sözlerimin ucunda

sözlerimin ucunda

Download on the App Store

sözlerimin ucunda episodes

  • camdan kalp

    Güvenmek... Doğasında güzel bir şey aslında. İyi insanlarınhuzurunda, vicdanlı kalplerde... Ama zaman değişti. Artık güvenmemek daha akıllıca geliyor insana.

    Çünkü güvendiğin her bir insan, camdan kalbine atılan küçükbir çakıl taşı gibi. Her seferinde o kalbi yeniden kurmaya çalışırsın.

    Onarırsın, yaşatırsın. Ama bilirsin; hiçbir şey eskisi gibi olmaz.


    Bugün görüşlerin çatışmasında buluşuyoruz bir nevi Sarper vs. ChatGPT diyebiliriz. İyi dinlemeler :)

    27 min
  • salıncak

    Geçmiş bizim onu ne boyutta ve nasıl hatırladığımıza bağlıolarak değişkenlik gösteren bir olgudur sevgili dinleyici. Geçmişinden kendini sıyıramazsın çünkü sen geçmişinle varsın. Geçmiş yoksa gelecek de yoktur, an da. Nietzschenin bir sözü var “Sadece aptallar, insanlara ve taşlara takılır.” Ama ben bu görüşe tam olarak katılmıyorum. Bu sözü sevdiğim biri söyler bana, özellikle şu son dönemlerde… Ben de diyorum ki:

    Ben bazen insanlara da takılırım. Taşlara da. Çünkü bazı taşlar mezar taşıdır. Ve bazı insanlar… onlara takılmamak eldedeğildir. Bazen geçmişinle uzlaşmak, onu yargılamaktan daha bilgedir. Çünkü yargılamak kolay, anlamak zor. Nietzsche uzaktan konuşmuş. Düşünmüş, yazmış, delirmiş ve çekmiş gitmiş. Ama biz buradayız. Kalanız. Taşın üstünde oturup çocukluğumuzu izliyoruz. O taş belki de dedemizin mezar taşı. O insan, belki ilk göz ağrımız. Ben o aptallardanım işte. Kalbini kayalara çarpa çarpa büyüyenlerden. Birinin sesine, dokunuşuna, susuşuna takılanlardan. Bile bile lades diyorsun ya… Ben geçmişimle lades oynadım Nietzsche. Ve evet, yine kaybettim. Ama yine de dönerim o salıncağa. Uzun uzun sallanırım, başım dönene kadar. Çünkü geçmiş bazen ne kadar acıtsa da o acının bile bir teni var. Bir teni, bir kokusu, bir “keşke”si var. Sen aptal dersin, ben "insan" derim kısaca...

    21 min
  • ardından kalan

    Merhaba sevgili dinleyici, hayatta öyle zamanlardan geçeriz ki bazen sadece birisi yanımızda olsun isteriz, o kişinin koşulsuz şekilde bizi seveceğine inanmak isteriz, saçımızı okşayacağına… hisli hisli sarılacağına… kalbimizde bir yara daha açmayacağına… Ama o kişi gelir ve kapanmasını umduğun yaraların dikişlerini tek tek söker. Ne yazık ki, şifayı bulamadığın gibi bir de üstelik yeni bir dert olur dert ortağı sandığın. Aşk sandığın şey içten içe seni sömürmeye başlayınca şunu görürsün, bu aşk denen illet bir hastalık gibi her yerimi tıkadı, ayaklarım bağlı, ellerim dondu, kalbim ağrıyor. Artık bunu taşımak istemiyorum… Taşımasam olmaz mı?

    20 min
  • evi bulacağım

    Dürüst hırsız kitabında Dostoyevski şöyle söyler: "Ya hatalarınla yüzleşirsin ya da hatalarınla yüzsüzleşirsin. Cahil olmak ayrı pislik olmak ayrı."

    Bu açıdan bakıldığında Dostoyevski bize şunu mu söylemek istiyor acaba diye düşünmeden edemiyorum: “Yaşadığın acılar, seni yanlış yollara hatta belki de çok kötü tercihlere zorlamış olabilir, zorunda olmasan da bu tercihleri uygulamış ve hatta birisinin ya da birilerinin canını yakmış olabilirsin ancak dersini almadığın vakit bir götten farksız olursun, işte o zaman insan diyemeyiz sana bir göt diyebiliriz.”

    Bu biraz kaba tabiriydi tabi.

    25 min
  • içimizdeki kasırga

    Patlamaya hazır saatli bir bomba gibi hissediyorum kendimi,kalbimin her bir atışı, aortumdan tazyikli bir hortumun çimenleri sulaması gibi, damarlarımın her birine kanımı taşıması, biyolojik sistemin bir harikası ve aynı zamanda da saatli bir bomba, ne zaman patlayacağını bilmiyorum, kırmızı damar mı yoksa mavi damar mı bu bombayı etkisiz hale getirir onu da bilmiyorum. Tek bildiğim şey acı. Ortak hepimizin yaşadığı tek şey acı. Acı çekiyoruz hep birlikte.

    22 min
  • gittiğinde

    Sevgili kalpsiz,

    Sen bu kaydı dinlerken ben çoktan göçüp gitmiş olacağım. Belki kendimden bile uzak bir yere, hiç tanımadığım bilmediğim bir yere… Ben diye bir şey kalmadı eğer merakettiğin buysa sevgili kalpsiz. Biraz değiştim açıkçası, eskisi kadar severek yaşayamıyorum hayatı, yemek yemek istemiyorum canım bir şey istemiyor. Bol bol sigara ve suyla yaşantımı devam ettiriyorum şu sıralar. Mesela eskiden banklarda oturup seninle konuşmayı çok severdim, o saatler, o dakikalar hiç bitmesin isterdim oysa şimdi dünyada oturabileceğim tek bir yer bile kalmasa o banka oturmam ben. Öfkeliyim sana, öfkemse sevgimden bunu biliyorum, bunu bilmek daha da yaralıyor insanı. Onca şeyin ardından hala daha birisini sevebilmek ne kadar da tuhaf değil mi? Kimdin ki bu kadar önemli? Bu kadar vazgeçilmez? Hiç… Senin de bir kanın, gördüğümde içim burkulsa da güzel biryüzün var. Oysa sen bu kadar normalken ve benim için bir o kadar olağanüstüyken hiçbir zaman sana olan sevgimi göremedin. Göremezdin. Seni suçlamıyorum biliyormusun? Bazen o kadar değersizlik görürüz ki, bu değersizlik de öyle basit bir değersizlik değil, senelere yayılmış bir değersizlik yani kendimizi bir çöpten farksız gördüğümüz o zamanlar. İşte tam da o zamanlarda birisi çıkagelir ve sana bir kömür değil elmas olduğunu hissettirir, sen de ona inanmazsın haliyle. O hesap işte seninkisi.

    21 min
  • silinir gider

    Anılarımın da silindiği noktadan hepinize tekrardan merhaba, bugün 21 Nisan 2025 ve saatler 22.30’u gösteriyor. İnsan, hayatının her bir gününde bambaşka kişiliklere bürünebilir mi? Evet bence bürünebilir. Geçtiğimiz 2 ay boyunca böyle bir kısımda hayatımın geçtiğini fark ettim. Hastalandığım zamanlar oldu, çok sevdiğim insanların hastalığa yakalandıklarını öğrendiğim anlar… Ama neoldu biliyor musun? Unuttum zamanla, kendimi de ve bu kendim dediğim şeyi etkileyen her şeyi de… Mesela yazmayı unuttum, klavyenin başına geçtiğimde satır aralıklarını nasıl ayarladığımı tekrar hatırlamak için birkaç dakika verdim kendime. Ne komik değil mi? Bir zamanlar gözün kapalı yaptığın şeyleri artık gözün açıkken bile yapamayacak hale gelmek.

    15 min
  • daha daha ötesi

    Güvenin kayboluşuyla birlikte insan zihni kendisini bir kapana hapseder, birlik içindeki zihin dağılır ve insan kendisini bir şüphenin pençesinde bulur. Başıma gelmez dediğin şeyler gelir, hiç ummadığın insanlar ummadığın şeyler yaparlar, kalbini kırarlar, başkalarına, başka insanlara senden çaldıklarını satarlar. Bu böyle olur ne yazık ki, en güvendiğin insanlar, seni zindanında baş başa bırakırlar. Zaten seni o zindana da o insanlar atarlar. Ne tuhaftır ki biz bu insanları severiz, sevgi besleriz ve kalbimiz kırılmasına rağmen devam edecek o gücü kendimizde buluruz. Durmayız, savaşırız, devam ederiz. Devam ederiz bir gün kazançlı çıkabilmek umuduyla, devam ederiz bir gün bizi sevebilecekleriumuduyla, devam ederiz yeniden güvenimizi kazanmak için. Attığımız her bir adımda bu pisliğe biraz daha bulanırız sanki. Her gün daha çok hislerinin yok olduğu bir kumar masasında, zararına oynarsın, öğrenene kadar.

    12 min
  • hayatımın öteki kısmı

    Tekrardan merhabalar, şu an Sarper Kutlukhan konuşuyor, 21. Yaşından size bir el sallıyor. Fazla konuyu uzatmak istemiyorum ama yine de uzatacağımı biliyorum Hayat müşterek derler ya, hayatımın öyle bir kısmını yaşıyorum şimdilerde. Sevdiğim insanlarla, sevdiğim anılar biriktiriyorum, sevdiğim şeyleri yapıyorum, tutkularımın, arzularımın ve içimdeki akarsuyun beni sürüklediği yere doğru yol alıyorum.

    10 min
  • kapanın içindeyiz

    Hala evi mi arıyorsun sen de benim gibi? Bulamadın mı umduğun kişileri, sevgiyi, değeri… Bir ormanın içinde kurtlardan kaçan çaresiz bir kuzu gibi. Ya da yüreğini terkettiğinde öz sevgi, ortaya çıkan değersizliğin yarattığı bir çukura atılma hissi. Şimdi seninle kapanları konuşacağız. Bir şekilde birileri bizi oraya fırlatır veya biz oraya kendi isteğimizle atlarız. Ne yazık ki. Geçmiş zamanlardan bu zamana insanlardan öylesine umulmadık şeyleriyaptıklarını izledim ki, artık şaşırmıyorum. Güvendiğimiz insanlar, sırtımızı dayadığımız insanlar… İlk fırsatta bizi bu kapana atmaya kalkmadılar mı?

    18 min

About sözlerimin ucunda

From the publisher's feed

Sözlerimin Ucunda, hepimizin içinde bir yerlerde taşıdığı ama dile getirmekte zorlandığı duygulara, düşüncelere ve hikayelere ışık tutuyor. Gündelik hayattan küçük anlar, bazen bir kelime, bazen bir his... Hepsi bu podcastte. Bu, yalnız olmadığımızı hatırlatan bir yolculuk. Kimi zaman sizin hislerinize tercüman olacak kimi zaman kendi hislerime, kimi zaman size bir pencere açacak kimi zaman da bana. Çünkü hepimizin içinde, sözlerimizin ucunda bekleyen bir şeyler muhakkak var.