiz var mesela ya da Saraybosna diye bir yerimiz var... Mülteciler ile ilgili sergilemiş olduğumuz durum neden takdir görmüyor? Siyasi sonuçlarından dolayı takdir etmiyorlar. Çünkü kabullenmek istemiyorlar. Alman Başbakanı yasa dışı göçmen diyor biz ise Mülteci diyoruz. Biz ensar onlar muhacir dediğinde bir milletin 1400 yıllık karakterinin ortaya koymuş oluyorsunuz. Batı ise kendi propagandasını yaptığı ilkeleri hayata geçirme noktasında üç maymunları oynuyor. Biz bugün ara ara temsiliyette sorunlar yaşıyoruz. Bu konuda kendimize çok gaddar olmayacağız ama çok da görmemezlikten gelmememiz lazım. Sorunların hepsini dışarıda aramamak lazım. Büyüdüğünüzde şunu olacam diye bir hedefiniz var mıydı? Mesleğim ne olursa olsun, okuyan yazan biri olarak istemiştim. Meslek kaygısı ile hiç okumadım. İyi ki de böyle yapmışım. Çünkü bu benim alanımı daraltmadı. Ve daha bir çok özel konu bu bölümde konuşuldu. Gelin, Beraber Yürüyelim...
Ömer Tuğrul İnançer Dinle Neyden 'in bu bölümünde tasavvuf ekolü deyince akla tasavvufta olmazsa olmaz kavramlar gelir. Bunlar terk, takva, irfan, yardım, keramet, aşk gibi unsurlar. Nasıl Hulefai Raşidin Efendilerimizde sadakat, adalet, haya, ilim ve gaza nasıl sembolize olmuşsa, tasavvuftaki kavramların da sembol isimleri vardır. Hz. Ömer adilde Hz. Osman adil değil mi, ama bu sembolize etmedir. Terkte İbrahim Ethem, İrfan da Bayezidi Bestami, Zühdü takvada Cüneydi Bağdadi, yardım da Hz. Abdülkadir Geylani, Hz. Mevlana 'da aşk ile sembol edilmiştir. Hz. Mevlana'nın bu beyiti aşkın ne olduğu anlatmaya yetmez ama bir kapı açar. "Aşkast tarîk-i râh-ı peyâmber-i mâ Mâ zâde-i aşkam ü aşk mâder-i mâ" (Benim perygamberimin yolu aşk yoludur; ben aşkın oğluyum, aşk benim annemdir...) - Mevlâna Celâleddin-i Rûmî - Bu beyiti bugün analamakta zorlanıyoruz çünkü aklımızı bedenimize hapsetmişiz. Kendilerimiz bedenimize hapsolduğumuz için insanı da bedenden ibaret zannediyoruz. Algılama beş duyudan ibaret değildir. Bir çok başka algılama yöntemi var. Doğmak ile biyolojik olarak değil, daha öteden insan nasıl olur. Hz. Mevlana beni doğuran aşktır derken bunu kastetmiştir. Hz. Mevlana aşkı icat etmiş algısı yanlıştır, bunun aksini zaten söylemiştir. Aşk kelimesi Kur'an'da yoktur olmayacak zaten. Müminde aşk zaten vardır ama örtülüdür. Mutlaka kilit anahtarı lazım. Kur'an-ı Kerim'deki tarifi nasıldır ' Müminler Allah'ı şiddetle severler.' Ancak biz bugün dinimizi seccade üstüne, caminin dört duvarına, ramazan ayına sıkıştırmışız. Allah'ın severim dediği her vasıf peygamber efendimizde var, sevmem dediği her vasıfta peygamber efendimizde kesinlikle yok, Ona Habibullah denmeyecek de bana mı denecek. Aşksız muhabbetsiz hiç bir şey olmaz. İnsan okulda hocayı seviyorsa dersi sever. Muvaffak olmak sevgiye bağlıdır. Aşk adam olmanın da yegane yoludur. Yunus'umuz bu hususta ne diyor. 'Aşk gelecek cümle noksan tamam olur.' Toplumdaki aksaklıkları yasaklar çözmez, Allah muhabbeti çözer. Çünkü muhabbetin esası korkudan kaçmak değildir, mükafatlandırmaktır. Çocuklar niye ağlar bilir misiniz? Anne babalarının inatları yüzünden... Hz. Ali'nin Ebubekir, Ömer ve Osman isminde çocukları vardı. Eski bayramlar, eski ramazanlar başka oluyordu çünkü her an değişim halindeyiz. Ama bunları yarıştırmak yanlış. Aşkta da yarıştırmamak lazım. dedi... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Yusuf Kaplan ile Yol Haritası programının bu bölümünde ikinci medeniyet krizi diye isimlendirdiği dönemi anlatıyor. Bu ikinci medeniyet krizi dönemini Tanzimat ve Meşrutiyet‘te yaşananlar olarak açıyor. Yusuf Kaplan; Yakın tarihe ilişkin çapraz okuma yapmalıyız. Tek tip okuma bizi bir yere götürmez. Tanzimat’ın bir ruh arayışı olduğunu da kabul edersek bu çapraz bir okuma örneği olur. Tanzimat fiyasko ile sonuçlanmıştır ama meşrutiyeti doğurmuştur. Bu yönü pozitiftir. Şinasi’nin Şair Evlenmesi bize Tanzimat hakkında fikir verir. Çünkü Şinasi’nin Şair Evlenmesi bizi karikatürize etmiştir. Sarayın, Şair Evlenmesi’ ne sahip çıkması da komedidir. Ve bu durum sarayın Batılılaştığının da fotoğrafıdır. Tanzimat olmasaydı meşrutiyet olmazdı. Meşrutiyet çok önemli bir nokta. Entelektüel olarak çok önemli hazırlıklar önümüze çıkıyor. Ahmet Cevdet Paşa geçiş dönemi kaygısını yaşamış ve bu duruma köklerden kopmadan karşılık vermiş çok önemli bir aydın. Batıdan gelen moderniteye karşı dimdik durabilmiş bir şahsiyettir Ahmet Cevdet Paşa. Anâsırı Vataniyye eksen alınırsa ordu mahvolur diyor Ahmet Cevdet Paşa. İttihat ve terakki batıya karşı aşağılık kompleksinin yansımasıdır. Ziya Gökalp şizofreninin zirvesidir, dedi Yusuf Kaplan ve ekledi ne yardan ne de serden geçmiştir ama ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamamıştır. Ahmet Cevdet Paşa: Osmanlı insanlığın son adasıdır demiştir. Ahmet Cevdet Paşa ikinci medeniyet krizinin Gazali’sidir. Sanatta, meşrutiyet döneminde köklerden kopuşu görüyoruz. Tevfik Fikret ile bu zirveye çıkmıştır. Entelektüel hayatta yörünge yitirilmiş değil ama sanat ve edebiyat hayatında köklerden kopuşu görüyoruz. Abduh ve Afgani üzerinden İslamcılık üzerinde ki aşağılık duygusunu görebiliriz. Bizim aydınımızda bu aşağılık kompleksi çok yoktur. Geleceğin ilimler ve bilim felsefesini ortaya koyabilmiş bir adam var orada. İstanbul’da gerçekleşen batılılaşma hareketi Osmanlı’da çevreye yansımamış. Cumhuriyet’te ise batılılaşma tüm topluma dayatılmıştır. dedi… Ve dahası bu bölümde. Gelin, Beraber Yürüyelim...
İMTİHAN... ÇOK GÜZEL BİR AŞK HİKAYESİ insan arar... bazen bulur bazen buldum zanneder bazen buldum zannetmişken bi imtihanla kaybediverir aradığını bazen bir çift gözün derininde bulur bazen kaybeder kendisini insan, bir çift göz bebeğinin taa içinde genç adamda ararmış aşkı ararmış o kitaplarda okuduğu, filmlerde seyrettiği , hayalini kurduğu ,rüyalarda gördüğü aşkı aramış yıllar boyu bir gün bir kütüphaneden bir kitap almış oturmuş sabaha kadar okumuş, yutmuş o kitabı ezberlemiş bazen sayfaları bir biri ardınca cevirmiş tekrar okumuş tekrar okumuş ve o kitaptaki aşka vurulmuş genç adam sonra kitabı kapatmış sabaha karşı düşünmeye baslamış acaba böyle aşklar gerçekten var mıdır? Böyle bir aşık? Böyle bir maşuk? Böyle bir çift göz gerçektede var mıdır? Kitabın kapağını kaldırıp bakmış ki, kendinden önce okuyanların isimleri var, bir tane bayan ismi ! acaba demiş bir ömür beklediğim, aradığım acaba bu olabilir mi? oda bu kitabı okurken filan sayfada benim düşündüğümü düşünmüş müdür ? falanca sayfayı okurken böyle bir tebessüm etmiş midir? falanca sayfada gözlerinden yaşlar süzülmüş müdür bir bir hayaller kurmaya başlamış sabah oldugunda genç adam aradığım sevgiliyi buldum demiş O kadın benim bir ömür aradığımdan başkası degil göreceğim onun gözlerini onun gözlerinin kapısından gireceğim yüreğine sabah olunca o isimdeki herkese birer tane mektup yazmaya başlamış göndermiş mektupları ve beklemeye başlamış...1...2...3.... günler günleri kovalamış haber yok bir sabah eve geldiğinde posta kutusu !!! kalbi güm güm atmaya başlamış çıkartmış ondan bir mektup Cevap : genç adam sizi tanımıyorum bir kez bile görmedim yüzünüzü zaten görmemde gerekmez..bir tek gördüğünü sevmez gözler ama itiraf edeyim yazdıklarınıza vuruldum. sizde benim hoşuma gittiniz adam hemen bir cevap karalamış oracıkta cevabını beklemeye koyulmuş 2 3 gün koşmuş gelmiş bakmış posta kutusunda bir mektup daha... böylece 5 yıl boyunca karşılıklı mektuplaşmışlar birbirlerinin ne yüzünü ne gözünü görmemişler o zaman diliminde delikanlı dayanamamış artık yakmış hasret yüreğini ve mektup yazmış. hanım efendi sizi görmek istiyorum yüzünü görmeden özüne vurulduğum kadını merak ediyorum ne olur buluşalım cevap gelmiş... hay hay falan gün filan sahil kasabasında falan yerde bekliyorum. beni tanımanız için yakamda kırmızı bir gül olucak nihayet o sabah geldiginde genc adam 2 saat önceden koşturup o sahil kasabasına gelip beklemeye başlamış. martıların sesi bir başka dalgalar bir başka vurmakta sahile yüreği alt üst pır pır vakit yaklaştıkça karşıdan gelenlere acaba omu belkide budur hepsinin yakasına bakıp yok o değil o değildir en son bakmış ki karşıdan birisi geliyor muhteşem bir endam saçlar bellere kadar dökülmüş ,bakışlar insanı alıp asırlar ötesine kıtalar ötesine götürecek kadar güzel ve o kadar tatlı bir tebessümle genç adama doğru geliyorki işte demiş genç adam biliyordum o ona doğru yürümeye başlamış yaklaşmış tam karşı karşıya gelmişler göz göze bakmışlar genç kız bir tebessüm edip delikanlının önünden sıyrılıp geçmiş ki arkada 50 li yaşlarda kalın camlı gözlükleri olan yüzü çiçek bozuğu 80 kg kadar 1,50 boylarında yakasında kırmızı bir gül olan bir kadın dönüp bakmış giden kıza GEL der gibi bakmakta o güzellik diğerinin gözlerine bakmış yalvararak bakıyor hayır demiş genc adam ben bir anda vurulduğuma degil yüzünü görmeden özüne vurulduğum kadına gideceğim ihtiyar kadının önüne gelmiş elini uzatmış merhaba demiş ben felanca kişi kadın tebessüm etmiş. delikanlı sizi tanımıyorum ama şu karşı kaldırımdaki kız varya sizi görünce gözleri ışıl ışıl oldu yakasındaki gülü çıkartıp benim yakama taktı ve dediki ; şşşş teyze İMTİHAN ...İMTİHAN ..İMTİHAN DELİKANLI DÖNÜP BAKTI Kİ GENÇ KIZ KOLLARINI AÇIP KENDİSİNE DOĞRU GELMEKTE BAZEN YILLAR SÜRER BİR GÖZÜN KAPISINDAN İÇERİ GİRMEK BAZEN BİR AN.... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Prof. Dr. Nurullah Genç Başarı Bedel İster'in bu bölümünde "Neden Başarılı olmak zorundayız?" sorusuna cevap arayarak başladı. Başarıya neden ihtiyaç duyuyoruz? Herkes başarılı olmak zorunda mı? sorusunu da ilave etti. Nurullah Genç: Herkes başarılı olmak zorunda ama herkes aynı başarıyı göstermek zorunda değil. Bu ülke başarısızların, tembellerin ülkesi değil. Çünkü çok zor bir coğrafyada yaşıyoruz burada başarılı olmaktan başka bir şansımız yok dedi. Eğer yeterince ders almazsak tarih muhakkak tekerrür eder, bu sebepten başarılı olmak zorundayız yoksa bu topraklarda ölürsünüz, esir olursunuz. Bizim hedeflerimiz olmalı ama başarı sadece hedefle de sınırlı değildir. Başarı hedefi de aşmaktır. Herkesin hedefelediği yeri aşmak büyük başarının sebebidir. Heidegger; ben sadece düşünüyorum, yapmayı başkalarına bıraktım. Bu anekdottan çıkardığım sonuç şudur, insanlar üçe ayrılır. Düşünenler, yapanlar ve hem düşünenler hem yapanlar. Biz üçüncü tip insan olmalıyız. Yani hem düşünen hem de yapan insan olmalıyız. Başka bir şansımız bu coğrafyada yok. Nurullah Genç çölde karşılaşan bir bedevi ve bir düşünür örneği ile bu anlattıklarını delillendiriyor. Bu ülkede herkes düşünse ve üretse ne kadar yeni düşünce ve üretim çıkar ama burada bir karar vermemiz lazım biz kim olacağız? bunun kararını verirsek Anadolu çok farklı bir yere gelir. Neden başarıya verilecek en güzel cevaplardan biri de İbn Haldun'un Tavırlar Nazariyesi'dir. Tavırlar Nazariyesi'nde devletlerin beş aşamadan ibaret olduğunu ifade ederken aynı zamanda tüm devletlere ayna tutuyor. Kuruluş Osman, Diriliş Ertuğrul'a baksanız görürsünüz bir devletin kuruluş sancısı vardır, buradan bir tavır görünür. Nurullah Genç İbn Haldun'un Tavırlar Nazariyesi'ni kendisine referans alarak devletimize karşı başarıya neden ihtiyacımız olduğunu ayrıntılı olarak açıkladı. Ve dahası Başarı Bedel İster'in bu bölümünde. Gelin, Beraber Yürüyelim...
Ömer Tuğrul İnançer ile Dinle Neyden yoğun ve anlaşılır içeriğiyle devam ediyor... 'Tevazu nedir?' bu bölümün temel sorusu oluyor. Mütevazi mi? Mütevazı mı? doğrusu nedir? Yanlış kullansak ama derdimizi anlatabilsek yine de olmaz mı? Bir kavramı tam anlamanın yöntemi nedir? Tevazu sahibine mütevazı denir, doğrusu budur. Bizim algılamamız sadece bedenimize ait beş duyu ile sınırlı değildir. Sanatçı ne ile o eserleri ortaya çıkarıyor. İç itici kuvveti vardır ve ona ilham denir. İlhamı beş duyusuyla algılamaz. Beş duyu dışında kalan alanlarda biz olayları seziyoruz. Beş duyu organ dışındaki algılama, zihnin - idrakin değil kalbin algılamasıdır. Ömer Tuğrul İnançer Dinle Neyden programının devamında şunları da ilave ediyor. Kavramları yanlış kullansak da aramızdaki anlaşmayı temin edebiliriz. Ama bunu bedenin anlar, Sen anlamazsın. Alçak gönlülüğe gelince, gönül çok yüksek bir mevkidir. Başka bir lisanda bunun karşılığı yok. Kalp başka, gönül başka. Doğru anlamak için kalbi anlamak lazım. Gönül öyle yüce ki, yanına alçak kelimesini koysan 'alçak gönüllü' diye yükseltmiş olursun. Çünkü; Kabe bünyadı Halil-i azer’est Dil nazargah-ı Celil-i Ekber’est Gönlü tamir etmeden Kabe'ye gidersen mukallit olmaktan yukarı çıkamazsın ve taklit tefekkürü yok eder. Alçak gönüllü olmak Allah'ın en sevmediği kibir, gurur belasından halas olmak demektir. Kibir öyle bir derttir ki... Alçak gönüllü olmak hakikati gizlemek demek midir? Hayır! Peygamber efendimiz bir takım meziyetler sahibi olduğunu söylemeseydi biz nereden bilecektik... Ama bunu hemen şu sözle tamamlardı, "büyüklenmek için söylemiyorum." biz bilelim diye söylerdi. Biz Muhammed (s.a.s) tapmıyoruz, biz Onun tapın dediğine tapıyoruz. Hz. Mevlana; Seçilmiş Muhammed (s.a.s) yolunun toprağıyım demiş, tevazu da ki güzelliği görüyor musunuz? Hürriyet Allah'a kul olmakla, yükseklik Muhammed (s.a.s.) tabi olmakla elde edilir. Taş kalpli olma, toprak gibi ol. Baharda dünyanın güneşi yer yüzüne vurduğu zaman taş değil toprak yeşerir. Sana da bir gün güneş gibi biri vurduğu zaman toprak gibi olursan nice çiçekler açar. Tevazunun karşıtı, kibrin bir özel şubesi ucubtur. Muzaffer Ozak Efendi: Ucub kendini alim zannedenlerde olur. İnsanların ayakları altında ezilmek tevazu değildir. Her eyvallahın bir illallah noktası vardır. Bursa kadısı Aziz Mahmud Hüdayi'ye Mürşid'i sırtında ciğer satırdı. Ama bu Onun zati terbiyesiydi. diyerek satır satır birbirinden kıymetli bilgiler verdi. O zaman son cümle yine Ömer Tuğrul İnançer 'den... Hoşçakalmayın hoş kalın.
Gelin, Beraber Yürüyelim...
Ömer Tuğrul İnançer Dinle Neyden'in bu bölümünde "İhlas nedir?" sorusuna cevap verdi. Bugün ihlas kavramını anlamakta neden zorlanıyoruz? Ömer Tuğrul İnançer kendisine has üslubu ile bu programda anlatıyor... ve daha bir çok soru bu bölümde cevap buldu... 📍İhlasın kaynağı nedir? 📍 İhlassızlık ne demektir? 📍İhlas Suresi neyi anlatıyor? 📍İhlas Suresi'nin insanlar üzerindeki tesiri nedir? Gelin, Beraber Yürüyelim...
Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde 'edep' kavramını konuşuyor. Edepten bizim anladığımız nedir? Aslında olması gereken nedir? bunları satır satır açıyor. Anlatırken de farklı bağlantılar, farklı örnekler sunuyor. Söz ile eylemin bugünlerde nasıl çelişkiler barındırdığını yine örnekler üzerinden anlatıyor. Edebin ayrıntılı olarak ele alındığı bu bölümde , bir çok soru kendiliğinden de cevap buluyor.. O sorular; 📍 Muhabbetin kemâli nedir? 📍 Sevmenin âlâmeti nedir? 📍 Edep neyin nesi? 📍 Sosyal medyadaki Hz. Mevlana sözleri ne kadar doğru? 📍 '80 yaşında nice çocuklar 15 yaşında nice büyükler tanıdım' sözü ne demek? 📍 'Yaşlılık başka bir şey büyümek başka bir şeydir' sözü ne demek? 📍 Osmanlıca diye bir dil yok mu? 📍 Takva korku değil mi? 📍 Gönülde cinsiyet yoktur? Gelin, Beraber Yürüyelim...
'Muhabbet aslında nedir?' Ömer Tuğrul İnançer bu soruya cevap niteliğinde başlıyor Dinle Neyden'in bu bölümüne.. Muhabbetin gönülden olması gerektiğini ve her gönle nasıl girmediğini anlatıyor. İnsandan - insana, insandan - hayvana, insandan - bitkiye, insandan - eşyaya, insandan - kavramlara muhabbet diye muhabbetin nasıl çok yönlü olduğunu örnekleriyle tek tek izah ediyor. Allah ile kul arasındaki muhabbeti anlatıyor ve bu muhabbetin nasıl artacağının metodunu veriyor. Karşımıza bir mürşid kavramı çıkarıyor ve ilave ediyor; 'Mürşid, mürid ile Allah'ın arasını düzelten kişidir!' diye. Ve daha bir çok başlık konuşulup, bir çok soru kendiliğinden cevap buluyor bu programda.. Peki hangi sorular; 📍 Muhabbet nedir? 📍 Peygamber efendimizin 'Biz Uhud'u severiz, Uhud bizi...' cümlesi neyi anlatır? 📍 İnsan Kur'an-ı Kerim'i nasıl daha iyi anlayabilir? 📍 İslam dini her zaman sulh dini midir? 📍 Peygamber efendimiz idam kararını neye, nasıl verdi? 📍 İslamı sempatik göstermek adına aslından nasıl koparıyorlar? 📍 Allah ile kul arasına kimse giremez mi? 📍 Mürşid kimdir? 📍 Mürşid niye var? 📍 Mürşid deyince akla kimler gelmeli? 📍 İradeyi nasıl güçlendirebiliriz? Gelin, Beraber Yürüyelim...
From the publisher's feed

65 Listeners

1 Listeners

13 Listeners

10 Listeners

7 Listeners

50 Listeners

73 Listeners

18 Listeners

10 Listeners

34 Listeners

0 Listeners

0 Listeners

0 Listeners

0 Listeners

1 Listeners