
Sign up to save your podcasts
Or


Ömer Tuğrul İnançer Dinle Neyden'in bu bölümünde nikahtan, evlilikten, aileden ve boşanmalardan bahsediyor. Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde başlıca şunları anlattı; Aile elbette toplumun çekirdeği de çekirdek aile toplumun çekirdeği olamadı. İnsan ana-baba ve kardeşinden ibaret değil. Dedeler, nineler, anneanne-babaanne, teyze, amca, dayı, hala, enişte, yenge, kuzen bunlar nerede? Yok. Yok olunca çekirdek adı üstünde meyve yok, meyvenin yenilecek yeri yok. Elmayı düşünelim ortasında çekirdek tamam, etrafında yenilecek yer, sonra kabuk, sonra sap, sap dala bağlıyor, dal ana gövdeye gidiyor ama sadece çekirdek varsa yani ana-baba ve çocuklardan ibaretse, az önce arz ettiğim yakınlar yoksa işte çekirdekte kalıyor, meyve yok. Sap olmadığı için bağlantı yok ve o bağlantının getirdiği, o beraberliği devam ettirme rabıtası yok onun için zırt pırt dağılıyor... Biliyorsunuz bendenizin geçim kaynağı avukatlık. Dünya mesleği avukat. Gidin bakın asliye hukuk mahkemelerine gidin tetkik edin. Davaların yüzde kaçı boşanma, kaçı boşanmanın devamı olan nafaka, kaçı miras... Miras dediğiniz akrabalar arasında mahkeme konusu oluyor değil mi? Mirasçı demek akraba, yakın demek. Bir sürü miras davaları... Boşanma davaları? yüzde yirmiyi geçti. Mahkemelerdeki işgal ettiği oran yüzde yirmiyedi, toplum içinde boşanan aileler yüzde yirmi. Beşte bir. Yani beş aileden biri boşanıyor. Neden?... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Şöyle Garip Bencileyin'in bu bölümünde Ömer Tuğrul İnançer, Yunus Emre Hazretlerinin " Bir Kez Gönül Yıktın İse " Nutk-u Şerif'ini şerh ediyor. Yunus Emre Enstitüsü'nün katkılarıyla hazırlanan 'Şöyle Garip Bencileyin' Pazartesi günleri saat 21:33'te MyMecra'da. Ömer Tuğrul İnançer'in bu bölümde şerh ettiği Yunus Emre şiiri; 1 Dervîş olan kişiler deli olagan olur ‘Işk neydügin bilmeyen ana gülegen olur 2 Gülme sakın sen ana eyü degildür sana Kişi neyi gülerse başa gelegen olur 3 Âh bu ‘ışkun eseri her kime ugrarısa Derdine sabretmeyen yolda kalagan olur 4 Bir kişi ‘âşık olsa ‘ışk deryâsına talsa O deryânun içinde gevher bulagan olur 5 ‘Âşık lâ-mekân olur dünyâ terkini urur Dünyâ terkin uranlar dîdâr göregen olur 6 Dervîş Yûnus sen dahı incitme dervîşleri Dervîşlerün du‘âsı kabûl olagan olur Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Savaş Şafak Barkçin Çağrışımlar'ın bu bölümünde "Marifet İltifata Tabidir, Müşterisiz Meta Zayidir" ve "Vakit Nakittir" sözlerini anlatıyor. Savaş Şafak Barkçin bu bölümün başlıca şunları anlattı; Serdar Tuncer: Abi, özlü sözler var böyle güzel, duyduğumuz vakit veciz, bizi çarpan ama bunların içinde bir hem manası, hem lafzıyla yanlış olanlar var. Bir de lafzı doğru olup manasını yanlış yorumlayanladığımız için bizi yanlış yere götürenler var. Azıcık bu bölüm bunları konuşalım. Mesela 'marifet iltifata tabidir' diyoruz. Böyle midir? Savaş Şafak Barkçin: İşte ondan çok şikayetçiyim. Şundan dolayı, tabi anlamı bilenler kelimeleri doğru yere oturttukları için onların kastettikleri ve aktardıkları şeyler hak oluyor, doğru oluyor. Fakat o anlamlara erişemeyip sadece kelimede kalanlar maalesef onları yanlış şeyi yorumlayıp, hayatlarında da maalesef yanlış işler yapabiliyor. Bu söz onlardan birisi... Şimdi, marifet iltifata tabii midir önce ona bir bakalım. Yani marifet derken neyi kastediyor? Bir beceri, bir yetenek, bir kıymet neyse... Marifet kelimesi arefe hep söylüyoruz arif kelimesi de oradan geliyor, maruf kelimesi de oradan geliyor, emr-i bil maruf diyorsun, örf diyorsun bunlar nereden geliyor. Tanınan demek, umumca tanınan, umumu kapsayan çok geniş bilgiye deniliyor. Herhangi bir bilgi değil onun adı ilim... İltifat ne abi? Lütuf kelimesi aynı Latif kelimesinden geliyor. Yani bir şeyin hakkını vermek, bir şeyi mecbur olmadığı halde bahşetmek demek. Allah-u Teala El-Latif'dir. Senin bir amel yapmana gerek olmadan Allah-u Teala onu sonsuz veriyor. Peki iltifat ne o zaman? Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Bertan Rona Bakışlar'ın bu bölümünde oldukça ilginç bir konu başlığını ele alıyor: "Orkestrayı yönetmek istiyorsanız, kalabalıklara sırtınızı dönmek zorundasınız." Bertan Rona bu bölümde başlıca şunları anlattı; Efendim. bir söz okumuştum nerede okudum hatırlamıyorum aslında söyleyen kişinin adını da biliyordum da bazen böyle unutkanlık had safada oluyor bende. Şöyle demiş söyleyen kişi; "Orkestrayı yönetmek istiyorsanız, kalabalıklara sırtınızı dönmek zorundasınız." Bu bir benzetme tabiki. Burada insanın toplulukla ilişkisi yani cemiyetle ilişkisi öte yandan insanın ferdi olarak varlığı ya da bu ikisi arasında bir irtibat sağlayabilecek bir başka görünümü var mı? gibi sorular ya da sorunlar akla geliyor hemen tabiki. Şimdi, şunu söyleyelim; hakikat dediğimiz şey tevhid ilkesi üzerine kurulu aslında. Tevhid ne demektir? Bu çok çok uzun tartışılabilir... Zaman zaman bana soruluyor orkestra şefi gerçekten orkestrayı yönetiyor mu? Orkestra şefi olmasa ne olur? Size bilirkişi olarak söylüyorum, burada tevazu göstermeme gerek yok mesleğim bu olduğu için, uzun zaman icra ettiğim için söylüyorum; eserine göre değişir ama genellikle pek çok yapıtta orkestra şefi diyelim ki konserden ya da operada temsilden 5 dakika önce rahatsızlansa perde kapanır. Yani anons yapılır seyirciye efendim orkestra şefimiz rahatsızlandı, konser yapılamayacak. Demekki şef olmadan gerçekten olmuyor... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Her hafta birbirinden farklı hikayelerle izleyicilerini kıssadan hisse almaya davet eden Serdar Tuncer bu hafta Biri Bir Gün'de "Nalıncı Baba" hikayesini anlatıyor. Serdar Tuncer’in Biri Bir Gün’de anlattığı hikaye; Sultan Murat Han, o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neşe ile üzüntü arasında gidip gelmektedir. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar: – Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var? – Akşam garip bir rüya gördüm. – Hayırdır inşallah? – İnşallah hayr olur, öğreneceğiz. – Nasıl yani? – Hazırlan, dışarı çıkıyoruz. Padişah ve vezir, derviş kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt’a çıkar, döner Vefa’ya, Zeyrek’ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada gözüne yerde yatan bir ceset ilişir. Hemen sorar: – Kimdir bu? Ahali: – Aman hocam hiç bulaşma, derler. Ayyaşın, sarhoşun biri işte!.. – Nerden biliyorsunuz? – Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz! Bir başkası tafsilata girer: – Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar Çarşısı’nda çalışır. Nalının hasını yapar… Ancak kazandıklarını içkiye, fuhşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerede mimli bir kadın varsa takar peşine. Hele yaşlının biri çok öfkelidir: – İsterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu? Hâsılı, mahalleli döner ardını gider. Tam vezir de toparlanıyordur ki padişah merakla sorar: – Hayırdır, sen nereye? – Bilmem, bu adamdan uzak durmak istersiniz sandım. – Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem… Ama biz gidemeyiz; adam ne olursa olsun bizim teb’amızdır. Defin işini halletmek gerek. Bir nurdur aydınlanır alnında Vezir hemen bir çare önerir: – İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar kurtuluruz vebalden. – Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha. – Doğru ya! Peki, ne yapmamı emir buyurursunuz? – Dervişliğe devam edeceğiz bir süre daha! Naaşı kaldırmalıyız en azından. – Aman efendim, nasıl kaldırırız? – Basbayağı kaldırırız işte. – Yapmayın etmeyin sultanım, bunun yıkanması paklanması var. Tekfini, telkini… – Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmalıyız. – Şurada bir mahalle mescidi var, ama… – Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin? – Ne bileyim, Ayasofya’dan, Süleymaniye’den, en azından Fatih Camii’nden… – Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkânı çoktur. Orada bizi tanıyanlar çıkar. Ama Fatih Camii’ni iyi dedin. Hadi yüklenelim… Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur. Padişah, bakır kazanları vurur ocağa… Usulü erkânınca bir güzel yıkarlar ki naaş ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur aydınlanır alnında. Yüzünde bir nur hâsıl olur. Hem manalı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın da, vezirin de kanı ısınmıştır bu adama. Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine de bir hayli vardır. Bir ara vezir, sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır ve: – Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba… – Neden, ne yaptık ki? Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Ömer Tuğrul İnançer Dinle Neyden'in bu bölümünde Kerbela hadisesini ve Mülteci meselesini anlatıyor. Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde başlıca şunları anlattı; Hz. Hüseyin Efendimizin şehadeti elbette çok elem verici bir vaka fakat bir de işin sembolizasyonuna bakarsak, zalime eyvallah dememek için feda-i can etmiş bir zat. Yani, zalimin zulmüyle yaşamaktansa öbür tarafa firar eder, Allah'a firar eder ve bu zulmü yaşamam. Ve bu Hüseyin Efendimiz hali bir çok zulme uğrayanlara bir nevi teselli hadisesi olmuş. Yani koca Hüseyin Efendimize bu yapıldıktan sonra bu insanoğlu denen mahluk, insan ana babadan doğduğu halde insan olamayan bir mahluk çünkü ayet var biliyorsunuz; "Onlar ki; gözleri vardır görmezler, kulakları vardır işitmezler, kalpleri vardır anlamazlar. Onlar belki hayvandanda aşağıdır." Orada ki belkiyi acaba diye anlamamak lazım, bilki diye anlamak lazım. Hayvandan aşağıdırlar. İşte, böyle bir zulme maruz kalanlar Hz. Hüseyin Efendimizin zulmünü bilip kendi acılarını hafifletme tesellisi arıyorlar... Bugün dünyada bir mülteci meselesi var, Türkiye bu meselenin ilk sırasında yer alıyor. Acaba öyle mi? Eğer siyasi hadiseler (ki harpler de siyasidir) siyasetçiler yani ayrı devletlerin, ayrı hükümranlıkların siyasetçileri birbirleriyle anlaşamayınca silaha başvururlar. Yani harbi doğuran sebep netice itibari ile siyasidir. Bu siyaseti, biraz tarihe bakarak tetkik edersek görürüz ki dünya tarihinde bölge isimleri var ama devlet isimleriyle bölge isimleri her zaman bağdaşmıyor. Bugün Suriyeliler, Ürdünlüler, Lübnanlılar, Iraklılar vs... dediğimizde Allah aşkına birinci dünya harbinden evvel yani yuvarlak hesap 100 seneden evvel böyle devletler var mıydı?... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Savaş Şafak Barkçin Çağrışımlar'ın bu bölümünde Yunus Emre kim değildir? sorusunu cevaplıyor. Savaş Şafak Barkçin bu bölümün başlıca şunları anlattı; Serdar Tuncer: Abi, Yunus Emre yılındayız malum. Biz ihtifal haftalarında Hz. Mevlana'yı, bahanesi olunca Yunus Emre'yi anlatırken önce kim olduklarından değil de kim olmadıklarından bahisle anlatmak durumunda kalıyoruz. Soru şu; Yunus Emre kim değildir? Savaş Şafak Barkçin: Abi, Yunus Emre hümanist değil, şair değil, mistik değil. Bu kavramlar tabi dilimize artık bulaşmış ve bu kavramları şık bir şey sanıyoruz, gerçek nitelikler sanıyoruz. İşte hep konuşuyoruz ya atık belki insanlar takıntı olduğunu sanacaklar ama takıntı yapılacak kadar ciddi bir kavram kargaşası var. İnsanın kelimeleri karışınca zihni karışıyor, zihni karışınca kalbi karışıyor, kalbi karışınca da işi, yolu karışıyor. O yüzden bunlar öyle hafif şeyler değil... Mesela mistik. Yunus Emre Hazretleri, Mevlana Hazretleri, diğer Allah dostları, Arifler... Bunların hiç birisi mistik değil. Tasavvuf mistisizim değil, sufizim değil... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Şöyle Garip Bencileyin'in bu bölümünde Prof. Dr. M. Fatih Andı, Yunus Emre Hazretlerinin " Bir Kez Gönül Yıktın İse " Nutk-u Şerif'ini şerh ediyor. Yunus Emre Enstitüsü'nün katkılarıyla hazırlanan 'Şöyle Garip Bencileyin' Pazartesi günleri saat 21:33'te MyMecra'da. Prof. Dr. M. Fatih Andı'nın bu bölümde şerh ettiği Yunus Emre şiiri; 1 Ben bir ‘aceb ile geldüm kimse hâlüm bilmez benüm Ben söylerem ben dinlerem kimse dilüm bilmez benüm 2 Benüm dilüm kuş dilidür benüm ilüm dost ilidür Ben bülbülem dost gülümdür bilün gülüm solmaz benüm 3 Ol dost bana gelsün dimiş sundum kadeh alsun dimiş Aldum kadeh içdüm şarâb ayruk gönlüm ölmez benüm 4 Ne turum var ne turagum hîç yirde yokdur karârum Hakk'a münâcât itmege bellü yirüm olmaz benüm 5 Sor turdugum yiri bana gelürsen gösterem sana Bir zerrece Hak'dan ayru gözüm nesne görmez benüm 6 Tûr Tagı'nda bir tecellî gör Mûsâ'ya neler kıldı Yûnus eydür Hak katında sözüm girü kalmaz benüm Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Savaş Şafak Barkçin Çağrışımlar'ın bu bölümünde Kelimeler niçin bu kadar mühim? Başkasının kelimesiyle konuşup kendin gibi düşünebilmek imkanı yok mu? vb. soruları cevaplıyor. Savaş Şafak Barkçin bu bölümün başlıca şunları anlattı; Serdar Tuncer: Abi iki programdır Osmanlı aklını soruyorum, konuşamıyoruz başka yere gidiyoruz. Başka bir şey soracağım belki oradan Osmanlı aklına da geliriz. Son programda bahsettiğiniz bir konu vardı. Kelimeler, kavramlar, kendi ağzınla konuş ey müslüman diye bitirdik programı. Bu kelimeler niçin bu kadar mühim? Başkasının kelimesiyle konuşup kendin gibi düşünebilmek imkanı yok mu? ya da dönüp eskideki o kelimelerin her birini tek tek toparlayacağız da onlar bize ne sağlayacak? birazcık bununla başlayalım mı abi? Savaş Şafak Barkçin: Tabi, çok iyi olur. Ben hep devlet odaklı düşünme alışkanlığımızı eleştiriyorum ya çünkü o işi hemen güce getiriyor. Gücü kaybettiğimiz için yıkıldık o zaman gücü elde edersek her şey yerli yerine oturacak, sanatımız harika olacak, dilimiz harika olacak, edebiyatımız muhteşem olacak, eğitim sistemimiz birden düzelecek... Arkadaş öyle bir şey yok. Osmanlı'nın yıkılması insan vasfının çökmesi ile ilgili bir şey. Bunu özellikle son dönem insanların biyografilerini okursanız görürsünüz. Yani fırıldağından, üçkağıtçısından, öyle söyleyip böyle olandan haddi hesabı yok. Diyeceksiniz ki böyle genel bir şey söylenir mi? Söylememek lazım, ben de söylemiyorum ama şu manada diyorum; yani artık toplumun her katmanında bu işler bozulmuş. Kavramların bozulması düşüncenin bozulmasıdır. Düşünce bozulunca da muhakeme bozulur, muhakeme bozulunca yöntem bozulur, yöntem bozulunca iş bozuluyor, iş bozulunca da zaten düzen bozuluyor. Bu kadar basit. Peki, örneğini vereyim... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
Savaş Şafak Barkçin Çağrışımlar'ın bu bölümünde Batı-Doğu meselesinden, Ahlaktan, kulluktan, kendimiz gibi yaşamaktan vb. konulardan bahsediyor. Savaş Şafak Barkçin bu bölümün başlıca şunları anlattı; Serdar Tuncer: Aziz ağabeyim, sevgili hocam hoşgeldiniz, safa getirdiniz. Geçen bölüm Osmanlı Aklı dedik ama mevzu biraz dallanıp budaklandı... Savaş Şafak Barkçin: Hep öyle oluyor ya. Böyledir yani. Aslında bu biraz da klasik üsluptur kusura bakmayın. Çünkü bizde devrevidir abi, çizgisel değildir. Her şey öyledir. Niye? Çünkü alem öyle e benim tabiatım da öyle. Bir yerden başlıyorsun, bi daire çiziyorsun ama o daireyi kapatabilirsen tabi bizde biraz o sorun doğuruyor. :) Serdar Tuncer: Bizim Biri Bir Gün programında izleyicinin çok eleştirdiği bir şeydir o. Bir yerden başlıyorsun en son oraya geliyorsun ama arada 40 tane yer dolaşıyoruz filan... :) Savaş Şafak Barkçin: Öyle. Sefer der vatan. Her şey öyledir. Evet, maksadımı söyleyeceğim ama maksadı söyleyene kadar bir de meram var. Meramda kelam gerektiriyor yani kelam ile meram ediyoruz. Mevlana Hazretlerini bakın, bizim masallarımıza bakın ben biliyorsun klasik masal da yazıyorum devrevidir abi. Niye? Seni sefer ettirir yani seni hareketli halde tutar, zihninde ona göredir hala arkada bu nereye gidiyor oraya bağlar bu senin çok boyutlu düşünmene çok büyük katkı yapar. Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
From the publisher's feed

65 Listeners

1 Listeners

13 Listeners

10 Listeners

7 Listeners

50 Listeners

73 Listeners

18 Listeners

10 Listeners

34 Listeners

0 Listeners

0 Listeners

0 Listeners

0 Listeners

1 Listeners