estivaller birer eğlence programı olmasının ötesinde onlarca yıl
gözyaşlarıyla sulana sulana büyütülen �idanların dal budak salması, gelen baharın müjde si Hıdırellez kutlamasıdır.
Yeryüzünü cennetlere çevirecek �ikir işçilerinin bütün dünyaya tanıtıldığı bir vitrindir.
Fransa’daki festivallerden sonra Fransız misa�irlerin yaptığı şu tespitler,
bu mayanın tuttuğunun bir delilidir:
Piyanist Cyril Diard: “Çok güzel bir gösteriydi. Bir müzisyen olarak hayran kaldım. Davetinizle beni onurlandırdınız. Gördüğüm kadarıyla programda çok ciddi bir emek var. Bu muhteşem organizasyonun gönüllüler
İsmet Macit Toplum
estivaller birer eğlence programı olmasının ötesinde onlarca yıl
gözyaşlarıyla sulana sulana büyütülen �idanların dal budak salması, gelen baharın müjde si Hıdırellez kutlamasıdır.
ya tanıtıldığı bir vitrindir.
F
Bu insanlık
projesinin
kültür ve sanat
sancağı düşmedi,
düşmeyecek...
16 ÇAĞLAYAN | MAYIS 2019
tarafından yapılması ve samimiyetleri beni çok
etkiledi. Bu festival, birkaç saat içinde dünya
kültürlerine seyahat imkânı veriyor. Bundan
sonraki organizasyonlarda gönüllü olarak bulunmak istiyorum.”
Paris’teki bir dernekte gönüllü çalışan Fransız gençler: “Bu ağabey ve ablaların bilmedikleri bir konu yok sanki. Ne yaparlarsa mükemmel yapıyorlar. Adeta nefes almadan izledik.
Bu kadar ağabey ve ablayı bir arada görmek
bizi çok sevindirdi. Biz de bir gün onlar gibi olmak istiyoruz.”
Fransız bir aile: “Böyle program beklemiyorduk. Ailecek çok memnun kaldık. Alkışlamaktan ellerimiz yoruldu.”
Müzisyen ve eğitimci Bayan Florise: “Bu çocukların bu kadar etkileyici olmasını sağlayan
bu motivasyon keşke her birimizde olsa. Böylece hayat çok daha kolay ve sevimli olurdu.”
Programa ilk defa katılan, Fransız Komünist
Partisi üyesi Marie-Françoise Hanım: “Adanmışlığın bariz olarak hissedildiği bir gösteriydi. Gelecek yıllarda, bu çorbada tuzumuz olabilecekse, seve seve hizmet etmeye hazırım.”
Programa üçüncü defa katılan, gazeteci ve
öğretmen Marie-Laure Hanım: “Bu Festival diğerine göre çok daha günceldi ve barış mesajları
daha netti. Çocukların performansı mükemmeldi. Sizinle gönüllü olarak çalışmayı çok isterim.”
Dünya genelindeki dostların da ifade ettiği
gibi, insanlığın hakiki insaniyet u�kuna yürüyeceği köprülerin sahneye taşınmasıdır bu festivaller.
Bitmeyecek, bitirilmeyecek bir barış ve birlikte yaşama projesinin ekrana yansımış kesitidir.
Seyredenlerin gözyaşlarına boğulduğu bir
sahne var ki gelecek adına bir ümit tomurcuğu
gibidir. Renkleri, dilleri ve dinleri farklı olan,
dünyanın dört bir tarafından festival için gelen
çocukların; farklı iklimlerin çiçekleri gibi birbirlerine sarılarak sevgiden bir buket halinde
döktükleri gözyaşları; kin, nefret ve ö�ke çöllerini cennetlere çevirecektir.
Artık bu kadar kini ve ö�keyi taşıyamayan
yaşlı dünyamızın ümit çiçeklerinin bahçesidir
festivaller.
Türkiye’de toprağa düşmüş, rüşeym olup
�iliz �iliz dünyaya mal olmuş; şimdilerde bin
bir çile ile inleyen cefakâr Anadolu insanının,
“Aman bu rüyayı yarım bırakmayın” sözlerine
verdiği cevaptır festivaller.
Festivaller insanlık düşmanlarının, “Bitirdik
bunları” dedikleri anda, “Bitmedik!” diye haykıran ümidin, azmin ve kararlılığın sesi soluğudur.
Uhud’da alınan yaradan bir gün sonra bitmedik/bitmeyeceğiz mesajı için Hamrâu‘l-Esed’de yakılan yedi yüz ateştir, Mevla’nın yaktığı, ü�lemekle söndürülmeyecek meşaledir.
Allah Rasûlü (aleyhissalâtü vesselâm), Hicret’in
yedinci yılında, Kaza Umre’si için 1600 arkadaşıyla Mekke’ye gelmişti. Müşrikler bir öncü
gönderip Müslümanların hallerini öğrenmek
istemişlerdi. Gözcü Mekke’ye dönüp Müslümanların hallerini Kureyş’in ulularına alay
ederek anlatmıştı: “Müslümanlar zayıf, bitkin,
hasta, yorgun ve perişan haldeler.” Kureyş uluları ise, “Çıkalım Darü’n-Nedve’nin damına ve
Müslümanların perişan hallerine gülelim” demişlerdi. Cebrail bu durumu Efendimize haber
verince Allah Rasûlü, Mescid-i Haram’a girerken şöyle buyurmuştu: “Ey mümin erkekler!
İhramlarınızı sağ kollarınızın altından alın (ızdıba) ve kısa adımlarla canlı canlı yürüyün (remel) ki bugün heybetli görünüp bu şekilde yürüyene Allah ahirette merhamet edecek.” İşte
böyle bir yürüyüşün, canlılığın, ümidin, aşkın,
şevkin adıdır festivaller.
Bugün bu meşaleyi yıllar önce tutuşturanlar, çile ve ızdırabın pençesinde inim inim
inliyorlar. Analar rahat rahat emzirirken yavrularını, anne sütünden mahrum bırakılan
yavrular akıllarına gelince, gözyaşları damlıyor yavrularının yüzüne. Her şeye rağmen, bir
olimpiyat meşalesinin taşınması gibi elden ele
ulaşan bu emaneti uzatırken bütün dünyaya
Anadolu’nun vefakâr, cefakâr ve çilekeş insanları; “Alın bu meşaleyi, sakın düşürmeyin, zira
biz bu çileyi ömrümüzü vakfettiğimiz ışıktan
yarınlar için çekiyoruz” diyorlar.
“Kıyamet kopuyor da olsa elinizdeki �idanı
dikin” buyuran Allah Rasûlü’nün (aleyhissalâtü
vesselâm) kutlu emrine binaen, geleceğin ümit
tohumlarını, kızılca kıyamete rağmen dünyanın dört bir tarafındaki mümbit topraklara saçmaya devam edenlere, bu işi Anadolu’da başlatıp bu meşaleyi dünyaya taşıyan ve şimdilerde
“akrebin kıskacında yoğrulan” binlerce vicdan
işçisine selam olsun!
Bu insanlık projesinin kültür ve sanat sancağı düşmedi, düşmeyecek...