MyMecra Podcast

MyMecra Podcast

By MyMecraSociety & Culture
Download on the App Store

MyMecra Podcast episodes

  • Yürüdükçe İncelen Yol - Biri Bir Gün | Serdar Tuncer

    Serdar Tuncer ile “Biri Bir Gün” kendine has tarzıyla kaldığı yerden devam ediyor. Bu bölümde Serdar Tuncer Hz. Süleyman'ı (a.s) ve kıssalarını anlatıyor.  Her hafta birbirinden farklı hikayelerle izleyicilerini kıssadan hisse almaya davet eden Serdar Tuncer bu hafta Hz. Süleyman'ı (a.s) ve kıssalarını anlatıyor.  Serdar Tuncer’in Biri Bir Gün’de anlattığı hikayeler;  1 Süleyman aleyhisselâm, ordusu ile karınca vadisine geldikleri zaman bir karınca, “Ey karıncalar! Yuvalarınıza giriniz. Sakın Süleyman (a.s.) ve ordusu, sizi -bilmeyerek- kırmasın!” demişti.  Süleyman aleyhisselâm, karıncanın söylediğini işitince indi ve ona: “Sen ne için karıncaları sakındırdın? Benim, zâlim olduğumu mu işittin? Yoksa, benim adaletli bir peygamber olduğumu mu bilemedin? Ne için onlara sizi, Süleyman ve ordusu kırmasın dedin?” diye sordu.  Karınca “Ey Allah’ın peygamberi! Sen, benim, ‘onlar bilmeden’ dediğimi işitmedin mi? Bununla beraber, benim, “kırmasın” sözümden maksadım, ancak, kalplerin kırılması idi. Senin bir şey vermeni temenni edip fitneye düşmekten, sana bakmakla meşgul olup Allah’ı zikirden geri kalmaktan korktum.” dedi.  Süleyman aleyhisselâm, “Bana Öğüt ver.” dedi. Karınca, “Babana, Dâvûd isminin ne için verildiğini biliyor musun?” diye sordu. Süleyman aleyhisselâm, “Hayır, bilmiyorum” dedi. Karınca, “O, kalp yarasını tedavi etsin diye verildi!” dedi. Sonra, “Sana, Süleyman isminin ne için konulduğunu biliyor musun?” diye sordu. Süleyman aleyhisselâm “Hayır, bilmiyorum” dedi. Karınca: “Göğsüne selâmet verilinceye kadar dayanasın ve baban Davud’a erişmeye müstehak olasın diye verilmiştir!” dedi.  Sonra da: “Allâhü Teâlâ’nın sana rüzgârı niçin uysal kıldığını biliyor musun?” diye sordu. Süleyman aleyhisselâm, “Hayır, bilmiyorum.” dedi. Karınca: “Dünyânın tamamının gelip geçen bir yelden ibaret bulunduğunu sana haber vermek için…” dedi. Süleyman aleyhisselâm, karıncanın bu sözlerine hayrette kalarak gülümsedi ve Neml sûresinin on dokuzuncu ayetinde geçen duasını tekrarladı.  Süleyman aleyhisselâm, onun bu sözünden gülercesine tebessüm etti ve şöyle duâ etti. (Meali): “Ya Rabb! Beni nefsime zabit kıl ki bana ve anama babama vermiş olduğun nimetine şükredeyim, razı olacağın iyi bir amel yapayım ve beni rahmetinle sâlih kulların arasına kat.” (Neml sûresi, âyet 19)  2 Bir gün Süleyman Peygamber (a.s) bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar.  Karınca:  "Bir buğday tanesi yerim." diye cevap verir.  Cevabın doğru olup olmadığını kontrol etmek isteyen Süleyman Peygamber (a.s) karıncayı bir şişeye koyar. Yanına da bir buğday tanesi koyarak hava alacak şekilde şişeyi kapatır. Ondan sonra da bir yıl bekler. Müddeti dolunca şişeyi açtığında bir de bakar ki karınca buğday tanesinin yarısını yemiş, yarısını da bırakmıştır. Kendi kendine meraklanır. Acaba neden yemedi?  Bunun üzerine Hz. Süleyman (a.s) karıncaya buğday tanesini tamamen neden yemediğini sorar.  Karınca:  "Daha önce benim yiyeceğimi yüce Allah (c.c) verirdi. Ben de O'na güvenerek bir buğday tanesini tamam olarak yerdim. Çünkü O beni asla unutmaz ve ihmal etmezdi. Fakat bu işi sen üzerine alınca doğrusu nihayet bu aciz bir insandır diye sana pek güvenemedim. Belki beni unutup yiyeceğimi ihmal edebilirsin. O yüzden de bir yıllık yiyeceğimin yarısını yiyerek, diğer yarısını da ertesi yıla bıraktım" diye cevap verdi.

    21 min
  • Dert İnsana Nasıl Derman Olur? - Dinle Neyden | Ömer Tuğrul İnançer

    Ömer Tuğrul İnançer ile "Dinle Neyden" kendine has üslubuyla kaldığı yerden devam ediyor. Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde dertten ve dermandan bahsetti.   Her hafta farklı konularla yanlış bildiğimiz doğruları çarpıcı üslubuyla izleyenlere anlatan Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde "Dert insana nasıl derman olur?", "Allah dermansız dert yaratmamıştır." vb. pek çok konu başlıklarını anlattı.  Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde başlıca şunlardan bahsetti;  Efendim sevgiler, saygılar, selamlar sunuyorum. Gerçi beni biliyorsunuz saygı kurumuyla aram pek iyi değildir.  Biz zannediyoruz ki bu gözümüzün gördüğü, göremediği, teleskoplar, şu aletlerle bu aletlerle baktığımız ettiğimiz kainat çok büyük ve biz o kainatın içinde bir noktayız. Bir açıdan öyle ama alem olmak bakımından. Senin vücudundaki damar uzunluğu dünyadaki bütün nehirlerden uzun, sinir uzunluğu ekvatorun bilmem kaç katı... Yani sende ne varsa bu kainatta var, bu kainatta ne varsa sende var değil... Derman arardım derdime derdim bana derman imiş. Allah, dermansız dert yaratmamıştır pandemi dahil. Biz bilmiyoruz dermanı...  Dünya bir takım nefisperestler için, sadece nefsinin emrinde olanlar için bir oyun, eğlence, avunma ve oyalanma dünyasıdır. Hakiki insan için, nefsine esir olmamış, nefsinin bineğine binmemiş nefsine binmiş, nefsini o idare eden insanlar için dert sahibi, dava sahibi olmak esastır. Derdi ve davası olan oyalanmaya ve avunmaya ihtiyaç duymaz. Hani bazen soruyorlar münasebetsizce; "Boş vaktinizde ne yaparsınız?" Müslümanın boş vakti olmaz ki ne yaparsınız diye soruyorsun. Boş vakit ne yapacağını bilmemekten kaynaklanan, can sıkıntısı ortaya koyan haldir. Bu can sıkıntısını gidermek için de meşru bir halle vakit geçmez, mutlaka gayrimeşrularla... Ya kendini uyuşturursun hapla, zıkkımla, ya oyun oynarsın he oyun oynamakta caizdir kumar olmamak kaydıyla. Dinlenmek için, kafa dağıtmak için... Boş vaktimde kitap okurum... Sevgili kardeşlerim, Allah aşkına kitap okumak boş vakit doldurmak için midir? Bu kadar ucuza alınır mı kitap okumak denen şey?...  Dert ve deva arayanlar, dertlerini devasını dertlerinde bulanlardır. Onun için eskiden mesela bir zikir meclisinde, bir çok müessir vaazda veya hutbede veya bir askeri geçit alanında Allah diye narayı koyuverir. Yanında, civarında arif bir zat-ı şerif varsa o duysun duymasın güzel bir dua ve temennide bulunur; Allah derdini arttırsın. Bir askeri resmi geçitten keyif duyup, nara atacak kadar mest olan elbette o askere bağrında, benliğinde, varlığında yer vermiş adamdır...

    20 min
  • Harika Çocuk: Mozart - Bertan Rona | Bakışlar

    ediyor. Bertan Rona bu bölümde Wolfgang Amadeus Mozart'tan bahsediyor.  Her hafta farklı konuları ele alarak izleyicilerini farklı yolculuklara çıkaran Bertan Rona bu bölümde Wolfgang Amadeus Mozart'ı anlatıyor.  Bertan Rona başlıca şunları söyledi;  Geçen hafta Johann Sebastian Bach'tan bahsetmiştik, bu hafta da bu diziyi devam ettirelim daha doğrusu bunu bir diziye dönüştürelim istedim ve yine klasik batı müziği olarak adlandırılan bu müziğin en önemli bestecilerin başında gelen Wolfgang Amadeus Mozart üzerinde durmak istiyorum... Mozart ile ilgili ne konuşabiliriz? Niye bu kadar popüler Mozart? Bence, şöyle söyleyeyim; dünyanın gelmiş geçmiş en popüler bestecisi kimdir? Michael Jackson mı, Mozart mı? Galiba Mozart :)   Ben size Mozart'ın rakipsiz olduğu alanı söyleyeyim yani tek olduğu alanı söyleyeyim, o alan şu; bir besteci büyük bir besteci olabilir mesela Beethoven çok büyük bir bestecidir mesela Bach, en büyük besteci Bach'tır klasik batı müziğinde ama bestecilik başka bir şey, kişisel müzik becerileri biraz başka bir şey. Kişisel müzik becerileri ne demek? Allah vergisi yeteneklerle olağanüstü pratik uygulama yapabilmek demek. Bu konuda Mozart gerçek bir dahidir hatta Albert Schweitzer'in bir sözü var aynen şöyle diyor kelimesi kelimesine; "Gerçek dahiler göklere uzanırlar, Mozart ise gökten inmiştir." diyor...  Mozart 35 yaşında öldü. Çok genç yaşta vefat ettiğini biliyoruz Mozart'ın zaten yapısı da öyle çocuk ruhlu, savurgan, parayı elinde tutabilecek biri değil mesela maddi olarak sıkıntısı var, borçları var para alıyor bir yerden, bir opera bestelemiş mesela diyorlar ki sana paranı vereceğiz karşılığında operayı besteliyor, parasını alıyor ne yapması lazım, borçlarını kapatması lazım sen tut git bütün parayı işte kırmızı bir ceket görmüş, çok beğenmiş ona veriyor mesela cekete veriyor...  Devamı videoda...

    21 min
  • Bekarlar Toplanın! Mesele Tam Sizlik - Biri Bir Gün | Serdar Tuncer

    Serdar Tuncer ile “Biri Bir Gün” uzun bir aranın ardından kendine has tarzıyla kaldığı yerden devam ediyor. Bu bölümde Serdar Tuncer Aşık hiç yalnız kalır mı hafız? hikayesini anlatıyor.  Her hafta birbirinden farklı hikayelerle izleyicilerini kıssadan hisse almaya davet eden Serdar Tuncer bu hafta Aşık hiç yalnız kalır mı hafız? hikayesini anlatıyor.  Serdar Tuncer’in Biri Bir Gün’de anlattığı hikaye;  Çook eski zamanlarda çok uzaklarda bir ülke vardı. Dağların arkasında yemyeşil bir ovaya kurulmuş, insanların yüzünden gülücükler eksik olmayan, pırıl pırıl bir ülkeydi burası. Bu ülkenin insanları şimdi her zamankinden daha mutluydular. Çünkü yıllar sonra padişahlarının nihayet bir çocuğu olmuştu. Nur topu gibi, güzeller güzeli, elleri yumuk yumuk, yanakları al al bir kız bebek. Kurbanlar kesildi, günlerce ziyafetler verildi, eğlenceler yapıldı.  Günler günleri kovaladı, yıllar yılları. Güzelliği dillere destan bir prenses olmuştu o minik kız. Civar ülkelerden her gün bir haberci geliyor, ya prenslerinin ya krallarının hediyelerini sunuyorlar, evlenme tekliflerini iletiyorlardı.  Padişah bir gün adeti olduğu üzere tebdil-i kıyafet, ülkesini gezmeye çıktı. Akşama kadar halkının arasında dolaştı. Ne aç bir insana rastladı ne bir dertliye ne de bir kimsesize. Sevinç içinde sarayının yolunu tuttu.  Dönüşte ırmağın kenarında oturan bir ihtiyar uzaktan dikkatini çekti. İhtiyar, yerden aldığı taşları birbirine bağlıyor, bir şeyler söyleyip ırmağa atıyordu. Padişah yaklaştı, selam verdi ve sordu:  - Hayırdır ihtiyar, ne yapıyorsun böyle?  - Kısmetleri birbirine bağlıyorum, dedi ihtiyar adam.  Padişah güldü:  - Öyle mi, şu attığın kimin kısmetiymiş bakalım?  - O mu? O padişahın kızıyla, uşağı Ahmet'in kısmeti...  Saraya döndüğünde bir sıkıntı bastı Padişah'ı. Böyle bir şey olabilir miydi? Kısmetleri birbirine bağlamak... Şu zenci uşak ve güzeller güzeli Prenses... Gözünün bebeği yani, canı, ciğerparesi, sevgili kızı... Olmaz öyle şey, dedi, ama şüphe kurdu düşmüştü bir kez içine. Sabaha kadar uyuyamadı. Sağa döndü, sola döndü, uyku girmedi gözüne. Arada bir dalıyor, sıçrayarak uyanıyordu. Kısmetler böyle bağlanmazdı, biliyordu bunu, ama ya doğruysa?Sabah olduğunda kararını vermişti. Uşağını geri dönemeyeceği bir yere yollayacak, ondan kurtulacaktı. Bunu yapmak zorunda kaldığı için kendinden utanıyordu ama işi sağlama almak lazımdı. O ihtiyarı bulup kellesini vurdurmayı bile düşündü bir ara. Ama en ehveni Ahmet'i yollamak, ondan ve bu kısmet meselesinden kurtulmaktı.  Alelacele bir mektup yazdı, uşağını çağırttı. Karşısında durup kendisine şaşkın şaşkın bakan zavallı zenci uşağın gözlerine bakmaya çekiniyordu. Yüzünü pencereye döndü, elindeki mektubu gösterdi uşağa.  - Ahmet, dedi, şimdi bu mektubu alacaksın ve hiç durmadan yürüyeceksin. Bunu güneşe götürmeni istiyorum senden. Bu hepimiz için çok önemli. Sakın bu mektubu vermeden geleyim deme!  Neye uğradığını şaşıran uşak, çaresiz emre itaat etti. Yol hazırlığını yaptı, mektubu sıkı sıkı sarıp sarmaladı, koynuna sakladı ve yola düştü. Hiç durmadan yürüyecekti, mektubu güneşe verecekti. Tastamam böyle demişti padişah. İyi de güneşi nasıl bulacaktı, bulsa da mektubu nasıl verecekti? Sıkıntı bastı Ahmet'i. Kafasını kaldırıp gökyüzüne baktı, güneşin olduğu yöne doğru yürümeye karar verdi.  Yürüdü uşak. Aylarca yürüdü. Azığı bitti, elbiseleri parçalandı, ayakları kan-revan içinde kaldı, o yürümeye devam etti. Koynundaki mektubu arada bir çıkarıp bakıyor, sağlam olduğunu görünce gülümseyerek yürümeye devam ediyordu...  Devamı videoda...

    24 min
  • Şu 2 Şeyin Affı Yoktur - Nurullah Genç | Başarı Bedel İster

    Nurullah Genç ile "Başarı Bedel İster" son bölümüyle sizlerle. Nurullah Genç, Başarı Bedel İster'in son bölümünde hiç bir şeyi hafife almamamız gerektiğinin ve taşın altına elimizi sokmadan başarılı olamayacağımızın üzerinde duruyor.  Her hafta farklı konu başlıklarını ele alan Nurullah Genç, Başarı Bedel İster'in son bölümünde hiç bir şeyi hafife almamamız gerektiğini ve taşın altına elimizi sokmadan başarılı olamayacağımızı anlatıyor.  Nurullah Genç son bölümde başlıca şunları söyledi;  Değerli dostlar, Başarı Bedel İster'in son programındayız. Hepinize çok teşekkür ederiyorum. Bölümler boyu uzayan bu programı dikkatle takip ettiniz, yorumlar yaptınız, noksanları dile getirdiniz,  tavsiyelerde bulundunuz, dualar ettiniz, bilmukabele diyorum bütün dualarınıza ve teşekkürlerinize...  Hiç bir şeyi hafife almayacağız. Hafife alanların kaybettiği bir dünyadır bu dünya. Kim hafife alırsa kaybeder. Rakiplerimizi, işimizi, muhataplarımızı, ailemizi, devletimizi, milletimizi her şeyi gerekli önemi vererek dikkate almak mecburiyetindeyiz. Hiç ummadığımız yerden gelen bir taş başımızı yarabilir. Ne demiş eskiler; Ummadık taş, yarar baş... Başkalarını hafife almayacağız ama taşın altına da elimizi sokacağız. Taşın altına elimizi sokmadan başarılı olamayız...  Aziz dostlar, taşın altına elimizi sokmadan altın filan, kese filan beklemeyelim. Şunu bilelim ki, emek vermeden kazandığımız her mal, her para, her altın vefasızdır, bize vefa etmez. Mutlaka ve mutlaka emek sarf ederek kazanalım, taşın altına elimizi sokarak kazanalım. İşte o zaman bereketli olacaktır hayatımız, kazandığımız bereketli olacaktır, harcadığımız bereketli olacaktır...  Devamı videoda...

    22 min
  • İnsan Bozulunca Tabiat da Bozulur - Dinle Neyden | Ömer Tuğrul İnançer

    Ömer Tuğrul İnançer ile "Dinle Neyden" kendine has üslubuyla kaldığı yerden devam ediyor. Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde hakka riayetten, insanın vazifelerinden ve daha pek çok şeyden bahsetti.  Her hafta farklı konularla yanlış bildiğimiz doğruları çarpıcı üslubuyla izleyenlere anlatan Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde insanın vazifelerinden, deniz salyalarının sebebine kadar pek çok şey anlattı.   Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde başlıca şunlardan bahsetti;  Sebeb-i hilkat-i alem, Mefhar-i benî-i adem… Yani; Alemlerin yaratılmasının sebebi ve adem oğlunun iftihar ettiği zat... (s.a.v) Buyuruyor ki; Aranızdaki sevgiyi arttırmak için size bir tavsiyede bulanayım mı? Ashab-ı Kiram boyun büküp, buyurun Ya Resulullah diyor. Selamlaşmayı aranızda yayın... Onun için hepinize selamlar olsun efendim...  Bugün... İslam coğrafyası değil. İslam bir inançtır, coğrafyası olmaz. Müslümanların coğrafyası olur, evet. Bugün müslüman coğrafyasında, genel anlamda bir fukaralık mevzuu bahis ve müslümanlık fukaralığı icab ettirir diye neticeden kaide uyduranlar böyle söylüyorlar halbuki mesela Hz. Osman'ın vefatından, şehit edilmesinden sonra yüz küsur tane kölesi olacak kadar, bunlar devlet hizmetinde kendisi besleyerek kullanıyor, devletin cebinden para çıkmıyor. Köle değince hemen kölelik var, kendi hizmetine kullanıyor diye algılayan bir sürü cahil var onlara hitaben söylüyorum. Devlet hizmetinde kendi besleyip giydirdiği, yatırdığı, hayatlarını idame ettirdiği kişileri kullanıyor. Böyle bir zengin zat...  Hz. Abdülkadir Geylani, Reis'ül Evliya diye velilerin kabul ettiği, bazıları kabul etmezmiş kimin umurunda... Çok zengin bir zat olduğu, kervan sahibi, büyük ticaret yaptığı mezhebimizin imamı ve olan fıkıhta yani islam hukukunu sistematize eden zat-ı şerif aynı zamanda kendi özel sistemi de var ama ilk sistematizeyi yapan zat İmam-ı Azam Ebu Hanife Numan Bin Sabid Hazretleri. Öyle bir kervan sahibi zengin ve bir gün kervanı gecikiyor. Dün gelmesi lazım, evveli gün gelmesi lazım anca bugün geliyor. Kervan eminine soruyor; Hayırdır inşallah, niye geç kalında? Efendim yol o kadar çok sıcaktı ki mecburen öğlen vakitlerinde paydos ettik, yürümedik hatta bir seferinde bir bahçe vardı o bahçeye girip dinlendirdik hayvanları, insanları. Hz. Numan soruyor; Bahçe sahibinden izin aldınız mı?...  Devamı videoda...

    25 min
  • Besteleri Esnafa Kese Kağıdı Olarak Satıldı - Bertan Rona | Bakışlar

    Bertan Rona ile “Bakışlar” düşündürmeye, düşündürürken sorgulatmaya kaldığı yerden devam ediyor. Bertan Rona bu bölümde Johann Sebastian Bach'tan bahsediyor.  Her hafta farklı konuları ele alarak izleyicilerini farklı yolculuklara çıkaran Bertan Rona bu bölümde Johann Sebastian Bach'ı anlatıyor.  Bertan Rona başlıca şunları söyledi;  Bu hafta MyMecra'da, Bakışlar'da Johann Sebastian Bach üzerine konuşmak istiyorum. Hangi Bach bu? Klasik batı müziğinin gelmiş geçmiş en büyük bestecisi olan Bach. Bu soru bana çok sorulmuştur hayatım boyunca, ya hocam biz de dinliyoruz ama işte Vivaldi'dir, Beethoven'dır herkes ne dinliyorsa bizde bunları dinliyoruz, ya bu işin aslı, esası daha doğrusu en büyüğü kim? En büyük besteci kim? Mozart mı? Mozart gerçekten söylendiği kadar büyük bir besteci mi? Ya da Beethoven mı? Kim? diye sorulur. Size hemen şunu söyleyeyim, baştan kesin cevabı veriyorum. Yani dünyada bu gün bir anket yapılsa bütün müzisyenler arasında, gelmiş geçmiş en büyük klasik batı müziği bestecisi kim diye çıkacak cevap bellidir, kesindir. Size söylüyorum, sırrı paylaşıyorum yani sizinle, meslek sırrını... Johann Sebastian Bach gelmiş geçmiş en büyük besteci olarak kabul edilir.  Şimdi bunu tabi sebepleri var, teknik meseleler bunlar, onlara çok girmeyeceğim. Ben daha ziyade Bach'ın hayatındaki bazı ayrıntılardan söz etmek istiyorum size. Öncelikle şunu söyleyelim, Bach'ın gençliğinde, çocukluğunda müzik öğrenebilmek için gerçekten çok ilginç çarelere başvurduğunu görüyoruz. Öncelikle şunu ifade edelim, tarihte soyadı Bach olan bizim bildiğimiz 60 kişi var. Bunlar çok büyük bir müzisyen aile hatta o bölgede, Almanya'nın o bölgesinde müzisyen kelimesi kullanılmazmış Bach denirmiş, Bach'lar denirmiş müzisyenlere bu derece kalabalık ve hemen hemen tamamı müzikle uğraşırmış. Kimi besteci, kimi başka alanlarda ama hepsi müzik ile ilgili olan insanlar. Tabi Bach'ta bunların zirvesi olarak karşımıza çıkıyor. 1685 yılında doğdu Bach onu da belirtelim. 1750'de vefat etti...

    21 min
  • Kralın Merak Ettiği 3 Soru - Biri Bir Gün | Serdar Tuncer

    Serdar Tuncer ile “Biri Bir Gün” uzun bir aranın ardından kendine has tarzıyla kaldığı yerden devam ediyor. Bu bölümde Serdar Tuncer "3 Soru" hikayesini anlatıyor.  Biri Bir Gün’de anlatılan hikaye;  Bir zamanlar bir kral vardı. Bu kral, işini en iyi şekilde yapmak isterdi. Sık sık şöyle düşünürdü: "Bir iş için en uygun zaman hangisidir acaba? En gerekli kişi kimdir ve yapmam gereken en önemli şey nedir? Bu üç şeyi bilseydim, çok başarılı olurdum."  Bir gün kral her tarafa haber saldı. Soruların cevabını bilene büyük ödüller vereceğini duyurdu. Bilgili kişiler toplandı.  Kimileri takvim hazırlamaktan, kimileri bir bilge kişiler meclisi kurmaktan bahsetti. Böylece en uygun zamanın hangisi olduğunu bulacaklardı.  En önemli kişiyse bazılarına göre din adamları, bazılarına göre savaşçılar, bazılarına göre hekimlerdi.  En önemli şeye gelince, bazıları "bilim", bazıları "savaşta ustalaşmak" dediler. Kral bu cevapları kabul etmedi.  Bir ağaç kovuğunda tek başına yaşayan, bilgeliğiyle ünlü, yaşlı bir adam vardı. Kral, ona danışmaya karar verdi. Yaşlı adam, yaşadığı kovuğa halktan başkasını kabul etmezdi. Bu yüzden kral, halktan biri gibi giyinerek yola düştü. Kovuğa yaklaştıklarında muhafızlarını orada bırakıp yola devam etti.  Yaşlı adam, çiçek tarhları kazıyordu. Geleni gördü, selâmladı. Zayıftı, işini yaparken zorlanıyordu.  Kral; Ey bilge, üç sorum var! diyerek sorularını sordu. Yaşlı adam dinledi ama cevap vermedi.  Kral; Siz biraz dinlenin, diyerek küreği aldı.  Yaşlı bilge; Sağ olun, deyip oturdu.  Kral sorularını tekrarladı. Bilge yine susuyordu. Kral kazmaya devam etti. Ufukta güneş batmaya başladı. Kral sıkılmıştı.  - Ey bilge, cevap vermeyeceksen gideyim, dedi.  Bilge; Birisi geliyor, dedi. Kim acaba?  Kendilerine doğru birisi koşuyordu. Adam yaralıydı. Yanlarına ulaşınca bayıldı. Adamın elbiselerini çıkardılar. Kral yarayı havluyla bastırdı. Fakat kanama devam ediyordu. Kral havluyu defalarca yaraya bastırıp yıkadı. Sonunda kanama durdu.  Bu arada akşam olmuştu. Yaralıyı kovuğa taşıdılar. Kral da yorgunluktan, eşikte uyuyakaldı. Deliksiz bir uyku çekti. Uyandığında kendisine bakan yabancıyı bir süre hatırlayamadı.  Adam; Beni affedin! dedi.  Kral; Sizi tanımıyorum, affedilecek ne yaptınız ki?  - Ben sizin düşmanınızım. Kardeşimi astırdığınız için sizden öç almaya yemin etmiştim. Buraya geldiğinizi öğrenince size pusu kurdum. Fakat akşam olduğu hâlde dönmediniz. Ben de beklediğim yerden çıktım. Ama muhafızlarınız beni tanıyıp yaraladılar. Kaçtım. Siz yardım etmeseydiniz, ölürdüm. Ben sizi öldürmek istedim, siz ise benim hayatımı kurtardınız. Affedin beni!  Kral, düşmanıyla bu denli kolay barıştığı için çok mutlu oldu. Doktorunu göndereceğini söyleyip onunla vedalaştı. Dışarı çıktı.  Yaşlı bilge, tarhlara tohum ekiyordu. Kral yaklaştı. Yalvarırcasına sordu.  - Cevap verecek misiniz? Adam gözlerini kaldırdı.  - Cevabınızı aldınız ya, dedi.  - Aldım mı? Nasıl?  - Anlamadınız mı? Dün bana acımayıp tarhları kazmasaydınız, gidecek, şu adamın saldırısına uğrayacaktınız. Yani en önemli vakit, tarhları kazdığınız vakitti. En önemli kişi bendim ve en önemli işiniz bana iyilik etmekti.  Bu adam geldiğindeyse en önemli vakit onunla ilgilendiğiniz vakitti. Çünkü yaralarını sarmasaydınız, sizinle barışmadan ölecekti. Dolayısıyla en önemli kişi oydu, en önemli iş de onun için yaptıklarınızdı.  Şu gerçeği unutmayın: En önemli vakit, içinde bulunduğumuz andır. Çünkü sadece o an bir şey yapabiliriz. En önemli kişi, o anda kiminle berabersek odur. Zira onunla bir daha görüşüp görüşmeyeceğimizi bilemeyiz. En önemli iş ise iyilik yapmaktır. Çünkü insan dünyaya bunun için gönderilmiştir.   Gelin, Beraber Yürüyelim...

    22 min
  • Önyargılardan Nasıl Kurtuluruz? - Nurullah Genç | Başarı Bedel İster

    Nurullah Genç ile "Başarı Bedel İster" uzun bir aranın ardından kaldığı yerden devam ediyor. Nurullah Genç bu bölümde hatalarımızdan nasıl ders almamız gerektiğinin üzerinde duruyor.  Her hafta farklı konu başlıklarını ele alan Nurullah Genç bu bölümde, hatalarımızdan nasıl ders almamız gerektiğini anlatıyor.  Nurullah Genç bu bölümde başlıca şunları söyledi;  Hatalarımızdan ders almadığımız sürece, hataları tekrar ettiğimiz sürece ilerleyemeyiz, adım atamayız. Bu yüzden hatalar analizi yapmamamız gerekiyor. Herkesin kendisine bakması lazım, ben hangi hayataları yapıyorum... Bir de bazı hatalar var ki bütün efkar-ı umumiyeyi, cümlemizi, devleti, devleti yönetenleri, kamu yönetimini, özel sektörü, aileleri, fertleri baştan sona bütün insanlığı ilgilendiriyor...  Önyargılardan kurtulmadıkça bakış açımızı düzeltmemiz mümkün değil ve bu hatalar analizi bizi önyargılardan kurtaracaktır. Onun için hatalar analizini ünlü düşünür Bacon'dan alarak anlatıyorum ben zaman zaman çünkü güzel bir tasnifi var adamın diyor ki, insanlar şu 4 hatadan birisine düşebilir, bunlara düşmemeleri gerekir ve hata başlıklarını da öyle bir seçiyor ki gerçekten başlıklardan etkileniyorsunuz...  Devamı videoda...

    23 min
  • Yüze Tokat Vurulmaz, Yüze Sövülmez - Dinle Neyden | Ömer Tuğrul İnançer

    Ömer Tuğrul İnançer ile "Dinle Neyden" kendine has üslubuyla kaldığı yerden devam ediyor. Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde insan yaradılışından, kardeşlikten ve daha pek çok şeyden bahsetti.  Her hafta farklı konularla yanlış bildiğimiz doğruları çarpıcı üslubuyla izleyenlere anlatan Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde Peygamber efendimizin harp hukukunu, insanın nasıl yaratıldığını ve ikram etmeyi anlattı.  Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde başlıca şunlardan bahsetti;  Vakt-i şerif hayrola, hayırlar fethola, şerler defola... İnşallah sloganda kalmayan bir temenni olmuş olur. Şöyle bir genel prensip var, insanlar ya yaradılışta eş, ya dinde kardeştir. Bu çok önemli. Bir kere Hz. Mevlana'nın buyurdukları gibi muhtelif kaplardaki sular, kapları kır, su birdir. İnançlar, inançların gereği olan ibadetler, yaşam biçimleri, ırklar, cinsiyetler, coğrafi bölgeler bunların hepsi birer kap... Bu kapları kırınca geride aynı su yani aynı insan... Peki, bir kapdan başka bir kaba boşaltıldığında, mesela Allah'ın Resulünü öldürmek kastıyla giden katil adayı Ömer, dönüşte başka bir kaba boşaltılmış, Peygamberlik benimle bitmeseydi benden sonra Ömer Peygamber olurdu diye iltifata uğrayan Ömer... Ağız, burun, kulak, göz, boy, pos, endam, huy, parmak izi, DNA hiçbir şey değişmedi, kabı değişti. İşte bu sebepten dolayı insan, bilâ istisna muhteremdir. Bu ihtiram ve hürmet, saygıdeğerlilik meselesinden dolayı dünyada harp hukukunun temellerini atan Peygamber Efendimiz Hazretleri'dir...  Biz kardeşliği sadece aynı anadan babadan doğma zannediyoruz. Allah'ın tayin ettiği bir kardeşliğimiz var bizim. Nedir o? Din kardeşliği. Ama ne yazık ki öylesine bencil, öylesine benli, egoist, enaniyet sahibi insanlar olduk ki... Malumunuz ben avukatlık yapıyorum, gidin asli hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğüne sorun kaç tane miras davası var diye? Miras davalarının yüzde yetmişi, yetmişbeşi kardeşler arasındadır yani dörtte üçü kardeşler arasındadır. Aynı babanın neslinden geliyorsun, aynı ana rahminde büyümüşsün, aynı anadan beslenmişsin sonra aynı sofrada oturmuşsun belki abinin yada ablanın küçülmüş ama eskimemişlerini sen giydin, senin küçülmüş kıyafetlerini kardeşin giydi ama sonra anamızdan babamızdan kalan malın yüzde şu kadarı senin olacak, bu kadarı benim olacak... Ya, biz aynı anadan babadan kardeşliğimizi yaşayamayan insanlar olarak milyarlarca müslümanla nasıl kardeş olacağız?...  Devamı videomuzda...  Gelin, Beraber Yürüyelim...

    20 min

About MyMecra Podcast

From the publisher's feed

Gelin ‘Beraber Yürüyelim’

More shows like MyMecra Podcast

Kendine İyi Davran by Beyhan Budak

Kendine İyi Davran

65 Listeners

Hayati İnanç — Can Veren Pervâneler by Ahmet Çadırcı

Hayati İnanç — Can Veren Pervâneler

1 Listeners

Vaiz Fatma Bayram ile Sohbetler by Fatma Bayram

Vaiz Fatma Bayram ile Sohbetler

13 Listeners

Burda Olan Burda Kalır by Zafer Algöz Can Yılmaz

Burda Olan Burda Kalır

10 Listeners

Kuran Dinle by Kuran Dinle

Kuran Dinle

7 Listeners

Barış Özcan ile 111 Hz by Podbee Media

Barış Özcan ile 111 Hz

50 Listeners

Meksika Açmazı by Karnaval

Meksika Açmazı

73 Listeners

Haddini Aşan Yaşam Rehberi by Podbee Media

Haddini Aşan Yaşam Rehberi

18 Listeners

Terapist Koltuğu by Merve Başibüyük

Terapist Koltuğu

10 Listeners

Bir Aile Meselesi by Bir Aile Meselesi

Bir Aile Meselesi

34 Listeners

Tefsir Dersleri/ Dilâra Tekin by Dilâra Tekin

Tefsir Dersleri/ Dilâra Tekin

0 Listeners

Sinan Canan'la İnsanın Fabrika Ayarları by Bubble Works Media

Sinan Canan'la İnsanın Fabrika Ayarları

0 Listeners

Derinden Sesler by Podbee Media

Derinden Sesler

0 Listeners

Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali | Dinle ve Anla by Kuran Dinle

Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali | Dinle ve Anla

0 Listeners

Tarihte Acaib ve Garaib by Podbee Media

Tarihte Acaib ve Garaib

1 Listeners