MyMecra Podcast

MyMecra Podcast

By MyMecraSociety & Culture
Download on the App Store

MyMecra Podcast episodes

  • Denenmiş Denenmez - Nurullah Genç | Başarı Bedel İster

    Nurullah Genç ile "Başarı Bedel İster" kaldığı yerden devam ediyor. Nurullah Genç bu bölümde "Tecrübe ve İstek" konuları üzerinde duruyor.  Her hafta farklı konu başlıklarını ele alan Nurullah Genç bu bölümde, başarıda tecrübe ve isteğin önemini anlatıyor.  Nurullah Genç bu bölümde başlıca şunları söyledi;  Daha önceki bölümde bilginin ve yeteneğin üzerinde durmuştum. Başarının temel 4 kavramından ikisiydi bilgi ve yetenek bugün diğer iki kavram; tecrübe ve istek bunların üzerinde duracağız...  Tecrübeli misiniz? Kaç yıllık tecrübeniz var? İş ilanlarında, personel alımlarında sık sık bu ifadelere rastlarsınız. 20 yıllık tecrübesi olması lazım, müdürlüğe getirilebilmesi için 10 yıllık idari tecrübesi olması lazım ya da şu tecrübesi olması lazım... Nedir tecrübe? Tecrübe, bilginin hayata aktarılmış halidir. Hayattan nasibini almamış bilgi hamdır, ham bilgidir. Hayatla bütünleşmemiş bilgi ayakları havada olan bilgidir o yüzden mutlaka ve mutlaka elde ettiğimiz bilgileri bir de tecrübe ile sınamalıyız, tecrübe ile donandırmalıyız. Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer. İşte bilginin tecrübe ile donanmış halinin adıdır bu... Bir bilginin hayattaki karşılığını tam öğrenmediğimiz sürece tecrübe sahibi olamayız...  İkinci kavramımız bugün istek, motivasyon. Motivasyon olmadan da başarı olmuyor. Kendimizi mi isteklendireceğiz, başkalarını mı? Motivasyon, istek 2 türlüdür; kendimizi motive etmek, başkalarının bizi motive etmesi. Şunu çok net ifade edebiliriz, kendi kendinizi motive etmeyi bilmiyorsanız, başkalarının motivasyonunu hiç beklemeyin. Bizim kendimizi motive etmeyi beceremediğimiz bir yerde, istekle donanmadığımız bir yerde başkalarının bize vereceği isteğin, motivasyonun bir kıymeti yok. Önce kendinizi güçlü hissedeceksiniz, kendi isteğinizi kendinizde canlandıracaksınız arkasında başkalarıda size destek olursa, köstek olmazsa yolunuzda rahat yürürsünüz ama motivasyonu, isteği hep dışardan, birilerinden bekleyen insanlar hayal kırıklığına uğrarlar, hayalleri yok olur. İstekleri olmayanların, motivasyonu yerinde olmayanların başarısından söz edemeyiz...  Devamı videomuzda...  Gelin, Beraber Yürüyelim...

    20 min
  • Allah'ın Huzurunda Nasıl Muamele Görmek İstersin? - Biri Bir Gün | Serdar Tuncer

    Serdar Tuncer ile “Biri Bir Gün” kendine has tarzıyla kaldığı yerden devam ediyor. Bu bölümde Serdar Tuncer "Onu da Sen Ağırla" hikayesini anlatıyor.  Her hafta birbirinden farklı hikayelerle izleyicilerini kıssadan hisse almaya davet eden Serdar Tuncer bu hafta sarhoş bir adamın nasıl cennete gittiğinin hikayesini anlatıyor.  Serdar Tuncer’in Biri Bir Gün ’de anlattığı hikaye;  Günahkâr bir adamdı Ayık gezmezdi. Bütün bir köy halkı yaka silkiyordu adamdan. Ölse de bir kurtulsak diyorlardı. Bir karısı vardı adamın, bir de kendisi. Hiç çocukları olmamıştı. Köy halkı böyle bir adamın zürriyetinin olmadığına memnundu. Kadın ise adamın haline üzülse de ses çıkaramazdı. Otuz yıldır evliydiler. Döverdi, kızardı, her gün biriyle kavga ederdi. Ama kocasıydı işte, evinin erkeği idi. Adam iyice yaşlanmıştı artık. Öksürük nöbetleri uykusunu bölüyor, İki basamak merdiven çıksa nefes nefese kalıyor, titreyen elleriyle sigarayı zor sarıyordu. İyice zayıflamış, zaten kısacık olan boyuyla bir çocuk gibi kalmıştı. Kadıncağız ellerini açıp dualar ediyor, ahir ömründe olsun şu adamın hali biraz düzelsin diye yalvarıyordu Allah’a…  Adam bir sabah evden çıktı fakat ertesi sabah oldu dönmedi… Tan yeri ağarırken kadın aramaya çıktı kocasını. Kim bilir nerede sızıp kalmıştı! Köyün üst tarafındaki çeşmenin başına gitti önce, orada içerdi adam, bulamadı. Yakındaki tarlaları aradı, Köyün dört bir yanına baktı, yoktu. Eve gelmiştir belki diyerek koşarak geri geldi. Hayır, dönmemişti. Güneş inmek üzereydi. Acele bir abdest aldı, namaza durdu. Duası bitmek üzereydi ki, kapının çaldığını duydu. Öksürüyor, eliyle göğsünü işaret ediyordu. Kadın koluna girdi kocasının, güç bela sedire kadar taşıdı. Uzandı adam. Karısının yüzüne baktı. Ağlıyordu. Doğrulmak ister gibi yaptı, Hakkını helal et? diyecekti. Lafının sonunu getiremedi, Başı yastığa düştü… Ölmüştü.  Kadıncağız, kocasının başında epeyce bir ağlayıp feryat etti. Biraz kendine gelince gözlerini sildi, yemenisi bağladı. Kalktı, imamın evine gitti. -Hocam? diyebildi hıçkırarak. Bizimki söyleyemiyordu, ama imam efendi durumu anlamıştı. Kadının yüzüne baktı, köylü ne der diye düşündü, bocaladı. -O mendebur, bir kez bile caminin kapısından içeri girmedi, Kaldırmam onun cenazesini diyerek kapattı kapıyı. Kahroldu kadın. Nereye gitsem, ne yapsam diye düşündü. Kimseleri yoktu ki… Çaresiz, eve döndü. Yıkadı kocasını, sandıktan çıkardığı beyaz bir çarşafa sardı, omzuna aldı, mezarlığın yolunu tuttu. Caminin köşesinden dönerken, muhtar ve köylülerin kendisine doğru gelmekte olduğunu gördü. Bir kez daha düğümlendi boğazı, cenazesi omzundan kayarken dizlerinin üstüne çöktü, ellerini yüzüne kapatıp ağlamaya başladı.   Hışımla yaklaştı muhtar: -Onu nereye götürüyorsun, dedi. Mezarlığa gömeyim deme sakın! Sağlığında biz çektik, bir de ölülerimiz çekmesin o herifin elinden?  Kadın gözlerini çarşafın üstüne dikmiş, öylece duruyordu. Birden bağırmaya başladı, delirmiş gibiydi sanki. Kalabalık yanından korkuyla uzaklaşırken, cenazesini tekrar yüklendi, köyün dışına doğru yürümeye başladı. Kan ter içinde kalmıştı kadın. Artık adım atacak hâli yoktu….  Devamı videomuzda…  Gelin, Beraber Yürüyelim...

    16 min
  • Dünyada 1 Tane Acı Vardır - Dinle Neyden | Ömer Tuğrul İnançer

    Ömer Tuğrul İnançer ile "Dinle Neyden" kendine has üslubuyla kaldığı yerden devam ediyor. Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde Allah'ın rahmetinden ümit kesmememiz gerektiğinden bahsediyor.  Her hafta farklı konularla yanlış bildiğimiz doğruları çarpıcı üslubuyla izleyenlere anlatan Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde Allah'ın rahmetinden ümit kesmememiz gerektiğini anlatıyor.  Ömer Tuğrul İnançer Dinle Neyden'in bu bölümünde başlıca şunlardan bahsetti;  Allah cümlemize rahmet etsin... diyince, öldük mü diyorlar halbuki biz öldükten sonra mı Allah'ın rahmetine muhtacız, bu dünyada muhtaç değil miyiz? Benim gençliğimde, Bursa'da Ulu Camii'de bir meczup büyüğümüz vardı. Deli ile meczup başka şeyler malum... Bir şeye mutlu olduğu zaman, Allah sana rahmet etsin, Allah sana rahmet eylesin derdi. Bazı anlamayanlar, ya ölümümüzü istiyor herhalde, deli adam ne olacak derdi. Hayır değil öyle. Rahmet, her zaman muhtaç olduğumuz şey... Ve bu rahmet öyle bir yere gidiyor ki; "Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyiniz."  Allah korkusu... Allah'ın azabından korkmak, Allah'ın zatından korkmak demek değildir. Allah'tan korkulmaz! Bunu öğretmeye çalışıyoruz... Sen öğrendin de mi öğreteceksin? Yoo, büyüklerimizden duyduklarımızı nakletmeye çalışıyoruz, öyle bir iddiamız falan yok elhamdulillah ama Allah korkunç mu ki korkalım sualini kendime sorduğum zaman, hayır Allah korkunç değildir. O zaman korkulmaz neticesine varıyorum çünkü Allah güzeldir, güzelliği sever... Peki güzelden korkulur mu yoksa güzel sevilir mi? Korktuğundan n'aparsın, kaçarsın peki sevdiğine naparsın? Kudretli sevdiğin olduğu için sığınırsın... Hadi kudretini de idrak edemedik, düşünemedik sevdik? Yanında oluruz... Niye korkalım, niye kaçalım. Yani sen ananı, babanı, çocuğunu, eşini dayak korkusuyla mı seviyorsun? Yoo, sevdiğin için seviyorsun ve sevdiğini sevindirmek seni sevindirmiyor mu? Sevindirmiyorsa zaten adam değilsin seninle konuşmaya lüzum yok. Sevdiğini sevindirmekle sevinen hz. insan, Rabbini de sevdiği için, nasıl senin yavrun uygun olmayacak bir şey yaptığında sen çok üzülüyorsan, kulları hakkında Rauf ve Rahim olan dost ve merhametli olan Allah kulları hata yaptığı zaman üzülür...  Dünyada acı 1 tanedir. Zuhuru namütenahidir, sayısızdır... Sadece ayrılıktır dünyadaki acılar. Çünkü biz tevhid ehliyiz, 1 ehliyiz. 1'den ayrılan her şey bizim için üzüntü kaynağıdır. Bu 1'liği kendi zatımıza indirgediğimiz zaman mesela şu kalemin çok güzel yazmasını bekliyorum, istiyorum ama mürekkebi bitmiş, tükenmezi tükenmiş yazmıyor. Ben bunun yazma isteğinden ayrıldım diye üzülürüm, kalem yazmıyor diye değil... Vefatlarda, vefat eden zatın bedeninden ayrıldım diye üzülürüz... Maaş zammı bekliyoruz, ücret zammı bekliyoruz türlü işlerde, esnafız müşteri bekliyoruz... Gelmedi müşteri, umduğumuz kadar da ücret zammı gelmedi yüzde 20 istiyorduk yüzde 18 çıktı mesela... Niye üzülüyoruz biz burada? Ayrıldığımız şey şu, müşteri beklentisinden ayrıldık, akşam oldu müşteri gelmedi. Ben yüzde 20 en zam bekliyordum ama yüzde 18 geldi, yüzde 20'den ayrıldık. Bu ayrılık acısı...  Devamı videomuzda...   Gelin, Beraber Yürüyelim...

    22 min
  • Osmanlı Başka Kültürlere Nasıl Yaklaşıyordu? - Bertan Rona | Bakışlar

    Bertan Rona ile "Bakışlar" düşündürmeye, düşündürürken sorgulatmaya kaldığı yerden devam ediyor. Bertan Rona bu bölümde "Anadolu" üzerine konuşuyor.  Her hafta farklı konuları ele alarak izleyicilerini farklı yolculuklara çıkaran Bertan Rona bu bölümde Anadolu'yu anlatıyor.  Bertan Rona bu bölümde başlıca şunları söyledi;  Bu bölümde sizlerle Anadolu üzerine biraz konuşmak istiyorum. Bizler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak tarih bilinci açısından şöyle bir yoklanacak olsak zannediyorum hemen herkes bu ülkenin, bu devletin ya da Osmanlı bakiyesi olduğunu söyleyecektir yani bizim tarih bilincimiz ki eğer varsa burada bir tenkit yöneltmiş olalım çünkü tarih bilinci bence çok zayıf bir toplumuz. Var oldu kadarıyla diyelim tarih bilincimiz ancak Osmanlı'yla sınırlı, onun ötesine geçmiyor. Antik medeniyetler, anadoluda var olmuş antik kültürler şöyle bir tarafa dursun ben Selçuklu'nun da ciddi anlamda ıskalandığının kanaatindeyim...  Bizim bakiyesi olduğumuzu söylediğimiz Osmanlı yani ecdadımız dediğimiz Osmanlı, kendinden başka kültürlere, medeniyetlere nasıl yaklaşıyordu acaba? Pek bizim gibi yaklaştığı söylenemez. Osmanlı söz konusu olduğunda çok daha cihangir ya da kozmopolit bir bakış açısıyla karşılaşıyoruz. Osmanlı, ele geçirdiği, elde ettiği, feth ettiği her türlü ülkeyle barışıktı. Bu ülkelerin kültürlerine mesafeli değildi, onları bir süre sonra sıcak yaklaştığı için kendine ait kılabiliyordu yani kendinin organik bir parçası haline getirebiliyordu, ciddi anlamda içselleştirebiliyordu. Belki de imparatorluğun o kadar uzun süre ayakta kalmasının da anahtar noktalarından bir tanesidir...  Bu meseleler ile ilgili belki ayrı bir bölüm yaparız Bakışlar'da o nedenle şimdilik burayı geçelim ve biz kadim Anadolu'ya gelelim. Selçuklu falan şöyle dursun bize daha da uzak olan hatta uzak olmak bir tarafa dursun sıklıkla, kullanılan dil itibariyle Antik Yunan Medeniyeti içerisinde değerlendirdiğimiz bu antik Anadolu'ya bir bakalım...  Devamı videomuzda...  Gelin, Beraber Yürüyelim...

    17 min
  • Mehmet Akif Ersoy'u Büyük Yapan Şey Nedir? - Yol Haritası | Yusuf Kaplan

    Yusuf Kaplan ile "Yol Haritası" fikir kapılarını zorlamaya kaldığı yerden devam ediyor. Yusuf Kaplan bu bölümde İstiklal Marşı'nın şairi, İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy'dan bahsediyor.  Her hafta farklı konularla izleyicilerini fikir kapılarını zorlamaya davet eden Yusuf Kaplan bu bölümde İstiklal Marşı'nın şairi, İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy'u anlatıyor.  Yusuf Kaplan başlıca şunları söyledi;  Bugün, özellikle bu sene 100. Yılına ulaştığımız İstiklal Marşı'nın şairi, İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy'u mercek altına almaya çalışacağız. Akif kişiliğiyle aslında başlı başına bir tarih. Bir milletin tarihi, bir milletin kaderi Akif...  İşin ilginç tarafı şu; Akif'i büyük yapan şeyi nedir? Akif büyük adam, kendini aşmış bir adam. Akif'in büyüklüğünün sırrı nerede gizli? Tabii ki çilesinin büyüklüğünde gizli, derdinin büyüklüğünde gizli, rüyalarının büyüklüğünde gizli dolayısıyla Akif'in bütün bu yaşadıkları, hayalleri, rüyaları aslında onu ahlak anıtı yapmaya yetti. Ahlak anıtı, yani bir adam çizin son 400 yıldan, 500 yıldan size ahlakın ne olduğunu gösteren bir heykel yapsın, o heykel Akif'in heykelidir, Akif'in anıtıdır. Akif şair olmasaydı, İstiklal Marşı'nı yazan bir adam olmasaydı sadece ahlak anıtı bir insan olarak bizim için önümüzü açacak, önümüzü aydınlatacak, ışık saçacak, içimizi ısıtacak dışımızı ışıtacak bir öncü olmaya yeterdi...  Akif'ten besleneceğimiz yer ahlakı dolayısıyla kişiliği, dolayısıyla şahsiyeti... Akif'in ahlakı Osmanlı'nın kişiliğini, şahsiyetini temsil eder. Bu çok önemli bir şeydir, bu işin şakası yok. Akif'in hüznü, hüznünün derinliği biraz da buradan gelir. O anıtın yıkılması, kolay değil yüreğindeki yangının büyüklüğü biraz o devasa, aşılamayan ve ulaşılamayan anıtın, ahlak anıtının, adalet anıtının, merhamet anıtının bir şekilde yıkılmış olması, tarih olması hüznünü büyüten o... Çanakkale Şehitlerine gibi bir şaheser şiiri hiç bir şekilde savaş meydanına gitmeden, yazılış hikayesini de ilginçtir; secdeye kapanır 20 dakika secdede kalır kalktıktan sonra dökülür ağzından... Bu aslında yazdırılır, vehbi bir şeydir o. Bu söylediğim şey önemli, belki de ilk defa böyle bir şey söyleniyor, yazdırıldı diyorum ben!  Devamı videomuzda...  Gelin, Beraber Yürüyelim...

    29 min
  • 4 Adımda Başarı - Nurullah Genç | Başarı Bedel İster

    Nurullah Genç ile "Başarı Bedel İster" kaldığı yerden devam ediyor. Nurullah Genç bu bölümde, "Bilgi ve Yetenek" konuları üzerinde duruyor.   Her hafta farklı konu başlıklarını ele alan Nurullah Genç bu bölümde, başarılı olmanın 4 temel kuralını açıklıyor.  Nurullah Genç başlıca şunları söyledi;  Bugün bilgi ve yetenek konuları üzerinde duracağım. Başarı için kendinizi serbest bırakın. Çok fazla sıkmayın ama kendinizi mutlaka kayıt altına da alın. Başarının 4 tane temel kavramı var ki bu 4 dört temel kavram olmadan başarı da olmuyor. Bunların dördünüde ufkunuzda bir yere yazmanız gerekiyor. Daha önce anlattığım kuralların hepsi bu 4 başlık altında geçerli aslında. Mesela 3T kuralı demiştik, o 3T kuralını dahi bu 4 başlık altında düşünmemiz gerekiyor.  İşte bunlardan birisi bilgi, birisi yetenek, birisi tecrübe, biri de istek... Bu bölümde "Bilgi ve Yetenek" üzerinde durmak istiyorum. Diyeceksiniz ki hocam neyin bilgisi bu? Başarının bilgisi... Başarı nasıl elde edilir? Başarı bedel ister diyoruz, programlar boyunca anlatıyoruz, bütün bunlar başarı bilgisi...   İki bilgiyi elde etmemiz gerekiyor. Bizi başarıya götürecek olan bilgiyi ve bizi başarmak için neler yapmamız gerektiğine dair yönlendirecek olan bilgiyi yani bilginin başarısı, başarının bilgisi. Bilginin başarısı ilgilendiğimiz alanla ilgili bilgileri sağlıklı olarak elde etmekten geçer. Mesela mühendis misiniz, Mühendislik ile ilgili bütün bilgilere en iyi şekilde vakıf olmanız bilginin başarısı olur, bilgiyle bir başarıya ulaşmak olur. Bu olmadan olmuyor yani bilgiyi elde etmeden başarı düşlemeyin, hayalinizde böyle bir başarı olmasın çünkü bilgilenmeyen kişinin başarısı olmaz çünkü başarı zaten  bir bilgiyi organize etmekle ortaya çıkar. Bu yüzden yüce kitabımız Kuran'ımız oku diye başlıyor bize ilk emriyle. Oku. Okumak, bilgilenmek içindir. Bilgiyi elde etmeyen bir okumanın insanlara faydası olmaz, o bilgiyi elde edene de. O yüzden biz bilgileneceğiz, bizi başarıya götürecek bilgiyi elde edeceğiz. Hangi alanla iç içeysek, hangi alanla ilgili hayallerimiz varsa, hedeflerimizi neye göre koyduysak o hedeflere yönelik bilgileri mutlaka elde etmemiz gerekiyor...  Bir de başarının bilgisi... Başarının bilgisini de kişisel gelişim programlarından, başarı bedel isterden ve buna benzer birtakım faaliyetlerden, programlardan elde etmemiz gerekiyor. Buradan şu sonucu çıkarabilirsiniz... Yürümenin bilgisini öğreneceksiniz yani nasıl yürüyeceğinizi öğreneceksiniz, hangi yollardan yürüyeceğinizi öğreneceksiniz. Yürümeyi beceremeyenin yolları kısa da olsa hedefe ulaşamaz, yürümeyi becerebilen kişinin yol bilmese başarıya ulaşması mümkün değildir. Bilginin başarısı yol bilmeyle alakalıdır, başarının bilgisi de yürümeyi bilmeyle alakalıdır. Hem yürümeyi becericeksiniz hem de yol bileceksiniz. Yol sizi hedeflere götürecek, yürümeyi bilmekte o yoldan geçmeyi sağlayacak. Bu ikisini iç içe düşündüğünüzde bilginin başarısını elde edersiniz, başarının bilgisini elde edersiniz...  Devamı videomuzda...  Gelin, Beraber Yürüyelim...

    22 min
  • Ne Gam Baki Ne Dem Baki - Biri Bir Gün | Serdar Tuncer

    Serdar Tuncer ile "Biri Bir Gün" kendine has tarzıyla kaldığı yerden devam ediyor. Bu bölümde Serdar Tuncer "Bu Da Geçer Ya Hu" hikayesini anlatıyor.  Her hafta birbirinden güzel ve birbirinden farklı hikayelerle izleyicilerini kıssadan hisse almaya davet eden Serdar Tuncer bu hafta "Bu Da Geçer Ya Hu" hikayesini anlattı.  Serdar Tuncer'in Biri Bir Gün'de anlattığı hikaye;  Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır. Karşısına çıkanlara kendisine yardım edecek, yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar. Köylüler kendilerinin de fakir olduklarını, evlerinin küçük olduğunu söyler. Köylüler o bölgede yaşayan iki zengin kişiden bahsederler. Bunlardan biri Haddad adında bir çiftlik sahibidir. Başka bir çiftlik sahibi olan Şakir ise hem çok zengin, hem de yardımsever birisidir. Köylüler Derviş’e Şakir’in çiftliğini tarif ederler. Derviş Şakir’in çiftliğine vardığında çok iyi karşılanır, iyi misafir edilir, yer içer, dinlenir. Şakir de ailesi de hem misafirperver hem de gönlü geniş insanlardır… Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir’e teşekkür ederken, “Böyle zengin olduğun için hep şükret.” der. Şakir ise: “Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen gerçeğin ta kendisi değildir’’ der. Ardından ‘‘ Bu da Geçer Ya Hu ’’ diye cevap verir. Derviş Şakir’in çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür. Ama bir anlam veremez.  Bir kaç yıl sonra Derviş yine aynı köyden geçer. Şakir’i hatırlar ve uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylüler ile sohbet ederken Şakir’i sorar. Köylüler, Şakir’in artık çok fakir olduğunu, şimdi Haddad’ın yanında çalıştığını söylerler. Derviş hemen Haddad’ın çiftliğine gider, Şakir’i bulur. Eski dostu yaşlanmıştır, üzerinde eski püskü giysiler vardır. Üç yıl önceki bir sel felaketinde bütün sığırları telef olmuş, evi yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için tek çare olarak selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Haddad’ın yanında çalışmak kalmıştır. Şakir ve ailesi üç yıldır Haddad’ın hizmetkarıdır. Şakir bu kez Derviş’i küçücük evinde misafir eder ve kendilerine bile zar zor yeten yemeğini onunla paylaşır… Derviş vedalaşırken Şakir’e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve Şakir’den şu cevabı alır: Unutma, ‘‘BU DA GEÇER’’. Derviş bu sözü duyduğunda yine çok şaşırır. Şakir’in bütün malı mülkü yok olmuş ve acınılacak haldedir. Bu nasıl geçebilir?  Derviş gezmeye devam eder ve yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer. Şaşkınlık içinde köylülerden olup biteni öğrenir. Haddad birkaç yıl önce ölmüş, ailesi olmadığı içinde malını en sadık hizmetkarı ve eski dostu Şakir’e bırakmıştır. Şakir Haddad’ın konağında oturmaktadır, kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine bölgenin en zengin insanıdır. Derviş eski dostunu ziyaret eder. Onu tekrar zengin ve iyi durumda gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır ‘‘ Bu da Geçer Ya Hu ’’  Birkaç yıl sonra Derviş yine o köyden geçerken Şakir’i arar ama artık hayatta olmadığını öğrenir. Ona köyün en güzel tepesini işaret ederler. Tepede Şakir’in mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: ‘‘BU DA GEÇER’’. Derviş, “ölümün nesi geçecek?” diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Şakir’in mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır ne de mezar. Büyük bir sel gelmiş, tepeyi önüne katmış, Şakir’den geriye bir iz dahi kalmamıştır…  Dahası videomuzda...  Gelin, Beraber Yürüyelim...

    17 min
  • Sünnetleri Hikmetle Yorumlamak - Dinle Neyden | Ömer Tuğrul İnançer

    Ömer Tuğrul İnançer ile "Dinle Neyden" kendine has üslubuyla kaldığı yerden devam ediyor. Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde hadisler ve hikmetlerinden bahsediyor.  Her hafta faklı konularla yanlış bildiğimiz doğruları çarpıcı üslubuyla izleyenlere anlatan Ömer Tuğrul İnançer bu bölümde hadisler ve hikmetlerini anlatıyor.  Ömer Tuğrul İnançer Dinle Neyden'in bu bölümünde başlıca şunlardan söz ediyor;  Hadisler ve hikmetleri diye bahse girişirsek elbette bir sohbet programı buna zaman itibariyle el verişli olmaz ancak şunu öğrenmemiz lazım, her ilim evvela öğrenilir bu öğrenmenin içinde bazı ufak tefek pratik uygulamalar da dahil ama sonra tatbik edilir. Mesela tıp. Tıp tahsili yapmak için bir kere lise mezunu olunacak, liseye kadar tahsil edilecek, gerekli dersler okunacak, hastayla hastaneyle bir münasebet peyda edilecek ve altı senenin sonunda hekim olunacak. O da bitmiyor, ihtisas yapmak istediği dalın imtihanına girecek şu olacak bu olacak tahsil devam edecek, gidecek. Fakat, kabule dayalı yani laboratuvara sokulmayan, neticesi alınmayan, bedenin algılama unsurları olan beş duyunun algılamasıyla yetinilemeyen ve kabule dayalı haller evvela takliden tatbik edilir sonra öğrenilir yani gülün kokusunu laboratuvara koyabilir miyiz, gülün kokusunu laboratuvardan elde ederiz o başka ama gülün kokusunu, yediverenin başka, sarının başka, kahverenginin başka, morun başka vs...   Bunları laboratuvara sokamayız, burunlarla algılarız. Yani gülün kokusunu, gül koklayan bilir. Sonra gül üzerinde tetkikat yapmak, bunu sanayileştirmek ki bugün Isparta'mızda yapıyorlar gül suyundan güllü sabuna, kreme kadar varıncaya kadar çok güzel şeyler yapıyorlar ama evvela bunların hepsi çocukluklarında gül bahçesinde gül kokladılar, evvela yaptılar sonra öğrendiler. İşte din de böyledir. Din bir kabuldür, kabul edersin veya etmezsin, bir inanç sistemi. Bu kabulde laboratuvar araştırmaları yapılması caiz midir, değil midir? Her hususta, her türlü araştırma yapmak caizdir ancak iman gaybadır diye bir söz var, biz gayb kelimesini doğru anlamıyla kavrayamıyoruz. Kayıp, bilinmeyen olarak algılıyoruz. Gayb demek bilinmeyen demek değildir, beş duyu ile algılanamayan demektir...  Kuran-ı Kerim nazil olmaya başladığı zaman Mekke toplumunda okuma yazma bilen kişi 17'den ibaret. Amma cahil toplummuş sakın ha demeyelim! Okuma yazma cehaleti gidermek için unsurlardan sadece biridir. Rahmetli Aşık Veysel, okuma yazma bilmezdi çünkü gözleri kördü. Rahmetli Kani Kara, okuma yazma bilmezdi çünkü kördü. Biri Türk Halk Edebiyatının ve Halk Müziğinin zirvelerinden öteki Kuran-ı Kerim Kıraatının, Mevlit Kıraatının, Klasik Müzik Kıraatının zirvelerinden biri. Demek ki okuma yazma ile bitmiyor iş... İşte nasıl bir hafızaya sahipler ve hafıza çalıştırıldıkça genişlik, hacim kazanır...  Peygamber Efendimiz Hazretleri, çocuklarınıza ata binmeyi öğretin buyuruyor. Bakın hadisin kelimesinde deveye binmeyi öğretin yok, ata binmeyi öğretin var çünkü deve nadiren süratli gider.  Hecin develer vardır hatta Osmanlı ordusunda bile, Arabistan'da "Hecin Süvar" denilen deve süvarileri vardır. O da hızlı koşar ama normali o değil. At hızlı gider. Ata binmeyi öğretin yani ne diyor Efendimiz aslında, atta kalmayalım. Günün en hızlı vasıtasını kullanmayı öğretin... Ok atmayı öğretin. Mızrak buyurmuyor, kılıç buyurmuyor, hançer buyurmuyor. Ok, yani en uzun menzilli silah... Demek ki bugün öyle bir imkan olsa çocuklarımıza roket atmayı öğreteceğiz, sünnetin aslı bu...  Devamı videomuzda...  Gelin, Beraber Yürüyelim...

    26 min
  • Anlam ve Özgürlük - İbrahim Kalın | Kendi Gökkubbemiz

    İbrahim Kalın ile “Kendi Gökkubbemiz” kendine has üslubuyla düşündürmeye ve yeni ufuklara kapı açmaya kaldığı yerden devam ediyor. Bu bölümde negatif ve pozitif özgürlük kavramından bahsetti. Her hafta farklı konulara değinerek yeni ufuklara kapı açtıran İbrahim Kalın bu bölümde negatif ve pozitif özgürlük anlayışını anlattı.  İbrahim Kalın başlıca şunları söyledi; Hürriyet insanın her istediğini yapabilmesi demek midir ya da bir şeye köle olarak insan nasıl hür olabilir?  Şimdi, modern felsefede, siyaset düşüncesinde özgürlük ile ilgili iki temel tanım hep tartışılagelmiştir. Birisi negatif özgürlük anlayışı, buna göre insanın bir şeyi yapabilme imkanının önündeki engellerin kaldırılmasıdır, özgürlük. Mesela benim buradan falanca yere gidebilmem yani seyahat özgürlüğüm. Aslında özü itibari ile seyahat etme imkanımın, özgürlüğümün önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Üniversitede okumak istiyorum, bununla ilgili engellerin ortadan kaldırılması, bu minimum özgürlük tanımıdır.   Batılı düşünürler bunu negatif özgürlük olarak tanımlamıştır. Bu minimum özgürlük tanımıdır yani başkasının özgürlük alanına girmedikçe yapmak istediğin şeyleri yapmakta hür olman, özgürlüktür fakat özgürlük tabi sadece bundan ibaret değil çünkü ben mesela buradan falanca yere niye gitmek istiyorum, üniversite de neden okumak istiyorum, neden mühendislik değil de tıp okumak istiyorum sorusunun cevabı da bize pozitif özgürlük kavramını verir yani kendimi nerede, ne şekilde gerçekleştirmek istiyorum bunu yaparken önümdeki engellerin kalkması ve bunu yapabilmek için ortaya bir irade koymam, fedakarlıklarda bulunmam da pozitif özgürlük kavramını bize verir. Yani bir hedefe doğru yürüyerek kendini gerçekleştirme serüveni özgürlük olarak da pozitif özgürlük olarak tanımlanabilir.  Burada özgürlük ile anlam arasında bir ilişki var. Hegel diyordu ki; gelenek insanlara anlamlı bir hayat önerir, modernite ise özgürlük teklif eder. Bu ikisini telif etmek mümkün değildir. Gelenek insanlara sana ben anlamlı bir hayat teklif ediyorum, hayatında anlam olacak anlamla birlikte mutluluk olacak, tatmin olacak, itminan olacak ama bunu gerçekleştirmek için belli özgürlüklerden fedakarlıkta bulunacaksın, şunları yapabilirsin, bunları yapamazsın diyeceğim sana…   Modernite ise insana özgürlük vaad eder ve özgürlüğü insanın tercih yapabilme imkan ve kabiliyeti olarak tanımlar. Sana istediğin alanda ve konumda tercih yapma imkanlarını sunuyorum, bu tercihleri yaparken sen özgürsün ve ben senin yaptığın tercihlerle ilgili herhangi bir yargıda, hükümde bulunmuyorum. Neyi tercih ettiğin beni ilgilendirmiyor. Dindar olmak istiyorsan olabilirsin, dinsiz olmak istiyorsan olabilirsin, kapitalist olmak istiyorsan olabilirsin, sosyal adaletçi olmak istiyorsan olabilirsin bütün bu tercihleri senin önüne koyuyorum, yaptığın tercihle ilgili ahlaki yargıda, hükümde bulunmuyorum. Modernitenin en büyük vaadi budur… Devamı videomuzda…  Gelin, Beraber Yürüyelim...

    29 min
  • Anlam Parçada Değil Bütündedir - Bertan Rona | Bakışlar

    Bertan Rona ile “Bakışlar” düşündürmeye, düşündürürken sorgulatmaya kaldığı yerden devam ediyor. Bertan Rona bu bölümde “İkra ne demek?” sorusunu cevaplıyor.  Her hafta farklı konuları ele alarak izleyicilerini farklı yolculuklara çıkaran Bertan Rona bu bölümde “İkra” kelimesine açıklık getiriyor.  Bertan Rona, Bakışlar’ın bu bölümünde başlıca şunları söyledi; İkra, Hz. Peygamber’e gelen ilk emir, ilk vahiy. İkra oku demek fakat burada ilginç bir şey var Cibril’in oku vahyine, bunu dile getirmesine karşılık Hz. Peygamber’in verdiği cevap çok ilginç, burada Resulullah ben okuma bilenlerden değilim diyor. İlginç olan şey ne? O da şu, sokakta hiç tanımadığınız biri size birden bire oku dese ne dersiniz? Elinde de herhangi bir şey yok, size bir metin gösteriyor değil, kitap gösteriyor değil yani burayı oku demiyor elinde hiçbir şey yok sadece sizin gözlerinize bakarak oku diyor.   Bu durumda siz şunu dersiniz, ne okuyayım? Fakat cevap böyle değil, Hz. Peygamber’in cevabı; ne okuyayım değil, ben okuma bilenlerden değilim şeklinde. Biz Cebrail ‘in (a.s) herhangi bir şekilde tablet, bir varak, bir deri, bir parşömen yani üzerinde yazı olan herhangi bir şey getirmediğini biliyoruz dolayısıyla buradan çıkaracağımız ilk sonuç Hz. Peygamber kesinlikle kendisinden neyi okumasının istendiğini biliyordu yani Cebrail ona oku dediği zaman, benim kanaatim neyi kastettiğini anlamıştı çünkü öyle olmasaydı ne okuyayım diye sorardı çünkü yazılı bir şey yok.  Tabi uzun bir konu bu, biz doğrudan kelimeye gelelim, ikra meselesine gelelim. Ne demek? Oku demek, böyle biliyoruz. Bu anlamları arttıran bazı alimler olmuş vs… Fakat bu okumak, nasıl bir okumak? Burada önemli bir tespit şu, okumak söylemek anlamına da gelir. Türkçe açısından bakacak olursak mesela maval okuma bana ya da masal okuma, türkü okumak… Bu açıdan baktığımızda burada ki okumanın aslında söylemek anlamına geldiğini görürüz. Anlam içeriklerinden, demek ki bir tanesi söylemek… Öte yandan bir anlamı daha var o da davet etmek. Bunu da biliyoruz. Nerden biliyoruz? Meydan okumaktan biliyoruz. Aslında meydan okumak tabiri, kalıplaşmış bir ifade bu yani meydana çağırmak, hadi gel bakalım burası er meydanı diye davet etmek…  Anadolu köylerinde bildiğim kadarıyla bazı yerlerde hala düğün için davetiye götüren kişiye okuyucu veya okutucu derler çünkü davetçi o aslında davet etmiş oluyor. Bu arada davet etmek çağırmaktır. Dikkat edin türkü çığırmak veya türkü çağırmak da diyoruz.  Devamı videomuzda…   Gelin, Beraber Yürüyelim...

    17 min

About MyMecra Podcast

From the publisher's feed

Gelin ‘Beraber Yürüyelim’

More shows like MyMecra Podcast

Kendine İyi Davran by Beyhan Budak

Kendine İyi Davran

65 Listeners

Hayati İnanç — Can Veren Pervâneler by Ahmet Çadırcı

Hayati İnanç — Can Veren Pervâneler

1 Listeners

Vaiz Fatma Bayram ile Sohbetler by Fatma Bayram

Vaiz Fatma Bayram ile Sohbetler

13 Listeners

Burda Olan Burda Kalır by Zafer Algöz Can Yılmaz

Burda Olan Burda Kalır

10 Listeners

Kuran Dinle by Kuran Dinle

Kuran Dinle

7 Listeners

Barış Özcan ile 111 Hz by Podbee Media

Barış Özcan ile 111 Hz

50 Listeners

Meksika Açmazı by Karnaval

Meksika Açmazı

73 Listeners

Haddini Aşan Yaşam Rehberi by Podbee Media

Haddini Aşan Yaşam Rehberi

18 Listeners

Terapist Koltuğu by Merve Başibüyük

Terapist Koltuğu

10 Listeners

Bir Aile Meselesi by Bir Aile Meselesi

Bir Aile Meselesi

34 Listeners

Tefsir Dersleri/ Dilâra Tekin by Dilâra Tekin

Tefsir Dersleri/ Dilâra Tekin

0 Listeners

Sinan Canan'la İnsanın Fabrika Ayarları by Bubble Works Media

Sinan Canan'la İnsanın Fabrika Ayarları

0 Listeners

Derinden Sesler by Podbee Media

Derinden Sesler

0 Listeners

Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali | Dinle ve Anla by Kuran Dinle

Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali | Dinle ve Anla

0 Listeners

Tarihte Acaib ve Garaib by Podbee Media

Tarihte Acaib ve Garaib

1 Listeners