H1 – Hangzhou ve Venedik Hangzhou, ne büyüleyici bir şehir! Su şehrinin güzelliği göz kamaştırıcı. Çin’in doğusunda yer almaktadır. Önemli liman Pekin'e ulaşan İmparatorluk Kanalı'na bağlıdır. Kanalları, köprüleri var ve bu liman kum bir zemin üzerindedir. Venedik’le ne kadar çok benzerliği var. Hangzhou, Pasifik Okyanusu'nun otuz metreden yüksek dalgalara neden olan gelgitlere karşı yapay yapılarla korunmaktadır.
H2 – Güvenli bir şehir Hangzhou’nın başka bir özelliğine hayran kaldım: şehrin güvenliği. Moğol kuvvetleri çok sıkılardı ve gece ve gündüz nöbet tutuyordu. Şehir o kadar güvenliydi ki gece bile sakinleri evlerinin ve dükkanlarının kapılarını kilitlemiyorlardı, ki oralar zengin mallarla doluydu. Ben de şehirde rahatlıkla tek başıma ya da bir başkasıyla birlikte değerli kumaşlar ve mücevherler taşıyarak dolaşıyordum.
H3 – Loncalar Hangzhou’da şirketler moderndi. Toplum, meslekleri düzenleyen localar halinde örgütlenmişti. Zanaatkarların atölyeleri, yolları ve mahalleleri vardı ve meslekleri babadan oğula geçiyordu. Ben on iki tane saydım ama daha fazla vardı: kuyumcular, doktorlar, antikacılar, cankurtaranlar, tutkal, bıçak, kiremit, kâğıt, pirinç, yağ, pamuk üreticileri; parfüm, zencefil, şeker ve yengeç satıcıları.
H4 – Hangzhou, yeryüzündeki cennet Bir Çin atasözü diyor ki: ‘’Gökyüzünde cennet, yeryüzünde Hangzhou ve Suzhou’’. Hangzhou, tuğla çatıları ve sokakları destekleyen altın ve mavi kolonlarla imparatorluk sarayına sahipti. Yüzlerce sakin bambu ya da lake kapılı ahşap evlerde uyuyordu. Adacıklarla gölün güzelliği; nadide çiçek, nilüferli göletler ve altın renkli balıklar, şelaleli bahçeler gibi hayranlık uyandırıyordu