
Sign up to save your podcasts
Or


Türkçe yazılan mevlid manzumelerinin arasında özel bir yere sahip olan, Süleyman Çelebi’nin aşkla kaleme aldığı Vesîlet’ün Necât (Mevlid-i Şerif) eserini Prof. Dr. Sadettin Ökten’le birlikte "Süleyman Aşk Dilin Bilir Dediler" programında hem okuyup hem de şerh ediyoruz… Süleyman Aşk Dilin Bilir Dediler'in yeni bölümünde başlıca şunlar konuşuldu; Her kim ana erdi, erdi Tanrı’ya Tanrı dîdârını gördü bî-riyâ Ol durur maksûd-ı cümle cüz’ ü küll Muktedâ-yı âlem ü şâh-ı Rusül Pes Muhammeddür bu varlığa sebeb Cehd edip anın Rızâsın kıl taleb Serdar Tuncer: Efendim hoş geldiniz, safalar getirdiniz. Süleyman Çelebi hazretleri bu okuduğum beyitlerin en sonunda; "Pes Muhammeddür bu varlığa sebeb, Cehd edip anın Rızâsın kıl taleb" diyor. Ne demek efendim bu? Sadettin Ökten: Özü bu... Bütün varlığın, Peygamberlerin, Velilerin, Nebilerin, Halkın, Avamın, Havasın, Havas-ül Havasın, şimdi yeni tabirle seçkinlerin, efendim elitlerin hepsinin hayatının, istikametinin tevcih edildiği anahtar kelime; Cenab-ı Resulullah... Bu kadar. Gayet basit. Ve bütün sıkıntı cehd ile sıdk ile O'nun rızasını talep etmek... Bu. Yani O'nun rızasına talip olmak ve o rızayı kazanmak, şefaati kazanmak. Mevlid'in de başından beri (bu galiba 3. programımız) söylediği hadise; Allah adıyla başlayacağız, Cenab-ı Allah'ın sıfatlarını kısaca geçiyor sonra Hazreti Peygamber'e, nuruna, diğer bütün Peygamber'lere ve bütün insanların, geniş bir varlık insan dediğimiz küme ama hepsinin gayesi Hazreti Peygamber'in rızasını, şefaatini kazanmak, ona nail olmak. Bunun için de cehd etmek, sıdk ile onun rızasına talip olmak... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Ömer Tuğrul İnançer Dinle Neyden'in bu bölümünde Serdar Tuncer ile birlikte sizlere Kosova'dan sesleniyor. Dinle Neyden'in bu bölümünde başlıca şunlar konuşuldu; Serdar Tuncer: Ney, neyi söyler? Dinlemeyi bilene, içindeki şeyi söyler. Yeterki insan kulak sahibi olsun hatta kulakta yetmez bazen gönül sahibi olsun. Güzel bir mekandayız, safalı bir mekandayız, bizi mahzun eden ama bir yandan da buralarda bir muradımız olduğunu, hala olduğunu, hep olmaya devam edeceğini ihtar eden bir mekandayız; Kosova'da, Meşhed-i Hüdavendigar'dayız. Oradan selamlıyoruz sizi... Efendim hoş geldiniz. Ömer Tuğrul İnançer: Teşekkür ederim. Hoşa geldik. Ne güzel ifade ettin... Hem sürurlu hem hüzünlü bir hal... Buna da eyvallah diye diye gönlümüzü, kafamızı, arzularımızı fukaralaştırmayalım. Elbette eyvallah, elbette elhamdülillah ama rıza göstermek hareketsiz kalmamıza sebep oluyor. Sabrın adı hiçbir şey yapmadan beklemek oluyor halbuki bütün esbaba tevessül edip yani herhangi bir neticenin elde edilmesi için lazım olan bütün sebepleri bir araya getirip sonra sebepler bir araya geldi mutlaka netice çıkacak demeyip sahibinden beklemeye sabır denir. Hiçbir şey yapmadan beklemeye sabır denmez. Keza buna da eyvallah diye diye kendimizi fukaralığa... Fukara deyince herkes cep ve cüzdan fukaralığı zannediyor, gönül fukaralığına düşmeyelim... Peki toprak mı feth edelim? diyen veya düşünen az beyinliler çıkacaktır... Hayır... Serdar Tuncer: Kuşları sevdiğinizi mi anlamalıyım bu cümleden? Ömer Tuğrul İnançer: Tabi, kuş hürdür, hududu yoktur. :) Yani buraların devlet hududu dışında olması, gönül hududu dışında olmayı gerektirmez. Çünkü... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Her hafta birbirinden farklı hikayelerle izleyicilerini kıssadan hisse almaya davet eden Serdar Tuncer, bu hafta Biri Bir Gün'de Hâce Ubeydullah Ahrâr (k.s) Hazretlerini ve kıssalarını anlatıyor. Serdar Tuncer bu bölümde başlıca şunları anlattı; Erenlerin diyarından selamın aleyküm erenlere gönül verenler ve dahi erenlere gönül verenleri sevenler. Semerkand'dayız... Hâce Ahrâr-ı Veli'nin (k.s) kabr-i şerifinin de bulunduğu mezarlık ve külliyenin içindeyiz. Hemen arkamda gördüğünüz yer bir medrese, yanı bir cami ve karşıda hazretin merkad-i şerifi... Şimdi insan onların huzurunda olunca size böyle selamın aleyküm erenler diye söze başlayamıyor. Niçin? Hakiki erenlerin huzurundasın, söylesem sizde rahatsız olursunuz, söylerken bende rahatsız oluyorum kaldı ki böyle bir yere gelince insan kendisine de muhataplarına da erenlere gönül verenler derken bile bi tereddüt ediyor ah diyor o gönül vermeyi ne kadar becerebildik, ne kadar yapabildik ki bunu ama bu da güzeldir... İnsan, bilemedim diyecek. Bilenleri görünce diyor ki benim bildiğim bilmek değilmiş. Bulanları bulunca diyor ki benim bulduğum bulmak değilmiş. Olanları görünce diyor ki benim olduğum olmak değilmiş... O kadar bedeller ödenmiş, o kadar çileler çekilmiş, o kadar ömürler verilmiş ve bu işlerin içerisine öyle bir muhabbetle, öyle bir aşkla, öyle bir şeyi hiç eyleyerek girmişler ki insan dönüp kendisine ben onları seviyorum derken bile böyle bir mahcup olarak bizim sevmemizden ne olacak sanki... Boyun büktürüyor... İşte bu büyüklerle beraber olmanın zahiren, batınen bu yakınlığın güzel taraflarından birisi bu... Huzurunda olduğumuz Hâce Ubeydullah Ahrâr (k.s), hani bir Ayet-i Celile var; "Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun." Hazretim, bu Ayet-i Celileyi yorumlarken derlermiş ki: Sadıklarla beraber olmanın iki yolu vardır; Bir, onlarla zahiren beraberlik. Yanlarında bulunmak, ellerinden, eteklerinden tutmak, civarlarında bulunmak, onlarla vakit geçirmek, zahiri birliktelik. Ama ikincisi kalbi bir bağ, kalbi bir birliktelik. Asıl istifade işte bu kalbi bağın oluşmasıyla oluyor diyor çünkü... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Saliha Erdim'in insanı, aileyi ve toplumu ele alacağı bu programda ayrıca toplum için önerileri ve reçeteleri olacak. Gerek gözlemleri, gerekse danışanlarının ortak dertleri Saliha Erdim'in bu programda kendisine ilham kaynağı oluyor... Saliha Erdim, insanın kendisini keşfetme ve potansiyelini harekete geçirmesinde gerekli olan yol haritalarını bu programda anlatıyor... Saliha Erdim yeni bölümde başlıca şunları söyledi; Merhabalar efendim. Vaktiniz, gününüz, ömrünüz hayr olsun. Yaptıklarınız, yapacaklarınız hayr olsun. Allah-u Teala hayırdan nasibinizi bol yapsın. Bu beşer olarak gelen insandan, bu beşer olarak yaratılmış fıtrattan en güzel bir insani hali kemal noktasını yakalayarak bu dünyadan ayrılmayı hepimize nasip etsin inşallah... Efendim, Allah-u Teala bizi bir maksatla yarattı, bu dünyaya gelişimizin bir gayesi var. Asıl amacımız merkeze Allah'ı, Allah'ın rızasını, onun emirlerini ve onun güzel Habibi Peygamber Efendimizi (s.a.v) ölçü alarak hayatımızı en iyi şekilde nasıl yaşayabiliriz, Rabbimizin bize verdiği o çok harika, çok güzel potansiyeli nasıl ortaya çıkarabiliriz ve bununla hayatı nasıl güzelleştirebiliriz bunu örneklemek için geldik, bunu hayata geçirmek için geldik... Biz eserden müessere gideriz... Bir çiçek gördüğümüz zaman çiçeğin güzelliğini görür Rabbimize bu güzellikten dolayı şükrederiz... İşte bizde insanlar olarak bu yeryüzünde yaşarken Allah-u Teala ne kadar bir ömür tayin ettiyse bizi görenler demeli ki; Ya Rabbi, sen bir insanı ne kadar güzel bir hale getirebiliyorsun, bu nasıl güzel bir ahlak... Sen bir insanda, nasıl kemal ortaya koyabiliyorsun, ne büyüksün, ne ilim, ne hikmet sahibisin... diyecekleri bir ahlaka sahip olmak için varız. Allah'ı sevmek ve sevdirmek için varız. İyi örnek olmak ve başkalarının da iyi örnek olmalarına, başkalarının da hem dengelerini korumaya, hem gelişmelerine destek olmaya hemde bu hayatı daha doğru yaşamalarına vesile olmak için varız... İnsan olmak için, insanca bir duruşu sahiplenmek için varız... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Her hafta birbirinden farklı hikayelerle izleyicilerini kıssadan hisse almaya davet eden Serdar Tuncer, bu hafta Biri Bir Gün'de Hâce Alâeddin Attâr (k.s) Hazretlerini anlatıyor. Serdar Tuncer bu bölümde başlıca şunları anlattı; Erenlerin diyarından selamın aleyküm erenlere gönül verenler. Özbekistan'ın Tacikistan sınırına 50 km kadar mesafedeki Denau bölgesinde Hâce Alâeddin Attâr'ın (k.s) huzurundan size sesleniyoruz. Merhaba efendim, hoş geldiniz. Bir gün Hâce Alâeddin Attâr (k.s) Şah-ı Nakşibend Efendimizin huzurunda otururlarken (Alâ dermiş Şah-ı Nakşibend Hazretleri, Alâeddin Attâr Hazretlerine) Alâ demiş, gel. Oturmuş dizinin dibine, gözlerini dikmiş gözlerine... Muhabbet bizden size midir, sizden bize midir? diye sormuş. Ben mi seni seviyorum da sen beni sevebiliyorsun yoksa sen mi beni sevdiğin için bende seni seviyorum minvalinde bir soru. Alâeddin Attâr Efendimiz (k.s) belki şöyle düşünmüş olacak ki; onların bizi sevmeye ihtiyaçları yok, bizde onlar tarafından sevilecek bir hal yok. O benim neyimi niye sevsin ki?... Bu düşünce içerisinde gerçi Evliya-i Kiram Hazeratı da bir an kalbi boşluğa düşürürler ve oradan öğretmek istedikleri bir şey var, belki Şah-ı Nakşibend Efendimizin orada bir cilvesi de var... Bir an boşluğa düşerek demiş ki; Efendim, bizden size olsa gerektir, biz sizi seviyoruz... Şah-ı Nakşibend (k.s.); Öyle mi? buyurup, rivayet o ki elini Alâaddin Attar Hazretlerinin omzuna koymuş. O elin omuza dokunuşuyla beraber nasıl bir tasarrufsa artık öyle bir hal yaşatmışki Alâeddin Attâr'ına, Hâce Alâeddin Attâr (k.s) o an kendimi bomboş hissettim diyor. Muhabbet manasına hiçbir şey göremedim kalbimde, boşluğa düştüm... Bir müddet sonra elini çekti omuzumdan ve bana eski halimi iade etti. Hafif tebessümle buyurdu ki; Seven sevmezse, sevilen sevemez! Yani eğer maşuktan aşığa bir muhabbet olmayacaksa, olmamışsa aşığın maşukuna duyduğu muhabbet onun vuslatına sebep olmaz, onunla vuslat gerçekleşmez. Muhabbet, büyükten küçüğedir. Büyük küçüğü sever de küçük o sevgiden kendi gönül aynasına yansıyanla, kendisine düşenle sarhoş olur ve o sarhoşluk içerisinde ben sevdim zanneder halbuki seven büyüktür... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Her hafta birbirinden farklı hikayelerle izleyicilerini kıssadan hisse almaya davet eden Serdar Tuncer, bu hafta Biri Bir Gün'de "Mağaraya Sığınan 3 Arkadaş" hikayesini anlatıyor. Serdar Tuncer bu bölümde başlıca şunları anlattı; Selamın aleyküm erenler ve dahi erenlere gönül verenler hatta ve hatta darlık zamanında olduğu gibi genişlik zamanında da Rabb'ini anması gerektiğini bilenler... Sadece bilmem yeter mi? Yetmez. Bunun da hakkını verenler... Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam bir Hadis-i Şerif'lerinde buyuruyor ki; Genişlik zamanlarınızda yani rahat olduğunuz, keyfinizin gıcır olduğu her şeyin tamam olduğu, oh dediğiniz zamanlarda Allah'ı zikredin, Allah'ı anın. O anından kasıt nedir acaba? Namazınızı kılın, orucunuzu tutun, zekatınızı verin, tesbihatınızı yapın, emredilenleri yapın, Hakk'ı zikredin ki darlık zamanınızda da Allah sizi ansın. Allah kulunu nasıl anar? İşte dara düştüğü vakit imdadına yetişmesi Allah'ın kulunu anmasıdır. Bi' sıkıntısı, bi' haceti olupta el açtığında Mevla'nın onu lutfedivermesi Allah'ın kulunu anmasıdır. Allah'ta kulunu anar. "Siz beni anın ki bende sizi anayım!" Ayet-i Celile'si belki birazcıkta buna işaret etmektedir. Resul-ü Ekrem Efendimiz (s.a.v) bir gün Sahabe-i Kiram Efedilerimiz ile otururken onlara bir menkıbe anlatıyor... Hani bazen kıssalardan örnek verdiğinizde, menakıbtan bir şey anlattığınızda bazı bu işi çok bilmeyenler dönerler ve şöyle derler; ya kardeşim hep mi kıssa, hep mi menkıbe bu ne böyle! Menkıbe dini, kıssa dini falan... Bu hoş bir yaklaşım değildir. Şundan dolayı değildir; Cenab-ı Hakk Kur'an-ı Kerim'de menkıbe anlatmaktadır, kıssa anlatmaktadır. Hz. Yusuf'unu anlatır, Hz. Musa'sını anlatır, Hz. İbrahim'ini anlatır... Şöyle kabaca bir hesapla baktığınız vakit belki Kur'an-ı Kerim'in %70'i kıssalardan oluşmaktadır. Dolayısıyla kıssa anlatan birisi Allah-u Teala'nın Kur'an-ı Mübin'inde yaptığını yapmaktadır. Ve Resul-ü Ekrem Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam zaman zaman Sahabe-i Kiram Efedilerimize zaman zaman bir kıssa ile bir menkıbe ile geçmiş ümmetlerden birinin başına gelen bir iş ile bir doğruyu tarif eder. Bu da şu demektir; Kıssa anlatan birisi sadece Allah-u Teala'nın Kur'an-ı Kerim'de yaptığını değil aynı zamanda Resul-ü Ekrem Efendimiz'in (s.a.v) yaptığı bir şeyi de yapmaktadır... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Çağrışımlar yeni sezonda, yeni konseptiyle kaldığı yerden devam ediyor. Savaş Şafak Barkçin Çağrışımlar'ın bu bölümünde Sahaflar Çarşısı'ndan sesleniyor sizlere... Savaş Şafak Barkçin bu bölümde başlıca şunları anlattı: Dostlar merhabalar. Bugün neredeyiz? Bugün Sahaflar Çarşısı'nda sizlerle bu Çağrışımlar'ı çekiyoruz. Çağrışımlar dedik, canlı bir yerdeyiz, burası bir Sahaf yani kitap satan, eski kitap satan bir yer. Tabi o eski kitap satanlar oldukça azaldı, şimdi daha çok üniversite kitapları vesaire satılıyor... Ama benim gençliğimde burası benim her Cumartesi günü mutat, mutlaka, düzenli öyle kitap falan alacak çok fazla bir paramda yok ama mutlaka gelip bakmak için dolaştığım bir yerdi. Buranın demek ki yaklaşık 40 senelik bir hatırı var bende o yüzden yıllar içinde değişimini de gözlemledim... Şimdi bu arkadaki Sahaflar Çarşısı'ndan başladık ama burası gerçekten çok önemli bir yer ve bizim aslında nereden nereye geldiğimizi, nereden nereye düştüğümüzü çok güzel gösteren bir yer. Biraz ondan bahsedeceğiz... Biraz sonra ben size zaten yerinde göstereceğim, bu Beyazıt Camii hemen Sahaflar Çarşısı'nın yanıdır, onun bir müştemilatı burası fakat Beyazıt Camii haziresi var yani mezarlığı var orada Mustafa Reşit Paşa'nın bir türbesi var. Gideceğiz, biraz sonra ben size orada da anlatacağım biraz... Şimdi bu Mustafa Reşit Paşa bizim aslında batılılaşma, kendini kaybetme tarihimizde çok önemli bir adam. İşin genelde miladı olarak söylenir yani Necip Fazıl vesaire gibi insanları okuduğunuz zaman genelde Mustafa Reşit Paşa'nın bu işin başı olduğu, yabancılaşma tarihimizin ilk önemli şahsiyetlerinden birisi olduğu söylenir. Tabii ki bu doğru ama ondan öncesi de var... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Türkçe yazılan mevlid manzumelerinin arasında özel bir yere sahip olan, Süleyman Çelebi’nin aşkla kaleme aldığı Vesîlet’ün Necât (Mevlid-i Şerif) eserini Prof. Dr. Sadettin Ökten’le birlikte "Süleyman Aşk Dilin Bilir Dediler" programında hem okuyup hem de şerh ediyoruz… Süleyman Aşk Dilin Bilir Dediler'in yeni bölümünde başlıca şunlar konuşuldu; Serdar Tuncer: Efendim merhabalar. Süleyman aşk dilin bilir dediler... Süleyman Çelebi Hazretlerinin Vesîlet’ün Necât isimli Mevlid-i Şerif'ini Sadettin Ökten Bey hocamla şerh etmeye, hocamın gönlünü okuduğumuz beyitlerden düşenlerden istifade etmeye ikinci bölümde devam ediyoruz. Hoş geldiniz, safa getirdiniz. Efendim... Sadettin Ökten: Hoş bulduk, sefa bulduk... Serdar Tuncer: Eyvallah. Varlığınızla da biz safa buluyoruz, hoş oluyoruz... Sadettin Ökten: Estağfurullah, bu hazretin himmeti. Bakalım ne zuhur edecek burada da... Serdar Tuncer: Mevlid-i Şerif'in girişinde efendim, geçen bölüm bitirirken Allah-u Teala'nın varlığı ve birliğinden bahsetti Süleyman Çelebi hazretleri, kendisine de bi' Fatiha istedi okuyanlardan. Bi' yere geliyor bu pek hoşuna gitti bendenizin sizin kanaatinizi merak ederim. Metinden bahisle diyor ki; "Şairi gibi bunun eksiği çok Olmaya bir beyti kim eksiği yok Ger nazar kılsalar eksik sözüne Uğramayalar bir eksiksizine Gerçi tâmm u nâkısı kâmil bilir Kâmil olan cümleyi kâmil bilir" Ne diyor gönlünüz bu hususta? :) Sadettin Ökten: Gözünde nakise olan, her yerde o nakiseyi görür. Gözünde kemal gözlüğü olan, her yerde o kemali görür. Çünkü kemal de nakise de zahirdedir, hilkatte nakise söz konusu değildir. İnsanlar farkı fark ederler, mukayese ederler ama muhabbet geldiği zaman mukayese biter. Mukayese aklın işidir. Biz mukayese ederiz. Ben inşaat mühendisiyim, yapı mekaniği okudum, tatbik ettim hala da danışmanlık yapıyorum filan... Zahir, ilmi mukayese eder, ilim öyle kurulur ama muhabbet geldiği zaman ilim biter. Gördüğüm odur... Peki bu muhabbet geldiği zaman niye insan görmüyor? Çünkü o öyle bir haldir ki insana eksiğini hissettirmez... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Her hafta birbirinden farklı hikayelerle izleyicilerini kıssadan hisse almaya davet eden Serdar Tuncer, bu hafta Biri Bir Gün'de "Allah'ın Sevdiği Kuluna 5 Öğüdü" hikayesini anlatıyor. Serdar Tuncer bu bölümde başlıca şunları anlattı; Selamın aleyküm erenler ve dahi erenlere gönül verenler. Hoş geldiniz, safalar getirdiniz. Adam, bir dağı yemiş. Altın bir leğen bulmuş, toprağa gömmüş. Ne yaptıysa leğen tekrar toprağın üstüne çıkmış. Bi' kuşu koynunda saklamış adam, bir başka kuşu doyurmak için uyluğundan et kesip ona vermiş. Bir şeye rast gelmiş kokusundan öyle rahatsız olmuş ki kaçmış gitmiş. Bu hafta Biri Bir Gün'ün mevzuu işte budur erenler... Bir salih zat olduğu rivayet ediliyor, belki de Peygamber-i İzam hazeratından birisi... Bunu bilmiyoruz, farklı rivayetler var. Bir gece enteresan bir rüya görmüş. Rüyasında hatiften bir ses, Rabb'ül Alemin ona demiş ki; "Sabah olupta sokağa çıktığın vakit ilk gördüğün şeyi ye. İkinci gördüğün şeyi sakla. Üçüncü gördüğün şeyin istediğini geri çevirme. Dördüncü göreceğin şeyi üzme. Beşinci göreceğinden de kaç." Sabah olmuş, uyanmış bu zat... Gördüğü rüyanın da tesirinde acaba Rabbim bana bu rüya ile ne anlatmak istedi ve nasıl bir tecelli olacak, karşıma ne çıkacak? Bunun merakıyla çıkmış sokağa... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Bi' De Buradan Bak yine çok çarpıcı, yine çok gerçekçi! Savaş Şafak Barkçin, Bi' De Buradan Bak programında, tarihte iz bırakan olayları, kendine has üslubu ve tüm gerçeklikleriyle enine boyuna anlatıyor... Savaş Şafak Barkçin yeni bölümde başlıca şunları söyledi: Evet, Rusya Ukrayna'ya girdi, başkentine de girdi, Ukrayna'yı aslında işgal etti. Tabi güncel olaylar, bize de çok yakın, bizi de çok etkileyen bir olay göreceğiz nasıl etkilediğini fakat güncel olayları doğru değerlendirmek için onların biraz gerisine gitmek lazım. Bu genelde bizim sıkıldığımız bir şey, gençlerde sıkışır halbuki günlük hayatta da birisinin bi işini niye yaptığını merak ettiğin zaman bu her zaman böyle yapıyor mu veya niye bugün böyle yaptı diye biraz geçmişini kurcalarsın, karakterini kurcalarsın aynı şeyi bizim Ruya ile ilgili yapmamız gerekiyor... İlginç bir şey söyleyeyim önce; Ukrayna kelimesi, ülkenin ismi Ukraynacada, kendi dillerinde sınır demek. Yani Ukrayna zaten bölge olarak hemen hemen tarih boyunca kendi başına çok var olmamış bir yer... Evet, Ukrainler var, Ruslar da var o bölgede her zaman öyle fakat genelde Ukrayna'nın kendi bağımsız yönetimi çok uzun süreli değildir. İlginç olanı yine Moskova presliğinin Kiev prensliği ile beraber aslında Rusya'yı kuran iki odaktan birisi olması... İki odak derken farklı değil ama iki bölge Rusya'nın hemen hemen kuruluş ayağı gibi düşünün. Birisi Kiev'dir yani bugünkü Ukrayna'nın başkenti ve diğeri Moskova'dır... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
From the publisher's feed

65 Listeners

1 Listeners

12 Listeners

10 Listeners

7 Listeners

50 Listeners

73 Listeners

18 Listeners

10 Listeners

34 Listeners

0 Listeners

0 Listeners

0 Listeners

0 Listeners

0 Listeners