
Sign up to save your podcasts
Or


Ömer Tuğrul İnançer Dinle Neyden'in bu bölümünde "Şükür" kelimesini anlatıyor. Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde başlıca şunları söyledi; Efendim malumunuz sohbetler nasılsın, iyi misin ile başlar... Bendeniz burada bu konuşmaları yapabildiğime göre iyiyim elhamdülillah. Siz de seyretmek için vakit ayırdığınıza göre siz de iyisiniz elhamdülillah. Ve sohbete başladığımızda nasılsın, iyi misinin cevabı genellikle çok şükür, elhamdülillah filan cevaplar genellikle böyledir. Bi dert filan varsa o biraz sonra gelir. Bu aslında çok güzel bir toplumsal adetimiz. Herkeste olmasada çok yaygın çünkü biz şunu biliriz; "Elhamdülillahi ala külli hal" Her halimizde Allah'a hamd ederiz. Neden? Aldığımız nefes onun sayesinde de öyle bir varlığız ki biz insan olarak, bu sözü konuşurken bile aldığımız nefes diye menfaatimizi ortaya koyuyoruz. Sevgili kardeşlerim, nefes almadan ne kadar durabilirizi hep denemişizdir, mesela su altında ne kadar nefes almadan durabiliyoruz da hiç deneyeniniz var mı acaba nefes aldıktan sonra vermeden ne kadar durabiliyoruz?... Aslında mesela sorduk nasılsın, iyi misin? Çok şükür nefes alıyoruz... Sade nefes alırsan patlarsın, vermende lazım... Ve müteakip nefesi alabilmek için bir evvel aldığını vermen lazım. Arz edebildim mi inceliği?... Ama şükür halimize... Şükür, bizi o hali yaşatanlara teşekkür mahiyetinde bir sözcüktür ve zaten Araplar teşekkür olarak kullanmazlar şükran diye kullanırlar aynı şey... Yine aynı kökten gelmek üzere Pakistan, Hindistan, Bangladeş müslümanları yani Urduca konuşan müslüman kardeşlerimiz şükriyan derler yani şükürler demek o bizim çok şükür gibi... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Şöyle Garip Bencileyin'in bu bölümünde Mustafa Kara, Yunus Emre Hazretlerinin "Bu Dervişlik Yoluna" Nutk-u Şerif'ini şerh ediyor. Yunus Emre Enstitüsü'nün katkılarıyla hazırlanan 'Şöyle Garip Bencileyin' Pazartesi günleri saat 19:33'te MyMecra'da. Mustafa Kara'nın bu bölümde şerh ettiği Yunus Emre şiiri; 1 Bu dervîşlik yolına ‘ışkıla gelen gelsün Ya dervîşlik neydügin bir zerre tuyan gelsün 2 Hele biz iş bu yola gelmedük riyâyıla Bu melâmetlik tonın bizümle geyen gelsün 3 Göziyle gördügini örte etegiyile Bu yol key ince yoldur yüregi döyen gelsün 4 Ulu kiçi erenler dimiş bizi sevenler Kayıkmasun girüye Allah'ı seven gelsün 5 Herkim sever Allah’ı rahmet kılar vallahi, Dil sevgisiyle olmaz ‘ışkıla göyen gelsün 6 İş bu sözi eydenden bize nişân gerekdür Söz muhtasârı budur cânına kıyan gelsün 7 Yûnus söz ile kimse kabilyete geçmedi Budur vücûd der-miyân ortaya koyan gelsün Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Savaş Şafak Barkçin Çağrışımlar'ın bu bölümünde Biz kimiz? sorusunu cevaplıyor. Savaş Şafak Barkçin bu bölümde başlıca şunları anlattı; Serdar Tuncer: Abi hep sorarız hani "Sen kimsin?" Bu soru sorulur da "Ben kimim? pek sorulmaz. Bi de "Biz kimiz? sorusu var... Konferanslarda bunu siz çok güzel bir metafor üzerinden çok tatlı anlatıyorsunuz... Biz kimiz abi? Savaş Şafak Barkçin: Evet, bu biz kimiz sorusu aslında benim o iki asırlık, kaybolmuşluk tarihini insanlara aktarmak için düşündüm. Ne gibi bir mecaz üzerinden anlatırım diye... Metafor demeyelim, mecaz bizde onun kelimesi var... Serdar Tuncer: Baak, şimdi kendime bi çeki düzen vermem lazım o zaman. Ben metafor dedim. O zaman mecaz mı diyeceğiz ona? Savaş Şafak Barkçin: Mecaz diyelim ona çünkü metafor 20 yıldır dilimizde böyle kullanılıyor. Keşke daha evvelden takozu atsaydık... Metafor ne demek biliyor musun Yununcada? Köprü demek. Yani insanın ırmağın bir tarafından bir tarafına geçmesine yarayan köprüye deniliyor. Dolayısıyla mecaz, icaz, efendim bir şeylerin yolunu açma meselesi... Neyse, düşündüm ya ben bu insanlara bunu nasıl anlatırım? Genelde anlattığım dersler, konferanslar mutlaka bir görsel çağrışımlı bir şeyleri ben ararım, çok ararım aslında ve ararkende yeni düşünceler gelişir, o yeni düşüncelerden başka bunu nasıl aktarabilirim yani aslında insanın düşünme süreci, yapma süreciyle iç içe seninle de daha önce konuştuk çekimden önce muhabbet ediyorduk... Aklıma şöyle bir şey geldi, kendini kaybetmişliği biz nasıl anlatabiliriz? Haa koma hali olabilir yani insan yaşıyor ama ne olduğunu bilmiyor, kendine ne yapıldığını bilmiyor, kendisinin ne yaptığını bilmiyor. Hem edilgen, hem etken halleri kapalı... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Ömer Tuğrul İnançer Dinle Neyden'in bu bölümünde selamı ve sevgiyi anlatıyor. Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde başlıca şunları söyledi; Bütün kardeşlerimizi Kemal-i hürmet ve muhabbetle selamlıyoruz. Çünkü selam sen benden emin olabilirsin, benim sana bi zararım dokunmaz, benim yanımda benden dolayı selamettesin demektir. Ve selam sevginin artması için en kolay yoldur. Malum her varlık, yaratılmış her şey bir gıdaya ihtiyaç gösterir. Bu taş, toprak, hayvan, böcek, sürüngen, ehli hayvandan hazreti insana kadar, maddesel olarak görebildiğimiz şeyler, bir de varlığından haberdar olduğumuz ama beş duyuyla algılayamadığımız varlıklar var. Mesela sevgi... Sevgi var mı? Var. Öyleyse onunda gıdaya ihtiyacı var... Sevginin gıdası ızhar yani ortaya çıkarmak, muhataba iletmektir. Bir de şunu parantez içinde arz etmiş olayım; Sevgi öyle güzel bir şeydir ki verene mağrurluk vermez, alana mahcubiyet vermez. Herhangi bir maddi bi şey verdiğimiz zaman belki içimizin bi yerlerinde "ben neymişim be abi, bak verdim" duygusu oluşabilir. Allah'a sığınırız... Aldığımızda da mahcup olabiliriz bunun içinde hediyeleşmekte dahil, mahcup olabiliriz ama sevgi öyle bir şey ki verene gurur vermez, alana mahcubiyet vermez. Onun için sevgiyi bol bol vermek lazım... Vermekte ızhar ile olur... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Şöyle Garip Bencileyin'in bu bölümünde Bilal Kemikli, Yunus Emre Hazretlerinin "Sufiyim Halk İçinde" Nutk-u Şerif'ini şerh ediyor. Yunus Emre Enstitüsü'nün katkılarıyla hazırlanan 'Şöyle Garip Bencileyin' Pazartesi günleri saat 19:33'te MyMecra'da. Bilal Kemikli'nin bu bölümde şerh ettiği Yunus Emre şiiri; 1 Sûfîyem halk içinde tesbîh elümden gitmez Dilüm ma'rifet söyler gönlüm hîç kabûl itmez 2 Boynumda ‘icâzetüm riyâyıla tâ'atüm Endîşem ayruk yirde gözüm yolı gözetmez 3 Söylerem ma‘rifeti sâlûslanuram katı Miskînlige dönmege gönlümden kibir gitmez 4 Hoş dervîşem sabrum yok dilümde inkârum çok Kulagumdan gireni hergiz içüm işitmez 5 Âlem çırâkdur sadır gönlüm bunı gözedür N'ideyüm Hak korkusı hergiz içümden gitmez 6 Görenler elüm öper tâc u hırkama bakar Şöyle sanurlar beni zerrece günâh itmez 7 Taşumda ‘ibâdetüm sohbetüm hoş tâ‘atüm İç bâzâra gelicek bin yıllık ‘ayyâr itmez 8 Görenler velî sanur selâm virür utanur Anca iş koyarıdum el irüben güç yitmez 9 Taşum dervîş içüm boş dilüm tatlu sözüm hoş İllâ ben itdügümi dînin degşüren itmez 10 Yûnus eksükligüni Allah'una ‘arz eyle Anun keremi çokdur sen itdügün ol itmez Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Her hafta birbirinden farklı hikayelerle izleyicilerini kıssadan hisse almaya davet eden Serdar Tuncer bu hafta Biri Bir Gün'de "Kabe'de 1000 Altın Bulan Genç" hikayesini anlatıyor. Serdar Tuncer’in Biri Bir Gün’de anlattığı hikaye; Gencin birisi Kabe’de hep; – “Ey doğruların yardımcısı olan Allah’ım, Ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allah’ım, sana Hamd-ü Sena ederim,” diye dua eder. Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi: – “Neden hep aynı duayı yapıyorsun, başka bir şey bilmiyor musun?,” der. O da anlatır: Yedi sekiz sene önce yine Kabe’de iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam bin altın vardı. İçimden bir ses: – “Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın” diyordu. Hayır dedim kendi kendime. Bu benim değil. Başkasının malı, kullanmam haram olur dedim. Bu sırada birisi – “Şöyle bir torba bulan var mı?” diye bağırıyordu. Çağırdım onu. – “Nasıl bir torbaydı? İçinde ne vardı?” diye sordum. Torbayı tarif etti ve “İçinde bin altın vardı” dedi. – “Torban burada.” diyerek verdim. Adam torbayı açıp bana otuz altın verdi. Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek satıyorlardı. Gencin temizliği dikkatimi çekti. Yanlarına gittim, – “Bu köle için ne istiyorsunuz?” dedim. “Otuz altın dediler”. Adamdan aldığım otuz altını verip genci satın aldım. Bir iki yıl geçti. Genç çok çalışkan, çok edepli idi. Onu aldığıma çok memnun olmuştum. Bir gün onunla giderken karşıdan iki üç kişi geliyordu. Genç bana dedi ki, – “Efendim, ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları. Beni buldular. Senden beni satın almak isterler. Sen iyi bir insansın. Onlara otuz bin altından aşağıya satma.” dedi. O kişiler yanıma geldi. – “Bu esiri bize satar mısın?” dediler. “Satarım.” dedim. “Altmış altın verelim.” dediler. Ben de “Olmaz.” dedim. – “Sen bunu pazardan otuz altına almadın mı? Biz sana iki mislini veriyoruz” dediler. – “Öyleyse gidin pazardan alın.” dedim. Arttıra arttıra yirmibin altına kadar çıktılar. Otuzbin altından aşağı olmaz dedim. Çaresiz kabul ettiler. Ben o otuz bin altın ile işyerleri açtım. Ticaret yaptım. Daha çok zengin oldum. Bir gün bana arkadaşlarım, – “Çok zengin bir ailenin iyi bir kızı var. Babası yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim.” dediler. – Ben de “Olur.” dedim. Nikah kıyıldı. Deve yükleri çeyizini getirdiler. Çeyiz arasında bir torba dikkatimi çekti. Kıza, “Bu nedir?” dedim. – “İçinde 970 altın var. Babam Kabe’de bunu kaybetmiş. Bulan gence otuzunu vermiş. Kalanını da bana hediye etti. Çeyizine koyarsın dedi” diye anlattı. Demek ki bulduğum altınlar benim rızkım imiş. Vermese idim haram yoldan gelecekti. Şimdi helal yoldan yine bana geldi. Bana yardım edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce Rabbim’e hamd ederim... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Savaş Şafak Barkçin Çağrışımlar'ın bu bölümünde günahı, riyayı, gafleti ve kusurlarımızı anlatıyor. Savaş Şafak Barkçin bu bölümde başlıca şunları anlattı; Serdar Tuncer: "Ben günah kadar beyazım, O tövbe kadar kara" Bir Sezai Karakoç mısraı... Abi, bir Allah dostu müridlerine demiş ki; "Siz günahın da ne olduğunu bilmiyorsunuz." Günah deyince bedenin günahları geliyor aklımıza hep... Adam öldürmüyoruz diyoruz, zina etmiyoruz diyoruz, hırsızlık yapmıyoruz o zaman ne günahımız var ki... Halbuki erenler diyorki işin aslı böyle değil! Peki işin aslı nasıl? Başka ne gibi günahlar var? Savaş Şafak Barkçin: Bu çok doğru bir şey. Tabi insan böyle lekeleri, pasları kendine pek değdirmeyi istemiyor, sevmiyoruz... Halbuki hepimiz kusurluyuz, hepimizde hata var, günah var... Bir kere bunu ikrar etmek çok önemli çünkü harbilik bence müminliğin diğer adıdır. Mümin harbi olur. Ama şu değil davul, zurnayla bakın ben ne halt yedim, ooo gelin anlatayım, sıradan anlatayım o değil elbette... Fakat kendini böyle pürüzsüz, net, diğer insanları kusurlu görmek o galiba çok büyük bir vebal çünkü insan sonuçta kendi muhasebesini kendisi yapıyor ve kendisi hesaba çekilecek yani diğer insanlar mesul ise, çocuğu, bir ilişkisi varsa şudur budur... Ama sonuçta biz kendimizden hesap göreceğiz o yüzden insanın en çok kaçınması gerektiği şey kendisinin kusursuz olduğu zannıdır, bu bir zandır. Herkes kusurludur... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Ömer Tuğrul İnançer Dinle Neyden'in bu bölümünde sabır kelimesini anlatıyor. Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde başlıca şunları söyledi; Pek sıkça kullanılan ama yanlış olan bir tabir var, dizilerde, filmlerde falan da rastlıyoruz; Allahümmesabirin... Yani bu kadar kulaktan dolma, hiç bir mana ifade edip etmediği araştırılmaksızın... Bu şekilde suistimal deyince biz hep haksızlık, yolsuzluk filan zannediyoruz. Suistimal aslında kötü kullanmak demek. Bu da, bu tabir de kötü kullanılıyor. Allahümme, ey Allah'ım demek ve dua cümlesinin başlangıcıdır. Sabirin, sabredenler demek. Allahümmesabirin... Ey Allah'ın sabredenler?... Ne manası var? Eğer söyleyeceksek, Kitab-ı Kerim'imimizdeki; "İnnallahe meassabirin" demek lazım. İnna: muhakkak ki Allah... Mea: beraberdir... Essabirin: sabredenlerle... "Allah sabredenlerle beraberdir" İnşallah düzelmeye vesile olur bu söylediğimiz... Gelelim sabrın ne olduğuna... Ne yazık ki pek çok kavramları yanlış bildiğimiz gibi bunu da yanlış biliyor ve yanlış tatbik ediyoruz. Sabır: hiç bir şey yapmadan alalade beklemenin adı değildir... Sabır, kısaca tarifiyle ki yegane tarifi bu değil başka tariflerde yapılabilir; Bir neticeyi elde etmek için lazım olan sebepleri ve yükümlülükleri yerine getirdikten sonra neticeyi Hakktan beklemenin adı sabırdır... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Şöyle Garip Bencileyin'in bu bölümünde Hayati Develi, Yunus Emre Hazretlerinin "Müslümanım Diyen Kişi" Nutk-u Şerif'ini şerh ediyor. Yunus Emre Enstitüsü'nün katkılarıyla hazırlanan 'Şöyle Garip Bencileyin' Pazartesi günleri saat 19:33'te MyMecra'da. Hayati Develi'nin bu bölümde şerh ettiği Yunus Emre şiiri; 1 Müsülmânam diyen kişi şartı nedür bilse gerek Tanrı'nun buyrugın tutup biş vakt namâz kılsa gerek 2 Tanla turup başun kaldur ellerüni suya daldur Hem şeytânun boynını ur hem nefs dahı ölse gerek 3 Kılurısan tan namâzın Hak'la ola hem niyâzın Âhiretde ‘izz ü nâzun varup anda bulsa gerek 4 Öyle namâzın kılasın her ne dilersen bulasın Tamu'dan âzâd olasın kullar âzâd olsa gerek 5 Ol ikindiyi kılanlar arı dirlik dirilenler Olardur Hakk'a irenler her dem anlar irse gerek 6 Ahşam durur üç farîza tagca günâhun arıda Eyü ‘amellerün sinde şem ü çerâg olsa gerek 7 Yatsu namâzına ol hâzır hâzırları sever Kâdir Îmânun eksügin bitür îmân pîş-rev olsa gerek 8 Her kim bu sözden almadı biş vakt namâzı kılmadı Bilün müsülmân olmadı ol Tamu'ya girse gerek 9 Bildünise cemâ‘ati hâzır olanlar Cennet'i Ger kâhillik kılurısan münâfıkdan olsa gerek 10 Görmez misin Mustafâ'yı niçe bekledi vefâyı Ümmetiçün ol safâyı ümmet ana irse gerek 11 Beklerisen dîn gayretin virmegil nefse murâdın Yûnus Nebî salâvâtın ‘ışkıla degürse gerek Gelin, Beraber Yürüyelim...
Her hafta birbirinden farklı hikayelerle izleyicilerini kıssadan hisse almaya davet eden Serdar Tuncer bu hafta Biri Bir Gün'de kul hakkının inceliğini anlatıyor. Serdar Tuncer’in Biri Bir Gün’de anlattığı hikaye; Aslan, kurt ve tilki arkadaş olup avlanmaya çıkmışlar. Günün sonunda, bir öküz, bir keçi ve bir de tavşan avlayan kafadarlar avlarını bir mağaraya getirmişler. Aslan kurda dönerek “Hadi bakalım!” demiş. “Şu hayvanları paylaştır da karnımızı doyuralım.” Demiş. Kurt ezile büzüle: “Ey büyük sultanım.” Demiş. “Şu öküzü siz buyurun, keçi benim, tavşanda tilki kardeşin olsun.” Demiş. Aslan birden çok kızmış. Ve “Bre küstah!” demiş. Sen kim oluyorsun? Ben varken sana pay etmek düşer mi?” Sonra da bir pençe darbesiyle kurdu yere sermiş. Bu kez tilkiye dönüp “Öyle aval aval bakma da paylaştır şu avları bakalım.” Demiş. Tilki “Pay etmek haddim değil ama madem emir buyurdunuz söyleyeyim. Tavşan sabah kahvaltınız, öküz öğle yemeğiniz olur. Keçiyi de akşam yersiniz.” Demiş. Aslan bu paylaştırmadan çok hoşlanmış ve tilkiye, bu kadar adil bir paylaştırmayı nereden öğrendiğini sormuş. Tilki de: “Yüce efendim!” demiş. “Şu haddini bilmez kurdun halinden öğrendim.” Demiş. Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
From the publisher's feed

65 Listeners

1 Listeners

12 Listeners

10 Listeners

7 Listeners

50 Listeners

73 Listeners

18 Listeners

10 Listeners

34 Listeners

0 Listeners

0 Listeners

0 Listeners

0 Listeners

0 Listeners