Gök titanları Koios ve Phoebe’nın kızı olan Leto’nun diğer çocuğu Apollon’un karakteri farklılıkları barındırıyor. Elindeki lir müzik ve sanatı, başındaki defne tacı hem zaferi hem de Daphne'ye olan aşkını, gümüş yayı ve oku hem şifa dağıtan hem de hastalık getiren gücünü simgeler.
Anneannesi Phoebe, Delphoi Kehanet Merkezi’nin kurucusu ve torunu Apollon’a bıraktı ve o zamandan sonra Apollon kehanetin de tanrısı oldu. Merkez kurulduktan sonra kehanetleri ileten kişiye Pythia denirdi. Süreç oldukça katı kurallara bağlıydı: Pythia, Kastalia Pınarı'nda yıkanarak arınır ve defne yaprakları çiğnerdi. Tapınağın en iç kısmındaki (Adyton) yarığın üzerine yerleştirilen tripodun üzerine otururdu. Yerden çıkan etilen gazı (modern araştırmalar bu gazın varlığını doğrulamıştır) onu transa sokardı. Pythia'nın anlaşılmaz mırıltıları, rahipler tarafından genellikle çift anlamlı, gizemli şiirler veya vecizeler şeklinde "tercüme" edilirdi.
Efsanelerin ötesinde, merkezin nasıl keşfedildiğine dair daha "doğal" bir anlatı da vardır. Hikayeye göre, Parnassos Dağı eteklerinde keçilerini otlatan Koretas isimli bir çoban, bazı keçilerinin yerdeki bir çatlaktan çıkan gazları soluduktan sonra garip hareketler yaptığını, sıçradığını ve tuhaf sesler çıkardığını fark eder. Çoban çatlağa yaklaşıp gazı kendisi soluyunca, geleceğe dair vizyonlar görmeye başlar. Bölge halkı buranın kutsal bir yer olduğuna karar verir ve çatlağın üzerine bir tripod (üç ayaklı ocak) yerleştirilerek ilk kehanetler alınmaya başlanır.
Bu arada dünyanın merkezini belirten Omphalos’un (Göbek Taşı) da Delphoi’da olduğunu hatırlatalım.
Ve gelelim farelerin efendisi olarak Apollon’a… Troya Savaşı’nda oklarıyla veba salan Apollon için yapılan Smintheus Tapınağı ve farelerin hikayesi bu tanrının bambaşka bir yönünü gösteriyor.
Büyük aşkı Daphne’den yüz bulamaması, Daphne’nin onunla olmaktansa bir ağaç olmaya razı olması Apollon’un da red edilebileceğini hatırlatır. Apollon, aşk tanrısı Eros'un okçuluğuyla dalga geçince Eros intikam alır. Apollon’a altın (aşk) oku, su perisi Daphne'ye ise kurşun (nefret) oku fırlatır. Apollon Daphne’nin peşinden koşar, ancak Daphne ondan kaçmak için babası nehir tanrısından yardım diler ve bir defne ağacına dönüşür. Apollon, o günden sonra defne yapraklarını kendine sembol seçer.
Ve Myrsyas… Kibirli ve yetenekli olan Apollon, lir çalmakta ustadır. Satir Marsyas, Athena'nın attığı flütü bulup ustalaşınca Apollon'a meydan okur. Yarışmayı kazanan Apollon, kibrinden dolayı Marsyas'ı cezalandırarak derisini yüzer. Bu hikaye, tanrının kıskançlığından çok sanatın gücünü simgeler.
Bu noktada Apollon’a hizmet eden ve sanatın çeşitli dallarını tüm dünyaya yayan Mouse’lardan yani ilham perilerinden söz etmeden olmaz…
Ve bölüm bir soru ile bitiyor: Apollon ve Artemis aslında aynı tanrının yansımaları mıydı?
-
Mitolojiyi Anlama Rehberi
Klasik filolog ve gazeteci Pınar Çelikel ve klasik filolog ve eski çağ tarihçisi Emre Poyraz bu podcast serisini mitoloji sevenler için hazırlıyorlar. Kulaktan dolma hikayelerle değil Eski Yunanca orijinal metinlerinden aldıkları bilgilerle Olympos’tan, tanrıların dünyasından söz ediyorlar. Zeus, Hera, Athena, Apollon, Artemis, Aphrodite, Hermes, Dionysos ve Hephaistos kimdi? Günümüz dünyasında yaşasalar karşılıkları ne olurdu? Mitoloji aslında bize ne demek istiyor? Her bölümde ayrı bir mitos, ayrı bir tanrı…