
Sign up to save your podcasts
Or


“Ben böyleyim.”
“Ben kimseye ihtiyaç duymam.”
“Ben biraz kontrolcü biriyim.”
“Ben insanları kırmayı sevmem.”
“Ben duygularımı çok belli etmem.”
“Ben zaten hep güçlüydüm.”
Peki…
Gerçekten hep böyle miydin?
Belki bugün karakterin olarak gördüğün bazı tarafların, bir zamanlar hayatla baş etmek için öğrendiğin yollar.
Belki güçlü olmak, kimseye ihtiyaç duymamayı öğrenmekti.
Belki kontrol etmek, ne olacağını bilmediğinde hissettiğin güvensizlikle baş etmenin yoluydu.
Belki herkesi düşünmek, birinin senden memnun olmamasına katlanmak zor geldiği için başladı.
Ve belki bunları o kadar uzun zamandır yapıyorsun ki artık nerede senin başladığını, nerede öğrendiğin yolların devreye girdiğini ayırmak zor.
Bu bölümde kendimiz sandığımız bazı taraflarımıza biraz daha yakından bakıyoruz.
Onlardan kurtulmak için değil.
Bir zamanlar bizi neden koruduklarını ve bugün hâlâ onlara aynı şekilde ihtiyacımız olup olmadığını anlamak için.
🎙️ Yeni bölüm: Ben Hep Böyle Miydim?
Çünkü bir şeyi yıllardır yapıyor olman, onu sonsuza kadar yapmak zorunda olduğun anlamına gelmiyor.
“Ben böyleyim… ama başka türlü de olabilirim.”
“Ben olsaydım arardım.”
“Ben olsaydım bunu unutmazdım.”
“Ben olsaydım o gün onu yalnız bırakmazdım.”
“Ben olsaydım söyletmeden düşünürdüm.”
Bu cümleleri bazen karşımızdaki insanın yapmadığı bir şey karşısında kuruyoruz.
Ve bazen haklıyız.
Çünkü “Ben olsaydım…” derken aslında şunu söylüyoruz:
“Ben de merak edilmek istiyorum.”
“Ben de düşünülmek istiyorum.”
“Ben de zorlandığımda yanımda birini istiyorum.”
Ama bazen aynı cümlenin altında başka bir ses var:
“Ben böyle yapıyorsam sen de yapmalısın.”
“Beni seviyorsan böyle davranmalısın.”
“Doğrusu bu.”
Peki ikisini nasıl ayıracağız?
Karşımdaki insandan gerçekten ihtiyacım olan bir şeyi mi istiyorum, yoksa benim gibi olmasını mı bekliyorum?
Ve belki daha zor olanı:
Bir insanın benden farklı olduğunu kabul etmekle, kendi ihtiyaçlarımdan vazgeçmek arasındaki sınır nerede?
🎙️ Yeni bölüm: Ben Olsaydım…
Bu bölümde ilişkilerdeki duygusal ihtiyaçlarımızla, içimizdeki talepkâr ebeveynin “böyle olmalı” diyen beklentilerini birbirinden ayırmaya çalışıyoruz.
Çünkü karşımızdaki insan bizim gibi olmak zorunda değil.
Ama ihtiyaçlarımız da sırf o bizden farklı diye ortadan kaybolmuyor.
Bir süredir burada yoktum.
İlk zamanlarda geri dönmek kolaydı.
“Haftaya kaydederim.” diyordum.
Ama zaman geçtikçe geri dönmek kolaylaşmadı. Aksine, daha da zorlaştı.
Çünkü bazen bir şeye ara verdiğimizde yalnızca düzenimizi kaybetmiyoruz. Geçen zamanla birlikte kendimize anlatmaya başladığımız hikâyeler de araya giriyor:
“Artık çok geç.”
“Çok geride kaldım.”
“Eskisi gibi yapamam.”
“Döneceksem bu sefer kusursuz olmalı.”
Peki gerçekten geç mi kaldık?
Yoksa geç kaldığımızı düşündüğümüz için mi hâlâ başlamıyoruz?
🎙️ Uzun bir aradan sonra yeni bölüm:
Geri Dönmek İçin Geç mi Kaldım?
Bu kez kaldığım yerden değil, bugün olduğum yerden devam ediyorum.
Buradayım. 🤍
Çocukken kimse sana "fazlasın" dememiş olabilir. Ama yine de daha az yer kaplamayı öğrenmiş olabilirsin.
Belki üzüldüğünde "abartıyorsun" dendi.
Belki ihtiyaçlarını dile getirmek yerine içine attın.
Belki kimse seni susturmadı ama duygularına da yeterince yer açılmadı.
Bu bölümde, çocukken duygularımızın ne kadar görüldüğünün yetişkinlikte kurduğumuz ilişkileri nasıl etkileyebileceğini konuşuyoruz.
Neden yardım istemekte zorlanıyoruz?
Neden hep idare eden taraf oluyoruz?
Neden ihtiyaçlarımızı dile getirirken suçluluk hissediyoruz?
Belki de sorun fazla yer kaplaman değildi.
Belki sadece çocukken, daha az yer kaplamanın daha güvenli olduğuna inandın.
Bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey, birine gerçekten ne hissettiğini anlatabilmek oluyor. Kırıldığını, yorulduğunu, etkilendiğini söyleyebilmek… Ve bunu yaparken fazla bulunmayacağını hissetmek. Bu bölümde, birilerine ihtiyaç duymanın neden çok temel bir şey olduğunu, duyguları paylaşmanın neden zayıflık olmadığını ve kendi içimizde kurduğumuz daha güvenli yerin ilişkileri nasıl daha mümkün hale getirebildiğini konuşuyorum.
Bazen her şey biraz daha iyiye gidiyor gibi gelir. Daha az düşünür, daha az zorlanır, artık geçti sanırız. Sonra beklenmedik bir anda eski bir duygu yeniden gelir ve çoğumuz başa döndüğümüzü düşünür ve hayal kırıklığı hissederiz. Bu bölümde, toparlanmanın neden her zaman düz bir çizgide ilerlemediğini, yeniden zorlanmanın neden her şeyi silmediğini ve bazen en çok da “ben bunu geçmiştim sanıyordum” düşüncesinin can yaktığını konuşuyorum.
Bazen bir insanı değil, onunla kurduğumuz ihtimali bırakmak daha zor gelir. Bu bölümde, uzun vadesini göremediğimiz romantik ilişkileri, eskisi gibi iyi gelmeyen arkadaşlıkları ve bazen geride bıraktığımız şeyin bir kişi değil, onunla ilgili umudumuz olduğunu konuşuyorum. Çünkü bazı bağlar büyük bir kopuşla değil, yavaş yavaş içimizde yer değiştirerek bitiyor. Ve bazen büyümek, tam da artık bize iyi gelmeyen ilişkilere dürüstçe bakabildiğimiz yerde başlıyor.
Hiç kendini defalarca anlatıp yine de duyulmamış hissettin mi? Bu bölümde, anlaşılmama yarasını, çocuklukta duyulmayan taraflarımızı ve ilişkilerde tekrar eden “söyledim ama duyulmadı” deneyimini ele alıyorum. Ama sadece kırgınlıktan değil, umuttan da konuşuyoruz: Çünkü bazen duygusal derinlikleri farklı iki insan, birbirini anlamaya gerçekten emek verdiğinde ilişki onarıcı bir yere dönüşebiliyor. Ve eğer sen de kendini anlamaya istekliysen, en önemli değişim burada başlıyor.
Bazen insan hiçbir şey yapmak istemez.
Eskiden keyif aldığı şeyler bile ağır gelmeye başlar.
Ve çoğu zaman kendimize şu soruyu sorarız:
“Motivasyonumu mu kaybettim, yoksa başka bir şey mi oluyor?”
Bu bölümde motivasyonun gerçekten kaybolup kaybolmadığını,
içimizdeki eleştirel sesi, yorgunluğu ve bazen durmanın neden gerekli olabileceğini konuşuyoruz.
Belki motivasyon dediğimiz şey tamamen kaybolmaz…
sadece başka duyguların altında kalır.
Hayatımızdaki bazı ilişkileri seçmeyiz.
Aynı aileye doğarız, aynı ortamda çalışırız, aynı insanlarla karşılaşmaya devam ederiz.
Peki uzaklaşamadığımız bir ilişkide kendimizi nasıl koruruz?
Her eleştiriyi, her sert cümleyi, her küçümsemeyi neden bu kadar kişisel algılarız?
Bu bölümde zor insanları değiştirmeyi değil, zor ilişkilerin içinde kendimizi kaybetmeden kalmanın mümkün olup olmadığını konuşuyoruz.
Çünkü her davranış bizimle ilgili değildir.
Ve bazen kendini korumak, karşı tarafı değiştirmekten değil, içindeki sesi dönüştürmekten geçer.
From the publisher's feed