Kailar Podcastleri

Kailar Podcastleri

By Eyüp Sabri KartalArtsBooks
Download on the App Store

Kailar Podcastleri episodes

  • 37. Saffat Suresi (Arapça: سورة الصافات) KHMK Hasan Basri Çantay sesli meali
    Mrz - İlk üç ayette, saf tutmuş meleklere, bulutları sevk ve idare eden güce, zikri yapan dile yahut insana yemin edilerek, Allah'ın bir olduğu gerçeği ortaya konmuştur.Bu surenin ilk üç ayeti, meleklerden üç gruba yeminle başlar. Birinci grup, İlahi ferman için saf tutmuş melekler; ikinci grup, insanı günahtan alıkoyan veya gökteki bulutlardan görevli olan, onları her yöne süren ve çorak toprakları sulayan melekler; üçüncü grup ise, vahyin nazil olma esnasında Kur’an’ın ayetlerini Allah Resulü’ne (s.a.a) okuyan melekler. [1]
    Sure, adını ilk ayetinde geçen “ve’s-Saffat-ı Saffen” “Saffat” (sıra-sıra duran meleklere andolsun) kelimesinden almıştır. [2]Saffat kelimesi, “saff” kökünden ve “saffe” kelimesinin çoğuludur. Bazıları bundan maksadın İlahi emri bekleyen saflar halindeki müminlerin ve meleklerin olduğunu söylemişlerdir
    Anlamı Sıra-sıra dizilenler, saf-saf duranlar Sınıfı Mekki Nüzul Sırası 45 Sure Numarası 37 Cüz 23 Ayet Sayısı 182 Kelime Sayısı 866 Harf Sayısı 3903Rızkın bollaşması ve belalardan âmânda olmak:
    İmam Sadık’tan (a.s) şöyle bir rivayet nakledilmiştir: Her kim her hafta Cuma günü Saffat Suresi'ni okursa, her türlü beladan âmânda olur. Dünyada olduğu müddetçe tüm belalar ondan def edilir ve rızkı da mümkün olduğunca bollaşır. Şeytan onun bedenine, evlatlarına ve malına hiçbir şekilde zarar veremez. Eğer bu sureyi okuduğu gece veya gündüz vefat edecek olursa, şehit olarak haşredilir. Allah-u Teâlâ ona şehitlerle birlikte cennettin en yüce mertebesinde yer verir.[15] [16]
    Duanın kabul olması: Yine aynı şekilde Allah Resulü’nden (s.a.a) şöyle bir hadis-i şerif nakledilmiştir: Her kim Yasin ve Saffat surelerini Cuma günü okur ve ardından dua ederse, Allah-u Teâlâ onun duasını kabul ederAl-i Yasin
    سَلَامٌ عَلَى إِلْ يَاسِينَ
    Esenlik İlyas'a ve ona uyanlara. (Saffat Suresi / 130) Bu ayet-i kerimenin kıraati noktasında farklı görüşler bulunmaktadır. Bazıları «آل یاسین» (Al-i Yasin) okumuş ve maksadın Ehlibeyt (a.s) olduğunu söylemişlerdir. Bazıları da «ال یاسین» (el-Yasin) olarak okumuş ve ayet-i kerimenin de siyakına bakarak, maksadın Hz. İlyas (a.s) olduğunu söylemişlerdir. [12]
    İmam Sadık’tan (a.s) şöyle bir rivayet nakledilmiştir: «آل یاسین» Al-i Yasin’den maksat, biz Ehlibeyt’iz (a.s); zira Yasin’den maksat, Allah Resulü’dür (s.a.a). Allame Tabatabai bu rivayeti doğru bilmektedir ve «آل یاسین» (Al-i Yasin) sözcüğünü Nafi, Yakup, Zeyd ve İbn-i Amir kıratına uygun olması için «آل یاسین» Al-i Yasin okumalıyız. [13]
    Yine aynı şekilde Ehlisünnet alimlerinden İbn-i Ebi Hatem, İbn-i Merdûye ve Tabarani, İbn-i Abbas’tan nakledilen bir rivayete göre, “el-Yasin” ve “Al-i Yasin”den maksadın, İslam Peygamberinin (s.a.a) Ehlibeyt’i (a.s) olduğunu söylemişlerdirBu surenin 100. ayet-i kerimesinden 107. ayet-i kerimesine kadar olan bölümü, Hz. İbrahim’in (a.s) oğlu Hz. İsmail’i (a.s), kurban etmeye memur edilmesi olayını ele almaktadır. Hz. İbrahim (a.s) Allah-u Teâlâ’dan bir evlat istedi ve Allah, “ona bir oğlu olacağı” müjdesini verdi. Hz. İbrahim (a.s) Hz. İsmail (a.s) doğduktan sonra hatta buluğ çağına erinceye dek, birçok kez rüyasında oğlu Hz. İsmail’i (a.s) kurban ettiğini gördü. Nübüvvet ilmi sayesinde oğlu Hz. İsmail’i (a.s) kurban etmeye memur edildiğini anladı.
    Hz. İbrahim (a.s) bu konuda, oğlu Hz. İsmail’in de (a.s) görüşünü almak istedi. Hz. İsmail (a.s) babasına şöyle cevap verdi: “Memur edildiğin şeyi yerine getir”. Hz. İbrahim (a.s), oğlu Hz. İsmail’i (a.s) kurban etmek için alın üzere yatırdığı esnada, Allah-u Teâlâ Hz. İsmail’in (a.s) yerine kurban etmesi için bir koç gönderdi. Allah-u Teâlâ, imtihanın zorluğuna işaret ederek, şöyle buyuruyor: “Dünya ve ahrette en iyi mükâfatı onlara vereceğim”. “İmtihan” kelimesinden de anlaşıldığı üzere, Allah-u Teâlâ, Hz. İbrahim’i (a.s) sadece sınamak istiyordu
    19 min
  • 36. YASİN (S.439) (Arapça: سورة یس) KHMK Hasan Basri Çantay sesli meali
    Diğer İsimleri Habib-i Neccar def edici Dafıa, Muammeme Sınıfı Mekki Nüzul Sırası 41 Sure No 36 Cüz 22, 23 Ayet Sayısı 83 Kelime Sayısı 733 Harf Sayısı 3068
    Yasin, Kur’an’ın kalbi kabul edilmiş ve Müslümanlar arasında ayrı bir özellik kazanmıştır. Bu surenin faziletiyle ilgili birçok hadis nakledilmiştir. Bunların bazılarında Peygamberimiz (s.a.a), Yasin okuyanın çok sevap kazanacağını, mağfiret olunacağını, sabahleyin bu sureyi okuyana kolaylık verileceğini, gece okuyanın bağışlanmış olarak sabahlayacağını bildirmiştir.
    Başka bir hadis-i şeriflerinde ise şöyle buyurmuştur: "Yasin, Kur'an'ın kalbidir. Sadece Allah'ı ve ahiret yurdunu isteyerek onu okuyan kimseyi Allah mağfiret eder. Ölmüşlerinize Yasin okuyunuz."
    Nüzul Sırası 41 Sure Numarası 36 Cüz22, 23Sayısal BilgilerAyet Sayısı83Kelime Sayısı733Harf Sayısı3068
    v
    t
    e
    Yasin Suresi, Kur’an’ın kalbi kabul edilmiş ve Müslümanlar arasında ayrı bir özellik kazanmıştır. Bu surenin faziletiyle ilgili birçok hadis nakledilm Bunların bazılarında Peygamberimiz (s.a.a), Yasin okuyanın çok sevap kazanacağını, mağfiret olunacağını, sabahleyin bu sureyi okuyana kolaylık verileceğini, gece okuyanın bağışlanmış olarak sabahlayacağını bildirmiştir.
    Başka bir hadis-i şeriflerinde ise şöyle buyurmuştur: "Yasin, Kur'an'ın kalbidir. Sadece Allah'ı ve ahiret yurdunu isteyerek onu okuyan kimseyi Allah mağfiret eder. Ölmüşlerinize Yasin okuyunuz."
    Kufe karilerine göre ayet sayısı 83, başka karilere göre ise 82’dir, ancak birinci görüş daha meşhur ve yaygındır. Sure, 733 kelime ve 3068 harften oluşmaktadır. Mushaf’taki resmi sırasına göre otuz altıncı, nüzul sırasına göre ise kırk birinci suredir. Sure, Mekke’de nazil olmuştur. Mukatta harfler ve yeminle başlayan surelerin ilkidir. [3] Hacim olarak mesani surelerden ve bir hizip kadardır.
    Sure’de Habib-i Neccar’ın hikayesi, mead ve yeniden diriliş, insanların kıyamet günü nasıl dirileceklerine dair açıklama, insanın organlarının kendisi aleyhine tanıklık ve şahitlikte bulunması gibi konulara yer verilmiştir. Ayrıca tıpkı nakledilen rivayetlere göre, Kur’an’ın en faziletli surelerinden birisi bu suredir. Öyle ki Kur’an’ın kalbi lakabını almış ve bu surenin hıfz ve tilavetinin sevabı, dünya ve ahiret mükâfatı hakkında oldukça fazla tekitte bulunulmuş ve bu konuda öteki surelerden daha fazla rivayetler nakledilmiştir
    وَكُلَّ شَيْءٍ أحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ
    ve sonradan bıraktıkları izleri ve her şeyi apaçık bir kitapta sayıp yazdık, takdîr ettik. (Yasin Suresi / 12)
    Tefsircilerin birçoğu «امام مُبین» İmam’in Mubin’i, tüm âlemde gerçekleşecek olay ve havadislerin kayıtlı olduğu kitap yani; ‘‘Levh-i Mahfuz’’ olarak yorumlamışlardır. Bazıları da ‘‘İmam’’ sözcüğünün kullanılma nedenini şu şekilde açıklamıştır: Bu kitap, kıyamette sevap ve azap memurları için insanların yapmış oldukları amellerinin ceza ve mükâfat değerini ölçme kriteri olacaktır. [6]
    Şii hadis kaynaklarında şöyle söylenmiştir: «امام مُبین» İmam’in Mubin’den maksat; İmam Ali’dir (a.s). İmam Bakır’dan (a.s) nakledilen bir rivayetteyse şöyle denilmiştir: Bu ayet-i kerime nazil olduğunda, Allah Resulü (s.a.a) İmam Ali’ye (a.s) doğru döndü ve şöyle buyurdu: «امام مُبین» ‘‘İmam’in Mubin’’ bu gördüğünüz şahıstır! Allah’ın her şeyin ilmini ona verdiği ‘‘İmam’’ işte o’dur.[Not 1][7] Yine aynı şekilde, Nuru’s-Sakaleyn tefsirinde İbn Abbas’tan şöyle bir rivayet nakledilmiştir: İmam Ali buyuruyordu ki: Allah’a yemin olsun ki hakkı batıldan ayıran «امام مُبین» ‘‘İmam’in Mubin’’ benim. Bu ilmi, Allah Resulü’nden (s.a.a) öğrendim. Bu ilim, ondan bana miras kaldı.[8]
    Bu ayet-i kerime yaratılışın nasıl olduğu hakkında bahsetmektedir. Allame Tabatabai, bu ayet-i kerimenin tefsirinde şöyle yazmaktadır: Bu ayet-i kerimenin asıl maksadı; Allah Teâlâ yaratmak için hiçbir şeye muhtaç olmadığını anlatmaktır. Öyleyse ‘‘ Bir şeye ol derse, anında oluverir’’ aslında bu bir temsildir; Allah gerçekte konuşmaz ve bir şeye emretmez. [9]İmam Al
    2 hr 22 min
  • TEVBE SURESİNİN SON İKİ AYETİ ELMALI TEFSİRİ (HDKD) FAZİLETİ KERAMETİ
    128.
    لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ - LE KAD CAEKÜM RESULUN
    Kasem olsun ki size hakikaten bir Resul geldi
    مِّنْ أَنفُسِكُمْ - MİN ENFUSİKUM
    bir Resul ki kendinizden -kendi cinsinizden,
    Melek değil Beşerden,
    Aslı ve nesebi ma'lûm Arabî, Kureşî, ehli haremden
    عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ - AZİZUN, ALEYHİ MA ANİTTUM
    sizin sıkılmanız gücüne gider.
    - Ya'ni azâb görmeniz şöyle dursun zahmet çekmeniz bile onu son derece müteessir eder.
    Yahûd sizi sıkan, zorunuza giden şeyler hasbelbeşeriyye onu da müteessir eder,
    Onun şedaidi iktihamı (şiddetleri gögüslemesi), müteessir olmadığından değil, risaletindendir.
    Bu tefsirlere göre cümlenin mecmuu bir sıfattır.
    Fakat İbni Kuşeyrînin muhtarına göre
    «Azîz»
    bir sıfat,
    « HARÎS »
    de diğer bir sıfattır.
    Buna işareten ba'zı Mushaflarda «azîz» üzerine bir «cim» secavendi konulmuştur ki bunda daha fazla bir ma'nâ vardır.
    Ya'ni bir Resul ki azîzdir: büyük ızzeti vardır.
    Sizi sıkan şeyler onun aleyhinedir.
    O yüksek ızzet,
    ebnayi cinsinin müteellim olmasını istemez,
    Cinsinizden olması ve ızzet sahibi bulunması hasabiyle bütün derd-ü kederinizi duyar
    حَرِيصٌ عَلَيْكُم HARÎSUN ALEYKUM
    üzerinize pek hırslıdır.
    -Üstünüze titrer.
    « ان تحرص على هداهم - İN TAHRIS ALA HUDAHUM » -ŞAYET SEN ONLARIN HİDAYETTE OLMALARINA HARİS OLURSAN 16/37
    âyetinde işaret buyurulduğu vechile hidayet ve salâhınıza, hayr-ü nef'inize harıstır.
    Üzerinize toz kondurmak istemediği gibi
    Sizi aksayı saadet ve selâmete çıkarmak,
    Cennet ve rıdvana erdirmek için bütün hırsıyle uğraşır.
    Hem onun nazarı Kureyşe veya Araba, yahûd şu bu kavme değil, her hangi kavmden olursa olsun
    بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
    bütün mü'minleredir ki
    Raufdur.
    - Ziyadesiyle re'feti, ya'ni gayet ince bir şefekat ve merhameti vardır.
    Rahîmdir.
    -Fıtraten mintarafillâh pek ziyade merhametlidir.
    Günahkârlara bile acır.
    Binaenaleyh
    Ey insanlar
    Kur'anda varid olan tekâlif, bahusus bu Sûredeki beraet, tevbe, cihad ve saire hakkındaki evamir ve hıtabat, ağırınıza gelmemeli, gücünüze gitmemelidir.
    Bütün bunlar küfr-ü nifakın zarar ve şeâmetine karşı alel'umum mü'minlere gayet büyük bir re'fet ve şefekatin tecelliyatıdır.
    Onun için derhal bunlara iman edib mucebince amel etmelisiniz.
    Görülüyor ki burada Resulullaha esmai husnayi ilâhiyyeden rauf, rahîm isimleri verilmiştir.
    Hasen ibni-l Fadl demiştir ki:
    Allah tealâ, hiç bir Peygambere esmasından iki ismi cemetmedi,
    Ancak Peygamberimiz hakkında
    « بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ - Müminlere Rauf, Rahimdir
    buyurdu, zatı sübhanîsi hakkında da
    « İNNELLAHE BİNNASİ LE RAUFUN RAHİM »
    Herhalde Allah insanlara refetli çok refetli rahimdir.
    2/143
    buyurdu.
    Filvaki' bu tesmiye ve tavsıfta Resulüne pek büyük bir tekrimi ilâhî vardır.
    Bundan anlaşılır ki esmai husnayi ilâhiyyenin hepsi
    «ALLAH, RAHMAN, RAB »
    isimleri gibi esmai muhtassadan değildir.
    Resulullah ahlâkı ilâhî ile mütehallık olduğundan mü'minlere rauf-ı rahîmdir.
    Ve getirdiği din ve şeriat da iman edenler için aynı re'fet ve rahmettir.
    12.2 129. فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقُلْ حَسْبِيَ اللّهُ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ - Fe in tevellev fe kul hasbiyallâh(hasbiyallâhu), lâ ilâhe illâ hûve, aleyhi tevekkeltu ve huve rabbul arşil azîm(azîmi).
    فَإِن تَوَلَّوْاْ - FE İN TEVELLEV FEKUL
    Bunun üzerine i'raz ederlerse (Ya Muhammed)
    فَقُلْ - sen şöyle de:
    حَسْبِيَ اللّهُ - HASBİYALLAH
    Bana Allah kâfi
    ا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ - LA İLAHE İLLA HU
    Ondan başka ilâh yok
    عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ - ALEYHİ TEVEKKELTÜ
    Ancak O'na dayandım.
    وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ - VE HÜVE RABBUL ARŞİL AZİM dir.
    - O azîm Arşın Rabbı,
    Bütün kâinatı muhıt olan en büyük hukm-ü saltanatın sahib ve şehinşahîdir.
    (Sûrei A'rafta « SÜMME-ESTEVA ALEL-ARŞİ YUĞŞİ-L-LEYLE-N-NEHAR» <> Araf 7/54 ayetinin tefsirine bakınız.)
    İşbu
    «لَقَدْ جَاءكُمْ  » - LE KAD CAEKÜM
    ilâ ahırıhâ iki âyetin en son nâzil olan âyet olduğu hakkında bir rivayet vardır.
    12 min
  • Sokrates'in apologisi (müdafaası) : Sokrates'in kendini idama( ademe) mahkum eden hakimlere hitabı
    Sokrates'in idama mahkum edilmesinden sonra Hakimlere yönelik retoriği; Şimdi Ey beni mahkum eden  hakimler!
    Size bir kehanetimi söylemek isterim: Çünkü ben şimdi hayatın öyle bir anında bulunuyorum ki bu anda insanlar ölmeden önce kehanet gücüne erişirler.
    O halde benim katillerim (geleceğimin katilleri) olan sizlere haber vereyim ki: ölümümden çok geçmeden bana verdiğiniz cezadan daha ağır bir ceza sizi beklemektedir.
    Beni öldürmekle hayatınızın hesabını soranlardan kurtulacağınızı sanıyorsanız.  
    Fakat bana inanınız, sandığınızın tam tersi olacaktır.
    Evet hiç şüphe etmeyiniz şimdiye kadar öne atılmalarına engel olduğum birçok kimseler karşınıza çıkacak sizi şiddetli suçlayacaklardır.
    Bunlar daha genç oldukları için sizi daha çok incitecekler sizinle daha çok uğraşacaklardır.
    Atinalılar!
    Eğer insanları öldürmekle (rakip gördüklerinizi mücrim ilan etmekle) halkın sizin berbat kötü hayatınızı kınamaktan alı koyacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.
    Bu mümkün bir kaçış yolu, etkili ve onurlu bir kaçış yolu değildir.
    En kolay, en asil yol başkalarını hiçbir şey yapamayacak bir hale getirmek değil, kendinizi yükseltmektir.
    İşte buradan ayrılmadan önce beni mahkum eden hakimlere söyleyeceğim kehanet budur
    3 min
  • Tarihi Savunmalar: Müdaafa örnekleri
    Sokratesin savunması , Dreyfus'un savunması, Bediüzzaman'ın Divanı Harbde idamla yargılanması, Ahmet Altan'ın silivri müdafaası, Ahmet Altan'ın generaller kışlanıza dönünüz müdafaası
    5 hr 29 min
  • CANAN YURDU - SAFAHAT: 1. Kitap -Mehmet Akif Ersoy - OKUYAN: Yusuf Ziya Özkan
    Eyvâh, ıssız diyâr-ı dilber ...
    Her hatvesi bir mezâr-ı muğber!
    Uçmuş da içindeki terâne
    Kalmış sessiz bir âşiyâne.
    Yer yer medfûn durur emeller...
    Gûyâ ki kıyâm-ı haşri bekler!
    Yâ Rab! Niye böyle bir yığın hâk
    Olmuş yatıyor o buk’a-i pâk?
    Yâ Rab, ne için o lem’a nâbûd ?
    Yâ Rab, ne için bu sâye memdûd ?
    Yâ Rab, ne demek harîm-i cânan
    Üstünde bu perde perde hicran?
    Lâkin görünen kimin hayâli?
    Cânan gibi tıpkı yâl ü bâli...
    Gîsû-yi siyâh-ı târumârı,
    Altında cebîn-i lem’adârı,
    Zulmetler içinde subh-i mahmûr;
    Yâ gözbebeğinde nazra-i nûr;
    Yâ ebr-i bahâr içinde cevvâl
    Bârân şeklinde dürr-i seyyâl;
    Yâ sînede her zaman coşan yâd,
    Yâ kayd-i bedende rûh-i âzâd.
    Ey tayf-ı nigeh-firîbi yârın,
    Olmaz mı bir ân için karârın?
    Heyhât, serâb-ı şavka döndün...
    Karşımda parıldamanla söndün...
    Kimden sorayım ki nerde dilber?
    Makber gibi samt içinde her yer.
    Cânan! Cânan!.. dedim, arandım...
    “Bir aks-i nidâ” dedikçe, yandım!
    Yâ Rab, neye hem sağır, hem ebkem,
    Dağlar, dereler, bütün şu âlem?
    Ey sevdiğimin sevimli yurdu,
    Hâlin bana şimdi pek dokundu!
    Aç sîneni; yâd-ı nükhetinden
    Bir şemmeye kâilim bugün ben.
    Bir vakt o şemîm-i nâz-perver
    Tâ subha kadar yanımda bekler,
    -Ümmîde verip bekâ sabûhu -
    Sermest-i safâ ederdi rûhu.
    Heyhât o nesîm-i sâf şimdi
    Nâzan, nâzan semâya gitti.
    Ey lâne-i târumâr söyle,
    Cânan sana artık inmiyor mu?
    Ey mâtem-i pâyidâr söyle,
    Sâhandaki nevha dinmiyor mu?
    Ey ebr-i semâ-güzîn-i seyyâr,
    Yâdında mıdır o nazlı reftâr ?
    Ey darbe-i bâda karşı, ra’şân ,
    İnşâd-ı enîn eden nihâlân !
    Bir şi’r-i revân olup da cânan,
    Geçmez mi bu gölgeden hırâman ?
    Ey dilber-i mihriban, zuhûr et!
    Ömrüm gibi ansızın mürûr et!
    Yâ kalb-i fezâya bir hutûr et:
    Âfâkımı lem’a lem’a nûr et.
    Bin nevha-i cân içimde pür-cûş
    Geldim bu garîb yurda, medhûş.
    Feryâdımı yok mu eyliyen gûş?
    Yâ Rab, bu nasıl cihân-ı hâmûş:
    Bir “yok!” diyecek sadâ da yokmuş!..
    33 min
  • 35. FATIR (Melaike) suresi Hasan Basri Çantay KHMK sesli meali s.433 cüz 23
    Fatır Suresi (Arapça: سورة فاطر) adını birinci ayette geçen "Fatır" kelimesinden alır. Fatır, Allah'ın sıfatlarından olup, "ilk olarak yaratan" anlamına gelir. Bu sure "Melâike Suresi" diye de anılır. Fatır, hamd ile başlayan beş sureden biridir. Sure 45 ayettir. Mekke'de ve Furkân Suresi'nden sonra inmiştir. Mekkidir. Nüzul Sırası 43 Sure Numarası 35 Cüz 22 Ayet Sayısı 45 Kelime Sayısı 780 Harf Sayısı 3228 Bu sure adını, birinci ayette geçen "Fatır" kelimesinden alır. Bu surenin bir diğer adı “Melaike” suresidir. [1]Zira birinci ayette meleklerden, onların misyon ve yaratılma gayesinden bahsedilmektedir. Bu ayet-i kerimede kullanılan "Fatır" sözcüğü, yerin ve göğün yaratıcısı ve Rabbi anlamına gelmektedir. [2]Bu ayette meleklerin “ecnehe” sahibi, yani, kanatlı oldukları zikredilmiştir.[3] Bu sure, hamd ile başlayan beş surenin sonuncusudur. Ayet: “el-Hamdulillah”, yani Allah’ın hamd ve şükrü ile başlamaktadır. Ayet sayısı 45, Şam ve Medine karilerine göre ise, 46’dır; ancak birinci görüş daha doğrudur.
    Sure, 780 kelime ve 3228 harften oluşmaktadır. Mushaf’taki resmi sırasına göre otuz beşinci[4] ve iniş sırasına göre ise, kırk üçüncü suredir. Mekki surelerdendir. Hacim olarak mesani surelerden ve bir hizip kadardır.[5]
    Bu sure, insanları dünya gururundan, şeytanın fitne ve vesveselerinden sakındırmakta; insanların fakir ve Allah’ın ise, zengin olduğunu vurgulamaktadır.
    İnsanlara, veliyi nimetlerini tanımaları için verilen nimetler hatırlatılmakta ve "mead", "yeniden diriliş", "kıyamet sahneleri", "kâfirlerin pişmanlık ve nedametleri" ve "yeniden dünyaya dönmek isteyişleri" gibi konulara değinmektedir.[6]
    İslam Peygamberinin (s.a.a) İnsanları Hidayet Etme Çabası
    Yüce Allah, sekizinci ayet-i kerimede Allah Resulü’ne (s.a.a) şöyle buyuruyor: "Allah dilediğini sapıklığa yöneltir, dilediğini doğru yola iletir. O halde onlar için üzülerek kendini helak etme. Allah onların ne yaptıklarını biliyor." Bu ayeti kerimedeki kavram, Şuara Suresi üçüncü ayeti kerimesindeki kavramla aynıdır. [8] Yüce Allah, Şuara Suresi üçüncü ayeti kerimede şu şekilde buyuruyor: "Kendine kıyacaksın inanmıyorlar diye âdetâ." [Not 1]
    Kur’an-ı Kerim’de bu tabirin tekrar edilmesi, İslam Peygamberinin (s.a.a) risaletini yerine getirmek ve insanları hidayet etmek için ne kadar canı gönülden çaba harcadığını ortaya koymaktadır. [9]
    Hidayet ve Sapkınlık Allah’ın mı, Yoksa İnsanın mı Elindedir?
    Yüce Allah, sekizinci ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: "Hiç şüphe yok ki Allah, dilediğini saptırır ve dilediğini doğru yola sevk eder." Bu ayet-i kerimenin zahiri manasına göre, irade, ihtiyar insandan nefy edilmektedir. Ancak, Tabersi’nin ‘‘İhticac’’ kitabında naklettiğine göre, İmam Hadi’nin (a.s) Ahvaz halkı için yazmış olduğu mektubunu iki farklı şekilde mana edebiliriz:
    1-Eğer Yüce Allah istediği herkesi hidayet edecek ve saptıracak olursa, o halde cezalandırmanın ve mükâfatın ne anlamı var. Halbuki insanın yapmış olduğu tüm işlerin iyiyse mükâfatı, kötüyse de cezası bulunmaktadır. Öyleyse ikinci mana daha doğrudur.
    2-Allah tarafından hidayet bulmak, yani "tanıtmak" manasına gelmektedir. Yani Yüce Allah hidayet yolunu insana göstermektedir. Aynı Fussilet Suresi 17. ayet-i kerimede buyurduğu gibi. [10]
    Oysa bu durumda karar verme mekanizması insanın kendi ihtiyarındadır. [11]
    Her halükarda bazı tefsirciler, hidayet ve dalaletin iki merhalesi olduğunu söylemekteler. Birinci merhalede Allah, insanı mecbur etmiyor; yani insan ihtiyar sahibidir. Ancak eğer insan delalet ve sapkınlığı seçerse, birtakım cezalandırılmaları ve sapkınlıkları da beraberinde getirecektir. Öyle ki ikinci dalalet ve sapkınlık, Allah’ın fermanı iledir. Aslına bakılırsa bu, gerçekte insanın itaatsizlik yaparak, hak yoldan ayrılmasından kaynaklanmaktadır.
    İşte bundan dolayı, bu ayetlerin asıl maksadı, yani ikinci dalalet ve sapkınlık Allah’ın ihtiyarındadır. Hidayette aynı şekildedir. [12]
    33 min
  • 34. Sebe Suresi (Arapça: سورة سبأ) Hasan Basri Çantay KHMK sesli meali cüz 23 sayfa 427
    Sure adını, 15. ayette geçen "Sebe" kelimesinden almıştır. Sebe, Yemen'de bir bölge veya kabile ismidir. Mealin başında sebe hakkında izah verdır. Şam ve Türkiye'deki arapların kökeni gassanilere dayanır. Sure 54 ayettir. Mekke dönemi 2. yarısında ve Lokman Suresi'nden sonra inmiştir. Kur’an’da hamd ile başlayan beş suredendir. Hamd ile başlayan diğer sureler; Fatiha, En'am, Kehf ve Fâtır sureleridir.Sebe” sözcüğü Kur’an’da iki kez zikredilmiştir. Birinci kez Neml Suresi'nin 22. Ayetinde ve ikinci kez ise, bu surenin 15. ayetinde.
    Bu surenin bir diğer adı ise “Davud”tur. Zira ilahî mucize ve lütuflara müstahak olmuştur. Surenin 10 ve 11. ayetlerinde buna değinilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de sadece 5 sure Allah’a hamd-ü sena ile başlamaktadır. Öyle ki bu beş sureden üçü; Sebe, Fatır ve En’am surelerinin, Allah’a hamd-ü sena ile başlaması; yer, gök ve diğer varlıkların yaratılmasından dolayıdır.[3]
    Bazıları, Allah-u Teâlâ’nın Ahzab Suresi'ni iyilik yapanın mükâfatının yaptığı iyilik doğrultusunda, günah işleyen günahkârında işlemiş olduğu günah doğrultusunda ve mükellef olmanın hedefini zikrederek başlamasından dolayı, Sebe Suresi'ni, nimete şükür ve sonsuz kudretini zikrederek başladığına inanmaktadır. [4] Buna rağmen bazı tefsirciler Sebe Suresi'nin, Lokman Suresi'nden sonra nazil olduğuna inanmaktadır. [5]
    Sebe Suresi, birçok farklı konuyu barındırmaktadır; ancak tüm bu konuları Tevhid, Nübüvvet ve Mead olarak üç ana başlık altında toplayabiliriz.Sure'de Hz. Davud (a.s) ve mucizelerine, Hz. Süleyman’ın (a.s) hikayesine, görkem ve ihtişamına kısaca değinilmiştir.
    Sebe kavmi ve onların bahçelerine ve bu kavmin nimetlere şükür etmemesi ve itaatsizlikleri sonucunda hepsinin sele kapılmasına, inkârcıların Peygamberi (s.a.a) üzmesinden dolayı, Hz. Peygamber’in (s.a.a) üzülmemesine, mustazaf ve müstekbirlerin kıyamet günü münazara edeceklerine ve ayrıca bunun yanında mead ve kıyamet konuları bu surede ele alınmıştır.[8]
    Kıyamet gününde büyüklük taslayanların, zayıf sayılanlarla konuşması: Ayetlerin bir bölümünde zayıf sayılanların ve büyüklük taslayanların Mead hakkındaki konuşmaları nakledilmiştir. İlk başta zayıf sayılanlar, büyüklük taslayanları kendilerini yanlış yönlendirdiklerini ve bu nedenden dolayı cehennemlik olduklarını söylemektedirler. ‘‘Siz olmasaydınız, elbette biz inanan insanlar olurduk’’. [9] Ancak büyüklük taslayanların şu cevabıyla karşılaşmaktadırlar: “Size hidayet geldikten sonra sizi ondan biz mi çevirdik? Bilakis siz suç işliyordunuz” derler. [10] Zayıf sayılanlar bu açıklamalar karşısında razı olmuyor ve işlemiş oldukları kendi cürümlerini bilmelerine rağmen, kendi suçlarında büyüklük taslayanların etkisi olduğunu düşünmekteler. Zayıf sayılanlar da büyüklük taslayanlara: “Hayır! Gece gündüz (işiniz) tuzak kurmaktı. Çünkü siz daima Allah'ı inkâr etmemizi, O'na ortaklar koşmamızı bize emrederdiniz” derler.[11]
    mam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Her kim, Hamd ile başlayan iki sureyi yani; Sebe ve Fatır surelerini gece okursa, tüm gece boyunca Allah’ın âmânı ve koruması altında olur. Eğer gündüz okursa, gün boyunca hiçbir zorluk ve meşakkat ona ulaşmaz. Dünya ve ahiret hayrından ona o kadar verirler ki gönlünden geçirmediği ve arzu etmediği şeylere de ulaşıverir. [15] İslam Peygamberi (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Sebe Suresi'ni okuyan herkes, kıyamet gününde tüm peygamberlerle beraber ve arkadaş olacaktır. [16]Hz. Davud’a (a.s) cömertlik verilmesi, dağlar ve kuşların onunla beraber Allah’ı tesbih etmesi, demiri yumuşatarak zırh yapması; 10 ve 11. ayet-i kerimeler.
    Rüzgârın Hz. Süleyman’ın (a.s) emrine verilmesi, bakırın eritilmesi, cinlerin Hz. Süleyman’dan (a.s) emir almaları, binalar ve kazanlar yapmaları, ağaç kurdunun Hz. Süleyman’ın (a.s) değneğini yemesinin ardından öldüğünün anlaşılması; 12-14. ayet-i kerimeler.
    Sebe bağları, nankörlük etmeleri ve Arîm seli, şehirlerinin birbirine bağlanması, şehirlerinin birbirinden ayrılması için dua etmeleri ve son olarak helak edilmeleri; 15-19. ayet-i kerimeler
    19 min
  • 33. AHZAB Suresi, سورة الاحزاب s417 c23 Hasan Basri Çantay KHMK sesli meali Kur'an
    Kur'an'ın 33. ve Medeni surelerindendir. "Ahzab" kelimesi, "hizb"in çoğuludur. Hizb; grup, parti, bölük, topluluk anlamlara gelir. [1] Kur'an'ın dörtte birine ve her gün okunması alışkanlık haline gelen dua demetine de "hizip" denir.Müslümanlara karşı savaşmak üzere toplanıp, Medine'yi kuşatmaya gelen ve Hendek (diğer adıyla Ahzab) Savaşı'na sebep olan düşman kuvvetlerine "ahzab" denilmiş, surenin bir bölümünde bu savaştan bahsedildiği için de bu sureye "Ahzab Suresi" adı verilmiştir. Boyut olarak mesani ve nispeten orta boyutludur.[5]
    Üsve ( Güzel bir örnek ) Ayeti
    لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ
    Andolsun ki Allah'ın Resûlünde, sizin için uyulacak en güzel bir örnek var ( Ahzab Suresi / 21 )
    El-Mizan tefsirinde yazıldığına göre, bu ayet-i kerime İslam peygamberinin (s.a.a) risaletinin hükümlerini beyan eden ayet-i kerimelerden biridir. Bu hüküm esasınca, Müslümanlar hem konuşmada, hem davranışta peygamberi takip etmeli ve onun Allah yolundaki çabasını kendilerine örnek almalıdırlar
    Tathir Ayeti
    İmam Ali (a.s) Türbesinin Kapısında Yazılı Tathir Ayeti
    إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا
    Ancak ve ancak Allah, ey Ehl-i Beyt, sizden her çeşit pisliği, suçu gidermek ve sizi tam bir temizlikle tertemiz bir hale getirmek diler. ( Ahzab Suresi / 33 )
    Ahzab Suresi 33. ayet-i kerimenin bu bölümü ‘‘Tathir Ayeti’’ olarak meşhurdur. Bu ayet-i kerimede, Yüce Allah’ın iradesiyle Ehlibeyt’ten (a.s) her çeşit pislik ve suç giderilerek, tertemiz kılınmıştır. Şii alimler, İmamların (a.s) ismetini ve masum oluşlarını bu ayet-i kerime sayesinde ispatlamaktadırlar
    Salâvat Ayeti
    إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
    Şüphe yok ki Allah ve melekleri, salâvat getirir Peygambere; ey inananlar, siz de ona salâvat getirin, tam teslîm olarak da selâm verin. ( Ahzab Suresi / 56 )
    Bu ayet-i kerime, akşam namazının ardından okunması tavsiye edilen ayet-i kerimelerdendir. [16] İran’da Şii camilerinde her namazdan sonra, bir kişi bu ayet-i kerimeyi yüksek sesle okur ve namaz kılanlar yüksek sesle 3 kez salâvat getirirler.
    Şii ve Sünni kaynak kitaplarında nakledilen rivayetler esasınca, Peygamber Efendimize (s.a.a) salâvat getirildiği zaman, Ehlibeyt’ine de (a.s) selam gönderilmelidir. [17]
    Hicap Ayeti
    يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاء الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّ ذَلِكَ أَدْنَى أَن يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
    Ey Peygamber, eşlerine ve kızlarına ve inananların kadınlarına söyle; dışarı çıkacakları vakit dışarıya mahsus elbiselerini giysinler; bu, onların tanınıp incinmemelerini daha iyi sağlar ve Allah, suçları örter, rahîmdir. (Ahzab Suresi / 59 )
    Tefsircilerin dediğine göre, ayet-i kerime Müslüman kadınların kamil bir şekilde hicaba bürünmelerini emrediyor ve bu işin onlar açısından daha hayırlı olduğunu açıklıyor. Zira bu şekilde kadınlar erkeklerin eziyetlerine daha az maruz kalacaklardır. [18]
    Emanet Ayeti
    إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا
    Şüphe yok ki biz arzettik emâneti göklere ve yeryüzüne ve dağlara, derken onlar, onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular ve onu yükledik insana; şüphe yok ki çok zâlim oldu, çok bilgisiz bir hâle geldi. (Ahzab Suresi / 72 )
    Müslüman tefsirciler "Emanet" «امانت» sözcüğünün tefsiri üzerinde fazlaca durmuşlar ve bu alanda birçok farklı görüş bildirmişlerdir. Tefsir kitaplarında ‘‘Emanet’’ sözcüğü için dini teklifler, Allah’ı tanımak, özgür irade, akıl ve İlahi velayet gibi mısdaklar beyan edilmiştir
    28 min
  • Savunma/Ahmet Altan 1999: DGM de Generaller Kışlanıza Dönünüz yazısı üzeri hakaret davası savunması
    .(Generaller Kışlalarınıza Dönün başlıklı yazısından dolayı yapılan yargılamada)
    Sayın yargıç, Ben buraya yargılanmaya değil, bu ülkede eksikliği çok hissedilen bir şeyi, adaleti aramaya geldim. Ben generalleri eleştirdiğim için buradayım.
    Eleştirdiğim insanlar ise hukukun dışına çıksalar bile dokunulmaz olarak kalıyorlar.
    İnanıyorum ki, bir mahkeme o ülkenin bir yazarını yargılayabiliyorsa, o ülkenin suç işlemiş bir generalini de yargılayabilir.
    Ama ben mahkemelerde ve hapishanelerde yalnızca yazarları görüyorum.
    28 Şubat dâhil dört darbe yapmış, Lockheed rüşvet skandalına bulaşmış, Susurluk sanıklarıyla ilişkileri devlet belgeleriyle saptanmış, yazarlara, milletvekillerine, insan hakları savunucularına iftiralar atmak için raporlar hazırlayıp kampanyalar başlatmış olan, isimleri bilinen generallerden hiç birinin yargı önüne çıkmamış olması biraz garip değil mi?
    Bunları yapanların değil de, bu yapılanlara karşı çıkan yazarların yargılanması adalete ve hukuka uygun mu sizce?
    Yirminci yüzyılı, kendi ülkesini, kendi insanlarını, kendi devletinin hazinesini soyan siyasetçilerin, asker ve sivil bürokratların egemenliğinde tam bir fiyaskoya dönüştürmüş, devletinin içinde çeteler üretmiş, kendi ekonomisini bile yönetmekten aciz olduğu için başkalarının denetimine muhtaç kalmış, dünya sıralamasında doksanıncı sıraya düşürülerek paryalaştırılmış bu ülkede, sanık sandalyesine yalnızca yazarlarla aydınların oturtulması; bilmiyorum, bu ülkenin vicdanı olmasını beklediğimiz hukukçuların ruhunda nasıl yankılanıyor.
    İkide bir de çalışmalarımdan, yazılarımdan, kitaplarımdan kopartılıp, bazen bizzat Genelkurmay'ın talebiyle bazen de savcının isteğiyle mahkeme salonlarına getirtilip yargılanıyorum.
    Kendi görev alanlarının dışına çıkan, demokrasinin gelişmesine müdahale eden, parlamentoyu küçümseyen hatta zaman zaman yok sayan generallerle ilgili eleştirilerimi, savcılar orduya hakaret olarak değerlendiriyorlar.
    Hukukun bakış açısını bozarak, bireyle kurumu özdeşleştiriyorlar.
    Eleştiriyi ise hakaret telakki ediyorlar.
    Böylece, hukukun izin verdiği eleştirilmez birer padişah konumuna sokuyorlar.
    Benim yasalara uygun eleştirilerimi suç kabul eden savcıların, suç işledikleri belirlenen bazı generallerle ilgili hiçbir dava açmamasını bu ülkenin hukuk sistemi hiç mi yadırgamıyor?
    Suçlu oldukları resmi belgelerle ortaya konmuş generallere dokunulmazken yalnızca yazarların yargılanması, o ülkenin adaletine ve hukuk sistemine olan inancı zedelemez mi?
    Şu kaçınılmaz soru aklımıza gelmez mi?:
    Savcılar gerçek suçluları mı yoksa yalnızca güçlerinin yettiği insanları mı sanık sandalyesine oturtuyorlar?
    Ben bu mahkemeden sadece beni yargılanmasını değil, bu soruya da hukuk ve adalet adına cevap aramasını bekliyorum.
    Bakın, sayın savcı benim hangi satırlarımda suç unsuru bulduğu için hakkımda dava açmış:
    “Askerlerin Çankaya'ya çıkacak zatı tarif etmeleri, başbakanın bunu çok doğal bulması gazete köşelerinde istihbarat ajanlarının yerleştirilmiş olması, bu ajanların kimliklerinin açıklanmasına rağmen basının hiç ses çıkarmaması, medyanın çirkin bir suç ortaklığını sırtlanması, Ankara'dakilerin iktidarı ve parayı paylaşmak için birbirlerine ayak oyunları yapması. . . "
    "Hayatımıza her an her istediğinizde karışabileceğiniz inancı, eğer belinizdeki o silahtan kaynaklanmıyorsa nereden kaynaklanıyor? Neden bu ülkede yaşayan hiç kimsenin, kendi yaşadıkları topraklarda olacakları belirleme hakkı ve gücü olmadığını, bu güce yalnızca sizin sahip olduğunuzu yüzümüze vurmaktan böyle zevk alıyorsunuz?”
    “Hangi yasada yazıyor sizin Çankaya'ya çıkacak zati tarif etme yetkisine sahip olduğunuz? Böyle bir yasa yok. Bunu biliyorsunuz. Bizim korkumuza güveniyorsunuz. Ve bizi korkutuyorsunuz. Korkuyor ve susuyorsunuz. Bizi aşağılıyorsunuz. Bizi yönetmek istiyor, hiçbir konuda karar vermemize olanak tanımıyor, iplerimizi elinizde tutmak istiyorsunuz. Nereden alıyorsunuz bu hakkı? Burnuma bir silah dayanmasından ve ‘sizin konuşmaya hakkınız yok’ denmesinden bı
    9 min

About Kailar Podcastleri

From the publisher's feed

Hak Dini Kur'an Dili (Orijinal Elmalı Tefsiri) Meali ve Tefsiri (Elmalı Hamdi Yazır) ve Hasan Basri Çantay KHMK meali

More shows like Kailar Podcastleri

Kuran Dinle by Kuran Dinle

Kuran Dinle

7 Listeners

Kuran Time by Kuran Time

Kuran Time

6 Listeners

Kuran-ı Kerim by Diyanet Dijital

Kuran-ı Kerim

3 Listeners