
Sign up to save your podcasts
Or


Bu bölümde antidepresanların ve psikoterapilerin etkinliğini, bilimsel araştırmalarla klinikte karşılaşılan gerçekler arasındaki farklar üzerinden konuşuyoruz. Araştırmalara kimlerin dahil edildiğine, kimlerin dışarıda bırakıldığına ve plasebo etkisinin sonuçları nasıl değiştirdiğine bakıyoruz.
Ruh sağlığı farkındalığı artarken gündelik sıkıntılarla ruhsal hastalıklar arasındaki sınırı nerede çiziyoruz? Neden bazı insanlar gereksiz yere tanı alırken bazıları ihtiyaç duyduğu tedaviye ulaşamıyor? Dijital terapi uygulamaları bu sorunlara ne ölçüde yanıt verebiliyor?
Tedaviler hakkında bildiklerimizi, bu bilgilerin sınırlarını ve hastaların yaşamındaki karşılığını tartışıyoruz.
Bölümü Youtube'da izlemek isterseniz @cengizarca
hesabında bulabilirsiniz.
“Eskiden çocuklar böyle değildi. Bugünün çocukları biraz şımarık.”
Peki değişen yalnızca çocuklar mı, yoksa bizim onlardan beklediklerimiz de değişti mi?
Bugün çocukların yetişkinlerden farklı ihtiyaçları olduğunu kabul ediyoruz. Ancak çocukluğun nasıl yaşandığı, ailedeki yeri ve çocuklardan beklenen sorumluluklar tarih boyunca aynı kalmadı.
Bu bölümde çocukluğun tarihine bakıyor; Locke’un eğitime verdiği önemden Rousseau’nun çocuğun gelişimini gözeten yaklaşımına, okulun zamanımızı ve davranışlarımızı nasıl düzenlediğine uzanıyoruz.
Bir çocuğun davranışını değerlendirirken yalnızca ne yaptığına mı bakıyoruz, yoksa ondan ne beklediğimizi de sorguluyor muyuz?
Bölümü videolu izlemek için cengizarca YouTube kanalını ziyaret edebilirsiniz.
“En iyisini yapamayacaksam hiç başlamayayım.”
Daha iyisini yapma isteği, nasıl oluyor da ertelemeye, hareketsizliğe ve sürekli bir yetersizlik hissine dönüşüyor? Kendimize koyduğumuz yüksek standartlar bizi ne zaman destekliyor, ne zaman önümüzde bir engele dönüşüyor?
Bu videoda mükemmeliyetçiliği psikolojik ve sosyolojik boyutlarıyla ele alıyoruz. Kendimizden ve başkalarından beklentilerimizi, hata yapma kaygısını, terapi sürecini ve sürekli daha fazlasını talep eden performans kültürünü konuşuyoruz.
Bir şeyi çok iyi yapmaya çalışırken başlamaktan, denemekten ve yaptığımız işten keyif almaktan vazgeçiyor olabilir miyiz? Ve kendimizden beklediklerimiz gerçekten ne kadar bize ait?
Sizin hayatınızda mükemmeliyetçilik nasıl işliyor? Denemeye mi teşvik ediyor, başlamanızı mı engelliyor? Yorumlarda paylaşabilirsiniz.
Yetişkin olduk ama neden hâlâ yetişkin olmuş gibi hissetmiyoruz?
Bir işimiz var, para kazanıyoruz, kendi kararlarımızı veriyoruz. Ama yetişkinliği tanımlayan eski işaretler artık eskisi kadar net değil.
Eğitim süresinin uzaması, ekonomik bağımsızlığın zorlaşması, değişen aile ve ilişki biçimleri, sosyal medya ve hayatın hemen her alanında çoğalan ihtimaller… Yetişkinliğin eski eşikleri birer birer yer değiştiriyor.
Bu bölümde “Neden yetişkin olamıyoruz?” sorusundan yola çıkarak beliren yetişkinlik kavramını ve yetişkin olmanın bugün ne anlama geldiğini konuşuyoruz.
Peki siz kendinizi ne zaman gerçekten yetişkin hissettiniz?
Yalom’un başyapıtı Nietzsche Ağladığında üzerine gerçekleştirdiğimiz bu sohbette, felsefe ve psikanalizin doğuşunun yanı sıra işin magazinel perde arkasına da odaklanıyoruz. Dönemin dahi beyinleri arasında yaşanan fırtınalı aşk üçgenleri ve Viyana salonlarında yankılanan entelektüel dedikodular, tarihi figürlerin bilinmeyen tutkulu yönlerini gün yüzüne çıkarıyor. Lou Andreas-Salomé’nin yarattığı kalp kırıklıklarından Breuer ve Nietzsche’nin gizli zaaflarına uzanan bu çarpıcı ilişkiler ağını tüm detaylarıyla masaya yatırdık. Felsefenin, aşkın ve dehanın kesiştiği bu büyüleyici entrika dünyasına adım atmak için bu podcasti dinleyebilir ve paylaşabilirsiniz.
Konuk: Alper Hasanoğlu
Bu bölümde konuğum Dr. İbrahim Aylak ile şizofreni hakkında konuşmaya devam ediyoruz. Özellikle hezeyanları mercek altına alıyoruz.
Bu bölümde konuğum Dr. İbrahim Aylak ile şizofreni fenomenolojisi hakkında konuşuyoruz.
Bir şeyi çok isteriz, uğruna çabalarız, elde ederiz ve çok geçmeden o büyü bozuluverir; adeta şeyin eski tadı kalmaz. website grindgrid Peki ama neden? Hayallerimize ulaştıktan hemen sonra yakamıza yapışan o tanıdık hissizliği, yani ‘hedonik adaptasyonu’ konuşuyorum. İnsan zihninin mutluluğa bu kadar çabuk alışıp sürekli yeni bir şeyler arzulamaya itilmesinin ardındaki psikolojik ve evrimsel mekanizmaları incelerken, haz eşiğimizin nasıl durmadan yer değiştirdiğine yakından bakacağız. İişin aslı o kadar da kötü bir şey olmayabilir adapte olmak. Modern dönemde ise bir lanet gibi ele alınmakta.
Bu bölümde ADHD’nin kültürlerarası farklılıklarına, dijitalleşmenin psikiyatriye ve insana etkisine ve Ertuğ’un çalıştığı testosteron ve intihar ilişkisi üzerine konuşuyoruz. Son derece eğlenceli bir bölüm. Keyifli dinlemeler.
Bu bölümde sevgili eşkıdemim Psikiyatrist Dr. Ertuğ Baki ile serbest çağrışım şeklinde aklımıza gelenleri konuşuyoruz. Hedef koymaksızın bir hayat yaşamanın mümkün olup olmadığını tartışıyoruz.
From the publisher's feed

65 Listeners

80 Listeners

109 Listeners

23 Listeners

66 Listeners

50 Listeners

9 Listeners

18 Listeners

10 Listeners

10 Listeners

7 Listeners

6 Listeners

2 Listeners

2 Listeners

0 Listeners