
Sign up to save your podcasts
Or


Kullanmadığınız veya eskiyen ürünlerle, evinizin dekorasyonunu değiştirmek ister misiniz? Üstelik bunu yaparken geri dönüşüme katkı sağlayarak sürdürülebilirlik akımına da destek vermiş olacaksınız!
Kullanılmış veya bir daha kullanılmayacak durumda olan maddelerin yeniden işlenmesi anlamına gelen “geri dönüşüm” artık hepimiz için daha da önemli. Sürdürülebilirliğe katkı sunmak ve doğayı korumak için siz de geri dönüşüm konusunda bir şeyler yapabilirsiniz! Bunun için yaşam alanlarınızdan başlamaya ne dersiniz? Evinizin dekorasyonunda değişiklikler yapmak istiyor ancak bunun için bütçenizin kısıtlı olduğunu düşünüyorsanız doğru yerdesiniz! İşte size, eskinin “çöplerini” değerlendirerek yapabileceğiniz geri dönüşüme uygun ve çevreci dekoratif öneriler…
Kendinizi daha mutlu ve enerjik hissetmek ister misiniz? Bunun için yapmanız gereken yeterli ve dengeli beslenmek ve bunu sürdürebilir hâle getirmek. Yasaklar içeren, uygulanabilirliği zor diyetler hiçbir zaman çözüm değildir. Çünkü aç kalırsanız bedeniniz mutlaka bunun rövanşını alır. Bu yüzden diyeti mutluluk olarak görmeniz yediklerinizle mutlu olmanıza bağlıdır. Diyet denilince en sık yaşanan krizlerden biri tatlı yeme isteğidir.
Geçmişten günümüze deniz ulaşımında İstanbul’un merkezi olan tarihî yarımadada, saltanat kayıklarından motorlu deniz araçlarına uzanan yolculuğu mercek altına alıyoruz.
İstanbul, 16 milyonluk nüfusuyla dünyanın en büyük metropollerinden biri, gelişmiş toplu taşıma sistemleriyle taşıdığı günlük yolcu sayısı 3 milyonun üzerinde. Tarih boyunca konumu sayesinde deniz yolunu en etkin şekilde kullanabilme potansiyeline sahip oldu hep. Deniz yolu gerçekten de gerek şehir içi gerek şehir dışı ulaşımda önemli avantajlar sağlıyor İstanbul’a. Fatih ise 14 km’lik kıyı şeridiyle deniz trafiğinin en merkezî noktası.
Çoğu eski bestekârımızınki gibi, Itrî’nin doğum tarihi de belli değildir. Namı 1660’lar-1670’ler civarında Buhûrîzâde mahlasıyla yayılmaya başlar ve ondan bahseden en erken kaynak olan Evliya Çelebi’de nev-zuhûr hânendeler [yeni yetişen ses sanatçıları] başlığı altında “sâhib-i beste üstâd-ı kâmil bir zât-ı şerîf [besteler yapan, olgun bir üstat, şerefli bir kişi]”, “Hâfız Buhûrîzâde” olarak anılır. Evliya’nın bu kaydı ve dönemin diğer kaynaklarında boy göstermeye başladığı tarihler göz önüne alınarak 1630-1640 civarında doğduğu tahmin edilebilir. İstanbul’da Mevlanakapı civarındaki Yaylak semtinde dünyaya geldiğini, Osmanlı tarihinde musikişinaslar biyografisine dair yazılmış, bilinen yegâne tezkire olan Atrabü’l-Âsâr isimli eserinde, Şeyhülislam Esad Efendi kaydediyor. Yaylak, bugün olduğu gibi o gün de sur içi İstanbul’unun mütevazı bir semtiydi. Bugün burası, Fatih Belediyesi sınırları içindeki Seyyid Ömer Mahallesi’nde Yayla Caddesi ve Yaylak Sokağı’nın kesiştiği yerin çevresinde kalan bir bölgedir. Mahallenin yerlilerinden Ali Abbas Gölge ile yaptığımız görüşmede, babası Mehmed Gölge ve mahallenin diğer büyüklerinden, çocukluğunda Yayla Caddesi üzerindeki ahşap bir evin Itrî’nin doğduğu ev olduğu yolunda bir rivayet işittiğini öğrendik. Mahalledeki bütün eski konak ve evler gibi ne yazık ki bu ev de yıkılarak yerine apartman dikilmiş.
Resim yapmaya başladığı ilk günden beri fırçasını elinden bırakmayan bir sanatçı Etem Çalışkan. Hiçbir resmin bitmediğine, sonsuza dek sürdüğüne inanıyor. Hayatın kaynayan zenginliğini, fikirlerindeki dinamizmi tuvalindeki lekelerle anlatıyor. Bu lekeler bazen bir figür bazen bir yazı olarak anlam buluyor. Türk yazı sanatının ve resminin duayen isimlerinden Etem Çalışkan’la tuvalleri gibi renkli evinde Yeditepe Fatih Dergisi adına sohbet ettik.
Fatih Belediyesi tarafından yayımlanan ve Prof. Mustafa Koç tarafından hazırlanan Revnakoğlu’nun İstanbul’u isimli çalışma kısa süre içinde suriçi İstanbul’una olan ilgiyi yeniden arttırdı. İlk olarak iki cildi yayımlanan bu çalışma Reşat Ekrem Koçu’nun, Ahmed Rasim’in, Sermet Muhtar Alus’un, Osman Cemal Kaygılı’nın İstanbul anlatılarına ilave olarak Cemalettin Server Revnaoğlu’nun gözünden İstanbul’u bizlere aksettirdi. Revnakoğlu daha ziyade şehrin tasavvuf ve ilmiye mahfillerine yoğunlaşmış bir isim. Bize İstanbul’u tabir yerindeyse satır satır anlatıyor. Çalışmanın ikinci cildinde Fatih Camii’nin Boyacı kapısından çıkınca karşımıza gelen hazireler, camiler ve ulema konakları tek tek sıralanıyor. Dama, satranç ve tavla ustası İsmet Molla, İttihatçıların şeyhülislamı olarak bilinen Cemaleddin Efendi, bir diğer şeyhülislam Necmeddin Efendi, Münecimbaşı Arif Efendi, Dürrizade Abdullah Efendi ve Kırımizadelerin konakları belleğimizde yeni baştan diriliveriyor. Esasen bu konakların ne yazık ki hiç birisi bugüne ulaşamamış. Günümüze çıkmayı başarabilen birkaç medrese ve hazire bakiyesi var. Ben de bu yazıda söz konusu muhitle özdeşleşen tarihî bir okulu, Darüşşafaka’yı konu edinmek istedim.
1-4 Haziran tarihleri arasında binlerce çağdaş sanat eserini görme fırsatımız oldu. Her yıl yapılan Contemporary İstanbul’un yanı sıra bu yıl ilk defa kapılarını ziyaretçilere açan Art Contact fuarını da sizler için gezdik.
Çağdaş sanat fuarları; bir ülkenin tarihini, sosyal ve kültürel değerlerini yansıtması açısından büyük önem taşıyan sanat eserlerinin üretilmesi ve istikrarlı bir sanat piyasasının oluşması için önemli organizasyonlar arasında yer alıyor. Sanat eserlerinin devamlılığı için sanatçı, galerici ve koleksiyonerin birbirleriyle sürekli iş birliği hâlinde olması gerekir. Bu ilişkiyi canlı tutan ve ilk adımların atılmasına vesile olan esas organizasyonlar ise fuarlardır. 2000’li yıllardan beri ülkemizde peşi sıra açılan galeriler, düzenlenen fuar ve bienaller, sanat piyasasının gelişme grafiğini yukarı çekiyor.
Yaz sıcaklarının kendini hissettirmeye başladığı bu günlerde evlerimizde vakit geçirmeyi sevdiğimiz ve biraz nefes almak için tercih ettiğimiz bir alan olan balkonlarımızı uygun çiçeklerle ve objelerle dekore etmemiz için en uygun zamanlar... Özellikle yaz akşamlarında zamanımızın büyük kısmını geçirdiğimiz yer olan balkonlarımızı çiçek bahçesine dönüştürüp daha da keyif verici bir hale getirmek bizim elimizde. Hayallerimizde yer alan bahçeli ev konseptini balkonlarımıza taşımak hiç de zor değil!
23 yaşında mahallesinde yaşayan insanların hayatlarını merak eden Erdil Onur Kocatürk,
Samatya Sahakyan Korosu üyeleri ile tanışmış ve koronun belgeselini çekmeye karar vermiş. Geçmişin izlerini taşıyan bir semtte doğduğu için kendini şanslı hisseden yönetmen ile uluslararası film festivallerinin kapısını çalan belgeseli hakkında konuştuk.
From the publisher's feed

6 Listeners

3 Listeners