
Sign up to save your podcasts
Or


15. yüzyıl Osmanlı şairi ve devlet adamı Tacizade’nin “Şehrin Gözleri” diyerek tanımladığı Yedikule Hisarı, 4. yüzyılın sonunda inşa edildiğinde Bizans imparatorlarının anıtsal bir zafer takıydı. İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed tarafından mevcut sur sisteminin iç kısmına 3 adet kule eklenmesiyle bir iç kale hâlini aldı ve sur içi İstanbul’unun ilk askerî yapısı oldu.
Yedikule Hisarı tarihi boyunca; ganimetlerin saklandığı hazine binası, hapishane, hayvanat bahçesi, kız sanat mektebi, fişekhane, müze gibi farklı işlevlerde kullanılmış, her dönem yabancı seyyahların ilgi odağı olmuştur.
Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’un fethinden bir yıl önce, 1452’de Rumelihisarı’nı inşa ettirmiştir. Fetihten hemen sonra da kuşatma sırasında harap olan kara surlarını tamir ettirmiştir. İnşası 1458 yılında tamamlanmış olan Yedikule Hisarı’nın planı beş köşe üzerinde yer alan kulelerle kurulan bir iç kale niteliğindedir. Yıldız biçimli hisar, 15. yüzyıl İtalya’sında tasarlanan yıldız kalelere benzetilmektedir.
Bizans döneminde inşa edilen sur üzerinde dört kule yer alır. Bunlar, Altın Kapı’nın her iki yanındaki pilonlar, Sultan III. Ahmed Kulesi ve güneyde yıkılmış olan Bizans Kulesi’dir. Bunlardan sadece III. Ahmed Kulesi Osmanlı döneminde inşa edilmiştir. Osmanlı dönemi surlarında ise üç kule (Kitâbeler, Güney ve Kuzey Kuleleri), giriş methali ve altı küçük burç bulunur.
O treni olmayan istasyonun yılmaz bekçisi, Türk sanat müziğini dillerinden düşürmeyenlerin temsilcisi, Türkan Şoray’ın en koyu hayranı. Beyaz önlüklü, hoş sohbetli biri. Yedikule’nin Cavit abisi. Cavit Durukan…
Mahallenin eski sakinleri birer birer yarımada dışındaki yeni, modern evlerine taşınırken 14 yaşında başladığı berberlik mesleğinde 60. yıla merdiven dayamış Cavit abi bütün bir Yedikule’nin derdini dinlediği 8 metrekarelik şirin dükkânında zamana ayak diriyor.
Burası yıllar içinde âdeta bir fotoğraf sergisine dönüşmüş… “Kimler geldi, kimler geçti” diyerek hüzünlendiği dükkânında şimdi Cavit Durukan’ı kendi ağzından dinleyelim.
Yedikule Hisarı, Batılı ziyaretçilerin her zaman ilgisini çekmiştir. Hisarın haşmetli yapısı ve konumu itibarıyla kente yalnızca karadan giriş yapanların değil, deniz yoluyla gelenlerin de zihinlerinde yer ettiği aşikârdır. Bugün Viyana’da Avusturya Ulusal Müzesi’nde cod. 8627 numarasıyla kayıtlı bir albüm bunu en güzel şekilde kanıtlamaktadır.
Batı dünyası kendi varlığı açısından çok önemli bir tehdit saydığı Osmanlı’yı 1683’te Viyana kapılarından püskürtmesiyle, aynı zamanda düşmanını yakından gözlemlemek ve tanımak yolunda bir fırsat da yakaladı. İtalyan sanatçı Francesco Scarella’nın işte böyle bir atmosferde 1686 yılının aralık ayında Kutsal Roma Germen İmparatoru I. Leopold’a takdim ettiği albüm İstanbul’daki bazı mimari eserlerin o dönemdeki ayrıntılarını kavrayabilmemiz açısından son derece kıymetli bilgiler içerir.
İstanbul’daki, kısmen de olsa günümüze kadar ulaşan en eski dinî yapı olan İmrahor İlyas Bey Camii/Studios Manastırı, Doğu Roma imparatoru Leon Flavius I. zamanında, dönemin önde gelenlerinden ve 454 yılında Doğu Konsülü olan Studios tarafından, kendi arazisi üzerine ve kendi vakfına (typicon) kayıtlı olarak inşa edilir. İstanbul’un yedinci tepesinin deniz tarafındaki eteğine kurulan kilise, Vaftizci Yahya’ya (Prodromos Ioannes=Yol gösteren, önden giden Yahya) adanır. Ana nefi daha geniş olmak üzere, üç nefli bir plana sahip bu tür yapılar, “bazilika” olarak adlandırılır. Bazilikalar, Hristiyanlıkla birlikte Roma kilise mimarisinin vazgeçilmez bir unsuru olur.
POLONYALI SIMEON - MICHEL BAUDIER - GUILLAUME-JOSEPH GRELOT - EREMYA ÇELEBİ KÖMÜRCİYAN - GUILLAUME ANTOINE OLIVIER
Kuşlar, gökyüzünün süsü; ormanların, bahçelerin sesidir. Neşedir, renktir, hayattır, candır kuşlar. Bu güzel canlılar, insanlar onları duysun, görsün diye bin çaba içinde gibiler. Yanı başımıza kadar gelmelerine rağmen o kuşların seslerini duymuyor, onların renk renk kanatlarını, biçim biçim gagalarını göremiyoruz. İlgisizlik ve bilgisizliğimiz gözlerimizi onlara karşı kör, kulaklarımızı da sağır etmiş. Azıcık alakadar olmakla tabiatta bin bir vazife ifa eden bu sevimli minikleri fark edebilir, hayatımızı renklendirebilir, yaşantımızdaki bir boşluğu doldurabiliriz.
Bu rotamızda durağımız, “sokakları dar, gönülleri geniş insanların mekânı” Zeyrek. Hani eskilerin “Serçeden başka kuş, Zeyrek’ten dik yokuş” olmaz diyerek tarif ettiği şirin semtimiz…
Haliç’e hâkim bir noktada İstanbul’un 4. tepesi üzerine yayılmış bölge, Bizans döneminde; tepe üzerine konumlandırılmış sivil ve dinî yapılar, istinat duvarları üzerine oturtulan teraslarıyla ve yer altı su yapılarıyla ön plana çıkmaktaydı. Osmanlı döneminde ise şirin ahşap konutların hâkim olduğu bir yerleşim yeri olmuştur. Zeyrek, İstanbul’daki UNESCO Dünya Mirası alanı içerinde yer alan 4 bölgeden birisidir.
Fatih Yeditepe dergisi için evinin kapısını çaldığımız Mehmet Sermet Molu, bizi sanat galerisini andıran salonunda ağırladı. “Eski İstanbul beyefendisi” deyişinin tam olarak günümüzdeki karşılığı Sermet bey. Çocuk yaşta adım attığı Kapalıçarşı’da uzun yıllar kardeşleriyle birlikte baba mesleği olan mücevher imalatı ve ticareti işini sürdürerek dünya çapında başarılara imza atmış. Güzel sevgisi onu zamanla iyi bir antika ve sanat koleksiyoncusuna dönüştürmüş. Sermet beye Kapalıçarşı’nın esnaf kültüründen müzayede ve mezat âdetlerine merak ettiğimiz ne varsa sorduk. Keyifli dinlemeler.
From the publisher's feed

6 Listeners

3 Listeners