Çağlayan Dergisi

Çağlayan Dergisi

Download on the App Store

Çağlayan Dergisi episodes

  • Bahar / 2019 Kasım
    Gönlüm ilhamla dolu bu ilkbahar sabahı,
    Duyar gibiyim sanki yüreğimde Allah’ı,
    Ruhun huşȗ içinde vecde geldiği bu dem,
    Secdeye varılacak mescittir sanki âlem;
    Seccadedir altımda baharın yeşil yüzü,
    Ve üstümde kubbedir o masmavi gökyüzü.
    Uzayan bu uçsuzluk ve bu masmavi gökler,
    Ruhlara sonsuzluğu, ebediyeti söyler.
    Şimdi sonsuz ufuklar beni davet ediyor:
    Mekânı orda bırak, sineme koş gel, diyor.
    Sonsuza gidip varmak gönlümüzde emelken
    Açarak korkusuzca ufka doğru bir yelken,
    Bırakıp kendimizi bir bahar rüzgârına
    Gitsek bu sonsuz ufkun ebedi diyarına…

    Ali Ihsan Er
    2 min
  • Gönül Dili Hal Şivesi / 2019 Ekim
    Beyan bir anahtarsa, o anahtarla açılan
    ışıktan dünyanın adı gönüldür. Her
    sözün kıymeti onun gönül ile irtibatı ölçüsündedir. Bence dil ve dudakla
    ifade edilen şeyler sadece gönül beyanının bir
    gölgesinden ibarettir. Ne var ki, Hak kelâmının bir izdüşümü sayılan gönül dilini de ancak
    ona açık duranlar ve ondan yükselen nefesleri
    duyanlar anlarlar. Mantık, muhâkeme, üslup,
    meânî kurallarına riayet söz cevherinin önemli
    unsurlarıdır.. evet, beyanın birer rengi, deseni,
    şivesi kabul edilen hakikat, mecaz, teşbih, istiâre, kinaye… gibi esaslar söze derinlik katan mühim hususlardandır. Her biri ayrı bir süsleme
    ve sözü sevdirme sanatı sayılan “muhassinât-ı
    lâfzıye”den cinas, seci’, iktibas… gibi hususların
    ve “muhassinât-ı mâneviye”den tevriye, tıbak,
    mukabele, hüsn-ü ta’lîl… türünden unsurların
    ifadeleri renklendirip bediî bir derinliğe ulaştırdığı da muhakkak. Ne var ki, temelde beyanı
    beyan yapan, onun gönül diliyle irtibatı ve iç ihsasların sesi-soluğu olmasıdır.
    Lâfızlar mânâların kalıpları olmaları itibarıyla, bir yere kadar meânî, beyan, bedî’
    –şimdilerde bu tabirlere biraz yabancı olabiliriz– kural, kaide ve disiplinlerinin de önemli
    oldukları söylenebilir; ancak, beyanda aranan
    gerçek zenginlik ve enginliğin kalb ve ruhun
    derinliklerinden fışkırıp ortaya çıkmasıyla
    “mebsuten mütenasip” olduğu da bir gerçektir.
    İmandan kaynaklanan bir heyecanla mızrap
    yemiş bamteli gibi inleyen gönüllerdir ki, dinleyenler üzerinde mütemâdî tesir icra eder ve
    bir aşk u alâkaya vesile olurlar.
    6 min
  • Ateşle Buzun Çatışma Noktası / 2019 Ekim
    Vatnajökull’u misa�ir eden İzlanda, isim olarak “Buz Ülke” anlamına gelse de Körfez Akıntısı
    denilen sıcak su akıntısının da tesiriyle genelde
    ılıman iklime sahiptir. Büyük değişimlerin sahnelendiği adada, hava durumu da çok hızlı değişim
    gösterir. Bu ada, buzullarıyla birlikte, volkan faaliyetlerinin ve jeotermal kaynakların yoğun olduğu, “Buharlar Ülkesi” de denilebilecek benzersiz
    jeolojik hususiyetlerde yaratılmıştır. Bu coğrafyayı görmek isteyen ziyaretçiler, adeta her yerden yükselen buharlar tarafından karşılanır ve
    sürekli volkan patlaması riski ile karşı karşıyadır.
    Buzul Çağı’ndan bu yana, İzlanda’daki aktif volkan sayısının 150’den fazla olduğu tespit
    edilmiştir. Her beş yılda bir bunlardan birinin
    püskürdüğü gözlenmiştir. Hatta 1500 yılından
    beri, yeryüzündeki tüm lav akıntılarının üçte
    birinin, İzlanda’da gerçekleştiği ifade edilmiştir.
    Ülkedeki aktif volkanların büyük kısmı buzullar altında yer alır. Buzul altı volkanik patlamalar, büyük ve yıkıcı buzul sellerine sebep
    olur. Bunun dışında buzul patlamaları sırasında,
    buz yüzeyindeki erimenin sebep olduğu kalderalar da (toprağın çökmesiyle oluşan şekiller)
    ortaya çıkabilir.
    İzlanda 6,4 km kalınlığındaki bazalt bir kaya
    üzerinde bulunur ve yüzeyi büyük ölçüde volkanik kayalardan oluşur. Yüzeyde aynı zamanda, 2
    milyon yıl süren ve 10.000 yıl önce sona eren
    Buzul Çağı’ndan kalan 1,6 km kalınlığındaki buzullar yer alır. Volkanik püskürmeler sebebiyle
    ada topraklarının onda biri lavlarla kaplıdır.
    10 min
  • Göç ve Çocuk / 2019 Ekim
    Altı Yaş Öncesi Çocuklarda Göçün
    Anlamlandırılması
    Altı yaşına kadar olan dönem, çocuğun zihnî ve
    idrakî gelişiminin olduğu önemli bir dönemdir.
    Bu dönemde çocuklar yaşadığı olayların hepsini doğru bilgi olarak alabilir. Bu dönemde
    yaşanan olaylar çocukluk çağı travması oluşturabilir ve daha sonraki hayatını etkileyebilir.
    Özellikle göç durumunda �izikî ve hissî ihmal,
    çocukları olumsuz yönde etkiler. Çocuğun ebeveyninden ayrı kalması, birlikte oyun oynanmaması, �izikî temasın az olması; çocuğun gelişimine men�i tesirde bulunur. Göç öncesi, göç
    sırası ve göç sonrasında ebeveynlerin de yaşadığı stres sebebiyle farkında olmadan çocuklarını ihmal etmesi sık görülen bir durumdur.
    Göç eden çocuklar yetişkinlerden daha fazla
    strese maruz kalır. Çocukların ağır ve tahmin edilemez hayat şartlarıyla karşı karşıya kalmaları,
    evlerini, okullarını terk etmeleri, akraba ve arkadaşlarından ayrılmaları, ebeveynlerinin şiddete
    maruz kalması; göç sürecinde yaşanan stres faktörleri olarak sıralanabilir.2
    Elbette her göç eden
    çocuk travma yaşamaz. Çocuk ve ergenlerin göç
    sürecinde ruh sağlığını koruma adına öncelikle
    çocukla iletişim halinde olunmalıdır.
    Çocuklar bu süreçte geçmiş tecrübelerinden
    ziyade son zamanlarda yaşadıkları sıkıntıları,
    zorlukları anlatmaya ihtiyaç duyarlar. Ailelerin
    ise çocukları korumak adına yaşanan sıkıntıları anlatmaktan kaçındığı sık sık karşılaşılan bir
    durumdur, ancak bu davranış ve tutumlar farkında olmadan çocuğa zarar verebilir. Yapılan
    çalışmalarda yaşadığı olayları anlamlandıramayan çocuğun, bunlarla baş etmekte zorlandığı
    ve daha fazla kaygı yaşadığı ifade edilmektedir.
    Tecrübeleri hakkında konuşmaları için çocuklara ve ergenlere izin verilmeli, duygularının anlaşıldığı içtenlikle ifade edilmelidir.
    9 min
  • Hu Deyip İnliyor Gönüller / 2019 Ekim
    Rızanla Sen en a’lâ bir emelsin,
    Gönlün istediği sevgili Sensin;
    Benzeri yoktur Sana iştiyakın,
    İştiyakınla Sen bir söz kesensin…
    Sensiz bir gecenin sabahı olmaz,
    Kararan günlere güneşin doğmaz;
    Zindana dönüverir bütün eyyâm,
    Bu iklime hiç ışık tayfı yağmaz.
    Şafak yetimidir O’nsuz geceler,
    Yenik düşer karanlığa niceler..
    Ziya-zulmet birbirine karışır;
    Duygu, düşünce vesvese heceler…
    Ey Rab, n’olur bize rahmetinle gel!..
    Senden cüdâ düştük, himmetinle gel!..
    Bizler ettik, Sen etmezsin bilirim,
    Bizi ta’zîz için izzetinle gel!..
    Yükseliyor Senin için nağmeler,
    Niyaza durmuş ağızlarda diller;
    Medet feryatları arşa dayandı,
    Hep “Hû.. Hû..” ile inliyor gönüller…
    3 min
  • Tabi Seleksiyona Birde Böyle Bakın / 2019 Ekim
    A, B ve C genlerini, çekinik (a) ve baskın (A)
    karakterler olarak tanımladığımızda, mesela bir
    AaBbCc erkek köpek ile AaBbCc dişisi bir araya
    geldiğinde, yavru köpeklerdeki özellikler, 27 farklı
    kombinasyon (AABBCC… aabbcc) şeklinde ortaya
    çıkabilir. Bu üç genin sadece köpeklerin kürküne
    ait özellikleri için kodlandığını düşünürsek; uzun
    ve kalın, kısa ve ince olmak üzere birçok farklı kürk
    özelliğine sahip yavru köpekler meydana gelebilir.
    Bu köpekler dünyanın dört bir yanına göç ettikçe
    farklı iklimlerle karşılaşırlar. Soğuk Kuzey’in çevresine daha iyi uyanlar uzun kalın ve sık kürkleri
    sebebiyle hayatta kalarak seçilmiş olurlar. Sıcak iklimlere gidenler için ise bunun tam tersi doğrudur.
    Bu örnekte olduğu gibi, önceden var olan
    bir genetik karakter giderek daha öne çıkmakta veya başka bir karakter gerilemektedir. Tabiî seleksiyonla sadece mevcut bilgilerin uygun
    olan kısmı seçilmiş olur, yoktan yepyeni bir
    özellik ilave edilmez, aksine elverişsiz genler
    popülasyondan çıkarıldığı için bilgi kaybına sebep olur. Mutasyonlar, genom için yeni bilgiler
    ekleyemezler (ileride ele alınacak).
    Hayatta kalma mücadelesi aslanlar ve zebralar arasında değildir, zebra popülasyonunun
    içindedir. Bu özel mücadele, türler içinde değişime izin verir, bir türden diğerine değil. Tabiî
    seleksiyonun yeni adaptasyonlara yol açabileceğini gösteren sınırlı delil vardır, ancak geniş
    deliller adaptasyonların tabiî seleksiyona yol
    açabileceğini göstermektedir, yani tabiî seleksiyon, herhangi bir fert üzerinde harekete geçmeden önce bir adaptasyon görünmelidir.
    En uygun olanı, sadece hayatta kaldıktan
    sonra belirleyebilirsiniz. Hayatta kalanın “en
    uygun” olduğu iddiasını, bazı vası�larının o
    ferdi en güçlü kılmasından dolayı hayatta kaldığını görerek yapmaktayız. Bir mânâda, dairevî şekilde akıl yürütme yapılmaktır. Hayatta
    kalanların hayatta kalması, evrimi ispatlamak
    için kullanılıyorsa, bu totolojik veya dairevî bir
    akıl yürütmedir ve mantıklı değildir.
    Güçlü olmak veya zindelik, organizmanın
    hayatta kalmasını ve çoğalmasını sağlayan birçok faktör tarafından kontrol edilir. En hızlı
    zebra sağır ve koku alma duyusu kötü olabilir.
    Kasları ve akciğerleri çok güçlü bir aslan da
    immün sistemindeki bir bozukluk sebebiyle
    hasta ve zayıf düşebilir. Ağzına yediği güçlü bir
    zebra tekmesiyle köpek dişi kırılan bir aslanın
    artık avlanma şansı kalmamış olabilir. Bütün
    bir vücuda ait toplam genlerden ortaya çıkacak
    kombinasyona göre bir canlı hayata uygundur
    veya değildir denilebilir. Uygunluğu anlamanın
    tek yolu, ilk neslin sahip olduğu özellikleri çok
    iyi incelemek ve daha sonra, art arda gelen nesillerde zaman zaman bu özelliklerin devam
    edip etmediğini takip etmektir.
    Büyük bir balık, küçük bir balığın veya karidesin ağzından parazitleri temizlemesine izin
    verir ve ona dokunmaz. Küçük canlı karnını
    doyururken, büyük canlı ona zarar vermez, diğer düşmanları da o küçük canlıya yanaşamaz.
    Buna benzer birçok yardımlaşma münasebeti
    gibi çok sayıda kompleks davranış sisteminin
    işleyişi de tabiî seleksiyona aykırıdır.
    17 min
  • Zübeyir Gündüzalp / 2019 Ekim
    Zübeyir ağabey askerliğini yaptıktan sonra
    Konya’da memurken Halıcı Sabri ağabeyle tanışır. Küçük Sözler ve Gençlik Rehberi kitaplarını,
    bir lise talebesi olan Rıfat Filiz ağabeyden alır.
    Sabri ağabeyin oğlu Feyzi Halıcı’nın tertiplediği Risale-i Nur sohbetlerine dâhil olur. Böylece Konya’da Risale-i Nurları okuyan bir grup
    teşekkül eder. Bunlar; Muhsin Alev, Ziya Arun,
    Ziya Nur Aksun, Kâmil Öztürk, Ahmet Atak (Hatip), Feyzi-Mehdî ve Ömer Halıcı’dır.
    Zübeyir ağabey Üstad Hazretlerini ilk defa
    1945’te, Emirdağ’da ziyaret eder. Üstad ona
    ders verirken “Mesleğimiz meşakkattir. Meşakkat ise makbuliyet alâmetidir” demiştir. Meşakkatler hayatı boyunca hep kendisini takip
    etmiştir. Üstad ile görüşmesi ona derinden tesir etmiştir. Bunu şöyle dile getirmişti: “Üstad
    Hazretlerinin vech-i mübarekini (mübarek yüzünü) çevreleyen heybet ve celâl ifadesinin yanında projektör gibi parlayan fart-ı zekâ (yüksek derecede zekâ) şuleleri parlayan gözlerinin
    derinliklerinde şe�kat, merhamet, rikkat ve
    asâlet görünüyordu.”
    Zübeyir ağabey, İslahiye’de postane memuru
    iken lise müdürüne ziyarete gider, dost olur. Gelip giderken bazı öğrencilerle tanışır. Onlarla bir
    hizmet bağı kurar ve orada bir cemaat oluşur.
    İslahiye’de bir polis memuru ile de dostluk kurar. Bu memur bir gün gelip kendisine;
    “Bugün emniyete çift yıldızlı bir mektup geldi.
    Sanırım seni takip için gönderildi” der. Zübeyir ağabey buna hiç önem vermez. Birkaç gün
    sonra aynı polis gelip “Beni de seni takip için
    görevlendirmişler! Onlara ne cevap vereceğimi
    bilirim. Ha bir de ‘Bu kurnaz bir Nurcudur, haberi olmadan takip edilsin’ diye not düşmüşler”
    der. Bu inançlı ve mert polis daha sonra, “Eğer
    bütün memurlar Zübeyir Gündüzalp gibi olsa,
    devletin sırtı yere gelmez” diye bir rapor yazar.
    23 Ocak 1948 tarihinde Emirdağ’dan Afyon
    hapsine gönderilen Bediüzzaman Hazretlerinin ileri gelen bütün talebeleri de yanındadır.
    Yalnız bunlar arasında Zübeyir Gündüzalp ağabey yoktur. Buna çok üzülen Zübeyir ağabey,
    Üstad’la hapiste olmamayı büyük bir eksiklik
    olarak görür. Bir hapishane ziyaretinde bu sıkıntısını Ceylan Çalışkan ağabeye açar. O da,
    “Ondan kolay ne var! İnönü’ye bir telgraf çek,
    ertesi gün yanımıza gelirsin” der. O da hemen
    “Siz Nurcuları Afyon Hapishanesinde topluyorsunuz, ama Akşehir’de posta memuru Zübeyir
    Gündüzalp’i görmüyorsunuz. O durmadan Nurculuk yapıyor” mealinde İnönü’ye bir telgraf
    çeker. Ardından gelen bir emirle hemen tutuklanıp Afyon Hapishanesine konur
    14 min
  • Şifa Vesilesi Papaya Meyvası / 2019 Ekim
    Geleneksel tıp uygulaması olarak papaya eskiden beri astım, deri ve mide ülserleri, bağırsak parazit-solucan hastalıkları, egzema, şeker
    hastalığı ve çeşitli ateş durumlarında kullanılmaktadır.1
    Bunun dışında son yıllarda yapılan
    ilmî çalışmalarda, bu meyvenin yara iyileşmesinde, kalp-damar hastalıklarının tedavisinde,
    sivrisinekler vasıtasıyla bulaşan şiddetli eklem
    ve kas ağrıları veren sıcak ülkelere has bulaşıcı
    bir tür viral hastalık olan Dang humması, kanser, sıtma (malarya) ve mantar hastalıklarının
    tedavisinde faydalı tesirleri ispatlanmış, kandaki yağ yükselmesi veya ani şeker düşmelerine karşıda da iyi geldiği tespit edilmiştir.2
    Son yıllarda genel olarak tropikal meyve ve
    sebzeler üzerine ilmî araştırmaların sayısında
    büyük bir artış söz konusudur. Bu ilginin özel
    sebebi, tropikal meyvelerde insandaki savunma sistemlerini güçlendiren çok özel maddelerin bulunmasıdır. Tropikal bölgelerdeki sıcak
    ve yağışlı iklim, mikropların çoğalmasına ve
    bulaşıcı hastalıklara yol açtığından, immün sistemlerine uygun bu meyve o bölgede yaşayanlar için çok önemli bir şifa vesilesi olmaktadır.
    Dünyada toplam tropikal meyve üretiminde mango % 52,9 ile birinci, % 26,6 ile ananas
    ikinci ve 15,4 ile papaya üçüncü sırada gelmektedir.3
    Kristof Kolomb, papayaya “meleklerin
    meyvesi” adını vermiştir. Papaya bitkisi toprağa
    dikildikten sonra üç yıl içinde meyve vermeye
    başlar. Yılın hemen hemen bütün mevsimlerinde bulunabilir ancak çoğunlukla erken yaz ve
    sonbahar aylarında tüketilmektedir.
    Soğuğa dayanıksız bir bitki olduğundan sadece tropik iklimlerde yetişir. Ancak seralarla
    gerekli şartların sağlanması ile belki Türkiye
    gibi ülkelerde de yetiştirilebilir. Büyük bir armut veya uzun bir kavun şeklinde, tatlı ve misk
    kokulu bir meyvedir. Olgun bir papaya yumuşaktır ve sarımsı-turuncu bir renge sahiptir.
    Vücudun normal işleyişi için çok önemli olan,
    adeta ilaç tesirli vitamin, mineral ve çok önemli
    kimyevî maddelere sahip meyvenin içinde antioksidanlar, beta-karoten, A, B ve C vitaminleri, potasyum, magnezyum, pantotenik asit, folik asit ve li�ler bulunur. Bütün bu vitaminler ve
    mineraller metabolizmanın güçlendirilmesinde tesirlidir. Folik asit, C vitamini, beta-karoten
    ve E vitamini muhtevası sayesinde papaya kolon kanseri riskini azaltmaya yardımcı olabilir.
    Düzenli alındığı takdirde metabolizmayı
    hızlandırarak enerji üretimi için yağların yakılmasını sağlar. Yağların yakılması, kişiye başta
    kalp-damar sağlığı olmak üzere birçok faydaya vesile olur. A vitamini bakımından zengin
    oluşu, akciğer problemlerini engellemeye yardımcı olur. Akciğer kanserine yatkınlığı olan
    insanların günlük beslenmelerine bu meyveyi
    eklemeleri faydalı olabilir
    9 min
  • Sohbet ve Musâhabe 2 / 2019 Ekim
    Seyahat ve musâhabelerini Hz. Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın mişkât-ı
    nübüvveti altında gerçekleştiremeyenler, dinin ruhundaki
    muvazeneyi her zaman tam koruyamayacaklarından, yer yer
    laubaliliklere girebilir, zaman zaman söz ve davranışlarıyla,
    seviyesinin huzuru sayılan makama saygısızlıkta bulunabilir; hatta
    bazen, vilâyeti nübüvvete tercih etme gibi küstahlıklara düşebilir;
    dolayısıyla da, pîrlerinin söz, sistem ve vaz’ettikleri esasları
    peygamber yolunun esas, erkân ve âdâbına tercih ederek, güneşi
    bırakıp mum ışığına sığınma gibi hatalar irtikap edebilirler.
    7 min
  • Surinam Kurbagası / 2019 Ekim
    Pipa pipa, ismini şeklinden almaktadır. Gövdesi
    tamamen yassı ve düzdür. Sanki bir kazaya uğrayıp da ezilmiş gibi görünür. Diğer kurbağaların
    aksine, arka ayakları üzerinde dik durmaz. Bu
    yüzden düzleşmiş bir görüntü sergiler. Canlının
    başı üçgen, geniş gövdesi ise ince bir beşgene
    benzer şekildedir. Portekizcede pipa “uçurtma”
    mânâsına gelir. Gerçekten de kurbağanın şekli, yukarıdan bakıldığında uçurtmayı hatırlatır.
    Canlının boyu, ortalama 10–13 cm civarında olsa
    bile 20 cm’ye ulaşan örnekler de kaydedilmiştir. Erkek kurbağalar, dişilerden daha küçük boyuttadır, ama ön bacakları daha kalındır. Surinam
    kurbağalarının gözleri siyah ve küçüktür. Göz kapakları olmadığı gibi, dişleri ve dili de yoktur.
    Kurbağanın ön bacaklarındaki uzun parmaklarının ucunda, yıldız şeklinde çıkıntılar bulunur. Bu yüzden kendisi, yıldız parmaklı kurbağa
    olarak da anılır. Yıldız yapıların uçlarında li�ler
    vardır. Bu li�ler dokunmaya çok hassas yaratılmıştır. Ön bacaklara göre arka bacaklar da itme
    vazifesi yapabilecek şekilde daha güçlüdür. Bunun dışında ön ayakların aksine, arka ayaklar
    perdeli ve oldukça geniştir. Yapılan gözlemlerde, erkek kurbağaların sık sık kavga ettiği ve bu
    sırada baş ve ön ayaklarını kullandıkları tespit
    edilmiştir.
    Surinam kurbağası, mükemmel bir kamu�laj
    örneği sergiler, genel yapısı ve gri, kahverengi
    veya zeytin yeşili rengiyle, suda yüzen benekli
    kahverengi bir yaprağa da benzetilebilir. Hayvanın soluk rengi, düz gövdesi ve diplerde genelde hareketsiz duruşu, onun bir bitki kalıntısı veya ölü hayvan gibi algılanmasını sağlar. Bu
    kamu�laj özelliği onun pusu kuran bir avcı olmasıyla da alakalıdır. Çevresinden ayırt edilemeyip fark edilememesi, ona verilen kıymetli
    ikramlardan biridir.
    Derisi siğil gibi çıkıntılar ile kaplıdır. Çenesinin köşelerinden, küçük dokunaç benzeri uzantılar çıkar. Bazı kurbağaların alt yüzlerinde, boğazlarının ortasından karınlarının sonuna kadar
    uzanan koyu gri bir çizgi vardır. Bu çizginin üst
    kısmı, zaman zaman göğüs boyunca yatay bir çubukla karşılaşarak T şekli oluşturur
    10 min

About Çağlayan Dergisi

From the publisher's feed

“Bir Küsûf Daha Sona Ererken” diye başlıyor o, fer bekleyen yüreklere su serpme adına.
Dahası, orta sayfasına otağını kurmuş sürpriz bir misafiri var, Çağlayan’ın; içi boşaltılarak yozlaştırılmak…

More shows like Çağlayan Dergisi

Raad Mohammad al Kurdi by Muslim Central

Raad Mohammad al Kurdi

211 Listeners

Kendine İyi Davran by Beyhan Budak

Kendine İyi Davran

65 Listeners

TR724 Podcasts by Tr724

TR724 Podcasts

31 Listeners

Sözler Köşkü by Sözler Köşkü Podcast

Sözler Köşkü

1 Listeners

Sabah - Akşam Dualari by Çağlayan Dergisi

Sabah - Akşam Dualari

7 Listeners

Deutsch Podcast - Deutsch lernen by Deutsch-Podcast

Deutsch Podcast - Deutsch lernen

143 Listeners

Kuran Time by Kuran Time

Kuran Time

6 Listeners

Hizmetten by Hizmetten

Hizmetten

30 Listeners

Barış Özcan ile 111 Hz by Podbee Media

Barış Özcan ile 111 Hz

50 Listeners

Haddini Aşan Yaşam Rehberi by Podbee Media

Haddini Aşan Yaşam Rehberi

18 Listeners

Gülen Sesli Kitap by Yavuz Turan

Gülen Sesli Kitap

2 Listeners

Yusuf Suresi by Süreyya Yayınları

Yusuf Suresi

12 Listeners

Sabah İkindi Namazı Tesbihatı by Süreyya Yayınları

Sabah İkindi Namazı Tesbihatı

0 Listeners

Fethullah Gülen Sohbetleri by Yavuz Turan

Fethullah Gülen Sohbetleri

0 Listeners