MyMecra Podcast

MyMecra Podcast

By MyMecraSociety & Culture
Download on the App Store

MyMecra Podcast episodes

  • Dünyaya Armağan Ettiğimiz O Meşhur Çalgı... - Bertan Rona | Bakışlar

    Bertan Rona ile “Bakışlar” düşündürmeye, düşündürürken sorgulatmaya kaldığı yerden devam ediyor. Bertan Rona bu bölümde Türkiye ile Avrupa arasındaki musiki münasebetlerinden bahsediyor.  Her hafta farklı konuları ele alarak izleyicilerini farklı yolculuklara çıkaran Bertan Rona bu bölümde Türkiye ile Avrupa arasındaki musiki münasebetlerini anlatıyor.  Bertan Rona başlıca şunları söyledi;  Ben bu hafta sizlere Türkiye ile Avrupa arasındaki musiki münasebetlerine ilişkin bazı yansımaları anlatmak istiyorum. Aslında belki de Türkiye ve Avrupa diye sınırlandırmamak gerekir. Bizden bütün dünyaya geçmiş olan müzik adına ne varsa, belki bir kompozisyon, bir müzik parçası, belki bir müzik formu, belki bir makam, mod, ismi, belki bir besteci, belki bir dans ne derseniz deyin bütün bunlar üzerine konuşmak istiyorum sizinle. Aslında bu daha önce ele alınmış bir konu ve çok büyük bir isim tarafından, Türk müzik biliminin kurucularının başında geldiğini söyleyebileceğimiz Mahmut Ragıp Gazimihal merhum tarafından ele alınmış bir konu.Yanlış hatırlamıyorsam 1946 tarihli bir kitabı var onun "Türkiye - Avrupa Musiki Münasebetleri" kitabın adı bu. Burada oldukça kapsamlı ve çok ciddi bilimsel bir metodoloji takip edilerek Mahmut Ragıp Gazimihal konuyla ilgili bazı tespitlerde bulunuyor. Bir klasiktir açıkçası bu kitap...  Ben şimdi daha böyle başlıklar halinde, çarpıcı, herkese hitap edecek şekilde, herkesin rahatlıkla anlayacağı şekilde bazı somut örnekler üzerine gitmek istiyorum. Ama şunu söyleyeyim bu yapacağım şey kesinlikle kendimize batıdan referans bulma olarak anlaşılmamalıdır. Zaman zaman böyle anlaşılabiliyor yani bakın bizde size benziyoruz, bizde sizin gibiyiz, bizde de klasik çok sesli müzik var filan gibi bir referans bulma çabası değildir kesinlikle onu ifade edelim. Ama öte yandan her şeyin ama her şeyin doğudan batıya gittiğini ifade eden bir başka uç daha var. Bu da çok doğru olmasa gerek büyük oranda doğruluk payı bulunun düşünceler içersede bu da çok doğru olmasa gerek. Dolayısıyla itidali elden bırakmadan her zaman olduğu gibi aklı yani yönerge kabul ederek kendimize burada iz sürmemiz gerekiyor...  Aslında doğu batı bunlar biraz da farazi adlandırmalar yani güzelliğin memleketi olmaz, elbetteki bakış açıları çok farklıdır doğunun ve batının çünkü doğuda tevhid ilkesi egemen, her şeye tevhid ilkesi hakim sanatıda öyle yani türk müziğinin makamlarını tevhid olmadan, onu bilmeden anlayamazsınız hiç şüphesiz dolayısıyla bunlar da sosyokültürel anlamda şekillendirilmiş fenomenler. Yani bakmayın müzik evrenseldir. Evet evrenseldir ama belli kültürlere has yönleri şüphesiz ki vardır. Ancak yinede şunu söylemek gerekir ki estetik olsun, güzellik olsun ya da bilim, düşünce olsun bunlar elbette ki insanlığın ortak malıdır...  Devamı videoda...  Gelin, Beraber Yürüyelim...

    17 min
  • Dua Kabul Olursa... - Biri Bir Gün | Serdar Tuncer

    Serdar Tuncer ile “Biri Bir Gün” kendine has tarzıyla kaldığı yerden devam ediyor. Bu bölümde Serdar Tuncer "4 Dirheme 4 Dua" hikayesini anlatıyor.  Her hafta birbirinden farklı hikayelerle izleyicilerini kıssadan hisse almaya davet eden Serdar Tuncer bu hafta "4 Dirheme 4 Dua" hikayesini anlatıyor.  Serdar Tuncer’in Biri Bir Gün’de anlattığı hikaye;  Kendisini içkiden kurtaramayan bir müslüman, kölesine dört dirhem verir. İçki almasını söyler. Köle giderken Mansur bin Ammar isimli bir zatın, bir fakire yardım topladığını görür. Mansur, bu fakire 4 dirhem verene 4 dua ederim der. Köle, fakire 4 dirhemi verir. Mansur der ki:  – Hangi duayı etmemi istersin? – Köle kurtulmak istiyorum. – İkinci isteğini söyle! – Fakire verdiğim dört dirhem benim değildi. Benden bunu isterler. Dört dirhem isterim. – Üçüncü isteğin nedir? – Efendimin tevbe edip içkiyi bırakmasını istiyorum. – Dördüncü arzun nedir? – Allah-u teâlânın beni, efendimi, seni, kavmimizi affetmesini istiyorum.  Mansur bin Ammar, hepsi için gerekli duayı yapar. Köle evine gidince, efendisi, geç kalmasının sebebini sorar. Köle durumu anlatır. Efendisi sorar:  – Sen neler istedin? – Kölelikten kurtulmayı istedim. – Peki seni azat ettim. Başka ne istedin? – Dört dirhem istedim. – Al şu dört dirhemi. Başka ne istedin? – Tevbe edip içkiyi bırakmanı istedim. – Tevbe ettim. Başka ne istedin? – Allah-u Teâlânın hepimizi affetmesini istedim.  Efendisi duraklar, (İşte bu benim elimde değildir) der. O gece rüyasında;  -Sen elinde olanı yaptın da, biz elimizde olanı yapmaz mıyız? Seni de, köleni de, Mansuru da ve orada bulunan hepinizi affettik denir.  Gelin, Beraber Yürüyelim...

    21 min
  • İslam ile Müslüman Ayırt Edilmeli! - Dinle Neyden | Ömer Tuğrul İnançer

    Ömer Tuğrul İnançer ile "Dinle Neyden" kendine has üslubuyla kaldığı yerden devam ediyor. Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde din, insan ve sanat konularından bahsetti.   Her hafta farklı konularla yanlış bildiğimiz doğruları çarpıcı üslubuyla izleyenlere anlatan Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde din, insan, sanat vb. pek çok konu başlıklarını anlattı.  Ömer Tuğrul İnançer bu bölümün başında şunlardan bahsetti;   Efendim İstanbul'dan Ataşehir'de Mimar Sinan adı verilen, yeni yapılmış bir camiinin önünden hepinize muhabbetler, hürmetler. Mimar Sinan deyince akla islam sanatı geliyor. Her şeyden önce tabirleri yerli yerine oturtmak lazımdır. İslam ile müslüman ayırt edilmelidir. İslam bir kavramdır, müslüman ise bir kişidir. Ayrıca islami diye islama aidiyet ifade eden kelimelerinde çok doğru kullanılmadığı, müslümanlarının halinin islama örnek olduğu zannı oluyor halbuki, ne yazık ki bugünki dünya müslümanlarının islama uygun ne kadar yaşayıp yaşamadıkları, yaşamalarının ne kadar islama uygun olup olmadığı çok ciddi bir tartışma konusu olmalıdır. Tartışma derken bize tartışmayı hep senin dediğin doğru, benim dediğim doğru olarak algılıyoruz. Hayır. Doğruyu bulabilmek için artıları eksileri tartmaya tartışma denir. Dolayısıyla sen ben meselesi tartışmalarda olmaz. O da yanlış anlaşılan bir kavram...  İslam Allah'ın dinidir. Burada tabi Türkçe'nin bu konulardaki ifade zorluğu aşikar. Allah'ın dini denince Allah'a ait, Allah'ın mükellef olduğu bir din olarak algılıyoruz çünkü din hep bir mükellefiyetler olarak algılanmış. Hayır. Allah'ın sahip olduğu din demektir Allah'ın dini. Ve Allah'ın bu kadar yarattığı, sayısını bilemeyeceğimiz kadar mahluk içerisinde sadece Hz. İnsan onun yeryüzünde, arz üzerinde halifesidir, sadece kendi esmasını insan olana vermiştir ve yaratmak için kendi ruhundan ruh üfürerek var ettiği yegane varlık insandır...  Devamı videoda...  Gelin, Beraber Yürüyelim...

    21 min
  • Eşyaya İsim Verilmesinin Sebebi Nedir? - Bertan Rona | Bakışlar

    Bertan Rona ile “Bakışlar” düşündürmeye, düşündürürken sorgulatmaya kaldığı yerden devam ediyor. Bertan Rona bu bölümde Din kelimesinin anlamından bahsediyor.  Her hafta farklı konuları ele alarak izleyicilerini farklı yolculuklara çıkaran Bertan Rona bu bölümde Din kelimesinin anlamını anlatıyor.  Bertan Rona başlıca şunları söyledi;  1 Haftalık bir aranın ardından Bakışlar programında yine birlikteyiz. Geçtiğimiz haftalar boyunca müzik ağırlıklı konuları ele almıştık sizden gelen istek üzerine. Bu hafta biraz daha farklı bir konuyla birlikte olacağız. Din kelimesinin anlamından bahsedeceğim ama öncelikle tabi şunu söyleyeyim bu bir insanlara din dersi vermek kabilinden değil elbette ya da ahlak dersi verir gibi din şu demektir, din bu demektir o tür bir şey değil. Sözlük bilimi açısından ya da etimoloji deyin ne derseniz deyin bu kelime nerelerden geldi, tarihsel macerası nedir, bizim bildiğimiz anlamda din kelimesiyle hangi noktalarda uyuşmaktadır, hangi noktalarda farklılık arz etmektedir? Bunların üzerinde durmak istiyorum…  Şimdi tabi din denildiği zaman, gündelik manada baktığımızda itikat, ibadet ve ahlak ilkelerinden, kurallarından oluşan bir sistemi, bir çerçeveyi, bir bütünü anlıyoruz biz elbetteki doğru olanda bu. Bunu başlangıçta belirtelim. Hatta bu kelimenin bazı türevlerinden aslında sıklıkla kullanıyoruz. Mesela mütedeyyin bunlardan biridir, diyanet bunlardan bir tanesidir ve tabi yine çoğu kişinin bildiği üzere Medine ve Medeniyet yine bunlar arasında. Ancak bakışlarımızı biraz daha derine yönelttiğimizde, yoğunlaştırdığımızda kelimenin aslında Arapça kökenli olmadığını görüyoruz. Bu bir iddia yalnız onu söyleyelim. Kelime öncelikle orta Farsçadan Arapçaya geçmiş bu kesin yani elimizdeki veriler din kelimesinin orta Farsçadan Arapçaya geçtiğini gösteriyor fakat buraya nereden geldi diye baktığımızda…

    17 min
  • Allah'la Aldanan Aldanmaz! - Biri Bir Gün | Serdar Tuncer

    Serdar Tuncer ile “Biri Bir Gün” kendine has tarzıyla kaldığı yerden devam ediyor. Bu bölümde Serdar Tuncer Allah’la aldanan aldanmaz hikayesini anlatıyor.  Her hafta birbirinden farklı hikayelerle izleyicilerini kıssadan hisse almaya davet eden Serdar Tuncer bu hafta Allah’la aldanan aldanmaz hikayesini anlatıyor.  Serdar Tuncer’in Biri Bir Gün’de anlattığı hikaye;  Eski zamanlarda Bağdat'ta kendi halinde fakir, salih bir dokumacı yaşardı. Kurban bayramının birkaç hafta öncesiydi. Şehrin ileri gelenleri hac için hazırlık yapmaktaydılar. Onların bu tatlı telaşını gören fakir dokumacının içine bir ateştir düşüverdi. Hacca gitmek istiyordu ama ne parası vardı, ne yol azığı. Gönlünü yakıp kavuran bir sevda... Bütün sermayesi buncağızdan ibaretti.  Hani bir dem gelir, kulda kendi benliğinden eser kalmaz, içinden biri seslenir ya ötelere. Geri dönmez o anda dilekler, uzaklar yakın olur, imkansız diye bir şey kalmaz ya... İşte öyle bir vakitte hacca niyetlendi dokumacı. Gecenin bir yarısı gözyaşları içinde açtı ellerini:  - Ya Rabbi, nasip et ben de geleyim. Kullarının malı-mülkü var, benim senden gayrı kimsem yok. Sana sığındım, sana dayandım. Sen de beni nimetlendirip bana ihsan eyle...  Sabah olunca yol için hazırlıklarını yaptı, yenice yola çıkmış olan hac kafilesinin ardına düştü. Yaklaşıp selam verdi yolculara. Onu görünce şaşırdılar. İçlerinden bir hoca yanına gelip, perişan haline bakarak:  - Ne o komşu, sende mi hacca gidiyorsun, dedi dudak bükerek. Sevinç içindeydi dokumacı. Bayram sabahına uyanmış çocuklar kadar mutluydu.  - İnşallah hocam, dedi; Beytullah'ı tavaf etmeye, Ravza'ya yüz sürmeye gidiyorum. Rabbim nasip ederse...  Bu sözler üzerine arkadaşlarına bakıp güldü hoca. Niyeti dokumacıyla eğlenmekti:  - Komşu, Allah mübarek etsin, ama bakıyorum da ne bineğin var, ne yol azığın. Bari cebinde birkaç bin akçen var mı?  Bayramın ne olduğunu bile bilmeyen çocuklar kadar saftı dokumacı:  - Allah bana yeter, beni yedirir. Bütün alem onun elinden rızıklanmıyor mu?  Kafiledekiler gülüştüler, hoca arkadaşlarının yanına döndü.  Nihayet uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra mübarek topraklara ayak bastılar. Tavaflarını yaptılar, Arafat'ta vakfeye durdular, hac görevini bitirip, gerisin geri memleketlerine doğru yola koyuldular. Hac boyunca dokumacı ve kafiledekiler birbirlerini görmemişlerdi.  Dokumacı kafileye yetiştiğinde, onu ilk hoca fark etti. Arkadaşlarını eğlendirmek maksadıyla yanına yaklaşıp;  - Komşu, dedi, haccını ifa ettin mi sen de? Bizimki aynı safiyetle cevap verdi:  - Şükürler olsun hocam, günahıma isyanıma bakmadı Rabbim. Fakir kuluna da nasip etti hacı olmayı.  - Hacı oldum diyorsun ama, hüccetini aldın mı bari, berat verdiler mi sana da?  - Yoo, berat ne ola ki? Nasıl verirler?  - Amma yaptın be komşu! Kim Beytullah'a yüz sürerse ona bir berat verirler. Cehennemden azat olduğunun nişanesidir o. Yoksa sen bunu hiç duymadın mı?  Bak, işte bizim beratımız...  Hocanın cümlesi yarım kalmıştı. Dokumacı birden feryat ederek Mekke'ye geri koşmaya başladı. Ne hüccetten haberi vardı, ne berat almıştı. Koşuyor, ağlıyor, inliyordu.  Nihayet Mescid-i Haram'in kapısından içeri girdiğinde perişan haldeydi. Kabe'nin kapısına varıp yapıştı, eşiğe yüzünü sürüp yalvarmaya başladı:

    23 min
  • Nefs Dergahta Terbiye Edilir - Dinle Neyden | Ömer Tuğrul İnançer

    Ömer Tuğrul İnançer ile "Dinle Neyden" kendine has üslubuyla kaldığı yerden devam ediyor. Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde doğru ve yanlış bilgiden bahsetti.   Her hafta farklı konularla yanlış bildiğimiz doğruları çarpıcı üslubuyla izleyenlere anlatan Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde doğru ve yanlış bilgiyi vb. pek çok konu başlıklarını anlattı.  Ömer Tuğrul İnançer bu bölümün başında şunlardan bahsetti;  Efendim yine İstanbul silüeti önünden, İstanbul vari selamlarla sizi selamlarız. Niye İstanbul vari? Şirket-i Aliye'nin bir kaptanı varmış. Eskiden Galata köprüsü iskeleydi. Oradan ayrılıyor, birkaç yer dolaşıyor ve tekrar oraya dönüyor. O kaptan hep geç kalıyor, bir türlü saatinde geri dönmüyor. 1-3-5-15 sonra idarecilerden biri demiş kaptan niye böyle oluyor? Efendim demiş, Üsküdar'ın zerzevatından, Kuzguncuk'un haşeratından, Beylerbeyi'nin teşrifatından böyle oluyor. Ne demek o demiş. İstanbul'da Galata köprüsünün öbür tarafında eskiden hal vardı, o halden alışveriş yapıyor insanlar küfeler, sepetler dolusu. Üsküdar iskelesinde onlar boşalıyor normal bir yolcu indirme, bindirme zamanından daha fazla bekliyoruz.  Peki Kuzguncuk'ta ne oluyor? Efendim Kuzguncuk'ta ermeni, rum, yahudi çok karışık. Çünkü biraz yukarısı selamsız. Kuzguncuk zaten yahudilerin Ortaköy'den sonra ilk yerleştikleri yer, bi de rumlar var hiç sen, ben bitmiyor aralarında. Ya kavga çıkıyor, ya niza çıkıyor, biri iskeleden bağırıyor, öteki gemiden bağırıyor falan orada vakit kaybı. Peki Beylerbeyi'nde? Efendim Beylerbeyi'nde hep nazik beyler, paşalar oturuyorlar. Aman efendim önden siz buyurun, aman efendim önden siz buyurun derken yine iskeleden zamanında ayrılamıyoruz. İşte İstanbul'un eski Beylerbeyi'nde oturanların o aman efendim önden siz buyurun selamıyla hepinizi selamladık.   Bilmek başka, yapmak başka, olmak başkadır. Bilinmeden yapılır mı? Hayır, bilinmeden yapılmaz ama bilginin kaynağı kitap değildir, daha doğrusu yalnızca kitap değildir. Bizzat kendi yaptıklarımız. Yanlış yaptıksak bi daha yapmamak bilgidir, doğru yaptıysak hep doğru yapmak bilgidir. Başkalarının hareketleri yani bilgi edinmenin sonu yok. İyi de bu bilgiyi kullanmak meselesinde neredeyiz?...

    22 min
  • Rusu Kazıyın Altından Tatar Çıkar - Bertan Rona | Bakışlar

    Bertan Rona ile “Bakışlar” düşündürmeye, düşündürürken sorgulatmaya kaldığı yerden devam ediyor. Bertan Rona bu bölümde Pyotr İlyiç Çaykovski'den bahsediyor.  Her hafta farklı konuları ele alarak izleyicilerini farklı yolculuklara çıkaran Bertan Rona bu bölümde  Pyotr İlyiç Çaykovski'yi anlatıyor.  Bertan Rona başlıca şunları söyledi;  Hatırlayacaksınız geçtiğimiz haftalarda, geçtiğimiz bölümlerde bir dizi oluşturmuştuk. Önce Johann Sebastian Bach, sonra Wolfgang Amadeus Mozart ve nihayet Ludwig van Beethoven'ı ele aldığımız üç bölümlük böyle bir seri yapmıştık. Bu hafta, bu bölümümüzde yine bu geleneğimizi sürdürelim, devam ettirelim. Yine klasik batı müziğinin son derece tanınmış ünlü bir bestecisini ele alalım istedim. Bu ismi de Çaykovski olarak belirledim. 1840'da doğdu. 1893'de öldü, 53 yaşında. Bildiğimiz üzere rus bir besteci Çaykovski...  Tabi Bach barok döneme aitti, Mozart ve Beethoven klasik döneme aitti, Çaykovski ise romantik dönemde eser vermiş ve bu stilde, bu üslupta eser vermiş bir besteci. Ama şunu ifade edelim, Çaykovski her ne kadar klasik batı müziği geleneği içerisinde bulunsa da aslen rus. Diyeceksiniz ki ne fark var? Şunu hiç unutmamak lazım, ruslar aynı zamanda asyalı bir millet. Bu onların her şeyine yansımış zaten ortodokslar biliyorsunuz.Katolik ya da protestan değiller...  Çaykovski'nin müziğinde o bakımdan biz ne görürüz? Uzun ezgisel hatlar görürüz, çok güzel melodiler vardır. Ama onunla yaşıt diyebileceğimiz, aynı yıllarda yaşamış olan yine romantik dönem bestecilerinden Brahms, hani bahsetmiştim ya 3 büyük B vardı alman müziğinde: Bach, Beethoven ve Brahms işte oradaki Brahms. Brahms'da aynı melodileri görmeyiz demek ki asyalı olmak yine alttan alta kendini hissettiren bir şey. Puşkin'in bir sözü vardır: "Rus'u kazıyın, altından tatar çıkar"  Devamı videoda...

    19 min
  • Böcek Hz. Musa'ya Ne Dedi? - Biri Bir Gün | Serdar Tuncer

    Serdar Tuncer ile “Biri Bir Gün” kendine has tarzıyla kaldığı yerden devam ediyor. Bu bölümde Serdar Tuncer Hz. Musa'yı (a.s) anlatıyor.  Her hafta birbirinden farklı hikayelerle izleyicilerini kıssadan hisse almaya davet eden Serdar Tuncer bu hafta Hz. Musa'yı (a.s) anlatıyor.  Serdar Tuncer’in Biri Bir Gün’de anlattığı hikaye;  Musa aleyhisselâmın eceli yaklaşmıştı. Ey Musa, çoluk çocuğuna vedâ et emri geldi.  Musa aleyhisselâm, emre uyarak, çoluk çocuğuna vedâ eyledi. Küçük bir çocuğu vardı. Onu kucağına alıp, kalbine, benden sonra bu küçüğün hâli ne olacak düşüncesi geldi.  Allah-u Teâlâ, ey Musa, deniz kenarına git buyurdu. Musa aleyhisselâm deniz kenarına gitti.  Ey Musa, asânı denize vur buyurdu. Denize vurdu. Deniz açıldı. Dibi göründü. Musa aleyhisselâm baktı. Bir taş gördü. Kaygan, yarığı, çatlağı olmayan, yekpare bir taş idi.  Ey Musa o taşa işaret eyle buyurdu Taşa işaret eyledi. Taş yarıldı. Musa aleyhisselâm baktı. İçinde zayıf, gözleri görmez, bacaksız bir böcek gördü. Ağzında yeşil, taze bir yaprak vardı.  Ey Musa, ben O Allahım, Razzâkım, zayıf, görmez, elsiz ayaksız bir böceği denizde sert, yekpare bir taşın içerisinde yaşatıyorum ve ona taze yeşil bir yem veriyorum da, sen, seni seven dostunun senin çocuğunu zâyi edeceğinden korkuyorsun. Benim rahmetim senin çocuğundan üstündür ve senin şefkatinden ziyadedir buyurdu.

    25 min
  • Kusur İfşa Etmenin Bir Adabı Var - Dinle Neyden | Ömer Tuğrul İnançer

    Ömer Tuğrul İnançer ile "Dinle Neyden" kendine has üslubuyla kaldığı yerden devam ediyor. Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde hayır nasıl işlenirden ve kusurları örtmekten bahsetti.   Her hafta farklı konularla yanlış bildiğimiz doğruları çarpıcı üslubuyla izleyenlere anlatan Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde hayır nasıl işleniri, kusurları örtmeyi vb. pek çok konu başlıklarını anlattı.  Ömer Tuğrul İnançer bu bölümün başında şunlardan bahsetti;  Efendim merhabalar. Harem iskelesi civarındayız. Hani ahalimizin sarayın haremi buradaymış da onun için haremmiş diye bir yerlerinden uydurduğu lakırdı. Halbuki İstanbul'un Kabe toprağı sayılan Asya kıtasına en yakın noktası, Sarayburnu'ndan karşıda Harem ve meşhur sürre alayımızın ilk konakladığı yer. Saray-ı Hümayun'da merasim yapıldıktan sonra Harem-i Şerif iskelesine gelinir, orada bir merasim daha yapıldıktan sonra şimdi metro istasyonun adı olan Ayrılıkçeşmesi'ne kadar uğurlanır, Ayrılıkçeşmesi'nde sonra İstanbul'da vazifeliler geri döner ve sürre alayı devam eder. İşte o Harem civarındayız. Klasik İstanbul silüetinin önünde ve yavaş yavaş bozulmaya başlayan İstanbul silüeti... Minareler ve Kubbeler silüeti artık arkada mesela Zeytinburnu'ndaki koca kazıklar vesaire gibi silüet bozucu ahval ile dolmaya başlıyor.  Diyeceksiniz ki niye bunu aşikar ediyorsun? Eee o kadar yanlış anlamalarımız var ki bu aşikar ve gizli meseleside böyle bir yanlış anlama. Mesela bir hadis olduğu beyan edilen bir söze dayanılarak sağ elin verdiğinden, sol elin haberi olmayacak deniliyor, eyvallah tamam da bu kadar habersiz hayır yaparsa kişi, yeni yetişen yavrular hayır yapmayı fiilen değil, kağıt üstünde mi öğrenecek? Bi türlü şu kafacağızımıza aldıramadık. İlim insana kitaptan değil, insandan tecelli eder. Halbuki hayır yapmak hakkında kitab-ı kerimimizde aleni ve gizli... Neden aleni? Numune olmak için ve insan kendini ölçecek ben bu hayrı yapınca, bir sadaka verince ben sadaka verdim diyecek bir yapıdaysak gizli vereceğiz. Benliği önlemek için gizlilik var ama örnek olmak için elbette aleniyet de var. Alenisi makbul, aşikarı makbul değil. Nereden çıkardınız? İşte bunun gibi hakikatleri söylemek eğer o hakikat zarar verici bir ahvale müteallikse o zarar verici ahval devam etmesin veya yenisi zuhur etmesin diye ifşa etmek doğrudur.

    19 min
  • Beethoven Sağır Olduğu Halde Nasıl Beste Yaptı? - Bertan Rona | Bakışlar

    Bertan Rona ile “Bakışlar” düşündürmeye, düşündürürken sorgulatmaya kaldığı yerden devam ediyor. Bertan Rona bu bölümde Ludwig van Beethoven'dan bahsediyor.  Her hafta farklı konuları ele alarak izleyicilerini farklı yolculuklara çıkaran Bertan Rona bu bölümde Ludwig van Beethoven'ı anlatıyor.  Bertan Rona başlıca şunları söyledi;  Son iki haftadır müzikten tutturduk, devam ediyoruz. Bir dizi oluşturalım demiştim hatırlayacak olursanız. Bach ile başladık, ondan sonra Mozart üzerine konuştuk, şimdi de ne yakışır bu üçlü diziye? Beethoven yakışır. Çünkü çok merak edilen sorular Beethoven ile ilgili en önemlisi de şu, en çok merak edilenini söyleyeyim ama hemen cevabını vermeyeyim, cevabını bir süre sonra vereyim heyecanlı olsun. Beethoven sağır olduğu halde nasıl eser besteleyebildi? mesela 9. Senfoniyi nasıl yazdı? Bir insan sağırken böyle bir eseri hiç duymadan nasıl yazabilir? mesela bu bir soru ama dediğim gibi emeksiz yemek olmaz biraz bekleyeceksiniz cevabı :)  Beethoven kimdir? Beethoven bir kere Almandır her şeyden evvel, Alman müzik geleneğinde yer alır. Almanlar şöyle diyor, Bizim 3 büyük "B" harfimiz var diyorlar. Bir tanesini artık biliyorsunuz Bach tabiki, öbürü Beethoven, öbürü de Brahms. Bunlar diyorlar bizim 3 büyük bestecimiz. Gerçekten de bunlar çok büyük bestekarlar hepsi. Fakat Beethoven aynı zamanda klasik döneme ait. Beethoven 1770 senesinde doğdu. Vefatı 1827 yani 57 yıl yaşamış. Bonn'da doğmuş. Vefat ettiği yer Viyana. Yani Beethoven ile Mozart aynı dönemde çok kısa bir sürede olsa Viyana'da birlikte yaşadılar. Hatta ilginçtir size yeri gelmişken hemen söyleyeyim, bu ispatlanmış değil, bunun belgesi yok fakat müzik camiasında konuşulan bir şeydir pek çok kaynakta geçer. Beethoven çok gençken, 19 yaşındayken Viyana'ya gidiyor. Orada o esnada Mozart hayatının son 2 yılını yaşamakta, 33 yaşında o sırada Mozart ve Beethoven'ın istediği şey Mozart'a kendimi dinleteyim, beni bi dinlesin. Ve randevu alıyor Mozart'tan...

    19 min

About MyMecra Podcast

From the publisher's feed

Gelin ‘Beraber Yürüyelim’

More shows like MyMecra Podcast

Kendine İyi Davran by Beyhan Budak

Kendine İyi Davran

65 Listeners

Hayati İnanç — Can Veren Pervâneler by Ahmet Çadırcı

Hayati İnanç — Can Veren Pervâneler

1 Listeners

Vaiz Fatma Bayram ile Sohbetler by Fatma Bayram

Vaiz Fatma Bayram ile Sohbetler

13 Listeners

Burda Olan Burda Kalır by Zafer Algöz Can Yılmaz

Burda Olan Burda Kalır

10 Listeners

Kuran Dinle by Kuran Dinle

Kuran Dinle

7 Listeners

Barış Özcan ile 111 Hz by Podbee Media

Barış Özcan ile 111 Hz

50 Listeners

Meksika Açmazı by Karnaval

Meksika Açmazı

73 Listeners

Haddini Aşan Yaşam Rehberi by Podbee Media

Haddini Aşan Yaşam Rehberi

18 Listeners

Terapist Koltuğu by Merve Başibüyük

Terapist Koltuğu

10 Listeners

Bir Aile Meselesi by Bir Aile Meselesi

Bir Aile Meselesi

34 Listeners

Tefsir Dersleri/ Dilâra Tekin by Dilâra Tekin

Tefsir Dersleri/ Dilâra Tekin

0 Listeners

Sinan Canan'la İnsanın Fabrika Ayarları by Bubble Works Media

Sinan Canan'la İnsanın Fabrika Ayarları

0 Listeners

Derinden Sesler by Podbee Media

Derinden Sesler

0 Listeners

Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali | Dinle ve Anla by Kuran Dinle

Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali | Dinle ve Anla

0 Listeners

Tarihte Acaib ve Garaib by Podbee Media

Tarihte Acaib ve Garaib

1 Listeners